Herhangi bir normal sezon maçı, herhangi bir periyot ve herhangi bir dakika. Topu getiren isim Monte Morris, sağ forvetten topu alçak posta indiriyor ve Nikola Jokic sırtı dönük oyununu rakip savunmacıyı potaya kadar sürükleyerek değil, geriye çekilerek başarıyla tamamlıyor. Bir sonraki hücum. Jokic, topu getiren kısaya perdeye gidiyor ve dışarıya açıldıktan sonra delici özelliğiyle potaya gidebilen herhangi bir kısa için koridor hiç olmadığı kadar açık. Nitekim 2,11’lük Jokic dışarıdan şut dahi atabilir. Birkaç hücum sonra yüksek postta savunmacısını ve ona yardıma gelen savunmacıyı olabildiğince dışarı çeken Jokic, sağ dipten koşmaya başlayan Monte Morris’i topla buluşturuyor ve arka kapı oyununu başarıyla tamamlıyorlar. Tekrara girmeye ve lafı uzatmaya mahal yok. Jokic yazan yerleri Embiid ile, Monte Morris yazan yerleri ise Shake Milton ile değiştirerek boşlukları doldurabiliriz. Son çeyrekte, hatta kritik anlara sahne olan bir maçın son dakikalarında takımlarının en etkili hücum silahına dönüşmüş iki oyuncu. Maçı kazandıracak şutu atması beklenen iki oyuncu. Başta yazıldığı gibi herhangi bir normal sezon maçı, herhangi bir periyot ve herhangi bir dakika.
https://i.eurosport.com/2021/01/23/2976891.jpg
Güç zehirlenmesi, iktidarın şehveti, yaratılan güvensiz ortam, 18. yüzyıl için bilinmedik bir kavram olan güvensizlik ikilemi. Bunlardan biri, birkaçı veya belki de hepsi. Georges Danton’ın hikâyesi tam da buradan geçiyor. Fransız Devrimi’nden bir süre sonra devrimin önemli aktörlerinden biri olan Danton, devrimci arkadaşları tarafından yargılanır. Yargılama sürecinin sonu elbette şehir meydanındaki giyotindir. Fransa daha önce eşi benzeri görülmemiş bir dünyaya adım atmıştır. Devrimin yarattığı karşı konulamaz şehvet ve şaşaa, içinde bulunduğu topluma ve devrimi bir gerçeklik kılan kadroya güvensizlik hissiyatı vermiştir. Fransız Devrimi’nden yıllar sonra Danton’ın Ölümü adlı bir eser kaleme alan Alman oyun yazarı Karl Georg Büchner, sahnede hayat verdiği Danton’a şu sözleri söyletecektir: “Devrim satürn gibidir, kendi evlatlarını yer.”
Basketbol
Fenerbahçe durdurulamıyor
20/02/2021 - 15:24
2010’lu yıllara yaklaşırken sahnede Dwight Howard vardı. NBA Finalleri’ne kadar yükselmişti, üst üste üç kez Yılın Savunmacısı seçilmişti ve sahneden inmeye hiç ama hiç niyeti yoktu. Fiziksel avantajıyla fark yaratan 2,08’lik uzun, boyalı alanı rakip uzunlar için bir cehenneme çevirmekle meşguldü. Hücumda ikili oyun sonrası topu alabildiğinde çembere doğru bir gülle gibi düşüyor, post-up oyununda savunmacısını itekleyerek çembere kadar götürüyor ve kaçan atışlar sonrası aldığı hücum ribaundlarıyla potayı âdeta yerinden söküp atmak istiyordu. Orta mesafeyi ise pek tercih etmiyordu. Üç sayı çizgisinin gerisi? Yalnızca tribünleri dolduran seyircileri güldürmek için başvurulan bir yöntemdi. Nitekim kariyerinin ilk sekiz sezonunda çizginin gerisinden 1/33’le oynamıştı. Neden diye soracak olursanız, gerek yoktu. Daha sonrasında ise o kadar göz önünde değildi. Süreleri yavaş yavaş kısıldı ve son üç sezonda yalnızca 14 maçta ilk beşte başladı. Bunda elbette Howard’ın kişisel hayatında yaşadığı bazı problemler de etkin rol oynadı ancak aslında Howard gibi aynı profile sahip oyuncular için bazı şeyler değişmişti.
https://i.eurosport.com/2010/11/19/662111.jpg
Bir zamanlar futbolda geçer akçe olarak kabul edilen adam markajını bugün birkaç küçük istisna dışında görmüyoruz bile. Tıpkı şimdiki uzun imajına uyamayan oyuncuları pek fazla görmediğimiz gibi. Sonuçta bugünlerde futbolun topla değil, alanla oynanan bir oyun olduğunun bilincinde olan tek kişi Pep Guardiola değil. Her oyun kendi içinde bir gelişim, hatta bazen değişim süreci geçiriyor. 1980’li yıllardan bir Roland Garros finalini açıp baktığımızda göreceğimiz tablo aşağı yukarı şöyle olurdu: Aralarına file gerilmiş iki oyuncu, topu birbirlerine karşı -şimdikine oranla- romantik biçimde gönderiyorlar. Bugünlerde servis hızı, rallilerin uzunluğu, topun aldığı spin, düştüğü bölgenin çizgilere yakınlığı ve daha birçok şey yıllar öncesinden farklı konumda. Sporcular artık olabildiğince sınırları zorluyor, olabildiğince keskin hâle geliyor. Basketbol da hâliyle bundan en çok etkilenen sporlardan biri olma özelliğini koruyor. Basketbolun seviye atladığı, birçok oyuncunun keskinleştiği ve üç sayı menzilinin milim milim geriye çekildiği bir dönemde birçok geleneksel olarak nitelendirebileceğimiz uzun ya az sıfırlı bir kontrata talim oldu ya da bu oyunu denizaşırı bir ülkede oynamak zorunda kaldı.
James Naismith’in soğuk kış günlerinde öğrencileri form düşüklüğü yaşamasın, zinde kalsın diye bir spor salonuna kapalı kaldığı ve bir mecburiyet sonucunda icat ettiği basketbol, yıllardır prensipler ve sistemler ne kadar değişse de tek bir amaç çerçevesinde şekilleniyor: Kendi oyununu mükemmel hâle getirmek, onu kusursuzlaştırmak ve son düdük çaldığında galip olan tarafta yer almak. 2010’lu yıllara kadar ligdeki genel havayı ve atmosferi belirleyen ekiplerin başında San Antonio Spurs geliyordu. Hâliyle geçer akçe olarak görülen de onların oynadığı basketboldu. Maçların geneline yaydıkları temel prensip şu şekildeydi: Olabildiğince az pozisyon sayısı ile hücumda yarı sahayı temel alan bir anlayış ve ayakların yere sağlam bastığı, rakiplere kök söktüren bir savunma. Aynı yıllara tekabül eden Mike D’Antoni’nin Phoenix Suns’ı her ne kadar keyif verici olarak yorumlansa da ne şampiyonluğa ulaşabildi ne de Amerikan medyasından takdir gördü. Small-ball oyununun ligde geçerli konumuna geldiği dönem, 2010’lu yılların başındaki Miami Heat’ten geçiyor.
https://i.eurosport.com/2014/07/04/1271979.jpg
LeBron James’in yüksek posta yerleşip çevresindeki şutörleri beslediği düzenin en önemli bileşeni, dışarıda konumlanan Chris Bosh’tı. Elbette geçmişte de çizginin gerisinden şut atabilen uzunlar vardı ancak üç sayı çizgisinin gerisinden şut atmak ile tehdit hâline gelmek arasında bir hayli fark var. Bosh’ın yarattığı tehdit, önce rakip uzunu dışarı çekiyor; daha sonrasında ise oradaki boşluğu kullanmak isteyen Heat kısalarına koridor açıyordu. Bosh’ın buçuk rolünü üstlendiği dört buçuk kısa düzeniyle perimetrenin gerisinde pozisyon alıyorlar ve Dwyane Wade, Mario Chalmers gibi kısalara hem boş şut hem de penetre imkanı sağlıyorlardı. Daha sonrasında Steve Kerr yönetimindeki Golden State Warriors small-ball oyununu ileriye taşıdı, ligde bir hanedanlık kurdu ve bu hikâyede sosyal medyadaki kısa videolarda başrolü oynayanlar ligin kısaları olurken uzunlar kendi oyunlarını çeşitlendirmek zorunda kaldı.
Geride bıraktığımız yıllarda basketbol, topu bıraktı ve kendisini alan üzerinden tanımlayan bir oyuna evrildi. Denklemin dışına itilenler de hâliyle kendini geliştiremeyen/değiştiremeyen uzunlar oldu. Cüssesiyle boyalı alanda fark yaratan ve kendisine indirilen topları alçak postta değerlendirmeye çalışan uzunlara artık eskisi kadar rağbet gösterilmiyor. Oyununuzu olabildiğince çeşitlendirmenizin gerektiği bir sahnede artık tek bir özelliğinizle sahada kalamıyorsunuz. Çok daha komplike şeyler bekleniyor uzunlardan. Rakip savunmacıyı vura vura çembere kadar götüren ve pozisyonu bitirerek takımına iki sayı kazandıran uzunlar var elbette ancak bu yapıyla süreklilik kazanmanız imkânsız. Mümkünse yüksek postta bir tehdit hâline gelip topu kısaya aktarmanız ve daha sonrasında çizginin gerisine açılarak koridor yaratmanız uzun vadede daha faydalı. Böylesi üstelik çok daha hızlı ve paylaşımcı. İlla paylaşımcı basketbol oynamaya da gerek yok. Hücum yapısı o maç özelinde sıkıştığında kendisini tutan uzunu dışarı çekip takım arkadaşının izolasyon oynamasına da müsait ortamı yaratabilmeli uzunlar. Onlardan tam da bu bekleniyor.
Savunmada ise pozisyon bilgisini ön plana çıkaran kısa videolar, ligin blok istatistiklerinden rol çalmış durumda. “Blok yapıp jeneriklik bir videoya ilham kaynağı olacağım” mantalitesinde olan uzunların yerini Draymond Green’in takım arkadaşlarına son pozisyonda savunmada nereye gitmeleri konusunda direktifler verdiği ve maç kazandırdığı videolar aldı.
https://i.eurosport.com/2019/10/28/2705133.jpg
Üstelik bununla da sınırlı değil. Bugünlerde bir uzunun boyalı alanda rakip kısayı yalnızca üst vücuduyla karşılaması da mümkün değil. Ayakları olabildiğince hızlı olmalı, kaymaları doğru yapmalı ve faul almak istemiyorsa vücudu ayaklarıyla birlikte hareket etmeli. Hatta adam değişme sonrası kısanın karşısında kalabiliyorsa ne âlâ. Yazın muhtemelen bol sıfırlı bir kontratı kapacak demektir. Günün sonunda artık bir tane değil, birden fazla small-ball takımı var. Artık herkes kendi Draymond Green’ini bulmaya çalışıyor.
Bugünlerde uzunlar yeniden sahnede. Çocuklarını yiyen devrim, daha sonrasında kendi çocuklarını yetiştirdi. Artık farklı rolleri ve görevleri var o çocukların. Bu farklı oyuna ayak uyduramayan, kendilerine verilen görevleri yerine getiremeyen birçok isim yavaş yavaş ligin dışına itildi bile. Elbette gerekli görüldüğünde onlara da ihtiyaç var ancak ne süreleri ne de kontratlarındaki milyon sözcüğünden öncesi çift hanelere çıkabiliyor.
https://i.eurosport.com/2020/09/16/2887823.jpg
Bugünlerde basketbolun sınırlarına yaklaşıldığı derin bir tartışma konusu. Ancak yalnızca sporla sınırlı kalmamak üzere tarih düz bir çizgi olarak ilermiyor. Aksine döngüsel bir tarafı var. Ne söylenildiği gibi basketbolun sonuna geldik ne de son basketbol maçına kadar bütün uzunlar bu arketipi örnek alacak. Tarih akıyor, basketbol günden güne gelişiyor ve oyunun sınırlarına yaklaşıldıkça savunma stratejilerinde yeni hamleler görmeye ve şaşırmaya devam ediyoruz. Galiba Zenon’un Paradoksları tam da burada, en azından basketbol için devreye giriyor. Basketbol hiçbir zaman sonuna ulaşamayacak. Yolun yarısını gitti çoktan, kabul. Bundan sonra ise diğer yarısını gidecek Sonra? Kalan yarısı…
Yazı: Kerim Kılıç
Basketbol
Utah Jazz İçin Son Şans
19/02/2021 - 16:36
Basketbol
Anadolu Efes, Olympiakos’a nefes aldırmadı
19/02/2021 - 13:01