Basketbol

Geleceğin yıldızları #14 | Alp Oktay ile ilk yılları, İtalyan Lisesi ve işin teknik kısmı üzerine

Share this with
Copy
Share this article

Alp Oktay

Image credit: Eurosport

ByEurosport Türkiye
14/05/2020 at 09:58

Eski milli basketbolcu olan babası Ferhat Oktay, imrendiren bir eğitim hayatı, işin teknik kısmı, Fenerbahçe’den ayrılış nedeni, gelecek hedefleri… Sigortam.net İTÜ’nün genç yıldızı Alp Oktay, Kuzey Kılıç’ın sorularını yanıtladı.

Amerika Birleşik Devletleri’nin kolej spor organizasyonu olan NCAA, sporcularının gelecekte bir kariyer sahibi olabilmeleri için ilk şartı not ortalaması olarak belirliyor.

Yani eğer bir sporcu, aynı zamanda organizasyonlarda temsil ettiği okulunda belirli bir not ortalamasının altına düşerse takımdan uzaklaştırılıyor. Not ortalaması istenilen seviyenin üzerine çıktığında takıma geri dönebiliyor.

Basketbol

Karmaşıklıktaki zarafet

YESTERDAY AT 08:03

Bu uygulamanın basketbol kısmı, diğer sporlara göre her zaman daha sıkıntılı oldu. Zira bir yıllık kolej kariyerinin ilk döneminde not ortalaması istenilen rakamın 0,3 altında olduğu için dört maç kaçıran Joel Embiid’den bu kuralı “saçma” bulan ve Avrupa’ya gelen birçok ABD’li oyuncu var.

Avrupa basketbolunda ise işler biraz daha farklı. Eğitim; oyuncu ve ailesi ile menajerlerinin, takımının inisiyatifine bırakılmış durumda. Genelde özel lise ve üniversitelerde fazla önemsenmeden biten eğitim hayatlarına Türkiye’den İspanya’ya kadar her yerde rastlamak mümkün.

Sigortam.net İTÜ’nün genç yıldızı Alp Oktay ise bu genellemeler arasında bir kenara ayrılıyor. Zira Alp, Türkiye’deki birkaç genç yıldız gibi eğitim hayatını bir hayli önemseyen hatta zaman zaman basketbolun önüne koyan, saha içinde olduğu kadar saha dışında da perspektifini genişletmeye çalışan biri. Durum böyle olunca sohbetimizin keyfi bir hayli artıyor.

Öncelikle nasılsınız? Koronavirüs nedeniyle sezon askıya alındı. Şu an neler yapıyorsunuz? Zamanınızı nasıl geçiriyorsunuz? Ayrıca fiziksel açıdan nasıl bir planınız var?

Teşekkürler, çok iyiyim. 20 yaş altındaki herkes gibi ben de evde kalarak zamanımı geçiriyorum. Hafta içi her gün saat 09:00-13:00 arası canlı derslerim var. Günün geri kalanında ise üniversite sınavına hazırlanıyorum. Fiziksel olarak bireysel performans antrenörümün verdiği antrenman programı ile kendimi hazır tutmaya ve hatta bazı noktalarda kendimi geliştirmeye çalışıyorum.

Basketbolla nasıl tanıştınız? Ve bunu bir meslek hâline getirmeye nasıl karar verdiniz?

Basketbolla tanışmam Murat Murathanoğlu sayesinde oldu. İlkokul çağımda Bahçeşehir’de oturuyorduk ve Murat Murathanoğlu’nun da o dönem Baskent34 isimli bir basketbol projesi vardı. Ben de basketbola ilk adımlarımı orada attım.

Alp Oktay

Image credit: Eurosport

Öncelikle şunu söyleyebilirim, basketbolu meslek olarak görmek çok kolay değil. Çünkü profesyonel olarak hayatınızın en fazla 40 yaşına kadar sizi taşıyabilen bir alan; sonrası veya profesyonel hayat sırasında oluşabilecek olumsuzluklar için gerçek bir meslek sahibi olmamız biz genç basketbolcular için çok önemli. Bu noktada ailem tüm süreç boyunca eğitimi hep daha ön planda tuttu. Bugüne kadar aldığımız kararlar eğitim kaynaklı oldu ve basketbol onun etrafında gelişti. Ancak zaman geçtikçe ve basketboldaki yapabildiklerim ortaya çıktıkça hayatımın bu dönemini basketboldan kazanabileceğim düşüncesi oluştu. Hem basketbol oynayabildiğim hem de eğitimimi aksatmadığım bir hayat kurmaya çalıştım. Şu anda da bu dönemin içerisindeyim.

Babanız Ferhat Oktay eski bir basketbolcusu. Onunla antrenör/baba ilişki ayrımınız nasıl oluyor? Ne gibi tavsiyeler alıyorsunuz?

Babam eski milli basketbolcu ve genç yaşta forma giymeye başlayarak Türkiye liglerinde de çok fazla şampiyonluk yaşamış. Onun böyle değerli bir kariyerden gelmesinin hem eksileri hem de artıları var. Onun tecrübelerini aktarması benim için çok önemli çünkü sahada oynanan basketbol değişse de basketbolun bireysel anlamda temel doğruları hâlâ birbirine benziyor. Basketbolda şutun ne denli önemli olduğunu ve kendi pozisyonum içim işin savunma/ribaund kısmında aktif olmam gerektiğini babamın telkinleri ile ilk günden beri biliyordum. O açıdan kendimi çok şanslı hissediyorum. Zaman zaman beklentiler konusunda aramızda anlaşmazlık olsa da onun bana yarattığı zorluklar, rekabet ortamları hoşuma gidiyor.

Altyapılarda Fenerbahçe’de forma giyiyordunuz. Hatta Real Madrid’e karşı bir maçta 6/6 ile üçlük atıp gündeme gelmiş ve yetenek tavanınızın ne kadar yüksek olduğunu göstermiştiniz. Peki, takımdan neden ayrıldınız? O süreci anlatabilir misiniz?

Fenerbahçe’de oynarken yıldız takım sezonuydu ve bir sürü yurtdışı turnuvalarına gittik. Real Madrid ile iki maç yaptık. Farklı turnuvalarda bir yarı final bir de final oynadık. İtalya’daki turnuvada yarı finale kalmıştık ve o maç 6/6 üçlük atmıştım fakat kaybetmemize engel olamamıştım. Diğer maç ise Karadağ’daki turnuvanın finaliydi. O maç 17 sayı atmıştım. Son periyotta kaybettiğimiz şanssız bir maçtı. Takımdan ayrılma konusuna gelecek olursam, dediğim gibi biraz eğitim temelli bir karardı. O sezon Basketbol Gelişim Ligi (BGL) ilk kez oynanıyordu ve ev-okul-antrenman üçgeninde özellikle sabah antrenmanları için lokasyon olarak neredeyse imkânsız tablo ortaya çıkıyordu. Sabah idmanları için okul derslerine gitmemem gerekiyordu ancak İtalyan Lisesi’nde okuduğum için bu mümkün olmuyordu. Akşam idmanlarına da okuldan çıktıktan sonra yetişemiyordum. O noktada bir karar vermek zorundaydık, daha önce de belirttiğim gibi eğitim kırmızı çizgimiz olduğu için ayrılmak istedik ve o süreçte yardımcı olan Maurizio Gherardini ve Serhan Hocam başta olmak üzere yardımcı olan tüm Fenerbahçe yetkililerine teşekkürlerimi sunarım.

Eğitim hayatınızı İtalyan Lisesi’nde devam ediyorsunuz. Açıkçası ülkede basketbol/eğitim dengesi konusunda bu tarz yüksek apoletli okullarda eğitim alan çok fazla genç oyuncumuz yok. Peki, siz bu dengeyi nasıl sağladınız? Ayrıca eğitim hayatınızdan bahseder misiniz?

İtalyan Lisesi’nden bu dönemin sonunda mezun olacağım. Dengeyi ailem sayesinde sağladım çünkü ailem eğitim konusunda asla ödün vermedi. Denge konusuna gelirsek, her şeyin başında çok çalışma, disiplinli ve planlı olmak. Bu üç konuda belirli bir istikrar yakalarsanız basketbol ve eğitimi beraber götürebiliyorsunuz. Tabi ki bunun sonucu olarak özel hayatınızdan zaman çalmanız gerekiyor. Ama hepsine değdi. İlköğretime Notre Dame De Sion’un ilkokulunda başladım ve üçüncü sınıftan sonra Bahçeşehir’de oturduğum için orada açılan Saint Benoit’in ilkokuluna devam ettim. Sekizinci sınıfta Fenerbahçe’ye transfer olduğum ve lokasyon açısından uygun olması için eğitim olarak da Türkiye’nin en iyi okullarından biri olan İTÜ GVO Beylerbeyi’nde ilköğretimi tamamladım. TEOG’da aldığım puan sayesinde Özel İtalyan Lisesi’ni (ercih ettim.

Alp Oktay

Image credit: Eurosport

İtalyanca dışında başka diller de konuşabiliyorsunuz. Bu gelişim size neler kazandırıyor?

Evet, İtalyanca, Fransızca ve İngilizce konuşuyorum. Bu çok önemli bir avantaj çünkü üst seviye basketbolda yabancı oyuncular ile iletişim konusunda hiç zorluk çekmiyorsunuz. Dahası onların bireysel tecrübelerinden yararlanıp basketbolunuz hakkında onlarla konuşabiliyorsunuz. Süper Lig’de antrenörümüz Andaç Yapıcıer de antrenman ve maçlarda tüm iletişimini İngilizce yaptığı için o noktada da herhangi bir sorun yaşamadım.

Bu sezon Pınar Karşıyaka’yla oynadığınız maçta özellikle topsuz oyundayken neredeyse hiç açıkta kalmadınız, Karşıyaka’nın sürekli bir şut açısı kapama savunması sizin üzerinizdeydi. Burada sizin şut mekaniğinizdeki kusursuzluk ön planda olsa gerek.

Pınar Karşıyaka ile Süper Lig’deki All-Star arasında da bir hazırlık maçı yapmıştım ve o maçta iki üçlük isabeti bulmuştum. Ligdeki maça da takım halinde çok iyi başlamıştık. Ben de ilk denememde üç sayı isabetini buldum. Oyunun kalan bölümünde de benim savunmacım yardıma gitmedi ve bana atış şansı bırakmadılar. Yani bu durum o maç için elbette kötüydü. Ama klasik “riske edilen genç oyuncu” etiketinde olmadığımı görmek büyük bir gelişimdi bence.

Sezon hakkında neler söylemek istersiniz?

Bu sezon, Süper Lig’e adım attığım bir sezon oldu. Sezon başı yaptığımız planlamaya göre Teşvikiye’de BGL oynayarak başladım ve yaz antrenmanlarımdaki gelişimleri sahaya yansıtabildiğim bir dönem geçirdim. BGL’deki ilk dört maçımda %50 isabet ile 20 sayı, 7.5 ribaund ve dört asist ortalamaları yakalamıştım ancak daha sonra bir sakatlık geçirdim. Bu şans için de Hüsnü Hocam’a çok teşekkür etmek isterim. BGL’nin ardından planlandığı gibi Sigortam.net İTÜ’ye geri döndüm ve Ocak ayındaki Fenerbahçe Beko maçıyla Süper Lig’de ilk kez forma giydim. Liglere ara verilen noktaya kadar da benim adıma oldukça verimli bir dönem geride kaldı. Son beş maçımda 15 dakika ortalama süre aldım ve Anadolu Efes, Pınar Karşıyaka, Darüşşafaka Tekfen gibi takımlardaki üst düzey oyunculara karşı kendimi görme şansı elde ettim. Şu ana kadarki çalışmalarımı sahaya yansıtabildiğimi düşünüyorum. Umarım bir an önce parkelere dönebiliriz.

Peki şut mekaniğinizi nasıl yorumlarsınız? JJ Redick,Kyle Korver gibi “pure” yani temiz, pürüzsür bir mekaniğe sahipsiniz.

2018/19 sezonunda Galatasaray’da BGL maçları bittikten sonra Sigortam.net İTÜ’nün yardımları ile Cenk Akyol ile bire bir idman yapma şansı yakaladım. Topun elden çıkışını, adımlamayı, denge ve şut mekaniğimdeki incelikleri onun sayesinde üst seviye basketbola uygun hale çıkarabildim. Hem Cenk Abi’ye hem de yaz antrenmanlarını beraber yaptığımız Sinan Atalay ve Arda Kandaş hocalarıma çok teşekkür ederim.

Sinan Abi’nin yaklaşık iki ay boyunca 5’e 5 üzerinden bireysel gelişimimi hedefleyen çalışmaları basketbol olarak bana çok artı getirdi. Her şeye rağmen işin henüz çok başındayım. İyi yaptıklarımdan daha çok geliştirmem gereken noktalar var. Antrenörlerim saha görüşümün iyi olduğunu ve topu yönlendirme konusunda kendimi geliştirebileceğimi söylüyorlar. Bu yaz hem toplu oyun hem de iki yıldır sürdürdüğüm fiziksel gelişimimi bir üst seviyeye çıkarmak istiyorum.

Alp Oktay

Image credit: Eurosport

İşin teknik kısmına nasıl bakıyorsunuz? En sevdiğiniz hücum ve savunma setleri neler?

Savunma kısmında fizik konusunda sorun yaşamadığım için hem adam değişimi hem de uzuna yardım bazında takımıma katkı sağlayabiliyorum. Ribaund konusunda özellikle gayret ediyorum çünkü modern basketbolda kısa oyuncuların ribaund katkısı vermesi çok önemli. Dört numaralar şut attıkça saha genişliyor ve uzunların çemberden uzaklaşması gerekebiliyor. Bu noktada özellikle benim gibi fizikli forvetlerin ribaund desteği vermesi gerekiyor. Hücumda ise perde çıkışı oyunları ve pull-up ile bitirebileceğim aksiyonlarını kullanmayı seviyorum.

NBA’deki favori oyuncu ve takımınız kim?

Favori oyuncum Kawhi Leonard ve doğal olarak favori takımım Los Angeles Clippers.

Saha dışına dönelim. Hobileriniz neler ? İlginç bir uğraşınız var mı?

Sanatsal etkinlikleri takip etmek ve tarihi yerleri gezmekten büyük keyif alıyorum. Değişik tatlar ve yeni açılan yemek mekânlarını takip etmeyi ve denemeyi de seviyorum. Böylece hayat perspektifimi genişletiyorum. Yalnızca parkede değil normal akışta da aktif ve bilgili oluyorum.

Peki, en sevdiğiniz kitap, film, dizi ve yemek ne?

En sevdiğim kitap İnce Memed. En sevdiğim film ise Star Wars serisi. Dizi olarak Peaky Blinders diyebilirim. Lazanya favori yemeğim.

İdeal bir kariyer çizmenizi istesem… Yani NBA ve Avrupa’dan şu dörder oyuncuyla sahada yer alıp şu takımda oynayıp şunu kazanmak istiyorum gibi.

Takım CSKA Moskova olurdu. Vassilis Spanoulis, Vince Carter, Giorgios Printesiz ve Bryan Dunston ile Euroleague kupasını kazanmak isterdim. Hem iç dış dengesi olan hem de bana şut şansı verebilecek bir takım olurdu. (Gülerek.

Basketbol

Geleceğin yıldızları #17: Alperen Şengün – Özel röportaj

YESTERDAY AT 12:51
Basketbol

Ekpe Udoh ile kitap kulübü, NCAA, NBA, Fenerbahçe ve saha dışı hayatı üzerine

31/05/2020 AT 09:13
Related Topics
Basketbol
Share this with
Copy
Share this article

Latest News

Basketbol

Karmaşıklıktaki zarafet

YESTERDAY AT 08:03

Latest Videos

Basketbol

1996 Atlanta Olimpiyatları: ABD-Yugoslavya | Geniş Özet

00:05:07

Most popular

WEC

The Race All-Star - 16/05

16/05/2020 AT 13:47
View more