Basketbol

Geleceğin yıldızları #8 | Canberk Kuş – Özel Röportaj

Share this with
Copy
Share this article

Canberk Kuş

Image credit: Eurosport

ByEurosport Türkiye
26/04/2020 at 09:31

Marmaris’ten Arkansas’a geçiş, seyahat sırasında koronavirüs, NCAA’deki not ortalama kuralı, kolej basketbolu ve yüzlerce set, Florida ve kertenkeleler… Arkansas State forması giyen Canberk Kuş, Kuzey Kılıç’ın sorularını yanıtladı.

“Benim bir hayalim var,” diyordu Martin Luther King Jr., insan haklarına dair yaptığı konuşmasında. Sivil ve ekonomik haklar önünde ırk ve cinsiyet ayırt etmeksizin herkesin eşit haklara sahip olması gerektiğini belirtiyordu.

Tabii o söz, söylendiği 1963 yılından sonra farklı boyutlarda kullanılmaya başlandı. Hatta siyaset, ekonomi ve adalette unutulur oldu. Spor dalları başta olmak üzere birçok branşta bireysel hayaller, bu söz üzerine kuruldu.

Basketbol

Karmaşıklıktaki zarafet

YESTERDAY AT 08:03

Amerika Birleşik Devletleri’ne gidip basketbol oynamak, günümüzde neredeyse her basketbol oyuncusunun en büyük hayali. Türkiye’de de işler farklı değil. Avrupa basketbolu her ne kadar son yıllarda büyük ivme kazansa da ABD, hâlen daha birkaç gömlek üstte.

ABD’de basketbol oynama hayali genelde NBA üzerine kurulu oluyor. Fakat işin temelinden, lise ve üniversiteden, başlamak akla pek yatkın gelmiyor. Ama aslında NBA hayalinin gerçeğe dönüşmesi için bu temel büyük bir destekçi.

Marmaris’te doğan ve yolu önce İstanbul’a ardından Florida’ya düşen Canberk Kuş, son iki sezondur NCAA takımlarından olan Arkansas State’te forma giyiyor. Ve macerası bir hayli zevkli…

Öncelikle, nasılsınız?

Çok teşekkür ederim, iyiyim. Koronavirüs dönemi boyunca önlemlerimi alıp kendimi ve ailemi korumaya çalışıyorum. Umarım bu dönemde herkes evlerinde kalabiliyordur.

Amerika Birleşik Devletleri’nden Türkiye’ye yaklaşık bir ay önce geldiniz. Oradaki son durum ne?

Ben buraya Mart’ın sonu gibi geldim. Yani o dönemler Amerika Birleşik Devletleri, koronavirüs süreciyle yeni karşılaşıyordu. Vaka sayıları düşüktü. Bu nedenle panik durumu çok yüksek değildi. Ama bu döneme baktığımız zaman… Umarım her yerde işler bir an önce düzelir.

Peki, buraya geliş sürecinizde neler yaşadınız? Seyahat konusunda bir sıkıntınız oldu mu?

Altı yıldır ABD’deyim ve açıkçası, gidiş-gelişlerim arasında en kolayı buydu diyebilirim. Çünkü havalimanları bomboştu. Güvenlik kontrol noktaları sakindi. Ayrıca aktarmalı uçuş sırasında terminaller arası geçiş yaparken ikinci bir kontrolden de geçmedim. Uçaktan alınıp direk otobüsle diğer uçağa götürüldük. Yolcuğun kolay olması iyiydi ama havalimanlarının bu kadar sakin, boş olması ciddi anlamda üzücü.

Koronavirüs dönemi boyunca evde kaldığınız süreçte neler yapıyorsunuz? Fiziksel ve mental açıdan diri kalmak üzerine özellikle.

Basketbol aşığı, obsesifi olduğum için günde en az iki antrenman yapıyorum. Evde olduğum için antrenman düzenimi biraz daha değiştirdim ve kondisyonerimin verdiği egzersizleri uyguluyorum. Çünkü elbette bir gün koronavirüs, umarım, sona erecek ve o zaman hazır olmak gerekecek. Aynı zamanda eski maçlarımı ve idol aldığım oyuncuların maçlarını izleyerek kendimi geliştiriyorum.

Şimdi de kişisel kariyerinize dönelim. Basketbolla nasıl tanıştınız? Yani bunu bir meslek hâline getirmeden önce bu sporla karşılaşmanız nasıl oldu?

Basketbol oynamaya yedi yaşında başladım. O döneme kadar hep futbol oynardım. Babam eski bir basketbol oyuncusu olmasına karşın bu sporla tanışmama annem yardımcı oldu. Çünkü küçükken hiper-aktifmişim. Ve annem, bu enerjimi doğru kullanabilmem için basketbolun daha uygun bir spor olduğuna karar vermiş.

Peki, basketbolu bir meslek hâline getirmeye nasıl karar verdiniz?

Açıkçası topu elime aldığım andan itibaren bir şeyler olacağını biliyordum. Çünkü bunun bir hobi mi yoksa iş mi olacağını bile düşünmeden her gün basketbol oynuyordum. Bu nedenle ikinci bir spor veya başka bir meslek yapma yollarıyla karşılaşmadım.

Marmaris’lisiniz. Oradan İstanbul’a geçişiniz nasıl oldu? İstanbul’daki ilk günleriniz nasıl geçiyordu?

Ben sekizinci sınıftayken İstanbul’a taşındık. İstanbul, Marmaris’e göre çok ama çok büyük bir yer. İlk başlarda büyükşehirde yaşamak cidden zor oldu çünkü Marmaris’te gitmek istediğim her yere yürüyerek veya bisiklet ile ulaşırken burada otobüs, taksi, metro ve vapur gibi araçlar kullanmaya başladım. Her gün yakalar arası gidip geliyordum. Zira evimiz Anadolu yakasındaydı ve ben her gün karşı tarafa Beşiktaş’a antrenmana gidiyordum. Yani zorlu ama keyifliydi.

ABD’deki kariyerinize geçelim. Florida’ya Victory Rock Prep’e gittiniz. Bu geçiş nasıl oldu?

Beşiktaş’ta oynarken aklımın bir kenarında ABD’ye gitmek vardı. Bu en büyük hayalimdi. Aslında ilk başlarda bu geçiş çok zorluydu. Çünkü Amerika’ya İngilizce bilmeden gitmiştim. Yani baş antrenörümüzü anlamakta zorlanıyordum.

Victory Rock, ABD’denin en iyi okulları arasında yer alıyor ama orası her öğrenciye göre değil. Bir nevi 7/24 basketbol kampı gibi. En az beş saat antrenman, fiziksel hazırlık, yemek programı… Her şey basketbola göre düzenleniyordu. Tabii rekabet seviyesi çok yüksekti, hedeflerimiz de hep zirveye yönelikti. Ben orada oynarken takımda ESPN’in iyi 100 oyuncusuna üç tane Victory Prep’li girmişti. Hatta şu an biri NBA’de oynuyor.

Küçük bir not düşmek gerekirse, şu anki genç oyuncuların “Amerika’da basketbol oynama hayali” için neler söylemek istersiniz? Tavsiyeleriniz ne olur?

Bence böyle bir hayali olan kişi kesinlikle kendini denemeli ancak pes etmemeli. Çünkü, Amerika’da farklı bir basketbol oynanıyor, oyuncunun o genç yaşta ABD’ye hem basketbol hem de özel hayat olarak uyum sağlaması uzun sürebilir ancak koçlarını dinler ve çalışırsa başarılı bir kariyer geçirebilir.

Yine bir taşınma. ABD’ye hatta Florida’ya uyum sağlama sürecinizde neler yaşadınız?

Florida inanılmaz güzel bir yer. Dört mevsim yaz tadında geçiyor. İnsanların ilişki kurma biçimleri iyi. Tabii yine de İstanbul’dan sonra Florida, biraz köy gibi geldi. Çünkü fonksiyonel özellikleri biraz daha farklı. Timsahlar, yılanlar, kertenkeleler ve bunun gibi hayvanlarla karşılaşmak dışında sıkıntı yaşamadım.

Peki, orada hayatınız nasıl geçiyordu? Neler yapıyordunuz?

İki sene lise ve iki sene kolej olmak üzere, Florida’da dört yıl kaldım. Lise hayatım rutindi: Sabah altıda kalkıp kahvaltı, ardından halter çalışması, sekiz ile 12 arası okul ve 14:00’te başlayıp antrenörümüzün istediği (en fazla beş saat süren) zamana kadar antrenman yapıyordum. Daha sonrasında bireysel antrenmana geçip şut çalışıyordum.

Liseden sonra koleje geçtikten sonra kademe atladığımı hissettim. Çünkü lisedeyken hâli hazırda belirli bir gelişim kaydetmiştim ama kolejde, direk set çalışmasına odaklanıyorduk. Böylece temelin üzerine seni diğerlerinden ayıracak nüansları ekleyebiliyorsun.

Oradaki eğitim-basketbol dengesi nasıl? Biraz açıklayabilir misiniz?

Birleşik Devletler’de bütün lise ve kolej oyuncuları, “student-athlete” yani öğrenci ve sporcu olarak adlandırılır. Açıklamam gerekirse, okul spordan çok daha önce gelir. Bu terim sayesinde çocuklar, farkı anlayabiliyorlar. Mesela NCAA’de 2,3’ün üzerinde bir not ortalaması yakalaman gerekiyor yoksa basketbol oynayamazsın.

Bu noktada, Türkiye ile ABD basketbolu arasında sanırım büyük bir eğitim farkı var.

Okul açısından bakacak olursak evet. Maalesef birçok fark var…

Basketbol açısından ise işler biraz daha farklı. Türkiye’de iyi bir basketbol eğitimi var ama şartlarımız kısıtlı. Antrenörler oyunculara istediği kadar antrenman yaptıramıyor çünkü salonlarda boş saat bulmak zor. Amerika’da ise güzel bir basketbol eğitimi ve onlarca imkân var. Orada basketbolumun çok ilerlediğini düşünüyorum. Zira uzun antrenman saatleri ve antrenörlerin sizinle olan ilgisi illa ki gelişmenize yardımcı oluyor.

Son iki sezondur Arkansas’tasınız. ABD’deki kariyeriniz boyunca şu an NBA’de oynayan oyunculardan hangileriyle maç yaptınız?

ABD’de ilk basketbol maçımı Montverde’ye karşı oynadım. O zaman Amerika’nın en iyi takımı onlardı, kadrolarında Ben Simmons bulunuyordu. Josh Jackson, Thon Maker ve Tacko Fall’a karşı da birçok kez forma giydim. Lise koçumun eski oyuncuları Deng Adel, Mac Koshwal ve Mangok Mathiang gibi isimler her yaz gelip bizle antrenman yapıyorlardı. Kolejde ise Malik Monk, beşe beş maçlarımızda bize eşlik ediyordu. Zevkliydi.

Arkansas State University, ülkenin en saygın basketbol kolejlerinden biri. Oradaki basketbol kültürüne dair yorumlarınız neler?

Antrenörlerimiz bize abi veya baba gibi yaklaşıyorlar. Bizim için her zaman en iyisini istiyorlar, bir konuda karar alırlarken geleceğimizin nasıl daha iyi olacağını düşünüyorlar. Sanki onların ailesinden biriymişiz gibi. Koç Balado, “basketbola yatıp kalkan insan” tabirine en uygun kişi. İnanılmaz bir mentalitesi var. Onunla hayatım boyunca devam edecek olan bir ilişki kurmam değerli. Çünkü olaylara ilginç açılardan bakıp çoğu kişinin alamayacağı riskli kararları alıyor ama günün sonunda kârlı çıkan o ve biz oluyoruz.

İşin teknik tarafına göz atalım. Diamond, baseline chin, 2-1-2 gibi setler dâhil olmak üzere en sevdiğiniz hücum ve savunma setleri neler?

Herhangi bir hücum seti düzgün şekilde uygulandığı sürece hepsini seviyorum. Ama tabii bu sahadaki ilk beşe göre değişebilir. Ben bundan yanayım, yani nasıl bir eşleşme düzeniniz varsa ona göre set oynamak. Eğer benden kısa birisi beni savunuyorsa back screen kullanıp kendimi post bölgesine çıkarırım. Orada sayı atmayı veya ekstra pası görüp alan açmayı severim. Eğer bir uzun tarafından savunuyorsam direk izolasyon kullanırım. Çünkü adam eksiltip potaya gitmekte iyiyim. Savunmada ise adam adama en iyisi.

Kolejdeki takımların onlarca ezber set üzerine eğildiği belirtiliyor. Bu konuda neler yapıyorsunuz? İşin teknik kısmındaki detaylar üzerine nasıl bir çalışmanız oluyor?

Her setimiz genelde iki veya üç opsiyona göre kuruluyor. Başlangıçlar aynı ancak karşımızdaki ilk beşe göre seti oynama şeklimiz değişiyor. Savunmayı okuyup rakibinizin en zayıf halkasını bulmak en önemli şey. Böylece setin verimini arttırabiliyorsunuz.

Bazen set düzeni kurmadan takımın ikincil opsiyonlarıyla skora gidiyoruz. Zaten her pozisyonda set oynamak fazlasıyla zor çünkü bir yerden sonra oyun pick&roll’e kalıyor. Bu nedenle takım, rakip ezberini iyi yapmalı.

Peki, NBA. Oradaki oyun hakkında neler söylemek istersiniz? Ayrıca en sevdiğiniz takım ve oyuncu kim?

NBA basketbolu çoğumuzun bildiği gibi çok farklı. Play-off maçlarına kadar oyuncular fazla savunma yapmıyor. Bir play-off maçında yapılan savunma ile normal sezonda yapılan savunmanın arasında dağlar kadar fark var.

Tabii boyalı alandaki üç saniye kuralı yardım savunmasını zorlaştırıyor. İş son yıllarda tamamen izolasyona, üçlüklere ve alan yaratmaya döndü. Gelecek senelerde neler olacağını tahmin ediyorum.

LeBron James orada oynadığı için en sevdiğim takım Los Angeles Lakers.

James Wiseman’ın belirli kural ihlallerinden dolayı kolejden ayrılması, LaMelo Ball ve RJ Hampton’ın Avustralya’yı tercih etmesi, Pokusevski, Maledon, Hayes, Garuba gibi ABD dışı oyuncu havuzunun genişlemesi derken Jalen Green, NCAA’i es geçip G League’e gideceğini açıkladı. Sizce NCAA, eski gücünü yitiriyor mu?

Bence NCAA eski gücünü yitirmiyor. Sorun başka bana kalırsa. NCAA oyuncular üzerinden çok fazla para kazanıyor ve bedava eğitim adı altında oyunculara basketbol oynatıyor. Oyuncular oynadıkları maçlardan para almadan her hafta 10,000, 20,000 hatta NCAA turnuvası sırasında 70,000 kişinin önünde basketbol oynuyorlar. Ama bu belirli bir dönemden sonra can sıkmaya başlıyor. Bence bazı oyuncuların üniversiteyi geçip başka alternatiflere yönelmesi gayet doğal.

Biraz da saha dışına dönelim. Hobileriniz neler? Boş zamanlarınızda yapmaktan hoşlandığınız ilginç bir hobiniz var mı?

Fazlasıyla sosyal bir insanım. Arkadaşlarımla zaman geçirmeyi seviyorum. Film, dizi izlemeyi, ailemle konuşmayı ve tabletimde dijital resimler çizmekten keyif alıyorum. Yani klasik bir gencim.

Hayatınızın belirli bir döneminde basketbol veya özel hayatınız adına karar almanızı sağlayan kişilik, film veya söz oldu mu? İdolünüz kim?

Annem bu konuda bana çok yardımcı oluyor. Aldığım kararlarda benim için daha iyi olacak opsiyonu seçmeme ve duygularım ile değil de aklımla kararlar almamda bana yol gösteriyor.

En büyük idolüm LeBron James. Onun saha içi ve saha dışındaki aksiyonlarını zevkle takip ediyorum. Hayran kalıyorum…

En sevdiğiniz film,ve yemek desem?

En sevdiğim film Koç Carter. Bence içerisindeki öğretiler inanılmaz değerli. İtalyan mutfağını çok sevdiğim için favori yemek olarak makarna diyebilirim.

Şimdi birkaç tane tip sorum olacak:

John Wooden mı Bob Knight mı?

İkiside büyük basketbol adamları ancak John Wooden’ın 10 NCAA şampiyonluğu var ve bunlardan yedi tanesini art arda kazandı. NCAA’de oynamış birisi olarak bunun ne kadar zor olduğunu bildiğim için John Wooden diyorum

North Carolina-Duke rekabetinde sizce tarihin en iyi takımı kim?

Duke, NCAA’de en sevdiğim ikinci takım. Ve bu soruya 2014-15 Duke diyorum çünkü en çok keyif alarak izledim kadro oydu. Ayrıca NCAA Şampiyon’u olmuşlardı.

NBA tarihinin en iyi takımı hangisi; 95-96 Bulls mu 2017 GSW mi?

95-96 Bulls.

Michael Jordan mı LeBron James mi?

Bu herkesin cevabını bilmek istediği bilmek istediği ancak asla gerçek cevabı bulunamayacak bir soru. Çünkü iki oyuncu karşı karşıya oynamadlar. Ancak ben LeBron James’i izleyerek ve kendime idol alarak büyüdüğüm için James diyorum .

Son olarak, NBA ile Euroleague tarihinden en fazla hangi dörder oyuncuyla parkede yer almak istersiniz? Yani NBA’den sizin yanınıza dört oyuncu ve aynı şekilde Euroleague’den.

NBA: LeBron James, Michael Jordan, Kobe Bryant ve Shaquille O’Neal.

Euroleague: Vassilis Spanoulis, Juan Carlos Navarro, İbrahim Kutluay ve Mirsad Türkcan.

Basketbol

Geleceğin yıldızları #17: Alperen Şengün – Özel röportaj

YESTERDAY AT 12:51
Basketbol

Ekpe Udoh ile kitap kulübü, NCAA, NBA, Fenerbahçe ve saha dışı hayatı üzerine

31/05/2020 AT 09:13
Related Topics
Basketbol
Share this with
Copy
Share this article

Latest News

Basketbol

Karmaşıklıktaki zarafet

YESTERDAY AT 08:03

Latest Videos

Basketbol

1996 Atlanta Olimpiyatları: ABD-Yugoslavya | Geniş Özet

00:05:07

Most popular

WEC

The Race All-Star - 16/05

16/05/2020 AT 13:47
View more