Basketbol

İnci Güçlü ile BOTAŞ, Barcelona, WNBA, sanat akımları ve fazlası

Share this with
Copy
Share this article

İnci Güçlü

Image credit: Eurosport

ByEurosport Türkiye
29/06/2020 at 15:11

Adana’da başlayan hikâyesi, Türkiye’de uzun boylu kadın olmanın getirdikleri, WNBA, Steven Adams ve Nikola Jokic, sanat akımlarına ve sanatçıların zihnine olan ilgisi… Geçtiğimiz haftalarda Barcelona’ya transfer olan İnci Güçlü, Kuzey Kılıç’ın sorularını yanıtladı.

“Görünüşe göre, değerli arkadaşlarım, resimlerimin amacı, çevremi tutarlı bir şekilde analiz edip kafamdaki isteğe göre çizmekti. Sizi dinliyorum, çünkü tek düşünceye sahip olmak, bir sanatçının en büyük kâbusudur.”

Ernst Ludwig Krichner, Naziler tarafından dejenere edilip 1938’te psikolojik travma sonrasında intihar etmeden önce ekspresyonizmin akımının en değerli ressamlarından biriydi. Alman ressam, çevresinde olan biteni göründüğü gibi çizmez, kendisinde bıraktığı etkiyi çizerdi, tıpkı bu akımda bulunan diğer insanlar gibi. Ve sabit düşünceden sıyrılıp insanları dinlemeyi severdi.

Basketbol

Merak

BIR GÜN ÖNCE

İnci Güçlü, bu bahsettiğim olaydan çok daha uzun bir süre sonra bambaşka bir alanda kariyer yaratıyordu. Şaşkınlık yaratan uzun boyuyla basketbol sahasına çıkıyor, işini en iyi şekilde yaparken klasikleşmiş şeylerden sıyrılıp kreatif çözümlere gidiyor ve böylece sahada fark yaratıyordu.

İnci; BOTAŞ ve Galatasaray maceralarının ardından kariyerindeki yeni sayfayı Barcelona’da açacak. O, kadın basketbolundaki ekspresyonistlerden biri, en azından şu ana dek sergilediği performans, bunu gösteriyor. Klişelerden uzak, disiplini ve daima çevresini gözlemleyen, yeni perspektifler kazanıp onları kendisine kazandıran biri. Tabii ayrıca en sevdiği akım da bu.

Nasılsınız? Koronavirüs salgın sürecinde neler yaptınız?

Çok teşekkür ederim, gayet iyiyim. Umarım herkesin sağlığı ve huzuru yerindedir. Açıkçası birçok sporcu gibi ben de fiziksel olarak formda kalmaya özen gösterdim. Koronavirüs tedbirleri kapsamında karantinada kaldığım için yağ oranımın artması, çabukluğumun kaybolması gibi şeyler yaşanabilirdi. Bunu önlemek adına eve küçük bir spor salonu kurdum. Her gün antrenman yaptım. Boş zamanlarımda ise uzun bir süredir uğraşmak istediğim fakat zaman ayıramadığım hobilerimle uğraştım. Yani zamanımı hem fiziksel hem de zihinsel açıdan verimli kullandım.

Basketbola başlama hikâyenizi anlatabilir misiniz?

Küçüklüğümde uzun boylu biriydim. Arkadaşlarıma göre çok uzundum hatta. Ailem bu durumu değerlendirmek için beni basketbola yazdırmaya karar vermişler. Kariyerime BOTAŞ Spor’da başladım. Her maç haftasında oyuna olan tutkum ve oyun içerisindeki yeteneğim paralel olarak artıyordu. Sonrasında her şey hızla profesyonelleşti ve bugünlere geldim. Ailem başta olmak üzere, kariyerime katkıda bulunan herkese teşekkür ederim.

İnci Güçlü

Image credit: Eurosport

Adana’da doğdunuz. Orada çocukluğunuz nasıl geçiyordu?

Doğrusunu söylemem gerekirse belirli bir seviyeye gelene kadar basketbolu ikinci planda tuttum. Önceliğim eğitim hayatımdı. Eğitim hayatımda başarılı olup orada bir bileziği takıp basketbola yöneliyordum fakat dediğim gibi, her şey hızla profesyonel bir hâl alınca basketboldaki çalışmalarımı “öncelikli hedef” olarak belirledim. Adana, bir çocuğun yaşayabileceği en iyi şehirlerden biri. Sosyal hayatınız daima canlı, eğitim ile spor arasında denge kurmanızı sağlayan olanaklar var ve tabii ki kültürel açıdan müthiş bir yer. Dışarıdan bakıldığında Adana ile basketbolu ilişkilendirmek biraz güç fakat az ve öz olan bir kitle var. Bu gayet yeterli.

Peki şu anda eğitim ile basketbol arasında nasıl bir denge kuruyorsunuz?

Basketboldaki profesyonelleşmem lise dönemime denk gelince bir şeylerin değişeceğini hissediyordum. Antrenmanlar, kamplar, maçlar kısacası basketbolla ilgili olan her şey, zaman geçtikçe artmaya başladı. Bu artış hem nitelik hem de nicelik olarak bir yoğunluk yarattı. Eğitim hayatıma önem vermek istesem de bu pek mümkün değil. Ancak şunu söyleyebilirim, kariyerimde belirli bir noktaya geldikten sonra akademik hayatımda iyi şeyler yapmak istiyorum. Bir nevi challenge gibi.

Türkiye’de yalnızca basketbolda değil, genel sosyal hayatta da en uzun boylu kadınlardan birisiniz. Bu konuda çevrenizden ne gibi yorumlar geliyor?

Öncelikle boyumun bu kadar uzun olması basketbol için mükemmel. Biliyorsun, boyalı alanda rahatça sayı üretebilmek kadın basketbolunda değerli. Ve bunu iyi bir şekilde yapabiliyorum. Sosyal hayatımda ise gayet eğlenceli dönüşler oluyor. Sonuçta herkes için sıra dışı bir durum bu. Negatiflikten ziyade pozitif yorumlar alıyorum. Arada birkaç tane moral bozan yorum geliyor fakat bunlara takmıyorum. Çünkü boyumun diğer kadınlara göre uzun olması yeni yeşeren bir şey değil. Küçüklüğümden beri yaşıtlarıma kıyasla daima uzun boylu oldum.

BOTAŞ ve Galatasaray’daki maceralarınızdan bahsedebilir misiniz?

BOTAŞ, ilk kulübüm. Basketbola dair temle şeyleri orada öğrendim. Saha içinde ribaund, pick&roll, şut gibi şeyleri öğrenmemin yanı sıra saha dışına dair de değerli şeyler öğreniyordum. Deplasmanlar, uyku düzeni gibi şeyleri öğreniyordum. BOTAŞ’ın minik takımındayken Çanakkale’ye bir turnuvaya gitmiştim. Orada gayet iyi bir performans sergilemiş ve İstanbul takımlarının ilgisini çekmiştim. Yani hem iyi oynuyordum hem de boyum çok uzundu. Turnuva sonrasında birçok takımdan teklifler aldım. Aralarında en mantıklı teklif Galatasaray’dan gelmişti. Kariyerimi, oyun anlayışımı düşündüğümde onlarla imzalamak en doğru seçenek olacaktı. Galatasaray’la imzaladım ve orada iyi yıllar geçirdim. Şimdi ise Barcelona’ya gideceğim.

Tam da bu konuya değinmek istiyordum. Barcelona’ya transfer sürecinizi anlatabilir misiniz?

Bu konu da aslında hızla gelişen bir şeydi. Bir gün Barcelona’nın başkanı, menajerim Ceren Ateş’i arıyor. Kadın basketbol takımlarında yeni bir proje uygulayacaklarını ve bu proje kapsamında aradıkları oyuncu tarzını söylüyor. Sonrasında menajerim, biraz araştırma yapıyor ve Barcelona’ya beni öneriyor. Onlar birtakım araştırma yapıyorlar ve olumlu bir dönüş yapıyorlar. Olumlu dönüş yaptıklarında menajerim, beni ofisine çağırıyor ve orada iş bitiyor. Yani bütün bunlar çok kısa bir sürede oluyor.

Barcelona’da yaşayacaksınız. Oradaki kültüre dair araştırmalar yaptınız mı?

Yeni yerlere uyum sağlama konusunda neredeyse hiç sıkıntı yaşamayan bir insanım. Annem yabancı olduğundan yılın belirli bir bölümlerinde Rusya’ya veya Amerika Birleşik Devletleri’ne giderdik. Oralara gittiğimde farklı kültürleri öğrenmeyi ve öğrendiklerimi benimsemeyi sevmiştim. Sonrasında gittiğim her takımda bunu başardım. Zaten kariyeriniz ilerledikçe daha fazla ülke geziyorsunuz. Yani deplasman sayınız artıyor. Barcelona’nın kültürel ögeleri eşsiz. Mimarisi ilgi çekici. Turizm fonksiyonu da öyle. Bence benim için keyifli bir deneyim olacak.

1999 doğumlusunuz ve önünüzde mükemmel bir kariyer sizi bekliyor. Peki bu kariyerde WNBA bir hedef mi?

Elbette! Geçmişten beri WNBA’e dair bir hayalim var. Orada oynamak ve neleri yapıp neleri yapamadığımı daha iyi görmek istiyorum.

ABD, Avrupa’daki basketbol kültürüne göre çok daha farklı bir kültüre sahip. Oyun anlayışları bir tık daha tempoya ve bireysel yeteneğe bakıyor. Ayrıca tribünlerin doluluk oranı kıskandırıyor. Kadın basketboluna olan ilgi üst seviyelerde. Taraftar ürünlerinden maç sonrası desteğe kadar WNBA, her kadın basketbolcu için büyük bir mücadele alanı.

Sue Bird, Elena Delle Donne, Candace Parker… WNBA’de en sevdiğiniz basketbolcu kim?

Açıkçası bu soruya genel bir yanıt vermem zor. Yani geçmişe baktığımız zaman Sue Bird’den Penny Taylor’a Diana Taurasi’den Lisa Leslie’ye kadar onlarca süper yıldız görüyoruz. Hepsi figür hâline gelen isimler. Günümüze dönecek olursak Liz Cambage’i söyleyebilirim. Cambage’in oyun anlayışını, yeteneklerini ve karakterini takdir ediyor, örnek alıyorum.

NBA’e geçelim. NBA’i ne sıklıkla takip ediyorsunuz?

Böyle, “Her gece kalkar bir maç izlerim” diyebilen bir NBA izleyicisi değilim maalesef. Zira çalışma tempom bir hayli yoğun. Genelde geniş özetleri veya çok aklımda kaldıysa bir maçın tamamını ertesi gün izlerim. Tabii bazı geceler kalkıp maç izlemeyi seviyorum. Fakat sanırım NBA’e dair en istikrarlı şekilde yaptığım şey belirli oyuncuların maç videolarını izlemek. Mesela Steven Adams ile Nikola Jokic.

Neden bu iki isim?

İkisi de benim oynadığım pozisyonda oynuyorlar. Adams bence NBA’de underrated diyebileceğimiz tarzda bir uzun. Eğer onun oynadığı maçları dikkatlice izlerseniz sayı-ribaund-asist gibi temel verilerden daha fazlasını yaptığını ve bu yaptığı şeylerin takımına ne kadar yararlı olduğunu anlayabilirsiniz. Jokic ise, biliyorsun bir uzundan çok daha fazlası. Yani Jokic’in sahip olduğu saha görüşü, top hassasiyeti ve pas repertuvarı çoğu kısa oyuncuda yok. Bu iki ismin sahip olduğu özellikleri iyi bir şekilde analiz edip kendi oyunuma entegre etmeye çalışıyorum.

NBA’deki oyun anlayışına dair neler düşünüyorsunuz?

2000’lerde ilk 11-12 sene biraz daha pick&roll temelli, sete set hücumların uygulandığı bir oyun anlayışı varmış. Fakat LeBron James dönemi Miami Heat, 2015 sonrası Golden State Warriors derken iş geniş alan bol hücum, yüksek tempo yüksek atletizm ve üç sayılık şutlara döndü. Her takımın bu sistemlere uyum sağlaması zor fakat yine de belirli bir istikrar var. İzlemesi keyifli.

Kendinizi scouting edecek olsanız artı ve eksi hanelerinize neler yazarsınız?

Bence undersize olmadığım ve iyi bir fiziksel güce, tabana sahip olduğum için boyalı alandaki birçok aksiyonda iyi işler yapıyorum. Pick&roll oyunlarında iyiyim. Ribaundları çekip hızlı bir şekilde pası atmakta ve takımımın transition’ını arttırmakta iyiyim. Savunmada birçok alanda etkiliyim. Eksilerim ise kritik alanlarda. Sadece boyalı alanda oynamak istemediğim için şut tehdidi olan, şutuna saygı duyulan bir profil çizip takımıma alan açmak istiyorum. Ayrıca biraz daha agresif ve keskin kararlar almalıyım.

Sizce ideal bir şut nasıl olmalı?

Bu konuda mükemmel araştırmalar yapılıyor. Bazı araştırmalara göre dirseğinizin açısından parmaklarınıza kadar olan ivme ve alt vücudunuzdan üst vücudunuza aktardığınız enerji, kullandığınız şutun isabetli olma ihtimalini arttırıyor. Fakat işin ilginci, bazı mükemmel şutörlerin şut mekanizmaları, bu ve bunun gibi şeylere uygun değil. Yüzdeleri ise mükemmel.

İnci Güçlü

Image credit: Eurosport

En sevdiğiniz hücum ve savunma setleri neler?

Hücumda boyalı alanda mücadele etmeyi, diğer uzunla oynadığımız pick to pick setlerini ve alçak post aksiyonlarını seviyorum. Savunmada ise alan savunması diyeceğim. Basketbol ne kadar değişirse değişsin alan savunması yapmak her açıdan değerli. 2-2-1, 2-1-2 hangi sistemi uygularsanız uygulayın, zamanlaması iyiyse bir alan savunması, takımınıza dinamizm katar.

Hobileriniz neler?

Boş zamanlarımda belgeseller izlemeyi seviyorum. Sanatçıların, ünlü şahsiyetlerin hayatlarını anlatan filmleri izlemeyi veya kitaplarını okumayı seviyorum. Bunların dışında sağlıklı tarifler eşliğinde yemek yapmayı, müzik dinlemeyi ve tablolara bakmayı seviyorum. Tabii bir de sanat tarihine ilgim var.

En sevdiğiniz sanat akımı ne peki?

Ekspresyonizme karşı biraz biraz ilgim var ama kübizm dışında her akıma sıcak yaklaşıyorum. Rönesans Dönemi sanatçılarının eserlerini incelemeyi çok seviyorum. Fakat asıl amacım o eserin sahibi olan sanatçının kafasına girmek. “Nasıl yapmış? Neden yapmış? Ben yapsam böyle mi yapardım?” gibi sorular üzerinde düşünüyorum. Sanatçının zihnine girdiğinizde farklı dünyalarla karşılaşıyorsunuz. Bir tablonun karşısına geçip dakikalarca düşününce basit gibi görünen bir çizgi bile değer kazanıyor. Etrafınızda olan biten her şeyi daha iyi anlamlandırabiliyorsunuz. Açıkçası hayatımızda olabildiğince farklı perspektif kazanmamızın iyi olacağını düşünüyorum.

En sevdiğiniz yemek ne?

Burada iki farklı cevap vereceğim. Aperatif olarak bruschetta tüketmeyi seviyorum. Yemek tarzında ise avokadolu tost favorim.

En sevdiğiniz dizi ne?

Benedict Cumberbatch’in mükemmel oyunculuğu eşliğinde Sherlock Holmes.

En sevdiğiniz film ne?

Jim Carrey’nin Sil Baştan’ını birçok kez izlemişimdir. Favorim bu film.

En sevdiğiniz şarkı/müzik türü?

Off to the Races, Lana Del Rey.

En sevdiğiniz kitap ne?

Graham Lawton’ın tüm hayatı anlattığı ve mükemmel bir bilgi kaynağı sağladığı, Neredeyse Her Şeyin Kökeni.

Basketbol

Nerede kalmıştık? | #6: Toronto Raptors

01/07/2020 AT 12:43
Basketbol

Cenk Yıldırım ile Kanada, Kobe Bryant, Anadolu Efes ve takım içi kültür üzerine

30/06/2020 AT 16:29
Related Topics
Basketbol
Share this with
Copy
Share this article