Basketbol

Kilimanjaro

Share this with
Copy
Share this article

Adem Bona

Image credit: Eurosport

ByEurosport Türkiye
09/07/2020 at 14:33

Nijerya’daki ilginç hayatı, Türkiye’ye geliş hikâyesi, sakatlığının son durumu, Ufuk Sarıca ile olan ilişkisi, NBA, Ben Wallace, Hakeem Olajuwon, Giants of Africa… Pınar Karşıyaka’nın genç yıldızı Adem Bona, Kuzey Kılıç’ın sorularını yanıtladı.

Kilimanjaro Dağı, her özelliğiyle eşsizdir. Ernest Hemingway’in, “Kilimanjaro’nun Karları”nda odak noktası olduğunda insanın aklına, “Ya tamam da Kara Kıta’da bulunan, Ekvatora sadece üç enlem derece uzaklıkta olan ve stratovolkan jeolojisinde yer alan bir dağda kar mı olur?” sorusunun olumlu yanıtıdır mesela.

Tabii Toto’nun Africa parçasının ilk bölümünün son dörtlüğünde, “Serangetti üzerinde Olympus gibi yükseliyor Kilimanjaro” diye anılır. Zaten güzel olan parçayı biraz daha özelleştirir Kilimanjaro.

Basketbol

Jaren Jackson Jr. nasıl oldu da bir franchise oyuncusuna dönüştü?

3 SAAT ÖNCE

6 Ekim 1889’da ilk tırmanış ziyaretçileri olan Hans Meyer ile Ludwig Purtscheller’i ağırladığında Ludwig tarafından, “Eşsiz” olarak not edilir. 1860’ta misyoner ve kâşif Johann Ludwig Krapf tarafından ismi analiz edilirken, “Tarihin en güzel isimli dağı ve Afrika’nın mucizesi” olarak kayıtlara geçer.

Şu sıralar İzmir’deki evinde dinlenen, sakatlık dönüşü rehabilitasyon sürecini geçiren ve yüzünde bol bol gülümseme olan Adem Bona, Afrika’nın basketbol dünyasına kazandırdığı onlarca eşsiz oyuncudan biri olmaya doğru gidiyor. 13 yaşındayken iki metre boya ulaşması ve smaçlarıyla-bloklarıyla büyülemesi bir yana Bona, şu an 206 santimetre olan boy uzunluğu ve 219-220 santimetre olan kulaç açıklığıyla bir oyun kurucu gibi top sürebiliyor. Ayrıca henüz 17’sini bitirmedi bile.

Adem Bona, mavi tişörtü, biraz bozuk olan fakat gayet anlaşılır Türkçe’si, röportaj süresi boyunca yüzünden düşmeyecek olan gülümsemesi ve tüm samimiyetiyle Zoom bağlantımızın diğer ucunda beliriyor.

Nasılsınız?

Merhaba, çok iyiyim! Teşekkür ederim, umarım herkes iyidir. Koronavirüs salgınından her anlamda kurtulmayı diliyorum. Eh, bir de basketbolu özledim. Hem de çok.

Koronavirüs süreci öncesinde omzunuzdan sakatlanmıştınız. Son durumunuz hakkında bilgi verebilir misiniz?

Dediğin gibi maalesef omzumdan sakatlanmıştım. Sakatlık sonrasında başarılı bir ameliyat oldum. Ameliyatımın ardından birkaç fiziksel tedaviye girdim. Şu an rehabilitasyon sürecindeyim. Kondisyon kazanmaya çalışıyorum. Biliyorsun bu tarz omuz sakatlıkları bir oyuncunun kariyerini berbat edebiliyor. Mesela Paul George. Kariyeri berbat olmadı fakat bu sezon başında omuzundan geçirdiği sakatlık sonrasında büyük sıkıntı yaşadı. Normal şartlarda en geç iki ay içinde topla antrenmanlara başlayıp maça çıkabilir durma geleceğim fakat dediğim gibi, %100 hazır olmadan maça çıkmayacağım. Sanırım üç ay daha kenarda kalacağım.

Ikechukwu Stanley Okoro adıyla 28 Mart 2003’te Nijerya’da doğdunuz. Oradaki hayatınız nasıl geçiyordu? Ailenizin mesleği neydi?

Babamı maalesef tanıyamadım. Ben çok küçükken ölmüş. Annem benim dışımda dört çocuğa daha bakıyor yani beş kardeşiz. Annem büyük bir markette çalışıyordu. Ben ve kardeşlerim ona yardım etmeye gidiyorduk. Çünkü tahmin edileceği gibi, o dönemde ve o koşullarda beş çocukla ilgilenmek bir hayli zor. Aslında iyi bir hayatımız vardı. Mutlu ve huzurluyduk. Arkadaşlarımla, kardeşlerime futbol oynuyordum. Hafta sonları ise basketbol oynuyordum.

Tam burada sormak istediğim bir şey var. Basketbola nasıl başladınız ve Türkiye’ye nasıl geldiniz?

İnanmayacaksın ama basketbol, hiç sevmediğim bir şeydi. Yani en azından ilk başlarda. Futbol oynamayı seviyordum fakat basketbolla aram pek iyi değildi. Bazı hafta sonlarında oynuyordum. Sonra bir gece bir basketbol antrenörü evimize geldi. Anneme, “Sizin çocuğunuzu alabilir miyim? O mükemmel bir basketbol oyuncusu olabilir.” dedi. Annem ise sert bir şekilde olumsuz yanıt verdi. Fakat abimler anneme daha sakin düşünmesini söylediler. İşler yavaş yavaş gelişiyordu. Sonrasında bir gün, basketbol oynarken beni videoya çeken bir adam, videomu Türkay Çakıroğlu’na göndermiş. Türkay Çakıroğlu o zamanlar Kuveyt’te çalışıyormuş. O zamanlar 13-14 yaşındaydım ve boyum iki metrenin üzerindeydi. Türkay Çakıroğlu videodan çok etkilenmiş ve Nevzat Özdemir’i arayıp ona benden bahsetmiş. Ardından işler hızla gelişti ve Türkiye’ye geldim.

Ailenizde sizin dışınızda sporcu biri var mı?

Yok. Abimler arada sırada futbol oynuyorlar fakat hem kariyer hem de fiziksel özellik bakımından sporcu olan bir tek ben varım. Ve bu mükemmel hissettiriyor.

Masai Ujiri ve Luc Mbah a Moute, Afrika’da genç yetenekleri bulmak için kamplar düzenliyorlar. Mesela Joel Embiid ve Pascal Siakam o kamplarda keşfedildiler. Bu çalışmalara dair neler düşünüyorsunuz?

Bu kampların düzenlendiğini Türkiye’ye geldikten sonra öğrendim. Dediğim gibi, Nijerya’dayken basketbolu çok fazla takip etmiyordum. Pascal Siakam ve Joel Embiid, mükemmel oyuncular. İkisini izlemeyi seviyorum. Siakam uzun boylu ama şut atabiliyor, savunmada adam değişebiliyor ve top sürebiliyor. Embiid ise mükemmel bir post oyuncusu. Biraz yavaş fakat top hâkimiyeti, şutları, oyun bilgisi ve pota koruma yetenekleri eşsiz.

Afrika’daki kamplar güzel fakat bir sıkıntı var. Oradaki herkes çok uzun. (Gülerek.) Yani basketbol oynayan herkes uzun forvet veya pivot olarak sahada yer alıyor. Bu nedenle en çok çalıştıkları şey atletizm, smaç, blok gibi şeyler oluyor. Temel şeyleri öğrenmiyorlar. Kamplarda bu temel şeyleri öğretmeye çalışıyorlar ama o yaştaki oyuncularla iletişim kurmak biraz zor.

Nijerya’da basketbol oynadığınız yerlerde koşullar nasıldı?

Ahh… Endişe verici. Yani çok kötüydü. Beton sahalarda oynuyorduk. Bazı toprak sahalar da vardı. Toprakta oynamak çok zordu. Betonda ise daima bir sakatlık riski taşıyorduk. Dediğim gibi, orada basketbol oynayan herkes zıplamayı, dengesiz sıçramayı, seviyor. Eğer yere sert bir şekilde düşersek kariyerimiz başlamadan bitebilirdi. Potaların hiçbirinde file yoktu. Her maçımızda, “Hayır hayır bu basket değil, potaya değmedi” gibi komik tartışmalara giriyorduk.

Türkiye’ye ilk geldiğiniz zaman neler hissettiniz?

Türkiye’ye gelme konusunda bazı endişelerim vardı. Fakat beni buraya getirmek için birçok insanın yoğun çaba sarf ettiğini görünce işlerin iyiye gideceğini anladım. Çünkü hiç kimse bu kadar çabayı saçma bir neden için sarf etmez. Yeteneklerime güvendim. İlk başlarda basketbolu sevmiyordum ama şimdi ona âşık oldum. Türkiye’deki kültürden etkilendim, çevremde daima iyi insanlar oldu ve böylece her anlamda huzur ortamında bulundum.

Pınar Karşıyaka’dasınız. Bu sezon Sigortam.net İTÜ ile maç yapmak için İstanbul’a geldiğinizde Karşıyakalı taraftarlar kendilerine ayrılan bölümü doldurmuşlar ve siz her oyuna girdiğinizde, “Adem Bona! Adem Bona” tezahüratları yapmışlardı. Bunu her yerde yapıyorlar ve konuştuğum tüm Karşıyaka taraftarları size dair mükemmel şeyler söylüyorlar.

Annem başta olmak üzere ailemin çabası, Türkay Çakıroğlu, Türkiye’de çevremde olan insanlar ve daha birçok kişi şu ana kadar yaratmaya çalıştığım kariyerde büyük pay sahibilerdi. Fakat Pınar Karşıyaka taraftarı burada ayrı bir yere sahip. Onların enerjisi, tutkusu etkileyici. Oynamadığım maçlarda bile onların tezahüratlarından etkilenip sahaya atlayasım geliyor. Enerjimizi üç-dört kat arttırıyorlar. Bana ve takımımıza olan desteklerinden ötürü onlara çok ama çok teşekkür etmek istiyorum. Hepinizi çok seviyorum.

Sizin hakkınızda iyi şeyler söyleyen isimlerden biri de baş antrenörünüz Ufuk Sarıca. Dün kendisiyle yaptığım röportajda size dair olumlu şeyler söylemişti. Onunla çalışmak nasıl bir duygu?

Gerçekten mi? Buna sevindim. Şöyle söylemek istiyorum, biraz korkutucu. Sezon başında takım antrenmanımız başladığında ben de oradaydım. Hepimiz sıraya geçmiştik ve çalışıyorduk. Ufuk Sarıca aramızda dolaşıyor ve bizimle konuşuyordu. Onun göremeyeceği bir yerlere gitmeye çalışıyordum çünkü adam, Türkiye basketbol takımının baş antrenörü. Oyuncu olarak onlarca başarısı var. Tam bir şampiyon. Ben ise 16-17 yaşında smaç vuran bir çocuk. Eh, korkmuştum tabii. Fakat yanıma gelip beni motive etti, takım kültürümüzü anlattı. O günden beri bir aile ilişkisi kurduk. Hepimizin neye ihtiyacı olduğunu, oyunculardan neyi nerede nasıl alabileceğini çok iyi biliyor.

NBA ve NCAA çevrelerinde çok fazla ilgi toplayan bir oyuncusunuz. NBA Draftı’na dair neler düşünüyorsunuz? Ayrıca NCAA’e gitme planınız var mı?

İkinci soruyla başlamak istiyorum, hayır. Şu an Türkiye’de ve Karşıyaka’da mutluyum.

NBA… NBA mükemmel bir yer. Orada oynamak istiyorum. NBA’in en iyi uluslararası oyuncularından birisi olmak istiyorum. Fakat şu an için tek önceliğim Pınar Karşıyaka. Burada mutluyum. Uzun vadeli planlarımı kısa vadede başarı yakalayarak oluşturmaya çalışıyorum. Yani tecrübeli, olgun bir şekilde NBA’e gidebilirsem orada daha iyi bir kariyer oluşturabilirim.

2003 doğumlu uluslararası genç oyuncular arasında öne çıkan isimlerden birisiniz. Sizin gibi Yannick Nzosa da (Unicaja Malaga) bu sınıfta öne çıkan bir uzun. Onunla hiç konuştunuz mu?

Hayır fakat onun birçok maçını izledim. Nzosa, potayı nasıl koruması gerektiğini iyi biliyor. Hücumda nerede ne yapması gerektiğini iyi biliyor. Arkadaşlarımla onu izlediğimizde bana, “Aa Adem, bak senin gibi” diyorlar.

Sanırım siz biraz daha hızlısınız.

Eh, yani, bunu söylememiz yanlış olmaz elbette.

2019 U18 Şampiyonası’nda Fransa’ya karşı oynadığınız maçın ikinci çeyreğinin bitimine 08:58 kala tepede topu almış, mükemmel bir şekilde drive etmiş ve pozisyonu smaçla bitirmiştiniz. 206 santimetre boy ve 219 santimetre kulaç açıklığıyla bu tarz şeyleri nasıl yapıyorsunuz?

Türkay Çakıroğlu, beni İstanbul’a getirttikten sonra bir-iki yıl boyunca her gün dripling antrenmanı yaptırdı. Önce güçlü elimle sonra zayıf elimle topla dripling ediyordum. Ardından iki topla çalışıyordum. Saha görüşü, top hâkimiyeti ve ilk adım konusunda ise tamamen doğal bir gelişim sergiledim bence. Antrenmanlarda değişik şeyler denedim ve gördüğün gibi, işe yaramaya başladı. Fakat tabii ki gelişmeye, çalışmaya ve geleceğe dair umut beslemeye daima devam edeceğim.

Etkileyici bir savunma repertuvarınız var. Adam değişebiliyorsunuz, pick&roll sırasında mobilsiniz, topsuz alanı okuyabiliyorsunuz ve potayı koruyabiliyorsunuz. Savunma repertuvarınızdaki en önemli şey ne?

Doğrusunu söylemem gerekirse, “mükemmel” bir savunma oyuncusu olmak için çaba sarf etmedim. Yani antrenmanlarda, video izleme periyotlarımda görsel hafızamı oluşturup pozisyon bilgimi güçlendirmeye çalıştırdım. Fiziksel özelliklerimin iyi olması ve bunları kullanabilmem sayesinde savunmada verimliyim.

Peki genel olarak artı ve eksileriniz neler sizce?

Şut. Kesinlikle daha iyi şut atmalıyım. Daha iyi şut atabileceğimi biliyorum. Eğer daha iyi şut atarsam mükemmel olur. Biraz temkinli oynamam gerekiyor. Atletizmimi ve hızımı ayarlayamıyorum. Artılarım ise aslında atletizmim, savunmam, hızım ve oyun bilgim. Sadece iyi yaptığım şeyleri dengelemeli ve şutumu geliştirmeliyim.

Birçok özelliğinle Giannis Antetokounmpo’ya benziyorsunuz. Ona dair neler söylersiniz? Ayrıca idolleriniz kimler?

Giannis’i çok seviyorum fakat idolüm Hakeem Olajuwon ve biraz da Ben Wallace. Hakeem ile Wallace’ın antrenman videolarını izliyorum. Hakeem, tarihin en iyi post oyuncusu bence. Ayak oyunlarında ve savunmada usta. Wallace ise her anlamda iyi bir uzun. Açık sahada hızlı, oyun bilgisi ve motoru yüksek. Giannis ise başka bir türden gibi. Dört-beş yıl önceki fiziksel haliyle şu anki arasında benzerlik yok. Mükemmel bir kas kütlesi kazandı ve bu kütlesini iyi kullanıyor. Bu yıl üçlüklerde de gelişti. Daha ne kadar gelişebilir acaba?

Hobileriniz neler?

Oyun oynamayı seviyorum. Football Manager ve PlayStation’da 2K (NBA 2K serisi) oynamak güzel açıkçası. Tabii bu röportajı okuyan ve beni tanıyan insanlar dans etmeyi ne kadar çok sevdiğimi de biliyorlar muhtemelen.

2K’da, “Şu takımı alsam yenilmem” dediğiniz bir takım var mı?

Açıkçası yok. Çünkü genelde kariyer veya takım oluşturma modlarını kullanıyorum. Fakat eğer Milwaukee Bucks’ı alırsam işte o zaman beni yenmek zor olabilir. Giannis ile smaç şöleni ve Brook Lopez ile pick&pop yapıp üçlük şölenine imza atabilirim.

En sevdiğiniz film?

Aksiyon tarzı filmleri izlemeyi seviyorum, tabii çizgi film de severim. Cehennem Melekleri serisi favori filmim.

En sevdiğiniz yemek?

Tavuğun her çeşidine hayranım. Ayrıca lahmacuna bayılırım.

En sevdiğiniz şarkıcı?

Kendrick Lamar ve Ben Fero.

NBA’den tüm zamanları göz önüne alıp bir ilk beş kursanız hangi oyuncuları kadronuza alırsınız?

Biraz düşünüyorum. Oyun kurucu olarak Chris Paul diyeceğim. Biliyorsun, Los Angeles Clippers’tayken DeAndre Jordan ve Blake Griffin’l lob city uyguluyorlardı. Eğer onunla oynarsam maç başına üç-dört smaç yapabilirim. İki numarada tarihin en iyi şutörlerinden olan Ray Allen var. Üç numaraya LeBron James’i alıyorum. Her şeyi yapabilir. Dört numarada Giannis Antetokounmpo var. Üçlük, pas ve atletizm mükemmel. Bir de savunma lazım. Bu nedenle pivota Hakeem Olajuwon’u alacağım. Ben Wallace ise kesinlikle altıncı adam olacak. Onu seviyorum ama üzgünüm. Kazanmayı daha çok seviyorum.

Basketbol

Halleluka

YESTERDAY AT 07:29
Basketbol

Toronto Raptors’ın muazzamlığı ve şampiyonluk adaylarının sıradanlığı

03/08/2020 AT 13:00
Related Topics
Basketbol
Share this with
Copy
Share this article