Haftanın oyuncusu: Pierria Henry

Haftanın takımı: Baskonia

Basketbol
Karmaşıklıktaki zarafet
3 SAAT ÖNCE

Haftanın koçu: Xavi Pascual

Haftanın hayal kırıklığı: Anadolu Efes

Anadolu Efes-Zenit

Anadolu Efes tarihinin en iyi ve en unutulmaz sezonlarından birini geçirirken araya malum koronavirüs girdi. Onlar adına bu sezonun en kritik sorusu, geçen son iki sezondur sürdürdükleri performansın devam edip etmeyeceği. Daha doğrusu, ligin en iyi hücum eden takımının bu geçmişe sırtını dayayarak bazı maçları rölantiye alıp almayacağı. Sezonun ilk haftasında evinde Zenit’i ağırladı Lacivert-Beyazlılar.

Ergin Ataman’ın ekibi maça Shane Larkin’den yoksun başlamak zorundaydı. Yıldız oyuncunun devam eden sakatlığı Vasilije Micic’in omuzlarına yük bindirdi ve bu yük Zenit karşısında taşınması bir hayli zorlaşan bir yük hâline geldi. Rus ekibi, maça hem açık alanda hem de yarı sahada boğucu bir topa baskı savunmasıyla başladı ve daha ilk çeyrekten Efes’in başına çorap öreceğini gösterdi. Adam değişme savunmasında dahi Zenit kısalarının Micic’e uyguladığı baskılı savunma Efes’in akıcı bir hücum performansı sergileyememesine sebep oldu. Akıcı olmayan top trafiğinin sonu da üretkenlikten bir hayli uzak hücumlardı maalesef.

Ekibimiz, üçüncü çeyrekte Micic-Dunston ikili oyunu ve Dunston’ın içeriye devrilme sonrası forvetlere/köşelere çıkardığı paslarla etkili olmaya çalıştı ve çeyreği 54-49 önde kapattı. Xavi Pascual’ın oyuncularından istediği topa baskı savunması çok yüksek derecede efor ve odaklanma gerektiriyor ve bunu 40 dakikanın tamamına yaymak oldukça zor. Zenit de üçüncü çeyrekte bu efor ve odaklanma konusunda sıkıntı yaşadıkça Efes hücumda söz sahibi oldu. Ya da Efes söz sahibi oldukça Zenit savunması efor ve odaklanma konusunda sıkıntı yaşadı. Ancak dördüncü çeyrekte Kevin Pangos imzası vardı. Barcelona’da geçirdiği yıllarda oldukça toksik bir yapının içindeydi Kanadalı guard. Aynı zamanda rotasyonun da arkalarında yer alıyordu. Barcelona’da kendini tam anlamıyla ifade edemiyordu ancak daha düşük bütçeli, daha minimal hedeflere sahip bir takımla tekrardan adından söz ettirecek gibi duruyor. En azından Zenit’in buna ihtiyacı olduğu kesin gibi.

Olympiakos-Zalgiris Kaunas

Olympiakos, son iki sezonun belki de en dramatik şekilde gözden düşen ekibi olmuştu. Sezon tamamlansaydı iki sene play-off’ın dışında kalmaları birçok basketbolsever tarafından beklenen bir senaryoydu. Koronavirüs öncesi dönemde, Ocak ayında göreve gelen Georgios Bartzokas, Olympiakos’la güzel hatıralara sahip. Tıpkı Kostas Sloukas gibi.

Yunan ekibi, ligin açılış haftasında Barış ve Dostluk Salonu’nda Zalgiris Kaunas’ı ağırladı. Olympiakos adına umut vadeden nokta, geçen yılların aksine, hareketli bir hücum yapısı ve topsuz oyuncuların farkındalığı oldu. Maçın genelinde iyi bir görüntü çizen Bartzokas’ın öğrencileri soyunma odasına 37-34’lük üstünlükle giden taraf oldu. Sloukas’ın yönlendirdiği hücumlar ve forvetlerin hareketliliği Hassan Martin’in daha ilk haftadan çift haneli skor üretmesinin önünü açtı.

İlk yarıda Grigonis-Jokubaitis ikilisiyle maçın içinde kalmayı başaran Zalgiris Kaunas, üçüncü çeyrekte de Olympiakos’un hareketli hücum yapısını savunmakta zorlandı. Karar periyoduna 58-47 gibi bir skorla önde başlasanız dahi aynı hücum aksiyonlarında ısrarcı olmanız, onları sürdürmeniz ve maçın içinde kalabilmeniz gerekiyor. Her şey sağ forvetten Milaknis’in attığı üçlükle başladı ancak Sloukas’ın son topu kullanamamasıyla sonuçlanmadı. Bir basketbol maçının içinde hücumda veya savunmada onlarca aksiyon var. Olympiakos, Sloukas’ın dümeni devrettiği ve son periyotta bench’te unutulduğu yaklaşık beş buçuk dakikada yalnızca dört sayı atabildi. Oyuna dahil olduktan sonra her ne kadar takımına hücumda çekidüzen vermeye çalışsa da Olympiakos, Sloukas’ın yokluğunda çoktan kontak kapatmış gibiydi. Son çeyrekte Grigonis-Jokubaitis ikilisine Thomas Walkup da eklenince Zalgiris zorlu geçen mücadelede galibiyete uzanan taraf oldu.

Maccabi Tel Aviv-Alba Berlin

2018-2019 sezonunda takımını sezon ortasında devralıp işleri yoluna koyanlardan biri de Ioannis Sfairopoulos’du. Sfairopoulos öncesi dönemde Maccabi Tel Aviv, koçların gitmek istemeyeceği toksik bir yapıdaydı. Göreve getirdiği koçlara sabırlı davranmayan ve onları sınırlayan bir yönetime sahipler. Oldukça kötü yabancı ve aynı zamanda Maccabi’nin daima kimliğinde olan İsrailli oyuncu transferlerinden asla verim alamayan bir ekipti Maccabi. Sfairopoulos’un göreve gelişiyle birlikte iç sahada mücadele dozajını oldukça yukarı seviyeye çıkaran İsrail ekibinin yeni sezondan beklentileri de yüksek. Belki iç sahada diledikleri gibi bir seyirci desteği bulamayacaklar ama ilk haftada Alba Berlin karşısında galip gelmeyi başardılar.

Auftaktniederlage gegen Tel Aviv: Alba Berlin

Görsel kaynağı: SID

İlk çeyreğe Simone Fontecchio ve Marcus Eriksson’un skorer oyununu savunmakta zorlanan ve savunmada durgun kalan Maccabi ilk çeyreği 29-19 geride kapatarak Euroleague sahnesine pek de iyi bir giriş yapamadı. Ancak ikinci çeyrekte roller tersine dönmüştü. Maccabi ilk haftanın en iyi hücum çeyreğini oynarken Alba Berlin üretkenlikten uzak bir görüntü çizdi. Bursaspor’dan tanıdığımız ve bir anda Euroleague sahnesine adım atan Chris Jones ve Maccabi kısalarıyla oynadığı ikili oyunlarda yüzdeli bitiren Othello Hunter sayesinde ev sahibi ekip ilk yarıyı 49-41 önde kapattı. İkinci yarıda nispeten düşük temponun hakim olduğu bir atmosferde Angelo Caloiaro’nun skorer oyunuyla galibiyete yürüdü. Sfairopoulos’un ekibi, ilk haftada – uzatmaya giden maçta Milano’nun attığı 81 sayıyı saymazsak – 80 sayıyı gören tek takımdı. Bunun yanına geçtiğimiz sezon 84,46 sayı ortalamasıyla ligin en iyi hücum takımlarından biri olan Alba Berlin’i 73 sayıda tutmayı başardılar. Gidişat gösteriyor ki bu sezon diledikleri düzeyde bir seyirci sayısına ulaşamayacaklar ama en azından bu maçta sırtlarını iç sahaya yaslayabileceklerini gösterdiler.

Alba Berlin geçen yıl aldığı 19 yenilginin yedisinde beş veya daha az farkla mağlup olmuştu. Bu ekiplerin arasında Anadolu Efes, Fenerbahçe Beko ve Barcelona gibi takımlar da var. Aito’nun takımlarının nerede, ne zaman, kiminle oynadığının bir önemi yok. Her halükarda keyif vermeye devam ediyorlar. “Bir gün Aito Garcia Reneses son kez parkeye adımını attı ve bunun son kez olduğunu bilmiyorduk” dememek için belki de son yıllar artık.

Barcelona-CSKA Moskova

Svetislav Pesic artık yok. Haliyle Adam Hanga’nın oyun kurucu rolünde oynadığı düzenden de eser kalmadı. Sarunas Jasikevicius’sa tahayyül edilenin aksine rahat bir ortama gelmiş gibi duruyor. Yaza damgasını vuran Messi krizi sonrası başkan Bartomeu’nun tekrardan seçilme şansı kalmadı gibi duruyor. En azından basketbol şubesinin buna etkisi futbola oranla bir hayli düşük olacak. Saras da zaten Pesic sonrası ne yaparsa yapsın ondan daha iyi sonuç alacağını, taraftarın da kendisine karşı daha sabırlı davranacağını biliyor olsa gerek.

Barcelona cephesinin halihazırda bulunan kadrosunun yetenek tavanı zaten çok büyük bir zenginlik içeriyordu. Yazınsa Nick Calathes’le anlaşmaları Barcelona’yı daha da merak uyandırıcı bir hâle getirdi. Saras’ın istediği topu paylaşan ve mükemmel şutu arayan bir hücum anlayışı. Başrolünde de Nick Calathes var gibi duruyor. En azından CSKA Moskova karşısında gördüklerimiz bu yönde. Brandon Davies ve Nikola Mirotic’i etkili kullanma isteği hasıl olmuş durumda. Barcelona maçı galibiyet hanesine yazdırdı acak Sarunas Jasikevicius’un ince eleyip sık dokuduğu bir basketbol anlayışı var ve bu birkaç günlük bir mesele değil. Zalgiris’te geçirdiği yıllarda da Kaunas ekibi hep sezonun son aylarında ritim kazanıyordu. Oyunculuk dönemimde yardımcı antrenörlere sürekli “Neden böyle yapıyoruz? Neden şöyle yapmıyoruz?” gibi sorular yönelten birinin talepkâr bir antrenör olması çok da beklenmedik bir şey değil. Çok fazla şey istiyor ve bu durum haliyle biraz zaman alıyor.

Koronavirüs bütün dünyayı etkisi altına almış ve birçok spor kulübü bütçelerindeki küçülmeden bahsederken Andrey Vatutin de farklı bir fikirde değildi. Ancak yaz dönemindeki tam tersini gösterdi. Nikola Milutinov ve Tornike Shengelia gibi pota altında caydırıcı iki ismi kadrosuna kattı Rus ekibi. Halihazırda Mike James’in skorerliği ve kanat oyuncularını beslemesi üzerine kurulan bir kadroya böylesine iki ismin daha eklenmesi CSKA’yı yeni sezonun en takip edilesi takımlarından biri yapıyor.

Barcelona karşısında da bu tip bir hücum anlayışıyla sonuca gitmek istedi Dimitris Itoudis ancak hesaba katmadığı bir şey vardı: Mike James’in üzerindeki yoğun baskı. Aslında her ikili oyun oynayıp karşısına uzunu almak istediğinde aldı. Ancak bu Saras’ın istediği bir şeydi. Mirotic ve Davies gibi iki kalıplı ismin yaptığı show-up’larla Mike James’in âdeta sinmesine sebep oldular. Dimitris Itoudis, ana yönlendirici konusunda topu Hackett’a teslim edip Mike James’ten topsuz oyunda verim almayı deneyebilirdi esasında. Ancak o da herkes gibi James’in topsuz oyundaki verimsizliğinden haberdar. Böylelikle Mirotic-Davies ikilisinin hücumdaki verimli oyunu ve Mike James üzerindeki yoğun baskı Barcelona’ya sezonun ilk galibiyetini getirdi.

Valencia-Asvel

Valencia geçtiğimiz yıl kendini play-off’a atmak için geriden gelen bir ekip görüntüsü çiziyordu. Bu yıl onlar adına kritik nokta sekizinci sıranın etrafında nerede konumlanacakları. Yarışı önde mi götürecekler, yoksa geriden mi takip edecekler? Transfer döneminde Nikola Kalinic, Derrick Williams, Klemen Prepelic gibi isimlerle anlaşan Valencia’nın hedefi play-off resminin içinde kalabilmek olacak. En azından çabalarının bu yönde olacağı tahmin edilebilir bir şey.

Valencia, açılış haftasında Tony Parker’in başkanlığını üstlendiği Asvel’i ağırladı. Karşılaşmaya topun dolaştığı ve odak noktasında toplu-topsuz hareketliliğin olduğu bir hücum anlayışıyla başlayan Jaume Ponsarnau ve ekibi, karşılaşmanın büyük bölümünü hep bir kafa önde götürmeyi başaran taraftı. İlk devrede yarı sahaya yerleştiklerinde Martin Hermannsson’un oyun kurucu meziyetleri ve Mike Tobey’nin pota altındaki bitiriciği ilk yarının en öne çıkan detayları oldu. Asvel’i maçın içinde tutan ikili ise Charles Kahudi ve Norris Cole oldular. İlk yarıda kaydettikleri yedişer sayıyla Asvel’in umutlarının diri kalmasını sağladılar ancak ikinci yarıda da topu hücumda iyi dolaştıran ve boş atışları değerlendiren Valencia galibiyete uzanan taraf oldu.

https://imgresizer.eurosport.com/unsafe/0x0/filters:format(jpeg):focal(1201x497:1203x495)/origin-imgresizer.eurosport.com/2020/09/16/2888301.png

Asvel adına sezonun gidişatına dair en önemli konu Norris Cole ve geçtiğimiz sezon Bursaspor forması giyen Allerik Freeman olacak gibi. Tabii Moustapha Fall’ın da bu performansını sezonun geneline yaymasını bekleyecek Fransız ekibi. Geçen yıl Tonye Jekiri’nin Asvel formasıyla başardıklarını ve bu performansıyla Baskonia’nın yolunu tuttuğunu düşünürsek Fransız ekibi Fall üzerinden de aynı senaryoyu yazmaya çalışacak gibi duruyor.

Khimki-Panathinaikos

Avrupa basketbolun kilit noktası sabır. İlmek ilmek işlenecek bir yapı sizi bu ligde istikrarlı bir ekip hâline getiriyor. Khimki son yıllarda Alexey Shved’in önderliğinde çözümlemesi zor bir basketbol oynuyordu. Nitekim geçen yıl takımın tüm hücum aksiyonlarında kullandığı şutların 1/4’ini Shved potaya yollamıştı. Bu hafta böyle bir senaryoyla karşılaştığımız söylenemez. Alexey Shved devam eden sakatlığı sebebiyle ilk haftada forma giymedi.

Karşılaşmaya yıldız oyuncusu Shved ve yeni transfer Errick McCollum’dan yoksun başlayan Khimki’de göze çarpan ilk detay, tıpkı geçen yıl olduğu gibi, koşma isteği ve arzusuydu. Günümüz basketbolunda birçok takım, oyuncularının meziyetlerine de güvenerek koşan bir takım olmayı, yarı sahayı hızlı geçmeyi ve ters eşleşmelerle sonuca gitmeyi odak noktasına yerleştirmiş durumda. Khimki de Panathinaikos karşısına bu hücum anlayışıyla çıktı ancak yaz dönemini doğru düzgün antrenman yapamadan geçiren Khimki de çizginin gerisinden atılan şutlardaki antrenmansızlık, ritimsizlik ve paslanmışlık gözlemlenebilir düzeydeydi.

Hücumda neyseniz savunmada da aşağı yukarı o oluyorsunuz. Hücumda boş atışları bulmasına rağmen skora çevirme konusunda sıkıntı yaşayan ev sahibi ekip, ilk yarıda Panathinaikos’un yapmak istediği neredeyse her şeye izin verdi. Panathinaikos kısaları dilediği gibi penetre ediyor ve bu penetreler sonrasında ekstra paslarla sonuca gidiyordu. Bilhassa hücumda gösterdikleri yüksek farkındalık seviyesiyle hücum ribaundlarında rakiplerine üstünlük kurdular ve ikinci şanstan doğan atışlarla sonuca gittiler. İlk yarıda 10, ikinci yarıda dokuz hücum ribaunduna izin verdiğiniz bir maçı kazanmanız için çok iyi şut atmanız gerekiyor. Yaz döneminde koronavirüsten en çok etkilenen takımlardan biri olan Khimki iyi şut atamadı ve küçük farkların sonucu tayin ettiği karşılaşmadan 78-76 mağlup ayrıldı.

Yoncalar kaotik bir ortamda, kaotik bir yönetimde ilginç bir kadro kurdu ve bu kadronun başına da Euroleague tecrübesi bulunmayan bir koçu, Georgios Vovoras’ı getirdiler. Vovoras, ilk sınavından geçmiş gibi duruyor. Her ne kadar eksik bir kadro olsa da Khimki’ye karşı alınan galibiyette Ioannis Papapetrou’nun rolünü bulması onlar için umut vadediyor.

Fenerbahçe Beko-Kızılyıldız

Fenerbahçe taraftarını radikal bir değişim bekliyor. Parkenin kenarında mükemmeliyetçi savunma ve hücum kurguları sebebiyle “Asıl bağırmazsam sorun vardır” mottosuyla hareket eden, sahada biri hata yaptığında bench’te gidip onun yedeğine oyuna girdiğinde öyle bir hata yapmaması yönünde sert uyarılar yapan bir koçtan çok daha sakin bir mizaca sahip, çok daha suskun bir karakter olan Igor Kokoskov’a geçiş yaptı Fenerbahçe Beko. İyi veya kötü, modern veya geleneksel gibi bir ayrım söz konusu değil elbette. Ancak sert bir geçiş olacağını ve her ne kadar NBA tecrübesi çok geniş olsa da Kokoskov’un Avrupa’da ilk defa takım çalıştıracağını atlamamak gerekiyor. En nihayetinde, basın toplantısına “Beklettiğim için hepinizden özür dilerim. Maç sonu rutinlerini yeni öğreniyorum, bir daha olmayacak.” diyerek giriş yapan birinden bahsediyoruz.

Sarı-Lacivertliler evinde Kızılyıldız’ı ağırlayarak açılışı yaptı. İlk çeyrekte maça hızlı bir giriş yapan Fenerbahçe’de göze çarpan ilk detaylardan biri Nando de Colo’nun hücumda üstlendiği liderlik ve Edgaras Ulanovas-Bobby Dixon ikilisinden gelen 5/5 üçlük performansı oldu. İkinci çeyrekte savunmadaki istek ve arzusunu arttıran Fenerbahçe, kaptığı toplarla hızlı gelip savunma henüz yerleşmeden pozisyon alma ve bu ters eşleşmelerden doğan avantajları kullanma amacındaydı. Hücumda yakaladığı havayla farkı 12 sayıya çıkarıp soyunma odasına çift haneli farkla giden Fenerbahçe ikinci yarıda da arzulu ve istekli savunması, Vesely’nin ribaundlardaki katkısı, boş dönülen hücumlarda uzunların pota altına hızlı bir şekilde dönmesi, Lorenzo Brown’ın yüksek farkındalık seviyesi ve penetreleriyle sonuca gitti ve karşılaşmadan 77-63 galip ayrıldı.

Kızılyıldız’da koç Sasa Obradovic’in oynatmak istediği oyun da nispeten geçiş oyununa dayalı, tempoyu yukarı çeken bir basketboldu. Maçın büyük bir bölümünde yüksek tempolu bir basketbol oynandı ancak burada önemli nokta tempoyu kimin ayarladığı ve rakibine dikte ettiği. Geçiş oyununu oynayabilmenin ilk noktası iyi savunma yapmaktan ve o toplarla yarı sahayı hızlı geçebilmek. Kızılyıldız’ın elinde bu oyunu oynayabilecek oyuncuları var ancak koç Sasa Obradovic’in bu oyunu oynayabilmesi için oyuncularını bir konuda ikna etmesi gerekiyor gibi duruyor: Savunma.

Bayern Münih-Olimpia Milano

Bayern Münih, son yıllarda ayağını yorganına göre uzatan, bütçe konusunda fazla açılmadan istikrarını koruyarak yükselmeye çalışan nadide Euroleague ekiplerinden biri. Bu sezona da oldukça mütevazı hedeflerle giriş yapma hedefindeler. Bu mütevazı hedefler zaman zaman can sıkıcı olsa da…

Audi Dome, açılış haftasının belki de en heyecanlı maçlarından birine sahne oldu. Oynanan basketbol kalitesi bir yana mücadele anlamında asla sorgulanamayacak maçta Bayern Münih’te Nihad Dedovic’in saha içi yerleşimi konusundaki organizasyon becerisi ve ilk yarıda kimi zaman üstlendiği skor yükü Bayern Münih’i maçın içinde tuttu. İlk yarıda yalnızca üç top kaybı yapıp bunun yanına sekiz asist ekleyen bir ekibe karşı ilk yarıyı 31-32 geride kapatmak nereden bakarsak bakalım Andrea Trinchieri’nin kabul edeceği bir şeydir.

İkinci yarıda Wade Baldwin ve Jalen Reynolds’un skor katkılarıyla maçta söz sahibi olan Münih, üçüncü çeyreği 55-54 önde bitirdi. Ellerin titrediği, hücumların fazlasıyla can sıkıcı hâle geldiği dördüncü çeyrekte maç uzatmaya gitti ve uzatmada kazanan Malcolm Delaney’nin ‘acil durumda camı kırınız’ oyunu ve Shavon Shields’ın son noktayı koyan üçlüğüyle Olimpia Milano oldu.

Ettore Messina’nın elinde zor bir guard rotasyonu var. Malcolm Delaney ve Sergio Rodriguez kağıt üstünde iyi bir ikili olarak gözükebilir ancak maçta beraber parkede yer aldıklarında maçın 26. dakikasıydı. Messina da onlardan iyi bir ikili yaratmanın zor olduğunu biliyor. Topun kontrolü kendilerinde olduğunda kendilerini rahat hisseden iki isim en nihayetinde. Sezonun ilerleyen bölümünde guard rotasyonun süre dağılımı takip edilesi bir şeye dönüşebilir.

Baskonia-Real Madrid

Dusko Ivanovic takımlarınn bahsi açılınca akıllara gelen bazı temel şeyler var: Sezon öncesi ağır idmanlar, koşular ve hatta yüksek hedeflere tırmanışlar. Onun takımlarında sezon öncesi dönemde topsuz antrenmanlar, toplu antrenmanları geçebilir. Deneyimli koç basketbolcudan ziyade asker yetiştiriyor gibi desek yeridir.

Tornike Shengelia sonrası dönemde Baskonia’ya belki de teslim edilmesi en doğru ismin elinde artık. Shengelia, son yıllarda oynadığı basketbol ve sahadaki duruşuyla Baskonia’nın kimliği hâline gelmiş bir isim. İlk haftada Real Madrid karşısında onun yokluğu neredeyse hiç hissedilmedi. Geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi sahada son derece istekli, arzulu ve gözlerinden ateş çıkan bir oyuncu grubu vardı.

Her ne kadar Sergio Llull ve Jeffrey Taylor gibi son derece önemli iki oyuncudan yoksun olsa da Real Madrid hâlâ Real Madrid. Son yılların kadro anlamında en istikrarlı ekibini mağlup edebilmek için de maçın çok büyük bir bölümünün yüksek algı ve farkındalık seviyesiyle oynamalı, maçın içinde kalmalısınız. Real Madrid hücumda top paylaşımında veya akıcılıkta herhangi bir sorun yaşamadı ancak girmeyen şutlardan sonra maç içinde sinmeye başladılar. Kemik gibi sert bir savunmayla rakibini karşılayan Baskonia ise maç içinde büyüdükçe büyüdü. Oynamaya istekli yapısının bir sonucu olsa gerek Baskonia 12 kez çizgiye giderek bu departmandan 19 sayı çıkartırken Real Madrid yalnızca beş kez çizgiye gitti.

Pierra Henry’nin durdurulamaz penetreleri, Efes’te rotasyonun arka sıralarında kalan Alec Peters’ın burada oynadığı ana rol, Luca Vildoza ve Rokas Giedraitis’ten gelen çift haneli skor katkısı Baskonia’ya ilk haftanın en şaşaalı galibiyetlerinden birini getirdi.

Basketbol
Euroleague Maçlarına Koronavirüs Engeli
10 SAAT ÖNCE
Basketbol
Euroleague: Haftanın bilançosu #3
19/10/2020 - 14:08