Basketbol

Geleceğin yıldızları #13: Lazar Zivanovic | Özel Röportaj

Share this with
Copy
Share this article

Lazar Zivanovic

Image credit: Eurosport

ByEurosport Türkiye
11/05/2020 at 10:00

Bir video oyunuyla başlayan kariyeri, Amerika Birleşik Devletleri’ne gidişi, Belgrad & Los Angeles, ABD’deki kolejlerin eğitim ve basketbol sistemleri, sarma tutkusu… Loyola Marymount forması giyen Lazar Zivanovic, Kuzey Kılıç’ın sorularını yanıtladı.

Sırbistan basketbol ekolünün Avrupa’dan NBA’e oyuncu gönderen ekoller arasında ayrı bir yeri olduğunu söylemek pek de yanlış olmaz.

Geçmiş yıllarda Peja Stojakovic ve Vlade Divac, kendi dönemlerinde en iyiler arasında yer alırlarken Nenad Krstic, Marko Jaric, Vladimir Radmanovic ve Sasha Pavlovic gibi isimlerin de en azından hatırı sayılır bir kariyerleri olmuştu.

Basketbol

Karmaşıklıktaki zarafet

YESTERDAY AT 08:03

Günümüzde ise Bogdan Bogdanovic “yıldız” sınıfındaki seviyesini hızla yükseltirken Nikola Jokic, tarihin en özel uzunlarından biri oldu bile.

Bu ekolden yetişen ve bu isimlerin ayak izlerini takip eden Lazar Zivanovic, yukarıdaki isimlere göre ayrı bir artıya sahip. Zira kendisi daha NBA’e adım atmadan Birleşik Devletler’in kolej basketbol liginin ilgisini çekmiş. Loyola Greyhounds forması giyen Zivanovic, ülkenin basketbol felsefesini ve kültürünü öğrenirken aynı zamanda NBA’e dair sağlam adımlar atmaya başladı.

Öncelikle, nasılsınız?

Çok teşekkür ederim, iyiyim. Uzun bir süredir ailemle bu kadar iyi zaman geçiremiyordum, bu salgın elbette kötü ama en azından değerli bir artıya sahibim.

Koronavirüs döneminde evde olduğunuz süreçlerde neler yapıyorsunuz?

Dediğim gibi, ailemi uzun bir süredir göremiyordum. Birbirimizden ayrıydık, görüşemiyorduk. Bu dönemde onların yanına geldim. Olabildiğince ailemle zaman geçirmeye ve onların çevresinde olmaya çalışıyorum.

Her günümü bir gün önceden organize edip “maksimum verimi” almaya çalışıyorum. Şu an boş zamanım var ve bu zamanı en iyi şekilde değerlendirmeliyim, her anlamda gelişmeliyim. Günde bir veya iki defa egzersiz yapıyorum. Ağırlık kaldırıyorum, mobilite antrenmanları yapıyorum, evde bisiklete biniyorum yani evde yapılabilecek bütün egzersizleri yapıyorum. Her gün en az bir basketbol maçı izliyorum. O maçı analiz edip “Acaba bu oyuncudan ne öğrenebilirim?” diye düşünüyorum.

Okuldaki sömestr dönemimiz bitiyor yani yapmam gereken onlarca ödev var. Bunları yaparken bir yandan matematik konusunda ekstra çalışmalar yapıyorum. Bu biraz zor ama yaparken keyif alıyorum. Tabii konsolda oyun oynayıp arkadaşlarımla zaman da geçiriyorum.

Basketbola nasıl başladınız?

Altı yaşımdayken basketbolla tanıştım. Ama dört yıl boyunca bu spora yalnızca hobi olarak yaklaştım. 10 yaşıma geldiğimde ise hayatım tamamen değişti. O yıl NBA Live’ın oyununu almıştım ve açıkçası oynarken beklediğimden daha fazla keyif alıyordum. Sonra bir gün konsol başından kalkıp dışarıya çıkıp basketbolu kendim oynamak istedim. Bu her gün tekrarladı. Bir saat, iki saat, üç saat… Gece yatma vaktim gelene basketbol oynuyordum. Yattığımda hemen uyumak istiyordum çünkü böylece ertesi gün olacak ve yine basketbol oynayabilecektim. Bu tutkumu mesleğe dönüştürebildiğim için çok şanslıyım.

Kızılyıldız’da oynadınız. Oradaki basketbol kültüründen bahseder misiniz?

Kızılyıldız’da üç yıl oynadım. Bildiği gibi, Sırbistan en iyi basketbol ekollerinden birine sahip. Ve Kızılyıldız, bu kültürün öncülerinden. Oradayken saha içine ve dışına dair onlarca farklı püf noktayı öğrendim, harika insanlarla tanıştım ve çalıştım. Değerli yeteneklerin olduğu bir takımda rekabet seviyesini üst düzeylerde tattım. Oradaki arkadaşlarımla hâlen daha konuşuyoruz.

Loyola Marymount forması giyiyorsunuz. Amerika Birleşik Devletleri’ne gidiş sürecinizi anlatır mısınız?

NBA’de oynamak birçok genç basketbol oyuncusu gibi benim de hayalimdi. Ailem ve ben, kariyerimi en iyi şekilde yönlendirebilmem için, hayalime bir adım daha yaklaşabilmem için en doğru yolun bu olduğuna karar verdik. Yani koleje gitmemin yararlı olacağını düşündük. Bence dünyada benim yaşımda olan basketbol oyuncularının en rekabetçileri burada. Böylece gelişmek için inanılmaz bir fırsatım oluyor, ayrıca akademik anlamda da istediğim eğitimi alabiliyor. Euroleague ve milli takım ile gençlik turnuvalarında oynarken Loyola dışında birçok okuldan, koçtan, menajerden teklifler almıştım. Ailemle aldığım karar sonrasında burasıyla anlaşmaya karar verdim, önüme gelen en iyi e faydalı fırsatı kullandım.

ABD’deki hayatınız nasıl geçiyor? Uyum sürecinde neler yaşadınız?

Burası gerçekten de harika, insanlarla aram çok iyi, şehrin genel yapısını seviyorum. Her yeni başlangıçta olduğu gibi bunda da ilk haftalar zor ve yorucuydu. Çünkü yeni bir hayata başlıyordum ama takım arkadaşlarımın samimiyeti sayesinde Avrupa’dan gelen birisi olarak Birleşik Devletler’e uyum sağlama sürecim kolaylaştı.

Belgrad ile Los Angeles arasında çok büyük farklar var. Her iki şehrin yaşam anlayışları bambaşka. Ama bence bu benim için değerli. Çünkü gençliğimde iki farklı kültürü görüp insanların davranışlarını ve aksiyonlarını takip etmek basketbol başta olmak üzere bütün alanlarda perspektifimi genişletiyor. Bu çok değerli bir şey.

Peki, ABD’de basketbol ile eğitim dengesi nasıl?

Avrupa’ya göre çok daha ciddi ve iç içe. Sezon fikstürümüz çok yoğun yani daima bir acelemiz, hızımız var ama eğer kendinizi iyi bir şekilde organize ederseniz, planlı olursanız her iki alanda da başarıyı yakalayabiliyorsunuz.

Bence eğitimin basketbola yaptığı en büyük etki sahada daha farklı düşünebilmemizi sağlaması. Tabii hayata dair bazı önemli noktaları öğreniyoruz ve güven ile bilgi kazanıyoruz. Eğer kötü bir maç oynadıysanız veya berbat bir antrenman performansı sergilediyseniz sınavlara çalışarak buradaki kötü ruh hâlinizden kurtulabilirsiniz.

Bu sezona dair yorumlarınız neler?

Hepimiz için gayet iyi bir öğrenme, uyum sağlama yılıydı. Kazanmaya aç olan bir genç grubuz ve bence maçtan maça birbirimizi tamamlamayı daha iyi öğreniyoruz. Adım adım ilerleyip bireysel olarak gelişirken bir yandan kolektif olarak da yol kat ediyoruz. Sezonu şampiyon olarak bitirebiliriz. Tabii burada Koç Johnson’ın inanılmaz liderliği ve diğer antrenörlerimizin çabası da önemli, onlar bizim yapabildiklerimizi, iyi yönlerimizi bir üst seviyeye taşımamıza yardım ediyorlar.

Bireysel antrenmanlarınızda en çok hangi alana yoğunlaşıyorsunuz?

Şut, durmalar, hareketlenmeler, pas, dripling… Birçok konu üzerine çalışıyorum, bunların hepsini planlıyorum ve ona göre uyguluyorum. Bütün alanlarda iyi olmak istiyorum çünkü eğer oyunun hızını kontrol etmek istiyorsanız fundamental anlamda usta olmaya çalışmanız lazım bence bu, iyi bir guard olmak isteyen her oyuncu için altın kural.

Sizce oyununuzun artı ve eksileri neler?

Açık sahada iyiyim, takım arkadaşlarıma alan yaratabiliyorum, savunmada agresifim, mücadeleciyim ve yalnızca kazanmaya odaklı bir mentaliteye sahibim. Tabii ki her alanda gelişmeye devam edeceğim ama ana şeyler arasında daha iyi ribaund oyuncusu olmam var. Çünkü uzun boylu bir guard olarak ben, ribaundlarda daha iyi olursam takımımın pace’ini arttırabilirim. Bir de şutlarda istikrar yakalamam gerekiyor.

En sevdiğiniz hücum ve savunma setleri neler?

Hızlı oynamayı seviyorum bu nedenle art arda perde kullanılan setlerde daha iyi hissediyorum. Hız, tempo ve akış. Savunmada ise baskı yapmayı seviyorum çünkü karşımdaki insanı rahatsız edip, onu konfor alanından çıkarıp maçtan düşürmem gerekiyor.

Hobileriniz neler?

(Gülerek.) Basketbol maçları izlemeyi seviyorum… Basketbol dışında televizyonda hoşuma giden içerikleri izliyorum. Tabii derslere de özel ilgi gösteriyorum. Arkadaşlarımla zaman geçirmekten de hoşlanıyorum.

En sevdiğiniz yemek?

Sarma… Sarma’ya bayılıyorum. 10-15 tane yedikten sonra saymıyorum çünkü bazen çok fazla, gerçekten de çok fazla yiyorum.

En sevdiğiniz film?

Başlangıç.

En sevdiğiniz dizi?

Şu an için Peaky Blinders.

NBA ve Avrupa’dan en sevdiğiniz beşer oyuncuyu saymanızı istesem.

Hmm. NBA’den LeBron James, Kobe Bryant, Magic Johnson, Michael Jordan ve Jason Williams diyeceğim. Avrupa’dan ise Milos Teodosic, Vassilis Spanoulis, Sergio Llull, Sergio Rodriguez ve Dejan Bodiroga’yı söyleyeceğim.

Son olarak, bildiğiniz gibi NCAA’de son dönemlerde bazı gelişmeler yaşanıyor. Bazı oyuncular lise sonrasında NCAA’i es geçip G-League’e gidiyorlar. Keza LaMelo ve Hampton gibi başka liglerde oynamayı tercih eden isimler de var. Sizce NCAA, ABD’deki saygınlığını kaybediyor mu?

Bence NCAA’deki maçlar hâlen daha rekabetçi, keyifli ve yayın konusunda kaliteli. Yalnızca basketbol için değil bütün spor dalları için NCAA, genç sporcular için en iyi yer.

Basketbol

Geleceğin yıldızları #17: Alperen Şengün – Özel röportaj

YESTERDAY AT 12:51
Basketbol

Ekpe Udoh ile kitap kulübü, NCAA, NBA, Fenerbahçe ve saha dışı hayatı üzerine

31/05/2020 AT 09:13
Related Topics
Basketbol
Share this with
Copy
Share this article

Latest News

Basketbol

Karmaşıklıktaki zarafet

YESTERDAY AT 08:03

Latest Videos

Basketbol

1996 Atlanta Olimpiyatları: ABD-Yugoslavya | Geniş Özet

00:05:07

Most popular

WEC

The Race All-Star - 16/05

16/05/2020 AT 13:47
View more