Berkan Durmaz, Türkiye basketbolunun geleceğine damga vurması beklenen isimlerden biri.

Eğer onu saha içinde tanımak isterseniz karşınıza hem genişlik hem de kas kütlesi bakımından iyi olan bir fizikte çok yönlü forvet özellikleri karşımıza çıkıyor. Topla birlikte rahat edebiliyor, açık alan hücumlarında hızı ve mükemmel oyun görüşü sayesinde sayı üretebiliyor, patlayıcı bir ilk adıma sahip, top hâkimiyeti ve asist repertuvarı pek iyi değil fakat şutlarda büyük bir gelişim kaydetti. İşin savunma kısmında ise daima mücadeleci. Ayrıca izolasyon durumlarında etkili. Tabii tıraşlaması ve oyununa eklemesi gereken daha birçok şey var fakat Berkan, hâli hazırda yapabildiği şeylerle gelecek adına heyecan veriyor.

Basketbol
Vizyon
7 SAAT ÖNCE

Eğer saha dışına çıkarsanız mükemmel bir genç portresiyle karşılaşıyorsunuz. İyi bir aile eğitimi alıp kültürünü inşa eden Berkan, basketbolda adım adım yükselirken bir yandan eğitimine de devam ediyor. Müzik konusunda bir şeyi favori olarak göstermiyor, Christopher Nolan sinemasını seviyor. Rick and Morty ise basketbol dışında en sevdiği şeylerden biri. Basketboldaki hedefi elbette kariyerini zirveye taşımak. Fakat bunu yaparken tek bir yolu izlediğini belirtiyor: Mustafa Kemal Atatürk’ün ilke ve inkılapları.

Nasılsınız? Kendinizi nasıl hissediyorsunuz?

Teşekkür ederim, gayet iyiyim. Tüm koronavirüs dönemi boyunca diri kalmaya odaklandım. Yani demek istediğim, fiziksel anlamda formdan düşmemeye çalıştım. Bunu başarabildiğimi düşünüyorum. Açıkçası hayatımda çok değişen bir şey olmadı. Zaten dışarıya çıkmayı seven biri değilim. Evde kalmayı tercih ederim. Tek eksiğim maç adrenalini, maç temposu oldu. Tabii bu arada, vefat eden her insana Allah’tan rahmet ve her hastaya acil şifa diliyorum. Mental açıdan zorlu bir süreç.

Fiziksel anlamda formda kalmak için neler yaptınız?

Bireysel kondisyonerim Erçin Ağabey bu konuda çok yardımcı oldu. Zaten normal sezon akışında yoğun bir tempomuz vardı fakat bu dönemde Zoom üzerinden bağlantılar yapıp yoğunluğu biraz daha artmış olan antrenmanlar yaptık. Beslenme düzenimde değişiklikler yaptık. Yağ oranımın mikro miktarını olabildiğince azalttım. Protein ve sağlıklı karbonhidratla kilo aldım. Sonrasında tamamen ağırlık çalışmaya odaklanıp aldığım kiloyu kasa çevirmeye uğraştım. Tabii bir yandan online sistemler üzerinden okuldaki eğitimime devam ettim. Yani film, dizi izlemeye çok zamanım kalmadı fakat bu sorun değil. Çünkü tek isteğim olabildiğince gelişmek.

https://imgresizer.eurosport.com/unsafe/0x0/filters:format(jpeg):focal(687x917:689x915)/origin-imgresizer.eurosport.com/2020/06/29/2840939.jpg

Eğitim demişken, hangi okulda eğitim alıyorsunuz?

Geçen yaz aylarına kadar Bahçeşehir Üniversitesi’nde eğitim alıyordum. Fakat okul ile aramda birkaç anlaşmazlık oldu. Oradan ayrılıp Nişantaşı Üniversitesi’ne geçtim. Uluslararası Ticaret ve Lojistik bölümünde okuyorum. İlk dönemde sınavlarda zorlanmıştım çünkü biliyorsun, yoğun bir sezon temposu içerisindeyiz. Bu nedenle her şey karmaşık geçiyordu. Fakat ikinci dönemde işleri iyi bir şekilde hallettiğimi düşünüyorum.

Basketbola başlama hikâyenizi anlatır mısınız?

Basketbolla yedi yaşımdayken tanıştım. O zamana kadar sporla aram pek yoktu. O dönemler ikamet ettiğimiz ev, biraz tekin olmayan bir bölgedeydi. Annem ve babam, akşamları parkta veya sokakta futbol, basketbol oynamamı istemiyorlardı. Bu nedenle beni spor okuluna yazdırdılar. Fiziksel özelliklerimin iyi olmasından ötürü tercihi basketboldan yana kullandılar. Sekiz yıl boyunca yaz okulu, kış okulu derken basketbolun içinde kaldım. 15 yaşımda ise TOFAŞ’a geldim. TOFAŞ’taki değerli antrenörler sayesinde işi profesyonelleştirdim. Onlar bana inandılar, ben onlara inandım ve ortaya iyi bir kariyer başlangıcı koydum. Emin olun, çalışmaya daima devam edeceğim.

Ailenizde fiziksel özelliği sizin gibi olan birileri var mıydı?

Şu anki kuşağımızda yok. Fakat iki-üç kuşak önce hem anne hem de baba tarafımdaki amcalar, dedeler iki metrenin üzerindelermiş. Muhtemelen onların bir etkisi vardır ama bu kadar eskiye giden bir gen aktarımı çok ilginç.

Basketbolda işler ciddileştiği zaman ailenizin davranışları nasıl şekilleniyordu? Çünkü biliyorsunuz özellikle anneler bu konularda biraz daha evhamlılar.

Annem elbette biraz telaşlıydı fakat hayatımın basketbol sayesinde güzelleşeceğini bildiği için daima arkamda durdu. Keza babam da öyle. Ancak dedem basketbolcu olmam konusunda en karşıt görüşte olan isimdi. Kendisi emekli bir öğretmen. Ne zaman görüşsek, “Evladım bırak sporu falan, eğitimini bitir, diplomanı al ve hayatını kur” derdi. Dedem veya çevremizdeki diğer insanlar bu tarz şeyler söylediğinde devreye annem girer, ortamı yumuşatır ve benim hedeflerimi anlatır. Çünkü eğitim hayatımda onları bir kez bile üzmedim. Yani not ortalamalarım gayet yüksekti. Eğer istesem iyi bir akademik kariyer yaratabilirdim ama basketbol… Gönlümü basketbola kaptırdım. (Gülerek.)

12 Kasım 2012’de Instagram’da ilk postunuzu paylaşmışsınız. Orada bir NBA logosu ve altında, “Bu benim rüyam” yazıyor. NBA’e dair kariyer planlarınız neler?

Ah, evet, o post… NBA’de oynamayı elbette isterim ama herkesin bir zamanı var. Bazılarımız erken yaşlarda oraya gidiyorlar bazılarımız geç yaşta NBA’e adım atıyorlar bazılarımız ise hiç gitmiyorlar. Bu üç yoldan hangisini seçeceğiniz tamamen sizin hedeflerinize ve çalışmalarınıza bağlı, tabii bir de şansınıza. Her antrenmanda, “Berkan bu antrenmanı bugün yapıyorsun ama unutma aslında yarın için de çalışıyorsun” diyorum kendi kendime. Yani neler olup biteceğini göreceğiz.

https://imgresizer.eurosport.com/unsafe/0x0/filters:format(jpeg):focal(1635x117:1637x115)/origin-imgresizer.eurosport.com/2020/06/29/2840937.png

NBA’deki oyun giderek değişiyor. Son yıllarda pace&space, small ball, floater, catch&shoot, sharp shooter gibi kavramlar öne çıkıyorlar. Sizce “modern dönem oyunu”nda daha ne değişecek?

Bu iş bir oyuncuya, bir takıma veya bir maça bakıyor. Misal, Steph Curry adında bir adam lige geldi, tabiri caizse leblebi gibi üçlük atmaya başladı, Golden State Warriors’ta beş kısalı beşleri yaygınlaştırdı ve hem Curry hem GSW başarılı olunca ligde geri kalan 29 takım buna uygun hareket etmeye başladılar. Belki bu sefer Zion Williamson veya başka bir adam oyunu değiştirecek. Belki geçmişteki bir sistem, mesela run&gun, günümüzün vazgeçilmezi olacak. Kim bilir?

NBA’de izlemekten en keyif aldığınız takımlar hangileri?

Tahmin edeceğin gibi geceleri kalkıp maç izleme gibi bir şansım yok maalesef. Biraz reklam gibi olacak ama kahvaltı ederken YouTube’dan MLG Highlights’ı açıp oradaki dokuz-on dakikalık özetleri izliyorum. Genelde Ersan İlyasova, Furkan Korkmaz ve Cedi Osman’ın maçlarını izliyorum. Tabii görmezden gelemeyeceğimiz bir Los Angeles Lakers gerçeği var. Onları da takip etmeye çalışıyorum.

Eğer bu soruna son yıllara bakıp da cevap verecek olursam sanırım Oklahoma City Thunder diyeceğim. Eskiden onların büyük bir taraftarıydım. James Harden, Russell Westbrook ve Kevin Durant’li o OKC takımı acayipti. Fakat önce Harden gitti, sonra KD ayrıldı ve Westbrook’un da gitmesiyle moralim bozuldu açıkçası.

Ersan İlyasova demişken, biliyorsunuz Ersan, NBA’de faul aldırma konusunda bir usta olarak görülüyor. Bu sezon siz de birçok kez faul aldırdınız. Bu işin bir sırrı var mı?

(Gülerek.) Kesinlikle yok! Şaka bir yana, Milli Takım ile kamplardayken sürekli olarak Ersan Ağabey’i izliyordum. Faul alacağı sırada ayaklarını nasıl konumlandırdığını gözlemliyordum. Onu iyi analiz ettiğimi düşünüyorum. Senin de dediğin gibi, bu sezon faul alma konusunda iyi işler yapıyorum. Bence en önemli olan şey temel bir ezberinizin olması. Sonrasında maç akışına göre işleri hallediyorsunuz.

Basketbolda çok sevdiğim bir tanım var, “versatile forward” yani çok yönlü forvetler. Bu forvetler topu yere vururlar, şut atabilirler, savunmada pozisyonel kalabilirler… Siz de bu tarzdasınız aslında.

Saha içinde yapabildiğim şeylere baktığımızda evet, bence de. Fakat sadece teknik olarak bir şeyler yapmak istemiyorum. Demek istediğim, eğer takımımın kritik bir anda basit bir ribaund aldığınızda bile takımı ateşleyebilirsiniz veya bench’ten alkış yapmanız bile değerli olabilir. İşin teknik kısmına gelecek olursak bu konuda sevdiğim ve sevmediğim bazı şeyler var. Mesela iyi bir top yönlendiriciyim, topla rahat hareket edebiliyorum, boş aksiyonda kat etmem gereken yeri biliyorum, atletizmim hem patlayıcı hem akıcı ve savunmada güçlüyüm. Fakat üç sayılık şutlara dair sıkıntı yaşıyorum. Son yıllarda biraz daha iyi şut atıyorum ama istediğim seviyede değilim. Öyle bir şutör olmalıyım ki, sahada benim dışımda olan herkes, “Eyvah girdi bu şut” demeli. Bu keskinliğe ulaşmak istiyorum. Tabii açık alan hücumlarında atlet olduğum kadar nokta şutör rolünü üstlenmek de istiyorum.

2013’te Instagram hesabınızda Avrupa Gençlik Oyunları’ndaki açılış seremonisine dair bir fotoğraf paylaşmışsınız. Şu anda geriye dönüp baktığınızda o yıllara dair neler hatırlıyorsunuz?

Oraya her ülkeden belirli sayıda sporcu davet edilmişti. Türkiye’den gidecek isimler arasında olduğum için kendimi şanslı hissediyordum. Çünkü genç yaşta olan bir sporcunun diğer ülke kültürlerini görmesi çok değerli bir şey. Bunu yaşadığım için mutluydum. Geriye dönüp baktığımda disiplin, aile desteği, şans ve asla tükenmeyen bir umut görüyorum.

https://imgresizer.eurosport.com/unsafe/0x0/filters:format(jpeg):focal(1207x169:1209x167)/origin-imgresizer.eurosport.com/2020/06/29/2840938.png

Şubat ayında baş antrenörünüz Orhun Ene ile yaptığım bir röportajda, “Berkan Durmaz’ın gelişiminden çok memnunum. Ona dair olan beklentilerimizi aştı.” demişti. Orhun Ene ile çalışmak nasıl bir his?

Orhun Ağabey, hem ben ve benim gibi gençler hem de Bursa şehri için büyük bir şans. Aslında sadece gençler için değil her yaştan isimler için büyük bir şans. 29-30 yaşında takıma gelen bir oyuncu, Orhun Ağabey’in kazandırdığı şeyler sayesinde seviye atlayabiliyor. İşin teknik kısmını çok iyi biliyor ama saha dışındaki şeylerde de mükemmel. Sosyal medyadan bizi takip edenler bilir, her antrenmanımız eğlenceli geçiyor. Böylece mental olarak rahatlıyoruz ve hazırlıklarımızda hızlanabiliyoruz. Onunla uzun yıllardır çalışıyorum ve bana daima şans verdi. Onun güvenini boşa çıkartmadığımı ve gelecek yıllarda da çıkartmayacağıma inanıyorum.

12 Dev Adam’ın Çin’deki Dünya Kupası kadrosundan elenen son isim sizdiniz. O dönemi anlatır mısınız?

Milli Takım kariyerim gerçekten de mükemmel başladı. 21 yaşımdayken kadroya girdim ve eleme maçlarında sahada yer aldım. Gençler kategorilerinde maçlara çıkıyordum ama A takımda oynamak inanılmaz hissettiriyor. 2019 Dünya Kupası’na katılma hakkını elde ettikten sonra kadromuz şekillenmeye başladı. Maalesef elenen son isim bendim. Bu karar sonrasında çok kısa bir tatile çıktım, hemen ardından kulübümün tesisine gidip çalıştım. O kadroda yer alamadığım için elbette üzgündüm fakat sonrasındaki yoğun antrenman programım her şeyi unutturdu.

Bora Satır’ın piyano çaldığı videosuna istinaden siz de bir video yayınlamıştınız. Tabii orada piyano otomatik çalma modundaydı. Buradan yola çıkarak hobilerinizi paylaşır mısınız?

(Gülerek.) Ah, evet o güzel bir şakaydı.

Açıkçası boş zaman bulduğum zaman gözlerimi dinlendirmeye çalışıyorum çünkü gün içinde birçok aksiyon yaşıyorum. Tabii sosyal hayattan kopmamak için bazen arkadaşlarımla buluşuyorum. Televizyon izlemek istediğim zamanlar ise belgesel tercih ediyorum Ve her sporcu gibi oyun oynamayı seviyorum.

En sevdiğiniz yemek ne?

Yemek ayırt etmiyorum, bu nedenle biraz düşünmem gerekiyor. Sanırım pilav diyeceğim. Güzel bir pilav, tane tane.

En sevdiğiniz şarkı veya müzik türü ne?

İşte buna cevap vermem imkânsız. Müzik konusunda değişik zevkleri olan biriyim. Her gün farklı tarzlar denemeyi seviyorum. Yani… Yani cevap veremeyeceğim.

En sevdiğiniz dizi ne?

Burada net bir cevabım var, ilk üç sezonunu beş kez izlediğim, dördüncü sezonunda ikinci tekrara başladığım Rick and Morty diyeceğim

En sevdiğiniz film ne?

Christopher Nolan sinemasını seviyorum. Genelde bilim kurgu tarzı filmlerde kötü kurgulanan zaman-yer-mekân kavramlarını mükemmel işliyor Nolan. Onun aklını okumak imkânsız. Muazzam bir sineması var. Bu nedenle Başlangıç ve Yıldızlararası favori filmlerim.

Nolan demişken, yeni filmi Tenet vizyona girecek. Buradan yola çıkarak şunu sormak istiyorum, yeni dönemde sinema gibi sosyal yoğunluğun bulunduğu yerlere giderken nelere dikkat edeceksiniz?

Normal şartlarda da sinemaya çok fazla gidemediğim için bu konuda bir değişim yaşamayacağım. Fakat tabii ki markete, pazara gitmem gerekiyor. Sonuçta evin ihtiyaçları var. Bu tarz yerlere gittiğim zaman minimum temas, maksimum hız, kulak kabartıp aksiyon alma ve maske takma gibi şeyler yapıyorum. Yani kimse, “Ya bir şey olmaz” diyemez bu şey karşısında. Çünkü size bir şey olmasa bile çevrenizdekine olabilir.

Konuya dair bir anı paylaşmak istiyorum. Geçen haftalarda markete uğradığımda bir amca, “Ben seni tanıyorum bir yerden, maskeni indir de göreyim” demişti mesela.

Basketbolcu olmasaydınız hangi mesleği icra etmek isterdiniz?

15-16 yaşıma kadar endüstri mühendisi olmak istiyordum çünkü teyzem, bu meslekteydi. Onun çalışma ortamından ve işe beslediği tutkudan etkilenmiştim. Lisede matematik-fen bölümündeydim hatta. Fakat dediğim gibi, gönlümü basketbola kaptırdım.

İdolleriniz kimler?

Hem TOFAŞ’ta oynadığı hem de ülke basketboluna kattığı şeylerden ötürü Mehmet Okur. Onu her anlamda idol alıyorum. Tabii daha büyük bir idolüm var. İlkeleri, inkılapları, hayatı kısacası her şeyiyle Mustafa Kemal Atatürk’ü idol alıyorum. Biliyorum onun gibi olmak zor fakat en azından kendi ideallerimi onun yolunu izleyerek kurguluyor ve adımlarımı ona göre atıyorum. Belki kendi yaşamımda onun seviyelerine ulaşabilirim.

https://imgresizer.eurosport.com/unsafe/0x0/filters:format(jpeg)/origin-imgresizer.eurosport.com/2013/11/10/1129654.jpg

Bu yıl NBA Draftı’nda havuz biraz karışık. Deni Avdija, Theo Maledon, Aleksej Pokusevski gibi lottery’den seçileceği düşünülen isimler Avrupa’dan geliyorlar. LaMelo Ball ve RJ Hampton sezonu Avustralya’da geçirdiler. James Wiseman, NCAA’den ceza aldı ve gelişimine bireysel olarak devam etti. Ayrıca gelecek seneki draft havuzunda ilk sıralardan seçilmesi beklenen bazı isimler G-League’e gidiyorlar. Sizce genç oyuncuların, “erken profesyonelleşme” konusundaki atılımları neye bağlı?

Aslında bu durum kişiden kişiye değişiyor fakat bahsettiğin isimler gerçekten ilginç ve değerliler. Bence bu tarz “top” yani üst düzey genç oyuncuların NCAA yerine erken profesyonelleşme yoluna gitmeleri işin hem maddi hem de manevi yanına işaret ediyor. Wiseman’ın aldığı ceza oyuncuları manevi olarak etkilemiş olabilir. Euroleague ve diğer alanlardaki bütçeler ise işin maddi kısmı. Fakat dediğim gibi, herkesin kariyer yolu kendi tercihlerine, şanslarına ve disiplinlerine bağlı.

Son olarak NBA ve Avrupa’dan gelmiş geçmiş en iyi beş yapmanızı isteyeceğim.

Bu sorular karşısında geriliyorum açıkçası. Bir defasında Michael Jordan’ı unutmuştum. Bu nedenle öncelikle NBA’i sayacağım. Magic Johnson, Michael Jordan, Kobe Bryant, LeBron James ve Shaq O’Neal. Avrupa için biraz zamana ihtiyacım olacak.

Bir süre sonra, isterseniz 2010 sonrası ilk beşi kurabilirsiniz.

Bu daha iyi olabilir çünkü aklıma birçok isim geliyor ve seçim yapmakta zorlanıyorum. O zaman Vassilis Spanoulis, Bogdan Bogdanovic, Luka Doncic, Georgios Printezis ve Ekpe Udoh diyeceğim.

Basketbol
Geleceğin yıldızları #38: Nikola Manojlovic
18 SAAT ÖNCE
Basketbol
Geleceğin yıldızları #37: ND Okafor
DÜN - 08:13