Joel Embiid, 2014 NBA Draftı’nın ardından Katar’da tedavi sonrası rehabilitasyona devam ediyor, hasta yatağında tek eğlencesi olduğunu söylediği Twitter’dan önce Kim Kardashian’a, evli olduğunu öğrendikten sonra ise Rihanna’ya mesaj atıyor. Ve o yaz kendi deyimiyle ve elbette Twitter hesabından Amerikan Rüyası’nın Amerika’ya ayak bastığını duyuruyordu. O sezon Wells Fargo Center’da maça çıkmayacak olmasına rağmen bazen maç önü ısınmasında yer alıyor, 2016 yazında özel antrenörlerle birlikte antrenman yaparak yeni sezona hazırlanıyor. Zaman zaman geleceği bugünden daha değerli gördüğü için eleştiri konusu olan Amerikan medyasının önemli sacayaklarından The Ringer, Embiid’in potansiyeli ve vadettikleri üzerine sezon öncesi mini bir belgesel dahi çekiyor.
2014 Draftı’nın en büyük potansiyeli olarak gösterilen Joel Embiid, henüz parkeye adımını dahi atmadı. Herhangi bir maçın kadrosunda yer almadı, bench’te oyuna dahil olmayı bile beklemedi. Son yılların en potansiyelli basketbolcusu profesyonel kariyerinde henüz süre dahi almadı. Ancak sosyal medya sayesinde farklı bir yerde duruyor. Çağın gerektirdiği yerde. Bazen Arsenal maçı hakkında bir tweet atıyor, bazen The Ladies Man filminin afişine kendisini yerleştiriyor, bazen de takımının yaptığı bir takas sonrası yaşadığı kafa karışıklığından bahsediyor.
Kobe Bryant’nın veda turnesine dönüşecek sezonda henüz Golden State Warriors, bir sezonda en çok maç kazanma rekorunu kırıp Chicago Bulls’un 1995-1996 sezonunu geride bırakmamış, LeBron James’li Cleveland Cavaliers Golden State Warriors karşısında 3-1’den geri dönmemiş ve 2016 yazında imzalanan yeni yayın sözleşmesi sayesinde bilinçsizce büyüyen salary cap, Kevin Durant’in Oakland’a taşınmasının önünü açmamış. Sezon sonunda bütün bunların NBA ajandasını belirleyeceği sezonda, haritanın doğusunda bir kıpırdanma var. Potansiyel ve gelecek kavramların çevresini sakatlıklar, şüpheler ve karamsarlıklar dolduruyor. Şimdilik.
Basketbol
Danny Green, 2-3 hafta yok
DÜN - 22:44
https://i.eurosport.com/2014/06/28/1267945.jpg
Joel Embiid, sosyal medya konusundaki marifetlerini göstermeden evvel Kamerun’daydı ve babası bir voleybolcu olmasını arzularken futbol oynuyordu. 2002 Dünya Kupası’nda Kamerun Milli Takımı gruptan çıkamasa da sekiz yaşındaki Embiid’i etkilemeyi başarmıştı. Küçük yaşta bir çocuğun olması gerektiği gibiydi ve daldan dala atlıyordu. Babası Avrupa’da profesyonel bir voleybolcu olmasını isterken önce milli takımdan etkilenip futbol oynamak istiyor, daha sonrasında 2009 NBA Finalleri’ne göz atıyor ve her küçük çocuk gibi gördüklerinden ölçüsüz biçimde etkileniyordu.
Los Angeles Lakers ile Orlando Magic’i karşı karşıya getiren 2009 Finalleri sonrası basketbola merak salan ancak 16 yaşına geldiğinde hamlığı oldukça belli olan Joel, bu hayatta arkadaşlarıyla yaptığı maçlardan kovulan ve oyunuyla dalga geçilen çocuk rolünü üstleniyordu.
Fundamental olarak basketbola dair oldukça sınırlı kalan ve sahaya bir şey koyamayan Embiid, bir süre sonra kariyerine devam etmekte olan Luc Mbah a Moute’un ilgisini çeker ve Basketball Without Borders kampına çağrılır. Pozisyonlar, roller ve görevler hakkında oldukça bilgisiz kalan Embiid, heyula seviyesindeki vücudu ve o vücuda rağmen sahaya koyabildiği fiziksel koordinasyonla hızlıca adından söz ettirmeye başlar. Daha önce tanık olunmamış bir oyuncu profili çizer. Birçok uzunun aksine vücuduna hakim olabilen ve çocukken oynadığı futbol sayesinde pota altında ayaklarını rahatça kullanabilen Embiid, nerede topu alacacağı, nerede topu yere vurması gerektiği, topsuz oyunda nerede durması gerektiği veya ne zaman alan açması gerektiği gibi soru başlıklarıyla muhtemelen yeni yeni tanışsa da Birleşik Devletler’e ayak basar.
https://i.eurosport.com/2014/07/23/1283556.jpg
2010’lu yılların başında Philadelphia 76ers denildiğinde akıllara gelen ilk isim ne sahanın kenarında bekleyen bir koç ne de organizasyonun yüzü hâline gelen bir oyuncuydu. Sam Hinkie, herkesten önce olayların başaktörüydü. 2013 Mayıs’ında göreve gelen Hinkie’den önce 76ers, son 10 yılda beş kez Playofflar’a kalmış ve bunların dördünde henüz ilk turda evine dönmüş bir takım görüntüsü çiziyordu. Ligde zaman zaman %50 galibiyet barajının üstünde yer alsalar da Philadelphia denildiğinde kimsenin içi kıpır kıpır olmuyor, hatta herhangi bir merak duygusu dahi duymuyordu.
Göreve geldiği gibi gösterdikleri performansa bakmaksızın elindeki bütün oyuncuları draft hakları karşılığında elinden çıkaran ve parkedeki kötü performanslar sonrası ligin dibine demir atarak lotaryadan seçim hakkı kazanan Hinkie’nin amacı belliydi. Kafasında organizasyonun yüzü hâline gelecek, 76ers’ı tanımlayacak, hatta Philadelphia’nın diğer Amerikan şehirlerine oranla Avrupai havasını da düşünürsek şehri arkasına alacak bir süper yıldız arayışı vardı. Hinkie’nin görevde olduğu ilk tam sezonun sonunda yalnızca 19 galibiyeti bulunan ve bu sayede draftta üçüncü sıradan seçme hakkını kazanan 76ers, üzerinde ciddi ölçüde sakatlık endişeleri olan ve en az bir sezon oynamayacağı belli olan Joel Embiid’e gitti.
‘The Process’ adı verilen dönemde kurgusal olarak bir takım dahi yoktu ortada. Daha öncesinde Nerlens Noel’in denendiği, Joel Embiid’in seçildiği ve bir sonraki draftta Jahlil Okafor’un zarının atılacağı düşünüldüğünde Hinkie’nin aklından geçenler belliydi. Oyuncuların yetenek tavanları ve potansiyelleri, bugünden daha değerliydi ve organizasyonun kimliği hâline gelebilecek bir yıldız için her yol mübahtı. Hinkie’nin attığı zarlardan biri olan ve ilerleyen yıllarda Rocky’yi andırırcasına şehrin sokaklarında gece vakti koşuya çıkacak Joel Embiid; ilerleyen yıllarda fazla fazla satılan bilet, dolu tribünler, eğlenceli Instagram paylaşımları anlamına gelecekti. Doku uyuşması veya kimlik eşleşmesi... Nasıl tanımlamak istersek isteyelim, Joel Embiid biraz aşırıya kaçacak olsa da en az Rocky Balboa kadar Philadelphialı’ydı ve bu yönünü sergilemekten de kesinlikle keyif alıyordu.
https://i.eurosport.com/2015/07/12/1637630.jpg
Özellikle pota altında oynaması beklenen oyuncuların geçireceği ve onları uzunca bir süre parkeden uzakta tutacak sakatlıklar her zaman için oldukça ciddi riskleri beraberinde getirir. Kolejden gelen oyuncuların lige tam olarak alışamadıklarında ve kendilerini parkeye veremediklerinde Eski Kıta’ya savruldukları geçmişte tecrübe edilmişti. Her ne kadar sansasyonel bir kolej sezonu geçirse de Embiid üzerinde de soru işaretleri yok değildi. Zaten draftta onu üçüncü sıraya iten de tam olarak buydu. O boyda bir uzunun belinden ve dizlerinden geçireceği ameliyatlar, eskisi gibi oynayıp oynayamamasının yanı sıra kariyerini dahi sonlandırabilirdi. Ligde tek bir dakika parkede yer almamasına rağmen rehabilitasyon süreci sonrası Twitter ve Instagram’da paylaşılan kısa antrenman kesitleri ise Joel Embiid mitini beslemeye devam edecekti.
Joel Embiid; sakatlıklar, ameliyatlar ve rehabilitasyonla geçen iki sezonun ardından 26 Ekim 2016 akşamı kariyerinin ilk maçına Oklahoma City Thunder karşısında çıktı. Sezon öncesi plan belliydi. Asla ama asla dışına çıkamayacakları bir kurallar bütünü vardı karşılarında. Embiid’in alacağı süre 20-25 dakika bandında tutulacak, ne olursa olsun 30 dakikanın üstünde sahada kalmayacak ve back-to-back maçlarının birinde dinlendirilecek. Pota altında oldukça caydırıcı gözüküyor, üç sayı çizgisinin gerisine açılıp alan açabiliyor ve boyalı alanda diğer takımlar için âdeta bir heyula görüntüsü çiziyordu. Ancak ilerleyen aylarda başlayan diz ağrıları, onu yine ameliyat masasına yatırdı. Sezon kısa bir şovun ardından bitmişti. Sahaya çıkabildiği 31 maçta ortalama 25 dakika süre almasına karşılık 20.2 sayı, 7.8 ribaund ortalaması yakalayan ‘The Process’ lakaplı oyuncu, tavanını çok kısa süre içinde göstermeyi başarmıştı Sezon sonunda sadece 31 maça çıkan bir oyuncunun Yılın Çaylağı ödülü için konuşulması dahi olmuşların ve olacakların habercisiydi.
https://i.eurosport.com/2017/10/16/2187934.jpg
Ekim 2017’de Minnesota Timberwolves’la beraber ligin en potansiyelli ve en heyecan verici takımı olan 76ers, Ben Simmons-Joel Embiid ikilisinin yanına draftın bir numaralı ismini, Markelle Fultz’u getirmişti. The Process’in son adımı, Simmons ile Embiid’i tamamlayacak nihai parça olarak gösterilen Markelle Fultz gelecek ve ‘The Process’ nihayete erecekti. Bu iç ismin yanına yetmezmiş gibi yardım savunmasında açıklarını kapatabildiğinde hücumda Ben Simmons’a alan açabilecek ve üç sayı çizgisinin gerisinde ligin elit isimlerinden biri olan JJ Redick ve ligin en etkili çift yönlü oyuncularından Robert Covington’ı eklediler.
Ancak her ne olursa olsun takımınızın yıldızı, organizasyonunuzun yüzü soru işaretlerini beraberinde getiriyorsa rahatça nefes almanız pek kolay olmuyor. Philadelphia şehrine soru işaretleri ve karamsarlık bulutları hakimdi. Joel Embiid kaç dakika süre alacak; back-to-back gecelerinde nasıl bir performans ortaya koyacak; beli, dizleri ve ayakları sezonun tamamını kaldırabilecek mi? Sezonun ilk 10 maçında süre ayarlamalarıyla oynasa da sezonun ilerleyen bölümünde parkede geçirdiği süre artan Embiid, rakip uzunlar için nasıl baş edilmez bir oyuncu olduğunu göstermeyi başardı. Şüphelerin ve karamsarlıkların yerini zamanla sağlıklı bir Embiid ve sırtını yıldızına yaslamış bir 76ers takımı aldı.
Göz çukuru sakatlığı sonrası normal sezonun son bölümünü kaçıran Embiid’in yokluğunda açık saha oyununu iyiden iyiye geliştiren ve 16 maçlık bir galibiyet serisiyle Playofflar’a gelen 76ers, Miami Heat engelini aşmayı başardı. Ancak ikinci turda yarı sahada bir deha olduğu sıklıkla dile getirilen Brad Stevens, alametifarikasını Playoff sahnesine taşıyacaktı. Simmons’a yapılan özel savunma, Embiid’i çekim merkezi hâline getirince Brett Brown ve ekibi, fena halde bocaladı. Playoff sahnesinin tozu, bu genç takım için biraz aşırıya kaçmış, hatta genizlerini yakmıştı.
https://i.eurosport.com/2017/12/25/2234901.jpg
İlk sezon her şey olması gerektiği gibiydi. Sezona iyi başlamışlar, arada bir tökezlemişler, sakatlıklar yaşamışlar, sezon sonuna doğru olması gerektiği gibi ritim yakalamışlar ve her genç takımın yaşaması gerektiği gibi Playofflar’ın ikinci turunda duvara çarpmışlardı. Ancak çok iyi bilinen bir gerçek ki yaşınız ilerledikçe beklentiler artar ve beklentiler arttıkça yaptıklarınızdan ziyade yapamadıklarınızdan üzerinden tanımlanmaya başlarsınız. Yay gerisinden şut atmayan Ben Simmons’ın hücumda hareket alanı bulamadığında takımı için eksi yazan bir isim olduğu, Joel Embiid’in ise işler sıkıya geldiğinde bazı pozisyonlarda fazlasıyla inat ettiği ve bazı pozisyonları nasıl boşa harcadığı sıklıkla konuşulan konular arasındaydı artık. Embiid’in hücumun bitmesine 15-16 saniye varken gereksiz yerlerde kaldırıp attığı üçlükler, üç pozisyon üst üste kendini verdikten sonra bir pozisyonda savunmada uyuması gibi detaylar, fazlasıyla göze batmaya ve detay olmaktan çıkmaya başladı. Ben Simmons ile Joel Embiid’in aslında birbirlerini çok da iyi tamamlamayan bir ikili olmadıkları da ortadaydı.
Ancak her ne olursa olsun, Jimmy Butler takası sonrasında topla oynayabilen, kendine pozisyon hazırlayabilen, hatta ihtiyaç olduğunda nispeten takım arkadaşlarına da pozisyon imkanı sunabilecek bir oyuncuya kavuştu Philadelphia. Doğu Konferansı’nda geldikleri yer de asla sürpriz değildi. Ve bunu bütün defolara, eksikliklere ve olumsuzluklara rağmen başarmışlardı. Kawhi Leonard ve Toronto Raptors lig tarihinin en unutulmaz anlardan birine imza atarken Philadelphia’yı da saf dışı bıraktı. Kawhi Leonard’ın parmaklarından çıkan top çemberin üstünde bir kez az veya bir kez fazla sekse tarih daha farklı kaleme alınabilirdi. Basketbol her ne kadar bu tarz anlar üzerinden Acaba? diyerek yorumlanmak için müsait olmasa da Embiid ve 76ers; Doğu Finali’nde yıllardır Playofflar’da bir soru işareti hâline gelen Milwaukee Bucks’a oldukça ters gelebilir, daha sonrasında NBA Finalleri’ne gidebilir, eksik Golden State Warriors karşısında Raptors’ın yaptığını yapabilir ve Joel Embiid basketbolla tanıştıktan yalnızca dokuz yıl sonra zirveye çıkabilirdi. Koç Brett Brown’un statik ve tahmin edilebilir hücum kurgusuna, Butler’ın hücumda yama gibi durmasına, Simmons’ın sınırlanabilir ve etkisiz hâle getirilebilir oyununa, Embiid’in aklı bir karış havadalığına ve dağınıklığına rağmen.
https://i.eurosport.com/2019/05/13/2586741.jpg
2019-2020 sezonunda NBA’deki istisnasız her takım kısaların egemenliğini kabul ederken ve bu yolda adımlar atarken 76ers, gemiyi inatla tersine sürdü. Fiziksel kuvvet, güç ve savunma temelli bir basketbol tasarladılar. Birçokları, 76ers’ın ligdeki en korkutucu savunma beşlerinden birine sahip olduğunu düşünüyordu. Haksız da sayılmazlardı. Ancak günün sonunda hücumda yaratıcılıktan epey uzak statik bir takım hüviyetine eskisinden daha da yaklaştılar. Sezon ilerledikçe ortaya serilen defolarını ortadan kaldırmalarına müsaade etmeyecek bir kadro yapısıyla savunmada ligin elit takımlarından biri olsalar da hücumda epey sınırlı kaldılar.
Sezonun büyük bölümünde kenardan gerekli katkının gelmediği, rotasyonun gittikçe daha da belirsizleştiği, kimin ne kadar süre alacağının bilinmeze dönüştüğü ve rollerin tam olarak oturmadığı bir 76ers, ‘bubble’da Boston Celtics’e karşı hezimete uğradı. Bu hezimet birçok açıdan değerlendirilmeye açıktı. Brett Brown sezon boyunca eleştirilerin odağındaki isim olmuştu. Yapılan transfer hamleleri ise takıma asla seviye atlatmamış, hatta geçtiğimiz yıllara nazaran takımı geriye götürmüştü. Ve en önemlisi takımın yıldızı, ulusal kanal günlerini ve Boston Celtics maçlarını kafasında farklı bir yerde konumlandıran Joel Embiid, Boston Celtics serisinde asla kolay teslim olmayacaklarını, rekabetçi kalacaklarını demeçlerine yansıtsa da sonuç kelimenin tam manasıyla felaketten ibaretti. ‘Bubble’ sonrası Brett Brown işinden olurken Darly Morey, 76ers organizasyonun başına geçecekti. Ve en önemlisi, Joel Embiid, belki de yıllar sonra kariyerindeki dönüm noktası olarak Orlando’daki Boston Celtics serisine atıfta bulunacak ve Jackie MacMullan’a vereceği röportaj deşifre edilirken mahir kalem ilk paragrafta Orlando’daki ‘bubble’ atmosferini tasvir etmeye çalışacak ve daha sonrasında Embiid’in geçirdiği Ferrari’sini Satan Bilge minvalindeki değişimi kaleme almaya başlayacak.
https://i.eurosport.com/2019/05/06/2580853.jpg
Brad Stevens’ın dehası, Kawhi Leonard’ın unutulmaz son saniye basketi ve Ben Simmons’ın yokluğunda 4-0’la sonuçlanan Boston Celtics serisi. Sezon öncesinde Joel Embiid, yıllar öncesinin epey ses getiren ancak bugünlerde bir klişeler bütünü olarak yorumlanan Robin Sharma’nın Ferrari’sini Satan Bilge’sindeki gibi Yaşamda hatalar yoktur, yalnızca dersler vardır minvalinde bir aydınlanma yaşamış gibi gözüküyordu. Nitekim Embiid’e dair birtakım değişim imareleri sezon öncesinde verdiği demeçlerden rahatça anlaşılıyordu. Ancak sezon öncesi birçok oyuncu, koç, genel menajer bu tarz cümleleri sıklıkla ağzına alır. Bu tarz demeçlere önem atfetmemek en mantıklısıdır. Kendimizi çok iyi hissediyoruz, bu sene daha rekabetçi olacağız, daha çok mücadele edeceğiz gibi cümlelerle rekabeti ve mücadeleyi merkezine alan demeçler eşyanın tabiatıdır âdeta.
Sezon öncesinde Joel Embiid ile Ben Simmons her ne kadar tam olarak bir ikili olarak görülmeseler de hâlâ oldukça heyecan vadeden ve merak uyandıran iki isimdi. Üstüne üstlük 76ers, sezon arasında bu iki ismin yanına kardeşinin gölgesinde kalmasına rağmen ligin elit şutörlerinden biri olan ve aynı zamanda topla da yaratabilen Seth Curry’yi ve köşelerden kullandığı üçlüklerle ve geçiş savunmasındaki becerisiyle adından söz ettiren Danny Green’i eklemişti. Hâl böyle olunca Simmons-Embiid ikilisinin hareket alanını genişleten ve onlara daha rahat topla oynayabilme imkanı tanıyan 76ers, sezona çok iyi başladı.
Ancak bu kez de Philadelphia’nın fikstür avantajı sıklıkla konuşulan konu başlıklarından biri oldu. Kaldı ki bu bakış açısında yanlış olan bir şey de yoktu. 76ers hakikaten kolay bir fikstürle sezona başlamıştı. Joel Embiid’in sezonun ilerleyen döneminde ipe un serme ihtimali hâlâ orada duruyordu. Üç pozisyon üst üste ligin en dominant oyuncusu gibi gözüktükten sonra savunmada Hassan Whiteside-vari şekilde uyuyakalacak mı, hücum süresinin bitimine 15-16 saniye gibi bir süre olmasına rağmen dışarıdan çok da iyi şutu olmamasına rağmen kaldırıp üçlük atmayı kendine hak görecek mi, maç içinde fazla inatçı kalıp takımına zarar veren bir kimliğe tekrar bürünecek mi? Fakat zamanla Embiid’in sezon öncesindeki demeçlerine haklılık payı vermek gerekti. Önceki sezonlardan farklı bir ruh hâli içinde olduğunu apaçık ortadaydı. Hem basketbol anlamında geçtiğimiz sezonlara nazaran farklı bir oyun oynamaya başladı hem de mental açıdan bireysel anlamda diğer sezonlarından ve ligdeki birçok rakibinden ayrılarak MVP tartışmasının en önemli iki isminden biri oldu.
https://i.eurosport.com/2019/04/05/2558786.jpg
Sezon başında hiç olmadığı kadar fiziksel açıdan hazır gözüken bir Embiid’le karşı karşıyaydık artık. Maçtan asla kopmuyor, maçı asla rölantiye almıyor ve parkede asla ciddiyetini kaybetmiyordu. Oyununu şaşaalı bir şekilde değil; verimli bir şekilde sunabilmenin yollarını öğrenmişti. Minimal ama çok etkili adımlardı attıkları. Artık yüksek postta topla buluştuğunda sırtını çembere dönüp rakibini potaya kadar götürmek yerine yüzü çembere dönük şekilde top alıyor ve bu sayede hem orta mesafeden rahatça şut atabiliyor hem de pas kanallarını rahatlıkla görebiliyor. Seth Curry ve Danny Green’in sağladığı hareket alanını da efektif şekilde kullanmaya çalışarak Ben Simmons’la iyi bir ortaklık yakalamış durumda. Yıldız oyuncu, boyalı alanda büyüdükçe ve daha tehlikeli bir oyun aklının kıyısında dolaştıkça aldığı fauller de aynı oranda artıyor ve kariyerinin açık ara en çok çizgiye geldiği sezonunu geçiriyor. Her ne kadar sayı ortalaması ciddi ölçüde artsa da kariyerinin en az dışarıdan şut attığı sezonunu geçiriyor Joel Embiid. Saha içi yüzdesi açık ara kariyerinin zirvesi. Dışarıdan o kadar iyi şut atamadığının farkına varması da yaşadığı değişim farklı bir tezahürü. Şaşaalı değil, verimli bir oyun koyuyor sahneye. Ve Embiid’i izlemenin en keyifli noktalarından biri ve şu anda bu cümleyi paradoksal bir noktaya getirecek kısım; bu verimli hâli çok daha şaşaalı gözüküyor.
Seth Curry ve Danny Green gibi yan parçalarla her ne kadar çok doğru bir hücum planı kurgulasanız da basketbol, bugün tamamen yıldızlar üzerinden tanımlanıyor. Her şey takımınızın yıldızında başlıyor ve yine orada bitiyor. Philadelphia’nın bu sezon Embiid’li ve Embiid’siz dakikalarının karşılaştırması bunun en güzel örneği. Ve Embiid’i bu noktaya getiren şey ise yaşadığı mental değişim. Son zamanlarda Zlatan Ibrahimovic'in sözcülüğüne soyunduğu "Siyasetçiler siyaset, sporcular spor yapmalı" minvalinde bir yaklaşım veyahut değişim söz konusu değil elbette. Daha büyük bir odaklanma hâli mevzubahis. Maç içinde yaşanan dağınıklıklar, kopukluklar ve ipe un sermeler artık yerini daha büyük bir odaklanma hâline ve kazanma arzusuna bırakmış durumda.
https://i.eurosport.com/2021/03/04/3005475.jpg
Sporla sınırlı kalmamakla birlikte tarih yazınının en kritik hususlardan biri şuna işaret eder: Bazen içinde bulunduğumuz çağın diğerlerinden ne kadar farklı olduğunu anlayamayız. Bazen içinde bulunduğumuz durum, ortam, mekan veya spor özelinde konuşacaksak bireyler, takımlar ve organizasyonlar ‘diğerleri'nden çok daha özeldir.
1990'ların sonunda Chicago Bulls’un sahibi Jerry Reinsdorf ve takımın genel menajeri Jerry Krause, tekrar bir hanedanlık kurabileceklerini düşünmüşlerdi. Sonuçta geçmişte şampiyonluklar kazanacak bir kadroyu bir araya getirenler onlardı ve önlerindeki örneğe bakarak tekrar şampiyonluk adayı bir takım inşa edebilirlerdi. Ancak göz ardı ettikleri bir şey vardı. Michael Jordan’lı Chicago Bulls, diğerlerinden çok daha farklı, ayrı ve özeldi.
2000'li yılların başında güzel basketbolun temsilcisi Sacramento Kings, Robert Horry'nin unutulmaz şutuyla yıkılmıştı ancak organizasyonun çalışanlarının birçoğu tekrar büyük sahneye döneceklerini düşünüyorlardı. Kazanma yolunda kaybetmek kadar doğal bir şey yoktu çünkü. Keza 2009 Orlando Magic de aynı kaderi paylaşan bir başka takım. Birçoklarının hâlâ Kevin Durant-Russell Westbrook-James Harden üçlüsü nasıl şampiyonluk kazanamadı? diye düşündüğüne eminim. Şampiyonluk penceresi bazen zannettiğiniz kadar uzun süreli açık kalmaz. Bazen bir sene, bir sezon, bir takım ve bir adam çok özeldir ve gecenin bir vakti uykunuzu bölebilir.
Takımları bir kenara bırakıp bireyler üzerinden gideceksek de Barcelona, La Masia'dan hâlâ yeni bir Xavi-Iniesta ikilisi bekliyor. La Masia’nın bir laboratuvar olmadığını ve Xavi-Iniesta ikilisinin ne kadar özel olduklarını, ender rastlanacaklarını, tarihin en kıymetli yeteneklerinden ikisi olduğunu ise geride bıraktığımız senelerde muhakkak fark etmiş olmalıyız.
https://i.eurosport.com/2021/01/23/2976903.jpg
Joel Embiid, o yeteneklerin yakınında yer alıyor ve bugünlerde Philadelphia şehrini tanımlıyor. Kabul etmemiz gerekir ki, içinde bulunduğumuz çağ bize ikinci bir Joel Embiid vermeyecek. Elbette Joel Embiid’i prototip kabul edecek ve onun gibi olmaya çalışacak genç basketbolcu adaylarının sayısı hızla artacak. Ancak hiç kimse Philadelphia sokaklarında onun gibi koşuya çıkmayacak. Joel Embiid’li Philadelphia özel bir takım ve gecenin bir vakti sizi yatağınızdan çıkarabilir. Bazen alarm kurarak, bazen maç saatinin yaklaşmasını bekleyerek.
Yazı: Kerim Kılıç
Basketbol
Budenholzer'ın koltuğu sallantıda
DÜN - 15:44
Basketbol
NBA, normal takvimine dönüyor
11/06/2021 - 08:12