Yazının orijinal hâli için externaltıklayınızhttps://www.nytimes.com/2010/09/10/sports/basketball/10whiteshadow.htmlNone.

“Beyaz Gölge” adlı televizyon dizisinin en parlak dönemi 30 sene öncesine aitti ancak başrole hayat veren Ken Howard’ı hâlâ sokakta tanıyanlar çıkıyor. Ergenlik dönemlerini 1970’lerin sonu ve 1980’li yılların başlarında yaşayan Amerikan gençleri, onunla göz teması kuruyorlar, gülümsüyorlar ve onu aynı şekilde selamlıyorlar: “Hey, koç.”

Basketbol
Karmaşıklıktaki zarafet
2 SAAT ÖNCE

Hiç kuşku yok ki Ken Reeves karakterini canlandıran Howard, basketbol çılgını bir şehirde 40’lı yaşlarındaki birçok adamdan aynı tepkiyi alır. Beyaz Gölge dizisi beyaz, eski bir NBA oyuncusunun, kariyeri bir diz sakatlığı yüzünden kısa ömürlü olduktan sonra büyük çoğunluğunu siyahi gençlerin oluşturduğu bir lisede koçluk görevini üstlenmesini anlatıyor. Dizi, Amerikan televizyonunda Afro-Amerikalıların bir dizi vasıtasıyla ekrana taşınması ve onların sosyal problemlerine dikkat çekmek amacıyla güçlü bir mirasa sahipti. Ancak görünüşe bakılırsa Pazar günü Dünya Şampiyonası’nda Birleşik Devletler’le final maçına çıkacak olan Türkiye’de de zamanında yankı bulmuş.

Türkiye’nin bu alanda bir güç hâline gelmesi ve basketbolunun yükselişinin izleri, bazı hususlarda 1980 ve 1982 yılları arasında siyah-beyaz televizyonlarda yayınlanan Beyaz Gölge dizisiyle sürülebilir.

1976'da kurulduğu günden bu yana 13 kez Türkiye Ligi şampiyonluğu kazanan Efes Pilsen'in yönetim kademesinde çalışan eski milli takım oyuncusu Alper Yılmaz, “Türkiye'de basketbolun farkına varılmasını sağladı.” diyerek anlatıyor.

“Hâlihazırda Türkiye’de basketbol oynanıyordu ancak diziden sonra herkes oynamaya başladı.” diye de ekliyor.

Beyaz Gölge, Türkiye’de yayınlanmaya başladığında TRT adında yalnızca bir adet televizyon kanalı vardı. Tek kanal sebebiyle rekabetin olmadığı bir ortamda ve dublajlı hâliyle dizi büyük bir takipçi kitlesi kazandı.

Türkiye’nin en büyük basketbol koçlarından biri olarak kabul gören Aydın Örs, bu etkinin gençler özelinde hissedildiğini ve milli takıma kadar taşınabileceğini söylüyor.

Örs, “İnsanlar o zamana kadar salon sporlarına dair pek bir şey bilmiyorlardı. Beyaz Gölge ise her hafta basketbolu insanların hayatına sokmayı başardı.” diyor.

1969-1981 yılları arasında milli formayı giyen Cihangir Sonat, hakemlerin lig maçlarından önce oyunculara çalınan düdükler hakkında tartışmaya girmemelerini ve bu sayede diziyi izlemek için vaktinde eve gidebileceklerini söylediklerini hatırlatıyor.

Dizinin yayınlandığı dönemde Türkiye adına 82 kez sahaya çıkan Aytek Gürkan da dizinin tribünlere gelen seyirci sayısını ve milli takıma olan ilgiyi arttırdığını söylüyor.

Gürkan gülerek “Herkes, Koç Reeves’in bizim milli takım antrenörümüz olduğunu düşünüyordu.” diyor.

Olağanüstü derecede popüler olan bir başka dizi “Dallas” dışında o dönem Türkiye’de çok az sayıda Amerikan televizyonu seçeneği vardı. Beyaz Gölge, 1980’de cuma akşamları yayınlanmaya başladı, sonrasında cumartesi günlerine taşındı. Daha sonraki dönemde, 1993 ve 2001’de tekrar televizyonlardan yayınlandı.

Şüphesiz ki Türkiye basketbolunda gelecek nesiller için son derece önemli başka anlar da var: 1981 Balkan Şampiyonası’ndaki şampiyonluk, 1996 yılında Efes’in kazandığı Koraç Kupası, Hidayet Türkoğlu’nun NBA’de yıldız oyuncu statüsüne erişmesi. Ancak çok azı, Beyaz Gölge’nin bıraktığı etkiyi bırakabildi.

Ülkenin dört bir yanındaki gençler, dizinin karakterlerini idol hâline getirip, onları taklit etmeye başladılar. Bahçeşehir Üniversitesi’nde yarı zamanlı spor iletişimi dersleri veren Yiğiter Uluğ, 18 yaşındayken diziyle aynı saatlere denk gelen antrenmanın saatini değiştirmesi için antrenörüne yalvardığını hatırlatıyor.

Uluğ, “Takımımızda, dizideki karakterlerin isimlerini verdiğimiz arkadaşlarımız vardı.” diyor ve ekliyor: “Türk birine ‘Salami’ diyerek seslenmek garip bir şeydi.”

Futbol, ​​Türkiye'nin en popüler sporu olmaya devam etse de Beyaz Gölge basketbolun ikinci sıraya yükselmesine yardımcı oldu. Türkiye, cumartesi günü yarı finalde Sırbistan’ın karşısına çıktığında bu tutku gözler önüne serilecek. Top Sırplara her geçtiğinde, her hücumda taraftarlar ıslıklamaya başlayacak. Maç boyunca ayakta duracaklar ve o tezahüratı yapacaklar: “Burası İstanbul. Buradan çıkış yok.”

https://imgresizer.eurosport.com/unsafe/0x0/filters:format(jpeg):focal(1086x421:1088x419)/origin-imgresizer.eurosport.com/2015/04/09/1453001.jpg

Orta Doğu Teknik Üniversitesi eski oyuncusu Aytaç Erenler, e-mail vasıtasıyla “Beyaz Gölge etkisi bir gerçeklik.” diyor. “Kitleleri bir anda etkisi altına aldı, hatta bir çok anne-babanın, çocuklarının saatlerce sokaktaki elektrik direğine bağlı bir çembere top atmalarına daha olumlu bakmalarının önünü açtı.”

Howard’a göre Türkiye’nin bu diziye duyduğu sevgi şaşırtıcı değil. Yıllar önce ve bu Dünya Şampiyonası’nda Türkiye’ye davet edilmiş, ancak her iki seferde de ülkeye gelememiş.

Howard, New York, Manhasset'deki bir lise koçuna hayat verdiği Koç Reeves rolüyle tanınmanın gurur verici olduğunu söylüyor. “Bu, bana kendimi iyi hissettiriyor. Bununla hatırlanmak oldukça olumlu ve güzel.”

Dizide James Hayward rolünü oynayan ve kariyerinin ilerleyen döneminde önde gelen bir yönetmen olan Thomas Carter, daha öncesinde dizinin Türkiye’yle bu kadar alakalı olduğuna dair çok az fikre sahipti. Oyuncuların büyük ölçüde renkli karakterler oldukları için insanların onları bağırlarına bastıklarını ve bunun, bilinçli veya bilinçsizce, özel bir kabul oluşturabileceğini düşünüyor.

“Televizyonun kültürü gerçekten etkileyip etkilemediğini bazen merak ediyorsunuz.” Diyor ve ekliyor: “Bunu genellikle kendi ülkeniz özelinde düşünürsünüz ama bu özel bir durum. Türkiye gibi bir yerde basketbolun büyümesinin ve yaygınlaşmasının bir parçası olduğum için gerçekten çok mutluyum.”

Dizinin Birleşik Devletler’deki popülaritesi geriye dönüp bakıldığında çok fazla takdir topluyor; bilhassa dizinin önde gelen yapımcı ve yönetmenler için bir çıkış noktası olduğu düşünüldüğünde. Salami'yi oynayan Tim Van Patten, “The Sopranos” un 20 bölümünde yönetmen koltuğuna oturdu. Dizinin yaratıcısı Bruce Paltrow “St. Elsewhere” adında başka bir diziyi yapımcılığını ve yönetmenliğini üstlendi. Yapımcı Mark Tinker ise “NYPD Blue” adında bir yapımın baş yapımcısı oldu.

Syracuse Üniversitesi’nde medya ve pop kültürü dersleri veren Robert Thompson, dizi hakkında “Mirası, mütevazı sınırlarını aştı.” yorumunu yapıyor.

Bir Amerikan dizisinin, başka bir ülkenin kültürü üzerinde etkisinin olması olağandışı bir durum değil. Ancak Türkiye’nin basketbol altyapısının büyüyüp Dünya Şampiyonluğu için rekabet edebilecek konuma geldiğini düşününce Beyaz Gölge’nin etkisi olağandışı bir yere konumlanıyor.

Robert Thompson, “Amerikan televizyonun dışa satımı, küresel nüfusun arzularını, algılarını ve hedeflerini takdir etmenin imkânsız olduğu yollardan şekillendiren bir imparatorluk -coğrafyanın aksine bilinç imparatorlukları- kurma biçimiydi.” ifadelerine yer veriyor. “Beyaz Gölge söz konusu olduğunda etkisinin zararsız, hatta pozitif yönde olduğunu bile söyleyebiliriz.”

“Ancak ‘Dallas’ veya ‘Baywatch’ gibilerden pek de emin değilim.”

Basketbol
Euroleague Maçlarına Koronavirüs Engeli
10 SAAT ÖNCE
Basketbol
Euroleague: Haftanın bilançosu #3
19/10/2020 - 14:08