Basketbol

Dimitris Itoudis ile Trikala, Zeljko Obradovic, CSKA Moskova ve Akdeniz mutfağı üzerine

Share this with
Copy
Share this article

Itoudis

Image credit: Eurosport

ByEurosport Türkiye
19/06/2020 at 14:27 | Updated 19/06/2020 at 14:46

Trikala, babasının buziki çalma yeteneği, Zeljko Obradovic’in kahvaltı ve müzik tutkuları, Panathinaikos, 2016’daki malum ribaund, Rus basketbol kültürü, Pistol Pete, Akdeniz mutfağı, The Godfather… CSKA Moskova’nın baş antrenörü Dimitris Itoudis, Kuzey Kılıç’ın sorularını yanıtladı.

Dimitris Itoudis, yakalı siyah tişörtüyle Zoom bağlantımızın bir diğer ucunda beliriyor. İlk sözleri, röportajdan birkaç gün önce hatırlattığı konuya dair oluyor. "Röportajdan sonra ailemle birlikte kısa bir tatile çıkacağım."

Itoudis’in oturduğu yerin arkasında, iki tarafında, koyu kahverengi tonlarına hâkim olan kapılar var. Tam ortada ise gümüş renkli bir vazonun içerisinde bulunduğu set, krem rengi duvarda dikkat çekiyor.

Basketbol

Mükemmeliyet

2 SAAT ÖNCE

Saat biraz erken, ayrıca güneş direk olarak Yunan koçun alın hizasına yansıyor. Fakat o, karar topuna giden bir maçta savunma rotasyonunu ayarlıyormuş gibi bir ciddiyete sahip. Tabii ciddiyeti, sezon başında yaptığımız röportajdaki kadar değil; biraz daha neşeli ve muzip.

“Merhaba, çok iyiyim teşekkür ederim.” diyerek ilk sorumu cevaplıyor Itoudis. Bir saate yaklaşacak olan sohbetimizde eğlenceli bir plan bizi beklerken can sıkıcı taraflardan hemen kurtuluyoruz. Koronavirüs dönemindeki hayatını, “İlk bir ay Rusya’daydım. Tedbirlerin hızlı bir şekilde alınmasıyla birlikte karantinaya girdik. Moskova’dayken olanı biteni anlamaya çalışıyordum. Açıkçası, biraz endişeliydim fakat karantinadan çıkıp Yunanistan’a gelince rahatladım. Umarım herkesin sağlığı yerindedir.” ifadeleriyle özetliyor.

“Karantinadan çıktıktan sonra Yunanistan’a geldim. Zamanımı eşimle ve çocuklarımla geçiriyorum, onları çok seviyorum fakat sık sık bir arada olamıyoruz, bu dönem onlara zaman ayırmam için kıymetliydi. Bol bol kitap okuyorum. Ayrıca, görüntülü toplantılarla birlikte ekibimle konuşup yeni sezon planlamamızı yapıyorum. Biraz dinleniyorum biraz da çalışıyorum."

Zeljko Obradovic’le olan anılarına dalmak için sabırsız olsam da, ilk olarak, 8 Eylül’de 50 yaşına girecek olan tecrübeli antrenörün hikâyesine odaklanıyoruz ve Yunanistan’ın doğu şeridinde yer alan, ülkenin en küçük kasabalarından biri olan Trikala’daki yıllarına gidiyoruz.

Itoudis, “Ah, Trikala mükemmeldi. Aslında kasabanın dışında yer alan bir hastanede doğdum. Oradaki hastanede şartlar daha iyiydi. Fakat evet, çocukluğumu Trikala’da geçirdim. Normal bir hayatımız vardı. Annem ve babam, eve bir şeyler getirmek, yemek yapabilmek için daima çalışıyorlardı. Durmadan, yorulmadan çalışıyorlar ve günün sonunda eve gelip mutlu bir ortam oluşturuyorlardı.” diyor ve ekliyor: “Bu arada, babam, buziki (Çağdaş Yunan müziğinin öne çıkan çalgılarından biri) çalma konusunda bir ustaydı. Çok iyiydi. Onu dinlemekten büyük keyif alırdım. Mükemmel bir tekniği ve müzik bilgisi vardı.”

Müzik, emek ve umut. Peki spor kavramı, Itoudis’in hayatına nasıl girdi? “Babam spor branşlarının tamamına ilgiliydi. Özellikle de futbola ilgisi büyüktü. Onun ilgisi dikkatimi çekmişti. Bu nedenle birkaç sene tamamen futbola odaklanmıştım. Futbol oynuyordum, futbola dair bir şeyler okuyordum fakat aynı zamanda basketbolu da takip ediyordum.”

Nikos Galis ve Panagiotis Fasoulas’lı 1987 EuroBasket’teki Yunanistan takımını hatırlıyor musunuz? Hani finalde Sarunas Marciulionis ve Valdis Valters’ın başı çektiği Sovyetler Birliği’ni uzatmalar sonucunda 103-101 geçen takımı. İşte o takımın 1970 jenerasyonundaki birçok genç Avrupalıya ilham kaynağı olduğu söylenir. Itoudis, o isimlerden biri.

“1987’de EuroBasket turnuvasını izliyordum. Bizim takımımız mükemmel oynuyordu, tek kelimeyle mükemmel. Galis, Fassaoulas, Andritsos… Tüm oyuncuları seviyordum. Fakat basketbola dair asıl dönüm noktam final maçı sonrasında oldu. Henüz 17 yaşındaydım ve o yaştayken bu kadar heyecanlı geçen bir maçtan, gereğinden fazla etkilenmeniz doğal. Turnuva bitti, kupayı kazandık ve ben tamamen basketbola odaklandım.”

Itoudis 20’sine geldiğinde ilk ciddi antrenörlük deneyimini, neredeyse kendi yaşıtında olan bir grup oyuncuyla yaşayacaktı. Zagreb U18’in antrenörlüğüne getirildikten iki yıl sonra A takımın asistanlığına yükseldi.

“Zagreb’e gitmeden önce her gün aileme yardım ediyordum ancak artık bir karar aşamasına geliyordum. Ailemle konuştum, onların onayını aldım ve tamamen basketbola odaklanmak için Zagreb’e gittim.”

Yunan koç yakasını düzeltip, biraz düşünüp tam ikinci aşamaya geçecekti ki, o süreçte eğitim hayatının nasıl geçtiğini sormadan edemedim. “Bu biraz farklı bir hikâye. Okulu dereceyle bitirdim. Ama hayatımdaki en büyük amacımın, isteğimin, hayalimin basketbol antrenörlüğünde yattığını anladım. Orada insanlara bir şeyler öğretmek ve yıldızların ilk çalıştığı isim olmak istiyordum. Aslında Zagreb’e gitme nedenim biraz da bu şeylerden kaynaklı.”

“O dönemler Drazen Petrovic, Toni Kukoc ve daha birçok Yugoslav basketbolcu, uluslararası alanda öne çıkıyorlardı. Yugoslavya’nın mükemmel bir basketbol kültürü vardı. O zamanlar KK Zagreb’in baş antrenörü olan Bosko Bozic, bana bir şans verdi. Ve bu şansı kullanmak için her şeyi geride bırakıp kendi hikâyemi yazmaya odaklandım.”

20 yaşında, başka bir ülkede ve başka bir kültürde. Ayrıca 18 yaş altında olan oyuncularla çalışıyor. Bu durumun bazen bir “ego” sorunu yaratması beklenebilir fakat Itoudis için işler hiç de öyle olmamış, gülerek, “Bu ilginç bir deneyimdi. Takımdakiler gençti ve ben de gençtim, özellikle bir antrenör için. Fakat çok kısa süre içerisinde mükemmel bir kimya oluşturduk. Ben onların hayallerini anladım ve sorunlarına yardım ettim. Onlar benim sistemimi anladılar. Ve günün sonunda, iyi bir takım olduk.”

1990 ile 1992 yılları arasında Zagreb U18 takımının başında olan Dimitris Itoudis, 1992-1993 sezonuyla birlikte A takıma, Bosko Bozic’in asistan antrenörlüğüne yükseliyordu. O günleri anlatırken yüzünde hafif bir gülümseme oluşuyor ve ilk payeyi elbette Bozic’e veriyor: “Bosko Bozic, ilk günümden beri benim yanımdaydı. Bana destek oldu. Oyuna dair her şeyi öğretti. Hataların aslında ne kadar değerli olduğunu gösterdi. Başarıların ise geçici. Ona çok şey borçluyum.”

“Zagreb’te üç yıl asistan antrenör olarak çalıştım. Temel şeyler üzerindeki detayları öğrenmeye çalışıyordum. Pick&roll sırasında iki şutör nasıl boşa çıkarılır, ribaund sırasında en verimli box-out nedir, gibi şeyler. Sonrasında PAOK, Panionios, Philippos Thessaloniki (Selanik) ve MENT’te görev aldım. PAOK ve MENT’te birer yıl baş antrenörlük yapmıştım. O yıllarda iyiyi ve kötüyü bir arada öğreniyordum ki bu, mükemmel bir şey.”

20. yüzyılın sonlarına geldik. 1970’den beri 29 yıl kat ettik. Ve sırada ihtişamlı Panathinaikos yılları var. Başarılar, Lakovic-Spanoulis olaylarından önce ilk olarak, Zeljko Obradovic’e dair konuşuyoruz. Zira Itoudis’in neredeyse 5000 günü, 13 yılı aşkın, onunla geçti.

Ne güzel, değil mi?

“Çok klişe olacak ama Obradovic, tanıyabileceğiniz en iyi insanlardan biri. Eğer onunla basketboldan uzak, rahat bir zamanda konuşursanız espri yeteneğini anlayabilirsiniz. Fakat şunu söylemek istiyorum, esprileri ilk başlarda sizin canınızı sıkabilir, sert bir mizacı var. Tabii onu derin bir şekilde tanırsanız işler başka. İşte o zaman ne kadar zeki bir espri anlayışına sahip olduğunu anlarsınız. Kahvaltı etmeyi çok seviyor, biliyor musun? Hem de (İşte burada o gülümseme tamamen kendini belli ediyor) çok! Boş günlerimizde kahvaltıya gittiğimizde ilk siparişleri verir, yer, sonrasında bir sipariş daha verirdi. Öğle yemeği, akşam yemeği gibi öğünleri de seviyor fakat kahvaltı, onun vazgeçilmezi. Bir de müzik tutkusu var tabii. Yunan müzikleri dinlemeyi çok seviyor. Yugoslavya zamanında çıkan parçaları sık sık dinliyor. Fakat Amerika'daki müzik kültürünü de Rusya'dakini de öğreniyor. Müzik, onun en sevdiği şeylerden biri. Hatta bazen şarkı söylüyor, aslında her fırsat bulduğunda, ama eh, bu konuda iyi değil. Basketbola dair ise söyleyecek pek bir şeyim yok. Yanlış anlaşılmasın, öğrenebileceğiniz her şeyi öğretebilen biri. Bütün insanlarda olanı en iyi şekilde kullanan, kaç yaşında olursa olsun gelişen biri o. Mükemmel bir antrenör.”

Dimitris Itoudis, tüm bu anekdotları anlatıp son cümlesini söyledikten sonra kafasını biraz sallıyor, dört-beş saniye düşünüyor ve, “Onunla çalıştığım için şanslıyım.” diyor. Hani, The Office’in (ABD versiyonu) bazı bölümlerinin son sahnesinde bir alt metin verilir ve tüm eğlenceyi bir kenara bırakıp o alt metine odaklanırsınız ya, işte Itoudis de buna benzer bir sekans yaşıyor.

Yunanistan’dan Zagreb’e ve sonrasında yine Yunanistan’a. Peki, 1999 ile 2012’de Pana’da Obradovic’in asistan antrenörü olarak görev yapan Itoudis, ülkesinin basketbol kültürüne dair neler düşünüyor?

“Basketbol bence Yunanistan’da en fazla sevilen spor branşı. Neredeyse tüm taraftarlar, oyunun kurallarını biliyorlar. Elbette hakemi etkilemek için her pozisyonu kendi lehlerine çevirmeye çalışıyorlar ancak bu, onların oyuna olan ‘öz’ tutkularına zarar vermiyor. Her kulübün taraftarı, ne olursa olsun, takımlarına bağlılar.”

Şampiyonluklar bir yana, önce Jaka Lakovic ardından Vassilis Spanoulis, adeta takımı yarı yolda bırakarak Panathinaikos’tan ayrılmışlardı. Konuya dair, “Çalıştığım tüm oyuncular gibi Jaka ve Vassilis de değerli insanlardı. Bize büyük katkı yaptılar. Başarılarımızda önemli bir rol oynadılar. Sonrasında olanlar ise yalnızca onları ve kariyer hedeflerini ilgilendirir.” diyor.

Atina’daki kariyerine dair son olarak Dimitris Diamantidis ve şampiyonlukları konuşuyoruz: “Diamantidis, dünyadaki her takımın isteyeceği ve her takımda oynayabilecek bir oyuncuydu. Oyun anlayışı yapılanmaya, gelişmeye açık. Sahada bir general gibi. Topla birlikte istediği yere istediği şekilde gidebiliyor. Orada kazandığımız şampiyonluklarda en büyük paylardan biri Diamantidis’e aitti. Tıpkı Obradovic gibi o da her galibiyet veya şampiyonluk sonrası ilk olarak istikrarın önemine vurgu yapardı. Şampiyonluklar iyi hissettirir fakat istikrar çok daha iyi.”

Atina’dan Bandırma’ya geçmeden önce basketbola bir virgül koyuyoruz. Zira hazır neşeli hâlini yakalamışken saha dışı zevklerini, damak tadını öğrenmemek olmaz. Burada ilk konumuz kitaplar oluyor. Ve konuya dair, “Beni boş bir zamanımda tarih, Yunan felsefesi veya psikoloji türünde kitap okurken görebilirsin. Kitap okumayı çok seviyorum; net bir favori kitap veya yazar söyleyemeyeceğim ancak son dönemlerde Pistol Pete’i okudum.” diyor ve ekliyor: “Pete Maravich’in mükemmel bir oyuncu olduğunu biliyordum ama saha dışındaki hayatı, soyunma odası liderliği ve NBA’deki oyunu değiştirme tarzı çok konuşulmayan şeyler. Bunları öğrenmek önemli çünkü böylece geçmişi görüp kendi geleceğinize iyi şeyler ekleyebilirsiniz.”

Felsefe, tarih, psikoloji, gelecek inşa etmek derken artık gerçek anlamıyla “tat” kavramını ele alabiliriz. Itoudis, favori yemeğine dair yönelttiğim soru üzerinde biraz düşünüyor ve sonunda, “Kesinlikle Akdeniz mutfağı diyeceğim. Düşünürken içerisinden bazı yemekleri seçmeye çalışıyordum ama sonunda bunun bir işe yaramayacağını fark ettim. Akdeniz mutfağının ferahlığı, tazeliği gündelik hayatımda daha sağlıklı kararlar almamı sağlıyor. Annem, harika yemekler yapardı ve şimdi de eşim mükemmel yemekler yapıyor.” derken, “Ortalama bir aşçı olduğumu söyleyebilirim.” diyor.

Kimin daha iyi yemek yaptığını ise hemen pas geçiyor.

Sonraki konumuz ise filmler:“Hm, birkaç film var fakat onlar ‘en sevdiğim’ kategorisine giremez. Sanırım The Godfather serisi diyeceğim. Aksiyon, drama, macera ve merak unsurları. Üç filmden de büyük keyif alıyorum. Her zaman izleyebilirim.”

Hazır Avrupa basketbolundan bir süreliğine ayrılmışken okyanusu hızla aşıp Amerika Birleşik Devletleri’ne yani NBA’e değiniyoruz. Itoudis, NBA’le alakalı ilk olarak, “Doğrusunu söylemem gerekirse, NBA’i son yıllarda sıkı bir şekilde takip edemiyorum. İşlerim yoğun ve bu yoğunlukta boşluk bulduğumda daima aileme odaklanıyorum. Zamanımı onlarla geçiriyorum. Fakat elbette güncel değişimlerden haberdar olmak için makaleleri, istatistiksel değişimleri ve bazı özel maçları takip ediyorum.” ifadelerini kullanıyor.

“Small ball yani beş kısalı beşleri izlemek bence keyif verici. Bu düzendeyken maçın temposunu kontrol edebilirsiniz. Çünkü topla oynayabilen, şut atan ve akıcı beş oyuncuya sahipsiniz. Pota altındaki devleri geçmeniz kolaylaşıyor böylece skor üretim süreniz azalıyor yani hem pace hem de space.”

Dimitris Itoudis bu sözlerini bitirirken bir köpeğin havlama sesi duyuluyor. Bir ara Instagram hesabında fotoğrafını paylaştığı Alman çoban köpeği midir bilinmez fakat o ses, altı-yedi saniyelik bir duraksamaya neden oluyor. Sonrasında devam ediyor Yunan koç: “Giannis’in gelişimi mükemmel, değil mi? Her geçen sezon biraz daha ilerliyor. Biraz daha iyi oluyor. Özellikle bu sezon sergilediği performans akıl alır gibi değil. Çünkü geçtiğimiz sezon mükemmeldi, bu sezon ise mükemmellik seviyesini arttırdı. Onu izlemek büyük keyif.”

Rotayı yavaş yavaş Bandırma’ya doğru kırarken hafif geçiş için teknik işlerden, X’s-O’s, konuşuyoruz biraz. CSKA Moskova’daki kariyerinin ilk yıllarında zayıf tarafı ikili perdelerle geçip hücumda denge kurmayı seven, pick&roll sırasında forvet kanallarına dripling veya şut tehdidi ekleyen 49 yaşındaki koç, geçtiğimiz sezon bol bol izolasyon kullanmıştı.

“Basketbolu seviyorum. Tabii ki bazı temel setleri her oyuncuya ezberletip onları bu sisteme adapte etmeye çalışıyorum fakat basketbolun özünde matematik olmamalı. Hırs, heyecan, şans gibi faktörler çok çabuk unutuluyor. Elbette İspanyol pick&roll’üne birkaç detay ekleyip boş alan yaratmak keyif veriyor fakat oradaki hırs, aksiyon unutuluyor. Gelişime açık fakat her an her şeyin olabileceğini bilen biriyim.”

Ve dönüyoruz 2013’e. Itoudis, yaklaşık 5000 gün süren Pana macerasının ardından Bandırma’ya Banvit’e baş antrenör olarak geliyor. Banvit’le anlaşma sürecini sorduğumda, “Masada birkaç kulüpten daha teklif vardı. Banvit, hem vizyon hem de samimiyet açısından en doğru yer olarak görünüyordu. Ve daha ilk ayımın sonunda doğru kararı verdiğimi anladım.” diyor.

Sonrasında Banvit’e dair bir soru yöneltmiyorum zira ilk soru üzerinden Türkiye macerasını anlatmaktan keyif alıyor: “Obradovic ile çalışırken tüm bir organizasyonu nasıl idare edebileceğimi öğrendim. Banvit’te bunu yapmam kolaydı çünkü oyuncular, taraftarlar ve yönetim, bunun için hazırlardı. Oraya dair söyleyeceğim her şey pozitif yönde olur. Sadece bir yıl görev yaptım ama sanki beş-altı yıl o takımın antrenörüymüşüm gibi hissettim. Özkan Kılıç başta olmak üzere hâlen daha Türkiye’dekilerle dostluğumu sürdürüyorum. Banvit, kariyerimde bir üst basamağa çıkmamı sağlayan bir deneyimdi.”

İşte tam da o bir üst basamağa geçiyoruz. CSKA Moskova. Rusya. Öncelikle “kültür” konusuna değiniyor Itoudis: “Yunanistan’da en sevilen spor basketbol. Rusya’da ise işler farklı. Futbol birinci spor. Ayrıca buz hokeyi gibi bazı sporlar, basketbol kadar hatta bazen daha fazla ilgi görüyorlar. Burası Yugoslavya veya Yunanistan gibi değil. Basketbolu takip eden insanlar tüm kuralları biliyorlar ancak bu kişilerin sayısı çok az. Kazandığımız kupaların, önemli maçların bu kültürü olumlu yönde değiştirdiğine inanıyorum. İnsanlar maçlarımıza geliyorlar, bizi destekliyorlar. 2016’daki şampiyonluğumuz sonrasında bütün hafta kutlamalar yapıldı. Takım şehre geldiğinde büyük bir coşku vardı. Kahraman gibi karşılandık. İşte bu havayı biraz daha istikrarlı kılıp takımımız başta olmak üzere tüm Rusya’da iyi bir kültür yaratmak istiyoruz.”

2016’daki şampiyonluk demişken elbette akla Victor Khryapa ve malum ribaund geliyor. Kısaca hatırlatmak gerekirse, 2016 Final Four’da CSKA Moskova ile Fenerbahçe Ülker (o zamanki sponsor) karşılaşmıştı. CSKA, maçın son periyoduna kadar önde olan taraf olsa da Fenerbahçe, mükemmel bir geri dönüşe imza atmış ve son saniyelere 83-81 önde girmişti. Ancak 1,9 saniye kala Khryapa, hücum ribaundunu tipleyerek maçı 83-83’e getirmişti. Uzatmalar sona erdiğinde tabelada CSKA üstünlüğü görünüyordu.

Bu olay, doğal olarak, birçok kez Fenerbahçe perspektifinden ele alındı. Peki CSKA’da neler yaşanıyordu?

“Oh, mükemmeldi. Tabii biraz kızgındım. Çünkü önde olduğumuz bir maçta son 10 saniyeye geride girmiştik. Sezon boyunca şampiyon olacağımızı hissederek oynadık fakat o son saniyeler inanılmazdı. Khryapa’ya daima güveniyordum ve set öncesinde hareketli olmasını söyledim. Biliyorsun, o, mükemmel bir oyun zekâsına sahip. Pozisyonu sezdi ve sayıyı buldu. Uzatmalarda ise her şey mükemmeldi. Şampiyon olduğumuz için harika hissediyorduk. O ribaunda dair ‘Evren işi, mucize' gibi şeyler dendi ama hayır, bu tamamen bir takım oyunuydu.”

Röportajımızın sonlarına doğru yaklaşıyoruz. Zira 45 dakika olan süremizi aştık ve bir saate yaklaştık. Ve çantalarının çoktan hazırlandığı, gidilmesi gereken eğlenceli bir tatil onları bekliyor. Son demeçlerinden birini son iki sezona dair alıyorum: “Son dönemlerde birçok sakatlıkla uğraştık. Rotasyonumuzu istediğimiz gibi ayarlayamadık. Aslında geçen sezon Anadolu Efes’i mağlup edip şampiyon olurken de birçok sakatlık problemiyle uğraşıyorduk. Rotasyonu ayarlamak ve istikrarlı olmak, bu işin en önemli parçaları. İnandık, herkesten en iyisini aldık ve geçen sezonu zirvede tamamladık. Bu sezon ise birçok güçlü takım var. Zorlu deplasmanların sayısı arttı. Böyle bir ortamda oyuncularınızın tamamını kullanamamak büyük bir sıkıntı ama elimizden geleni yaptık.”

Felsefe, Akdeniz mutfağı, emek, disiplin, sadakat, inanç, mizah, kültür, tutku ve şans. Dimitris Itoudis, 30 yılı bulan kariyerinde daima bunları öne çıkardı. Gelecekte ne var?

“Gelecekte neler olacak bilmiyorum. Tek isteğim kafamdakileri sahaya yansıtmak. Mutlu olmak. Tabii bir de kazanmak.”

Basketbol

Geleceğin yıldızları #24: 2020 NBA Draftı Özel | 10-20

BIR GÜN ÖNCE
Basketbol

Geleceğin yıldızları #23: Fedor Žugić

YESTERDAY AT 08:02
Related Topics
Basketbol
Share this with
Copy
Share this article