Bir artı birin saliselik bir düşünce süreci sonrasında iki ettiğini bildiğimiz gibi, basketbolda üç sayılık atışlar, iki sayılık atışlardan daha önemli olduğu apaçık bir gerçek. Şöyle iki denklem düşünelim. Birinci denklemde, beş hücum pozisyonunu 60 saniyede kullanıyor ve 10 sayı üretiyorsunuz. Rakip takım ise potanıza dört kez hücum ediyor ve bu dört hücumu 80 saniyede yapıp dokuz sayı üretiyor. Yani iki dakika 20 saniye sonucunda siz, rakibinizin bir sayı önünde oluyorsunuz.
İkinci denklemde, beş hücum pozisyonunu 75 saniyede kullanıyor ve 10 sayı üretiyorsunuz. Rakip takım ise potanıza dört kez hücum ediyor ve bu dört hücumu yine 80 saniyede yapıp dokuz sayı üretiyor. Yani ikinci denklemde iki dakika 35 saniye sonucunda siz, rakibinizin yine bir sayı önünde oluyorsunuz.
Arada sadece 10 saniye fark var, değil mi? Peki neden birinci denklem daha kârlı? İşte bu yazıda bu sorunun cevabını vermek için bir temel oluşturacağız. Ama önce fıstık ezmesi.
Basketbol
Lebron James’ten bir rekor daha
10/12/2021 - 12:33
***
Yer fıstık ezme ve reçelli sandviç, Türk kültüründe olan bir şey değil. Ayrıca, Avrupa’da bazı Kuzey ülkeleri dışında da kültürün ana damarlarından birine yerleşemedi bu mükemmel tat. Bu, tamamıyla kıta dışından, Amerika Birleşik Devletleri’nden gelen bir hikâye. Fakat yıllar içinde birçok ürün gibi bu mükemmel dokulu sandviç de kendine bir yer buldu.
Hikâyenin başlangıcı 19. yüzyılın sonlarına dayanıyor. Sanayi Devrimi’nden payını bir olumlu bir olumsuz alan ABD, basınçlı ağır iş aletlerini yemek sektöründe kullanmaya karar veriyor. Serüveninin Aztek ve İnkalar dönemlerinde başladığı tahmin edilen yer fıstığı, “ezme” hâline getirilip daha rahat satışa sunulabiliyor.Kanada’daki Marcellus Gilmore Edson’un St. Louis’te başlattığı yer fıstığı serüveni çok geçmeden bir meta hâlini alıyor ve 1894’te satışlar patlıyor. Ünlü mısır gevreği markasının sahibi olan John Harvey Kellogg, 1898’de ürünün çeşitli paten haklarını alarak yer fıstığını daha sağlıklı ürünlerle birleştirmeye başlıyor.
1896’da Good Housekeeping adlı kadın dergisinde yer fıstığının peynir, kaşar, kereviz, kraker ve gofretlerle birlikte denendiği ama istenilen sonucun alınamadığı; bu nedenle yer fıstığının sade veya ekmek üzerine sürülerek yenmesinin ideal yol olduğu belirtiliyor. Aynı süreçte Table Talk adlı kültür dergisi, sadece yer fıstığı ve kızarmış ekmekten oluşan bir tarif yayımlıyor. 1901’de ise yer fıstığı, aşkını buluyor. Yani reçelini buluyor.
1901’de Boton Cooking School adlı bir dergide şöyle bir tarif yer alıyor: “Yer fıstığı ve reçelin uyumu. İki dilim ince ekmek alın. Ekmeğin bir yüzüne hafif dokunuşlarla yer fıstığı sürün. Diğer yüzüne ise reçel sürün. Tercihen çilek reçeli.
https://i.eurosport.com/equinoxe/2015/05/05/1474234.jpg
İkinci Dünya Savaşı’nda ABD’li askerlin ana yemek kaynağı olan bu besin, 1960’lardan sonra farklı reçellerle, farklı sürme teknikleriyle insanlara sunuluyor. 2 Nisan, “Ulusal Yer Fıstığı ve Reçel Günü” olarak adlandırılıyor. Tabii iş çok geçmeden Avrupa’ya da yayılıyor. ABD’de bu ürün üzerinde yapılan her değişim, Avrupa’da da hissettiriyor kendisini.
Basketbolun yer fıstık ezme ve reçelli sandviç görevini pick and roll adlı basit ve durağan olmayan hücum sisteminin aldığını söylemek mümkün.
Basketbolda temel amaç nedir?
Düşünmeye pek de gerek yok gibi. Sayı atmak. Basketbol, bire bir oynanan bir spor dalı olmadığı için (tabii ki bir maçta bir oyuncunuz topu yarı sahaya getirip hücum süresinin ilk sekiz saniyesinde bireysel yaratıcılığını kullanarak sayı üretebilir fakat sayı üreteceği alanı yaratırken etrafındakilerin çekim etkisini kullandığını unutmamakta fayda var) en az iki kişinin aksiyonda olması tercih edilir genelde.
Peki en az ikişiyi dâhil ettiğimiz bir yarı saha hücumunda en hızlı ve güvenilir skor üretme yolu nedir? Üç sayı çizgisi dışında ekstra paslar yaparak rakip takımın alanını bozabilir ve son aşamada ani bir dripling veya keskin şutla skor üretebilirsiniz. Fakat rakip takım bunu görüp bir süre sonra alan savunmasına geçip sizin düzeninizi tamamen bozabilir.
Bu nedenle pick and roll oyunları, dünya üzerinde basketbol oynayan tüm takımların tercih ettiği öncelikli hücum silahlarından biri. Zira bu oyun, her ne kadar iki oyuncu arasında oynansa da aslında sahadaki diğer üç oyuncuyu da işin içine dâhil eder. Bu oyunun eksileri elbette vardır ama temel artılar, çok daha göz kamaştırıcıdır.
Günümüzde adam değişim savunması her ne kadar yaygınlaşsa ve bu savunma sistemi için prototip oyuncuların sayısı her ne kadar artsa da günün sonunda perdeden sonra kısa oyuncuyu savunmak birçok savunma oyuncusunun istemeyeceği bir şeydir. Çünkü bu oyunda altı temel skor üretim ihtimali oluşabilir:
  • Driplingle sayı üretmek.
  • Perdeden sonra çizgi dışında kalıp boş üçlüğü yollamak.
  • Faul almak.
  • Perdeyi yapan oyuncuyu (kısa devrilme veya uzun devrilmede) asistle beslemek.
  • İçeriye dripling yapıp dışarıdaki boş adamı görmek.
  • Ekstra pas akışını başlatmak.
Bu oyunun altı temel skor üretim ihtimalinin ortak noktaları arasında rakip takımın istemeyeceği şeylerden biri, pozisyonelliktir. Günümüzde pick-and-roll, sadece kısa-uzun oyunu olmadığı; dört ve beş numaraların bile aralarında oynayabildikleri bir oyun hâlini aldığı için adam değişim savunması, topsuz alan kayması veya drop (pick and roll’ü savunan uzunun perdeden sonra kısa üzerine çıkmayıp pota altına gerilemesi) gibi savunma tercihleri pek de büyük bir etki yaratmıyorlar.
Bu oyun, ilk yıllarda hem NBA hem de Avrupa’da genel olarak tepede veya kenarlarda oynanıyordu. Fakat günümüzde altı farklı sistem görmek mümkün.
  • Kenar
  • Tepe
  • Post-up etrafında
  • Serbest atış çizgisi etrafında
  • İkili perde
  • Drag (Geçiş hücumları sırasında uzunun çok hızlı bir şekidle perde yapması)
Tabii işin skor üretim yollarında da değişimler mevcut. 1990’larda John Stockton ve Karl Malone ikilisi klasik tepe PnR’ları sonrasında rakibi iki basit yolla, ya Stockton ters eşleşmeyi kullanırdı ya da Malone hızlı devrilmesinin karşılığını alırdı, üretirlerken 2000’lerde Steve Nash ve Amar’e Stoudemire ikilisi, Mike D’Antoni’nin run&gun felsefesi içerisinde çok daha mobil PnR setleri uyguluyorlardı sahada. Günümüzde bu konuda işler çığırından çıkmış durumda.
Zeljko Obradovic’in sekiz yıl önce FIBA’nın Belgrad’daki bir seminerde verdiği demeçlere göz gezdirelim: “Pick and roll oyunları basit ama varyasyonları sonsuz olan bir hücumdur. Perdenin ardından topu elinde tutan oyuncu en az 15 farklı şemada net skor şansına sahip olabilir. Eskiden bu kadar detay yoktu ama günümüzde oyunun hızlanması ve ileride daha hızlanacak olması bizi bu noktaya getiriyor.”
Günümüzde tüm bu şemaların püf noktaları bazı amaçlar üzerine kuruluyor. Birinci amaç, savunmayı yarmak. Yani topu elinde tutan oyuncu, perde ardından agresif bir şekilde dripling edip savunmayı ekarte etmeyi amaçlayabilir. Potaya hücum etmek, perdenin tersine gitmek, ikili savunmayı üzerine çekip devrilen oyuncuyu görmek veya bunu savunmayı çekmeden yapmak, kenardan PnR oynarken tepeden UCLA katı başlatmak, perde sonrasında içeriye dripling edip sonradan hemen dışarıya çıkmak (o esnada bir handoff da yapılabilir), şut atmak, ters taraftan arka koridoru boşaltmak gibi tonlarca amaç çıkıyor karşımıza. Top devrilen oyuncuya geldiği takdirde de birçok sistem denenebilir tabii.
Yani kabaca pick and roll hücumları, dünya tarihinin henüz çok küçük bir bölümünü kapsayan basketbolun en temel noktalarından biri. İlk yıllarında basitken son yıllarda işler çok daha fazla karışmış durumda. Ve bu karmaşıklığın ardında hem NBA’in hem de Euroleague’in modern oyuna yatkınlığı söz konusu.
***
1981 doğumlu Luke Ridnour, şatafatlı bir NBA kariyeri inşa edemese de görev adamı olarak 13 yıl boyunca kıtada kalmayı başarabilen oyunculardan biri. Draft edildikten sonraki beş yılını Seattle SuperSonics’te geçiren Ridnour, 2004-2005’te ligde pick and roll oyunlarında top yönlendirici olarak en fazla pozisyon hazırlayan isimlerden biriydi. Keza takımı SuperSonics, bu oyunu maç başına 13,5 kez oynayıp 11,8 sayı üreterek lig liderliğini alıyordu. O Seattle takımı, günümüzdeki PnR diyagramlarına benzer bir PnR sistemine sahipti. Reggie Evans, Danny Fortson, Nick Collison ve Rashard Lewis gibi yönlü uzunların agresif perdeleri sonrasında Ridnour, Antonio Daniels ve Ray Allen üçlüsü sahneyi alıyorlardı. Genelde topu yönlendiren isim Ridnour oluyordu. ABD’li oyuncu, perde sonrasında içeriye penetre edip çizgi dışındaki keskin şutör Ray Allen’ı veya orta mesafe menzilinde bekleyen Rashard Lewis’i, Vladimir Radmanovic’i görerek takımına ekmek çıkarıyordu birçok kez.
https://i.eurosport.com/2015/07/02/1628463.jpg
O sezon sona erdiğinde pick and roll oyunlarını (perdeyi yapan oyuncunun bulduğu sayılar dâhil edilmemiştir) maç başına en çok deneyen ilk beş takım şu şekilde sıralanıyorlardı:
  • Seattle SuperSonics – 13,5 oyun, 11,8 sayı, %40,2 saha içi isabeti
  • Phoenix Suns – 12,4 oyun, 11 sayı, %45,6 saha içi isabeti
  • Philadelphia 76ers – 12,2 oyun, 9,9 sayı, %38.8 saha içi isabeti
  • Chicago Bulls – 11,7 oyun, 9,3 sayı, %39,6 saha içi isabeti
  • Houston Rockets – 11,5 oyun, 10,1 sayı, %40,4 saha içi isabeti
2005’ten sonra takvim yaprakları pick and roll oyunları için su gibi akmaya başladı. Cleaning the Glass’te yer alan bilgide 1990’larda ligde 30 takımın pick and roll sonrasında devrilen oyuncu üzerinden bulduğu sayı toplamının, ligdeki toplam sayının %15’ini oluşturduğu yer alıyor. O günün teknolojisinde pick and roll oyunlarında topu yönlendiren oyuncunun kaç sayı ürettiği biraz şüpheli fakat %15’in üzerine çıktığını düşünmek biraz “çılgınlık” olabilir.
2012-2013’e geldiğimizde karşımıza dramatik bir değişim çıkıyor. O yılın sonunda ligdeki 30 takımın tamamı da maç başına en az 11 defa pick and roll sonrasında topu yönlendiren oyuncu üzerinden hücum etmeyi seçmiş oluyorlar. Liderliği maç başına 17,4 pozisyonla Minnesota Timberwolves alırken 15 pozisyon ortalaması barajını tamı tamına 11 takım geçiyor. Bir dönemlerin “baba hücumu” olan PnR sonrası uzunu kullanma sisteminde pozisyon başına sayı üretimi 2004’ten 2012’ye kadar %18 artıyor artmasına ama ligdeki “baba” etiketini kaybediyor.
Şimdi lafı fazla uzatmayalım ve 2019-2020 normal sezon bitimindeki tabloyu görelim.
  • Utah Jazz – 27,9 pozisyonda 24,9 sayı
  • Atlanta Hawks – 26,8 pozisyonda 23,1 sayı
  • Portland Trail-Blazers – 26,7 pozisyonda 26,5 sayı
  • Los Angeles Clippers – 25,8 pozisyonda 23,8 sayı
  • Oklahoma City Thunder – 24,6 pozisyonda 23,3 sayı
  • Boston Celtics – 24,5 pozisyonda 23,9 sayı
  • Brooklyn Nets – 24,4 pozisyonda 20,3 sayı
  • Chicago Bulls – 24,3 pozisyonda 19,9 sayı
  • Cleveland Cavaliers – 23,1 pozisyonda 19 sayı
  • Dallas Mavericks – 23 pozisyonda 22,5 sayı
Listede pozisyon ortalaması 20. sıradaki New Orleans Pelicans’a kadar 20 bareminin üzerinde yer alıyor. Bu, çok etkileyici bir değişim, değil mi? Şimdi modern mi geleneksel mi çıkmazına girmeden önce işlerin Euroleague’de nasıl gittiğine de göz atalım.
Obradovic’in 2006-2007 Panathinaikos’u ve Pini Gershon’un Olympiacos’u, PnR sonrasında kısaya alan verme konusunda açık ara lig liderleriydiler. Pana’da Sani Becirovic, Dimitris Diamantidis, Ramunas Siskauskas ve Nikos Chatzivrettas dörtlüsü maç başına bu oyunlardan 14 sayı getirirlerken Olympiacos’ta liderliği James Penn ve Alex Acker alıyorlardı. O sezon bitiminde iki Yunan ekibi dışında sadece Maccabi Playtika Tel Aviv, 10 ve üzerinde ortalamaya sahipti bu oyunlarda.
Filmi 2014-2015’e sardığımızda ise bir diğer dramatik değişimi görüyorduk. Normal sezon bitiminde 27 takım, PnR sonrası topu yönlendiren oyuncuya çizilen setleri, maç başına en az 10,4 kez kullanıyorlardı. Liderlik Galatasaray’dayken ilk beşi Milano, Baskonia, Kızılyıldız ve CSKA Moskova (en az 20 maç göz önüne alınmıştır) tamamlıyorlardı.
Perde sonrasında uzunların NBA’e kıyasla daha verimliği kullanıldığı Euroleague, son dört yılda bu rotanın epey bir dışına çıkmış durumda. Her ne kadar uzunlar, perde sonrasında ürettikleri sayılarda artışa geçseler de artık çoğu takım ya ekstra pas ya kısa hâkimiyeti ya da dripling ve pas seçeneğini kullanıyorlar. Yani tıpkı fıstık ezme ve reçelli sandviçin yayılması gibi, ABD’den Avrupa’ya akın eden modern dönem oyun anlayışı burada da kendisini hissettiriyordu. Ve her iki kıtada da pick and roll sonrası kısanın yönlendiriciliğinde geçen hücumların sayısı düzenli olarak artıyordu.
***
Bir artı birin saliselik bir düşünce süreci sonrasında iki ettiğini bildiğimiz gibi, basketbolda üç sayılık atışlar, iki sayılık atışlardan daha önemli olduğu apaçık bir gerçek. Şöyle iki denklem düşünelim. Birinci denklemde, beş hücum pozisyonunu 60 saniyede kullanıyor ve 10 sayı üretiyorsunuz. Rakip takım ise potanıza dört kez hücum ediyor ve bu dört hücumu 80 saniyede yapıp dokuz sayı üretiyor. Yani iki dakika 20 saniye sonucunda siz, rakibinizin bir sayı önünde oluyorsunuz.
İkinci denklemde, beş hücum pozisyonunu 75 saniyede kullanıyor ve 10 sayı üretiyorsunuz. Rakip takım ise potanıza dört kez hücum ediyor ve bu dört hücumu yine 80 saniyede yapıp dokuz sayı üretiyor. Yani ikinci denklemde iki dakika 35 saniye sonucunda siz, rakibinizin yine bir sayı önünde oluyorsunuz.
Arada sadece 10 saniye fark var, değil mi? Peki neden birinci denklem daha kârlı?
Bu soruyu hatırlıyorsunuz, değil mi? 2016’dan 2020’ye dek NBA’de oynanan pick and roll sonrası kısanın yönlendiriciliğinde geçen hücumlardan takımlar, hücum süresinin ilk dokuz saniyesinde sayı üretiyorlar Syngery’de yer alan verilere göre. Pick and roll sonrası uzuna boyalı alan kurulduğunda ise bu süre, 15’e kadar çıkıyor. Yani siz ilk dokuz saniyede üç sayılık isabeti de bulabilirsiniz veya 15 saniyede iki sayılık isabeti de bulabilirsiniz.
Sorunun içerisinde yer alan denklemlerin ilkinde takım, iki üçlük isabeti bulurken maksimum 18 saniye harcadı diyelim. İki ikilik isabeti bulurken ise maksimum 30 saniye olsun. İkilik isabetinin kaçtığı pozisyonda ise 12 saniyeniz gitti diyelim.
İkinci denklemdeki 10 sayının tamamını isabetlerle buldunuz, tebrikler! Beşte beş ikilik isabeti. Fakat maksimum sürede, yani 15 saniyede. Yani toplamda 75 saniye harcadınız. Oysa siz, iyi bir şutör rotasyonu yaratarak aynı sayıyı 15 saniye az sürede bulabilirdiniz. Eğer şutörleriniz o kadar iyiyse o 15 saniyeye bir, belki iki üç sayılık isabeti sıkıştırabilirdiniz. Yani bir sayı değil; yedi sayı fark yakalama ihtimaliniz olurdu. Bu durumu bir maç içerisinde üç kez yaşadığınızı düşünün. Arada 18 ile 21 sayı fark yakalama ihtimali çıkıyor. Tabii ki şutörün formu, rakibin savunması gibi basketbolun insan sporu olduğunu hatırlatan unsurlar var fakat bu, çılgınca, değil mi?
İşin özü, pick and roll sonrasında topu kısaların hâkimiyetine bırakmak ve pota altında çok ekstra bir etki yaratmadığı (Walter Tavares, Ivica Zubac, Jusuf Nurkic, Steven Adams; Brook Lopez, Bam Adebayo…) sürece uzunların yavaş yavaş sahneden çekilmesine izin vermek gerekiyor artık günümüzde. Zira oyun hızlandı. Üç savunmacıya karşı tek başına gidip erkenden üçlük isabeti bulan oyuncuların sayısı artarken NBA’e giriş yapan, Avrupa’da yetişen gençlerin sayısı da arttı. Yani pick and roll çıkmazında modernliğin hızına, temposuna ayak uydurmak neredeyse bir zorunluluk. Fıstık ezme ve reçelli sandviç ise işin en güzel tarafı tabii!
Basketbol
LeBron James'ten koronavirüs açıklaması
06/12/2021 - 05:08
Basketbol
Curry'den Lebron için süreklilik övgüsü
10/10/2021 - 06:37