Haftanın oyuncusu: Bojan Dubljevic

Haftanın takımı: Valencia

Basketbol
Karmaşıklıktaki zarafet
3 SAAT ÖNCE

Haftanın koçu: Xavi Pascual

Haftanın hayal kırıklığı: Real Madrid

CSKA Moskova-Maccabi Tel Aviv

Geçtiğimiz hafta Palau Blaugrana deplasmanından boynu bükük ayrılan CSKA Moskova, bu hafta evinde Maccabi Tel Aviv’i ağırladı. İlk çeyrekte iki takımın da birbirinin gücünü/potansiyelini tartar durumda olması ve Moskova’daki alışılagelmiş masa hakemleri sebebiyle maç çok düşük tempoda başladı. İlk periyotta Maccabi’nin pota altı rotasyonundaki zayıflıkları kullanmak isteyen CSKA, maçta henüz bir buçuk dakika geride kalmışken Othello Hunter’a ikinci faulünü aldırdı. Hunter’ın yokluğunda ilk çeyreği plansız bir şekilde Dragan Bender’le geçmek zorunda kalan Maccabi’nin zaaflarını göz önüne çıkaran bir CSKA vardı. Darun Hillard ve Tornike Shengelia gibi isimlerle pota altını zorlayan ev sahibi ekip ilk çeyreği 20-15 önde kapattı. Durgun ve verimsiz geçen ikinci çeyrekte CSKA hücumları çok sıradan hâle geldi ve Maccabi, Dragan Bender-Ante Zizic ikilisinin pota altında kurduğu üstünlüklü maçın içinde kalmayı başardı.

İkinci yarıya da son derece verimsiz ve üretkenlikten uzak hücumlarla başlayan takımlar, üçüncü çeyreğin sonunda sıradışı bir istatistiğe imza attılar. Çeyreğin bitiminde iki takımın çizginin gerisinden attığı şutlardaki performansı 7/40’ydi. Üçlük çizgisinin gerisinden ritmini bulanın alıp götüreceği maçta dördüncü çeyrek, Maccabi’nin sert müdaafası ve Scottie Wilbekin’in üçlükleriyle başladı. Karar çeyreğinde iki takımın da üçlük çizgisinden ritmini bulması maçı bir anda yedi metreden oynanan bir oyun hâline getirdi. Mike James’in son çeyrekte attığı 3/3 üçlük ve Will Clyburn’ün oyuna dahil olmasıyla karşılaşmadan galip ayrılan taraf 76-72’lik skorla CSKA oldu.

Janis Strelnieks, Nikola Milutinov ve Semyon Antonov gibi rotasyonda bir hayli geniş yer kaplayan isimlerin yokluğunda CSKA, hanesine bir galibiyet yazdırarak çift maç haftasına daha rahat bir başlangıç yapacak. Geçen sezonun henüz dördüncü haftasında oldukça üzücü bir sakatlık yaşayarak sezonu kapatan Clyburn, 4/9’la oynadığı maçta yalnızca 23 dakikada 19 sayı sığdırdı. Klişe tabirle, CSKA adına sezonun en büyük kazancı o olsa gerek.

Anadolu Efes-Fenerbahçe Beko

Shane Larkin’in yokluğunda geçen hafta Zenit’in topa baskı savunmasında rahat nefes almakta zorlanan Anadolu Efes, bu hafta evinde Fenerbahçe Beko’yu konuk etti. İlk çeyrekte maça oldukça hakim başlayan Efes de en dikkat çeken oyuncu, aldığı sorumluluk ve bu sorumluluğun üstünden gelebilmesiyle Krunoslav Simon oldu. Forvetten veya tepeden istediği gibi oyun kuruyor, sırtı dönük oynuyor, orta mesafeden veya üçlük çizgisinin gerisinden şut atıyor ve takım arkadaşlarının sahadaki hareketlerini bir hayli rahatlatıyordu. Set hücumunda zorlanmayan, üretkenlikte bir sıkıntı yaşamayan ve boş şutları değerlendiren Anadolu Efes ilk çeyreği 23-17 önde kapattı. İkinci çeyreğe Bryant Dunston’ın merkezinde olduğu ikili oyunlarla başlayan Efes’i, Fenerbahçe pota altı rotasyonu çok iyi karşıladı ve orada bir duvar inşa etti. Anadolu Efes adına sahada beklenildiği gibi kısa devrilmeler sonrası köşeleri ve forvetleri beslemek isteyen bir oyun felsefesi vardı ancak Fenerbahçe’nin perimetre savunması Efes’e göz açtırmadı ve adam takibi konusudna çok iyi iş çıkarttı. İlk yarının bitimine 2:56 kala gelen Kokoskov molasından sonra ise ibre tamamen konuk ekibe döndü. Vasilije Micic’in takımdaki liderlik rolünü almak istemesi ve oyunu forse etmesi, de Colo’nun dümene geçmesiyle birleşince Fenerbahçe 10-0’lık bir seri yakaladı ve ilk yarıyı 35-42’lik skorla önde kapattı.

Micic’in oyunu forse etmesi, liderlik rolünü almak için ortaya koyduğu mücadele, maçın sonuna yaklaştıkça Efes adına içinden çıkılmaz bir girdaba dönüştü. Topun dolaşmadığı üretkenlikten uzak hücumlar ve bu takımın hücumundan güç alan bir basketbol oynaması, Fenerbahçe Beko’yu maç içinde bir adım ileri attı. Son çeyrekte de ribaundlarda kurduğu üstünlüğü, ikinci şans sayılarıyla sonuca dönüştüren Fenerbahçe, maçtan 71-80 galip ayrıldı ve sezona ikide ikiyle başlamış oldu.

https://imgresizer.eurosport.com/unsafe/0x0/filters:format(jpeg):focal(1272x714:1274x712)/origin-imgresizer.eurosport.com/2020/10/06/2908982.jpg

Bir takımın 48 ribaund alıp, 21 top kaybı yaptığı bir maçın çözümlemesini yapmak, nereden tutarsak tutalım, elde kalan cinsten. İkinci şans sayılarında buldukları 18 sayı ve yaptıkları 21 top kaybı birbirini götürdü neredeyse. Top kayıplarına rağmen Lorenzo Brown ve Nando de Colo başta olmak üzere birçok oyuncu yerini ve rolünü biliyor gibi gözüküyor. Fenerbahçe Beko da ligin şu anda en hazır ve en ritimli takımı görüntüsünü çiziyor. Brown ve de Colo’nun yakaladığı uyum, birbirlerinin ayaklarına basmıyor oluşları ve Jan Vesely-Dyshawn Pierre ikilisinin ribaundlardaki katkısı Fenerbahçe’nin oyununa dair en kritik noktalar.

Anadolu Efes’te ise Vasilije Micic’in sezonun ilerleyen bölümlerinde illa kendini bulacağına inanan koç Ergin Ataman’ın da oyuncularına güvenmekten başka çaresi yok. Vasilije Micic’i oyundan alıp Buğrahan’a daha büyük bir sorumluluk vermek belki maçı getirebilirdi ancak sezonun ilerleyen bölümlerinde bu takımın ana oyun kurucusuna ihtiyacı olacak. Geçen sezon Sinan Erdem’de oynanan CSKA Moskova maçında potaya penetre etse, faul almaya çalışsa skoru eşitleyecek durumda olan Shane Larkin’in üçlüğe kalkması ve bunu Ergin Ataman’dan aldığı özgüvenle yapması gibi. Ataman takımları bildiğimiz gibi. Maçı kaybetmeyi göze alıyor ama oyuncusuna olan güvenini kaybetmiyor.

Real Madrid-Valencia

Geçen hafta Euroleague’i Baskonia deplasmanındaki mağlubiyetle açan Real Madrid, bu hafta evinde Valencia karşısındaydı. İlk çeyreği dengeli geçen karşılaşmada Facundo Campazzo’nun skorer oyunuyla 19-17 önde geçmeyi başardılar. İkinci çeyrekte Bojan Dubljevic’in oyundaki ağırlığını iyiden iyiye hissettirdiği bir ortamda Madrid hücumları da beklenilenin gerisinde olunca soyunma odasına 39-44’lük üstünlükle giden taraf Valencia oldu. Dubljevic liderliğinde oyununu, ikinci yarının geneline yayan Valencia karşılaşmadan 77-93’lük skorla galip ayrılan taraf oldu. Eğer bu bir boks maçı olsaydı Valencia, rakibini çoktan yere sermiş ve muhtemelen teknik nakavtla galip ilan edilmiş olurdu.

Real Madrid cephesinde endişe verici nokta hücum. Pablo Laso’nun ekibi aslında iyi hücum ediyormuş gibi gözüküyor ancak çok göz boyayıcı bir hücum anlayışı var. Top hücumda en az üç-dört oyuncunun eline değiyor, dolaşıyor, pota altına iniyor ancak bunların hepsi fazlasıyla yavaş bir tempoda oluyor. Valencia da adam adama savunmada ve yardım savunmasında iyi iş çıkarınca Madrid hücumları, bu maç özelinde izlemesi azap verici bir deneyime dönüştü.

Valencia’nın sırtını yasladığı hücum anlayışı ise yıllardır Valencia formasıyla anılan Dubljevic’in üçlük çizgisinin gerisinden top alabilmesi ve bir tehdit hâline gelmesi. Dubljevic’in potaya yedi metre uzaklıkta, tepede topu alabilmesi, hand-off’larda iyi iş çıkarması, tepeden yolladığı üçlüklerde sezonun geneline yaydığı istikrar ve verim, birçok Euroleague takımını kıskandıran düzeyde. Dubljevic’in yayın gerisinden 6/9’yla oynaması ve bu maç özelinde Walter Tavares’i potadan uzaklaştırması, Valencia kısalarının da içeri rahat bir şekilde penetre edebilmesinin önünü açtı. Birçok oyuncusundan ufak ufak da olsa katkı alan Valencia, ciddiye alınacak bir rakip olduğunu ikinci haftadan gösterdi.

Zenit-Barcelona

Koronavirüs pozitif testlerinin en çok darbe vurduğu maçlardan biriydi Zenit-Barcelona. Ev sahibi ekipte Anton Pushkov ve Austin Hollins, Barcelona’da ise koç Sarunas Jasikevicius ve yardımcısı Darius Maskoliunas maçta yer alamadılar. İlk çeyreğin hikâyesini, Xavi Pascual’in öğrencilerinin yaptığı altı top kaybı ve Barcelona kadrosunun yetenek tavanı oluşturdu.Asist üzerinden buldukları sayılarla sonuca giden Barcelona, ilk çeyreği 16-19 önde kapattı. İkinci çeyrekle birlikte top kayıplarını sınırlamaya başlayan Zenit’te kenardan gelen Billy Baron, Zenit’in hem maça hem de skora ortak olmasını sağladı.

İlk yarıyı 35-38 geride kapatan Zenit, skora tutunabilmenin de getirdiği motivasyonla maçın içinde gittikçe büyüyen bir özgüvene sahipti. Eskişehir ve Kızılyıldız formaları giyerken sabit bir şutör olarak tanımlanan Billy Baron, birçok pozisyonda penetre eden, perimetreyi zorlayan bir performansa imza attı. Son çeyrekte KC Rivers’ın da oyuna ağırlığını koymasıyla Zenit, bu sefer evinde ses getiren bir galibiyete imza attı ve Euroleague’e ikide ikiyle giriş yapmış oldu.

Kevin Pangos’un liderliği, Billy Baron ve KC Rivers’ın dış şut katkısı, Alex Poythress’ın pota altında getirdiği sertlikle sonuca giden bir Zenit vardı sahada. Deplasmanda Anadolu Efes karşısında alınan galibiyetten sonra evinde Barcelona’yı mağlup ederek gelen başlangıç, Xavi Pascual’in kafasında tasarladığı birçok şeyi sahaya yansıtabildiğin kanıtı olsa gerek. Çalıştırdığı birçok üst düzey takımla istediği seviyenin uzağında kalan Pascual için Zenit, yeni bir mücadelenin yeri ve sezona çok iyi başladıkları da bir gerçek.

Barcelona’da ise üzerine kafa yorulacak konu hiyerarşi olacak. Kimin nerede, ne zaman şut atacağı gibi konular hâlâ çok düzensiz gözüküyor. Nikola Mirotic’in yanına ‘o akşam’ skor yükünü çekecek birkaç oyuncu çıkaramadığında Barcelona, pek de Barcelona olamıyor.

Kızılyıldız-Baskonia

Yenilenmiş bir takım kadrosu ve oyun anlayışıyla sezonu Ülker Arena’da açan Kızılyıldız, bu hafta evinde Baskonia’yı ağırladı. Geçen hafta Real Madrid galibiyetiyle sezona iyi bir giriş yapan Baskonia, Belgrad’da da favori konumundaydı. Ancak ilk çeyrekte topu dolaştıran, boş atışları bulan ve bu boş atışları sayıya çevirerek sonuca giden bir Kızılyıldız vardı. Sahada istediklerini yapabilen bir takım görüntüsü çizen Kızılyıldız, ikinci çeyrekte de yaptığı hücumlarla birçok oyuncusunu devreye soktu ve onlardan katkı alarak soyunma odasına 36-31’lik üstünlükle gitti.

İkinci yarıya başlarken de geri adım atmayan Kızılyıldız, Jordan Loyd’un sergilediği skorer oyun ve Langston Hall’un organizasyon becerisiyle maç içinde Baskonia’nın hep birkaç adım ilerisindeydi. Maçın büyük bölümünde birebirlerle sonuca gitmeye çalışan Baskonia, geçen haftanın aksine oldukça verimsiz bir gün geçirdi ve sahadan mağlup ayrılan taraf oldu.

Maç içinde organizasyonun ana aktörü hâline gelen Langston Hall ve 30 sayıyla haftanın en iyi performanslarından birine imza atan Jordan Loyd’a, maç içinde en ufak bir savunma hamlesi gelmemesi de Baskonia için mağlubiyeti kaçınılmaz bir noktaya getirdi. Luca Vildoza-Pierria Henry ikilisi zaman zaman oyun içinde ön plana çıksalar da maçı hissetme ve maçın hakimiyetini ellerine alma konusunda büyük sıkıntı yaşadılar. Öte yandan, Kızılyıldız da Hall’un maça etki anlamında haftanın en iyi performanslarından birine imza atması ve hemen her hücumda doğru pası bularak Jordan Loyd ve Marko Simonovic gibi takım arkadaşlarını devreye sokması, Kızılyıldız adına skordan çok oyunu ön plana çıkardı ve Kızılyıldız sadece skor anlamında değil, oyunun genelinde de üstün gelen taraf oldu.

Alba Berlin-Bayern Münih

Geçen hafta sezonu Maccabi Tel Aviv deplasmanında açan Alba Berlin, bu hafta evinde Bayern Münih’i ağırladı. Maça Simone Fontecchio ve Jayson Granger’ın skor katkılarıyla iyi bir giriş yapan Alba için işler ikinci çeyrekte tersine döndü. Nick Weiler-Babb’ın liderliğinde takım hâlinde 4/6 üçlük atan ve Alba Berlin’e sadece dokuz sayı izni veren Bayern Münih, 9-31’lik çeyrek skoruna imza attığı gecede soyunma odasına 36-52 önde gitti.

Üçüncü çeyrekte skorun da getirdiği rahatlıkla hücumda ve savunmada daha özgüvenli bir görüntü çizen Bayern Münih, Alba Berlin deplasmanından galibiyetle ayrılmış oldu. Takım hâlinde iyi ribaund alıp ikinci çeyrekte Alba Berlin’e sadece iki saha içi isabeti veren Andrea Trinchieri ve öğrencileri, ikinci haftada galibiyetle tanışmış oldu.

Alba Berlin, yay gerisinden atış imkanı bulup bunları yüzdeli atabildiğinde izlemesi eğlenceli bir takım ancak ribaund alamadıklarında işler onlar adına hiç de yolunda gitmiyor. Bayern Münih cephesinde ise Andrea Trinchieri de maç sonu basın toplantısında ribaundların bu takım için anahtar rolde olduğunun ve takımın kimliğinin müdafaadan geçtiğinin altını çizdi. Başta Jalen Reynolds olmak üzere takım hâlinde ribaundlara iyi konsantre olan Bayern Münih’in, her hafta rakiplerinden bir ribaund daha fazla almak için ter dökeceği kesin gibi.

Panathinaikos-Olympiakos

Geçen hafta Khimki deplasmanından galibiyetle dönen Panathinaikos, bu hafta kendi evinde Olympiakos’u ağırladı ve OAKA, derbinin adresi oldu. İlk çeyreğe Khimki maçının aksine topun dolaşmadığı, sabırsız, bir an önce sonuca gitme odaklı hücumlarla başlayan Panathinaikos ilk çeyreği 12-22 geride kapattı. Öte yandan, Sloukas’ın uzunlarla oynadığı ikili oyunlar, keza Shaq McKissic-Hassan Martin uyumu, Olympiakos adına çeyreğin en olumlu detaylarıydı. İkinci çeyreğe, hücumu yoluna koyamamış bir şekilde başlayan Panathinaikos’ta savunmada konsantrasyon seviyesi oldukça düşüktü. İkili oyunları savunmakta zorlanan bir takım görüntüsündeydi Panathinaikos. Ev sahibi ekip, birebirlerle sonuca gitme odaklı, oyunu çoğu zaman forse eden bir takım hüviyetindeydi. İkinci çeyreğin sonuna doğru asist üzerinden buldukları iki üçlükle farkı tek hanelere indirip soyunma odasına 35-44’lük skorla gitseler de ikinci yarı da ilk yarıdan çok da farklı olmayacaktı.

İkinci yarıya Ioannis Papapetrou’nun skorer oyunuyla başlasa da Panathinaikos’un çektiği sıkıntılar kendini rahatlıkla belli ediyordu: Tek kişinin eline bakılan ve üretkenlikten bir hayli uzak hücumlar. İkinci yarıda Papapetrou’nun yanına bir skorer eklemekte güçlük yaşayan Panathinaikos için son çeyrekte diğerlerininin aynısı gibiydi. Son çeyreğin genelinde gayretli ve istekli kalabilen Olympiakos, derbiden galip ayrılan taraf oldu.

https://imgresizer.eurosport.com/unsafe/0x0/filters:format(jpeg):focal(1391x870:1393x868)/origin-imgresizer.eurosport.com/2020/09/16/2888191.jpg

Panathinaikos adına, bu maç özelinde bireysel çözümler kısa aralıklarla sonuç verdi ancak genel gidişata baktığımızda bu takımın birebirlerden çok daha fazlasını oynaması gerektiği bir gerçek. Zach Auguste’un oyuna dahil olduğu bölümlerde koşmaya başlayan Panathinaikos, bunu maçın geneline yaymadı. Printezis ve Papanikolaou gibi ayakları son derece yavaş olan oyunculara karşı, üstelik koştuğu bölümlerde karşılığını alan bir takımın bunu maçın geneline yaymamış olması ilgi çekici. Günün sonunda organizasyon becerisi ile tecrübeyi birleştirmeyi başaran Olympiakos, haftayı galibiyetle kapattı.

Olimpia Milano-Asvel

Geçen hafta zorlu geçen ve uzatmaya giden bir maç sonunda Almanya’dan galibiyetle dönen Olimpia Milano, bu hafta evinde Fransız ekibi Asvel’i ağırladı. Karşılaşmaya ritimsiz bir başlangıç yapan Ettore Messina’nın ekibi, Asvel’in mücadeleci, enerjik yapısı karşısında sonuç almaya uzak bir görüntü çiziyordu. İlk çeyreğin sonuna yaklaşırken oyuna giren Riccardo Moraschini’yle silkelenen ve Asvel’in enerjisini nispeten düşüren Milano, ilk çeyreği 20-17 önde kapattı. İkinci çeyrekte de tempoyu düşürerek, kontrol ederek ve rakibine dikte ederek maçın dizginlerini eline alan Milano soyunma odasına 45-40 önde gitti. İkinci yarıda da maçın kontrolünde bir sıkıntı yaşamayan Milano, Asvel’in dördüncü çeyrekte mücadele dozajını istediği seviyeye getirememesi ve hücumda sıkıntı yaşamasıyla farkı açarak ikinci haftada ikinci galibiyetini almış oldu.

Milano, Malcolm Delaney’nin organizasyon becerisi ve Luigi Datome, Shavon Shields gibi çift haneleri gören beş oyuncusuyla Asvel karşısında sıkıntı yaşamadı ancak kadro/performans açısından Milano izleyenlere hâlâ keyif vermiyor. Malcolm Delaney-Sergio Rodriguez ikilisinin beraber oynadıkları beş buçuk dakikalık süre içinde rakibine 10 sayı fark atan Milano’da, Ettore Messina’nın sezonun ilerleyen bölümlerinde bu iki oyuncu özelinde rotasyonu nasıl kullanacağı büyük merak konusu. Milano’nun oyununu geliştirebilmesi ve keskinleşebilmesi için biraz zamana ihtiyacı olduğu kesin gibi. Vladimir Micov ve Kevin Punter’ın devam eden sakatlıkları sebebiyle maç kadrosunda yer almadıkları düşünüldüğünde rotasyon ilerleyen günlerde biraz daha genişleyecek ve rol dağılımları, bu takımı tekrar izlemek için yeterli sebebi sunacak.

İlk hafta Valencia karşısında da benzer bir oyun anlayışıyla sahaya çıkan Asvel’in reçetesi -pek açıklayıcı ve kullanışlı bir tabir olmasa da- mücadele. Enerjilerini sahaya yansıtamadıkları her dakika gemi, su almaya devam ediyor. Bu geminin batmaması için ise tek yol, Matthew Strazel gibi genç oyuncularla rotasyonu olabildiğince geniş tutup tam sahada koşmak ve savunmada yüksek konstrasyon seviyesinde kalabilmek gibi duruyor.

Khimki-Zalgiris Kaunas

Her geçen gün oyuncularda ve teknik ekiplerde artmaya devam eden Covid-19 pozitif testleri, VTB liginin seyircili oynatılması, Euroleague’in ev sahibi takımlar için seyircili-seyircisiz inisiyatifini hükümetlere bırakması gibi ilginç kararların sonu, Cumartesi akşamı oynanan bir Euroleague maçı oldu. Ev sahibi takımda Jordan Mickey, Janis Timma, Evgeny Voronov, Greg Monroe ve Maxim Barashkov’un pozitif çıkan testleri; üstüne Errick McCollum ve Alexey Shved’in devam eden sakatlıkları koç Rimas Kurtinaitis’in elini kolunu bağladı. Rotasyonun sekiz kişiye düşmesi hâlinde maçın iptal edileceğini sezon öncesi yayınladığı protokolde belirtilmiş olmasına rağmen Khimki, sakatlığı devam eden Dairis Bertans’ı kadroda göstererek kağıt üstünde ‘sekiz kişilik’ bir rotasyon oluşturdu ve maç Cumartesi akşamı da olsa başladı.

Maça asist üzerinden bulduğu sayılarla iyi bir giriş yapan ev sahibi ekip, dar rotasyonu bir motivasyon kaynağına dönüştürmüş gibi gözüküyordu. Tam sahayı bulduğunda koşan, yarı sahada sete oturduğunda hızlı ve daha önemlisi doğru paslarla boş atışı bulan Khimki, ilk çeyreği önde 20-17’lik skorla önde kapattı. Ancak ikinci çeyrekte rüzgar tersine döndü. Kenardan gelen Rokas Jokubaitis ve Arturas Milaknis’i savunmakta zorlanan Khimki için işler ikinci çeyrekte hiç de yolunda gitmedi. Thomas Walkup, yönettiği hücumlarla Milaknis, Nigel Hayes ve Augustine Rubit gibi oyuncuları devreye sokunca Zalgiris, hücumda işleri yoluna koydu. Bu çeyrekte savunmada da birlikte hareket eden, yardım savunmasında hemen hemen kusursuz iş çıkaran Zalgiris, potasında sadece 12 sayıya izin vererek soyunma odasına 32-41’lik üstünlükle gitti.

İkinci yarıda Walkup-Grigonis-Jokubaitis üçlüsünden en az ikisinin aynı anda sahada bulunduğu bölümlerde üretim konusunda hiç sıkıntı yaşamayan Zalgiris, bilinçli ve doğru şut seçimleriyle üçüncü periyot sonunda farkı 19 sayıya kadar çıkardı. Son çeyrekte skorun da vermiş olduğu rahatlık hissiyle Khimki, 15-3’lük bir seri yakalamış olsa da koç Martin Schiller’in molasından Milaknis ve Grigonis’in üçlükleriyle dönen Zalgiris, günün sonunda gülen taraf oldu ve sahadan galibiyetle ayrıldı. En nihayetinde, ne kadar doğru oyunu oynamaya çalışsanız, hücumda doğru şutları bulmaya çalışsanız da yedi kişilik bir rotasyonla ancak buraya kadar gelebiliyorsunuz. İkinci yarıda ev sahibi Khimki’nin, Zalgiris’e ne nefesi ne de rotasyonu yetebildi.

Maçın iptalinin önüne geçmek için kural kitapçığını boşa çıkaracak birtakım hamlelerin ön plana çıktığı, sakat bir oyuncunun sırf ‘eğlence devam etsin’ mantığıyla maç kadrosuna alındığı bir ortamda basketboldan önce konuşulması, daha doğrusu Euroleague yönetiminin konuşması gereken şeyler var. İnsanın merkezinde olduğu spor gibi bir organizasyonda, üstelik uluslararası maçların oynandığı bir ligde kurumun alması gereken en temel aksiyon “Koronavirüs testleri pozitif çıkarsa ne yapmalıyız?”dan ziyade “Pozitif testle karşılaşmamak için neler yapmalıyız?” olmalı. Pozitif testler bir yana, her gününü beraber geçiren oyuncular ve teknik ekiplerdeki virüsün kuluçka süresinin içinde olması oldukça muhtemel negatif testlerini hesaba katmayan bir organizasyon, oldukça defolu ve yanlış gözüküyor. Rotasyondaki oyuncu sayısı belli bir sayının altına düşürse maçı erteleme, maçın oynanacağı şehri değiştirme, en nihayetinde çözüm bulunamazsa 20-0 hükmen galibiyet/mağlubiyet gibi en kötü senaryoda devreye sokulacak adımlardan önce çözüme kavuşturulması gereken basit şeyler de var. Altı oyuncunun pozitif çıkan testler sonucunda sahaya çıkamadığı bir akşamda maçı seyircisiz oynatmak gibi. Günün sonunda daha iyi basketbol oynayanın değil, daha sağlıklı kalanın galip geleceği bir gidişat, Avrupa basketbolunun zeminine dinamit koymaktan başka bir işe yaramaz.

Basketbol
Euroleague Maçlarına Koronavirüs Engeli
10 SAAT ÖNCE
Basketbol
Euroleague: Haftanın bilançosu #3
19/10/2020 - 14:08