Bugün hâlâ daha göçmen kabul etmeye devam eden ve dünyanın en çok göç alan ülkesi olan Birleşik Devletler’e yapılan ikinci göç dalgası, bizi 19. yüzyılın ortalarına götürür. İrlanda’da başlayan Büyük Patates Kıtlığı, 1850’li yıllarda Yeni Kıta’ya başlayan göçün başlıca sebebidir. Almanların ve İngilizlerin yanı sıra 19. yüzyılın ikinci yarısına yayılan göç hareketinin önemli bir ayağını oluşturan İrlandalılar, Boston limanına ve daha sonrasında Boston şehrine yerleştiler. Elbette Leprechaun da onlarla beraber gelmişti. Efsaneye göre ayakkabıcılıkla uğraşan, yaramazlıklarıyla ünlenen, yeşil birer palto ve şapkaya sahip olan Leprechaun, İrlanda mitolojisinde kimi zaman şansı, kimi zaman da şanssızlığı yanında getiren bir tür cüce cindir.

Siyasetten kültürel faaliyetlere, ekonomiden spora geniş bir yelpazede şehir hayatında aktif rol alan İrlanda kökenli Amerikalılar, 20. yüzyılın ilk yıllarında etkilerini hissettirmeye başladılar ve Boston şehrinin ev sahipleri oldular. Her yıl 17 Mart’ta kutlanan Aziz Patrik Günü, siyasette etkin rol oynayan Kennedy ailesi, İrlanda kökenlerine sahip Walt Disney, şehrin üniversitesi Boston Koleji, Boston Celtics ve elbette ki takımın maskotu olarak seçtikleri Lucky the Leprechaun.

Basketbol
NBA'de Haftanın Oyuncuları Belli Oldu
18/01/2021 - 20:57
https://i.eurosport.com/2020/04/06/2803492.jpg

Celtics organizasyonun efsane koçu Red Auerbach’in kardeşi tarafından tasarlanan ve şehrin İrlanda kökenlerini yansıtan Leprechaun, zamanla hem takımın armasındaki yerini aldı hem de takımın maskotu hâline geldi. Amaç belliydi. İsminden de anlaşılacağı üzere takıma şans getirmesi amacıyla seçilen Leprechaun, Boston Celtics’e şans getirmişti. Ta ki Haziran 1986’ya kadar.

Red Auerbach döneminde bölgesel draft adını verebileceğimiz dönemin kendine has draft sistemiyle Tommy Heinsohn’u kadrosuna katan Boston Celtics, asıl hamlesini takımın o dönemdeki yıldızları Ed Macaulay ve Cliff Hagan’ı takasta verip karşılığında Bill Russell’ı seçecekleri draftta ikinci sırayı alarak yapacaktı. Bill Russell’ın iki elindeki parmaklarının tamamını kullansa bir yüzüğünü açıkta bırakmak zorunda kalacağı yıllardı. Yetersiz derecede çalışan havalandırmalar yüzünden içerideki sıcaklığın iyiden iyiye arttığı ve haziran ayına taşınan finallerde zaman zaman zeminin dahi nemli hâle geldiği o eski Boston Garden’da Celtics kazanmaya devam ederken Red Auerbach, maçların son çeyreğinde o meşhur purosunu hep yakmıştı ve ‘Luck of the Irish’ hep Celtics’ten taraf olmuştu.

Larry Bird lige adım attıktan iki yıl sonra birinci ve 13. sıra draft haklarını verip karşılığında üçüncü sıradan Kevin McHale’i ve Golden State Warriors’tan Robert Parish’i kadrosuna katan Boston Celtics, 1980’li yıllarda basketbolun en büyük rekabetlerinden birinin tarafı hâline gelmişti. Takımın yeni sahibi Jerry Buss ile inşaa edilmeye çalışılan ‘Showtime’ basketbolunu organizasyonun yüzü olarak kabul eden Los Angeles ve çoğunluğu mavi yakalılardan oluşan, disiplinli ve özverili insanlarıyla nam salan Boston, uzun bir aranın ardından tekrar karşı karşıyaydı.

1980’ler ligin çehresinin değişmeye başladığı bir dönemdi. David Stern’in lig yönetiminde etkisini hissettirmeye başladığı yıllarda amaç belliydi: Uyuşturucunun soyunma odalarına kadar indiği ve profesyonel sporcu yaşantısından uzak basketbolcuların olduğu yılları geride bırakmak. Magic Johnson ve Larry Bird’in omuzlarında yükselen lig, önceki yıllardan çok farklı bir konumda olma amacı güdüyordu. Geçmişte sadece kendi skorunu önemseyen ve kazanmayı ikinci plana atan oyuncuların boyunduruğunda olan NBA, Magic-Bird rekabetinde ve onların pas vermeyi ön plana çıkaran basketbolunda saha içinde farklı bir mertebeye ulaşırken David Stern’in komisyonerliğindeki lig, saha dışında da profesyonellik anlamında seviye atlamak üzereydi. Sahada zıtlıklardan beslenen basketbolla spor tarihinin en büyük rekabetlerinden birinin temelleri atılmış, seyirci salona çekilmiş ve yeni televizyon anlaşmalarıyla lig daha göz önünde bir yapıya kavuşmuştu.

https://i.eurosport.com/2019/03/25/2551579.jpg

NBA ve Boston Celtics adına her şey yolunda giderken 1986 Draftı, hem lig yönetiminin uyuşturucu konusunda daha sıkı önlemler almasını sağlayacak hem de Larry Bird sonrası döneme hazırlıksız yakalanmak istemeyen Celtics organizasyonunu yaralayacaktı. Aslında planın saat gibi işlemesi bekleniyordu. Son altı yılda dört kez finale çıkmış ve bu dört finalden üç kez şampiyonlukla ayrılmış Boston Celtics, kadrosuna son yılların en yetenekli oyuncusunu katma planları yapıyordu. Üstelik kazanılan son şampiyonluk drafttan yalnızca dokuz gece evvel gelmişti. Boston Celtics şampiyonluğu kazandığı günden yalnızca 11 gün sonra spor tarihinin en büyük trajedilerinden birinin ortasına düştü. Bird emekliye ayrıldıktan sonra takımın ve organizasyonun yüzü olması beklenen Len Bias, draftın iki numarası olduktan sonraki gece hayatını kaybetmişti. Ölüm sebebi aşırı doz kokain olarak açıklandı.

Kolejde Maryland formasıyla harikalar yaratan ve tarihin en yetenekli oyuncularından biri olarak gösterilen Len Bias, anlatılanlara göre Michael Jordan’ın hiç sahip olmadığı rakibiydi. Jordan’dan sonra ACC’de iki sezon üst üste ‘En Değerli Oyuncu’ seçilen Bias, tıpkı Jordan gibi orta mesafede durdurulması imkânsız bir isimdi. Kolej basketbolunun efsane isimlerinden Mike Krzyzewski, söz Bias’tan açıldığında yıldız basketbolcuyu "Bugüne kadar kariyerimde çare bulmakta zorlandığım iki isim oldu: Michael Jordan ve Len Bias.” ifadeleriyle anıyor. Atletik özellikleri, sıçrama yeteneği, ilk adımı, orta mesafe şutu ve en zor anlarda parkeye yansıtabildiği yaratacılığı onu geri kalanlarından ayırıyordu. Belki de en önemlisi, dünyanın en iyi sporcularında gözlemleyebileceğimiz bir özelliğe sahip olmasıydı: Maç kaçırmamak. Maryland’de oynadığı dönemde sakatlık yüzünden hiç maç kaçırmamıştı. Bütün bu özellikleri, onu 1986 Draftı’nın iki numarası hâline getirdi. Ancak NBA’i değiştiren kendisi değil, ölümü olacaktı.

https://i.eurosport.com/2021/01/12/2969838.jpg

Bias’in hayata gözlerini yumduğu dönemde uyuşturucu, basketbolla sınırlı değildi. Kokain başta olmak üzere gençliği etkisi altına alan keyif verici maddeler, Amerikan toplumunda oldukça yaygındı. Bias’ın ölümü şok etkisi yaratmıştı. Daha da şok edici olansa yıldız oyuncunun ölümünden sonra ortaya çıkan kimi gerçekler gösteriyordu ki Bias daha önce hiç uyuşturucu kullanmamış olabilirdi. Drafttan önce girdiği testlerde kanında uyuşturucuya rastlanmamıştı. Ölümünden sonra Maryland başantrenörü Lefty Driesell, Bias’ı “Hayatım üzerine bahse girerim ki bu çocuk daha önce hiç uyuşturucu kullanmadı.” diyerek anıyordu. Otopsi raporunda “Bias'ın vücudunda yürütülen otopsinin, Bias'ın uzun süreli kokain kullanıcısı olduğuna dair hiçbir kanıt göstermediğini ve bunun Len Bias'ın uyuşturucuyla ilk karşılaşması olmasının ‘mümkün’ olduğu” ifadeleri yer alıyordu.

Ölümünden sonra başlayan yargı sürecinde o gece yanında olan arkadaşları ‘belki de’ cezalarında indirim almak isteyerek daha önce beraber uyuşturucu aldıklarını, hatta kendilerini uyuşturucuyla tanıştıranın bizzat Bias’ın kendisi olduğunu ifade etseler de o dönemin şartlarında bir seferlik de olsa uyuşturucu kullanmayı ve tırnak içinde o keyfi deneyimlemeyi dileyen birçok genç için otopsi raporu, Bias’ı teste tabi tutan takımların raporları ve onun her anında yanında olan takım arkadaşlarının söyledikleri daha güvenilir kaynaklardı. Daha da önemlisi bütün bu olanlar ders niteliğindeydi.

İlk olarak, Maryland Üniversitesi rektörü John Brooks Slaughter, olayın araştırılacağını ve bu çocuğu ölüme götüren detayların özüne inileceğini söyledi. Daha sonrasında NCAA yönetimi de olayı sadece Len Bias özelinde değil, üniversitede okuyan tüm gençler için değerlendireceklerini ve uyuşturucuya karşı daha sıkı önlemler alacaklarını ifade ettiler. Nitekim Len Bias’ın ölümü buzdağının görünen kısmıydı ve sadece bir sonuçtan ibaretti. Atılan adımlar bununla sınırlı değildi. Bias’ın ölümünden birkaç hafta sonra ABD Temsilciler Meclisi, uyuşturucuya karşı bir yasanın hazırlığı için kolları sıvadı ve birkaç ay içinde “Len Bias Yasası” adını verdikleri uyuşturucu konusunda daha caydırıcı cezalar içeren yasa yürürlüğe girdi. Yıldız basketbolcunun ölümünden yaklaşık dört yıl sonra silahlı saldırı sonucunu hayatını kaybeden küçük kardeş Jay, anneleri Lonise Bias’ın da toplumsal hayatta aktif rol almasını tetikledi. Anne ve babaları, Len ve Jay Bias Vakfı adında bir vakıf kurdular ve yıllardır hem uyuştucu hem de silah kontrolü konusunda faaliyetlerini sürdürmeye devam ediyorlar.

https://i.eurosport.com/2010/07/26/629287.jpg

Leprechaun, Len Bias’tan yıllar önce Boston Celtics logosundaki yerini almış ve takımın maskotu hâline gelmişti. Haziran 1986’da şansı dönen ve spor tarihinin en büyük trajedilerinden birinin ortasına düşen Celtics, daha sonrasında şampiyon olabilmek için tam 22 yıl bekledi. Ancak bugünlerde spot ışıklarının altında ezilen, sahadaki performansının dışında kendini değersiz hisseden ve çareyi keyif verici maddelerde aramaları beklenen kimileri için adres kokain gibi keyif verici maddeler değil, The Players’ Tribune gibi kendilerini anlatabilecekleri mecralar olacaktı.

Yazı: Kerim Kılıç

Basketbol
"Eşim Bundan Pek Hoşlanmaz"
17/01/2021 - 12:20
Basketbol
Karl-Anthony Towns, Virüsten Kaçamıyor
16/01/2021 - 11:24