Saša Obradović, hayatını doğduğu andan itibaren parkelere adayan insanlardan biri tabiri caizse. Henüz 1980’lere doğru tanıştığı basketbolda Saša Obradović, 28 yıl sıfır kollularla oynadığı takımlara liderlik ederken takım elbiselere geçişi en üst perdeden, baş antrenör olarak bir yıl bile beklemeden yaptı.

Kızılyıldız’da başlayan oyunculuk kariyerinde Limoges, ALBA Berlin, Virtus Roma, Buducnost gibi duraklardan geçerken son istasyonu Köln’de gördü. Ocak 2021’de 52’sine basacak olan Sırp baş antrenör, 2005’te RheinEnergie Köln oyuncusu olarak emekli olduktan hemen sonra aynı takımda baş antrenör olarak görev aldı.

Basketbol
Soru
BIR GÜN ÖNCE
https://imgresizer.eurosport.com/unsafe/0x0/filters:format(jpeg):focal(1173x377:1175x375)/origin-imgresizer.eurosport.com/2019/10/26/2703994.jpg

Saša Obradović, baş antrenör olarak ilk yılında şampiyonluk kazandı. Sonrasında Ukrayna, Almanya, Rusya, Fransa’ya uğradı birkaç yaz kıtadan kıtaya geçip NBA Yaz Ligi’nde tecrübe kazandı. 1991’de draft edilmek için girdiği NBA’e adım atmadığı ve rotayı tamamen Avrupa’ya kırdığı oyunculuk kariyerinde Sasa, her iki guard pozisyonunu da üstlenirken genelde liderliği alan isimdi.

Saša Obradović, %100’ünü geçmeyi ciddi anlamda isteyen ve bunu başaranlardan. Başarılı antrenör, 16. yılına girdiği baş antrenörlük kariyerinde çıtayı EuroLeague’de yükseltmeye çalışmak için hazırlanırken kafasında tek bir şey var: Limitleri zorlamak ve başarılı olmak.

Nasılsınız?

İyiyim, gayet iyiyim teşekkür ederim. Şu anda en çok konsantre olduğum şey takımımda yer alan herkesin sağlıklı olması ve bu konuda bir sorunumuz yok. Herkes iyi olduğunda ben de iyi oluyorum.

Koronavirüsün ilk aşamalarında neler yaptınız?

Bildiğin gibi o sıralarda Monako’daydım. İnsanların ölmesi ve dünyanın geleceğinin belirsiz olması elbette berbattı fakat kişisel olarak evde kalıp ailemle vakit geçirmekten çok keyif aldım. Ben Monako’dayken onlar Rusya’da kalıyorlardı yani çok uzun bir süre net görüşme şansı bulamıyorduk. Çocuklarım büyümüşler, çok büyümüşler… Ailemle ve ailem dışındaki insanlarla bağları onarmak, zaman geçirmek keyif vericiydi. Bir arada olduk ve aramızdaki bağları yeniden inşa ettik.

35 yıla yakın bir süredir basketbolun içerisindesiniz. Peki bu hikâye nasıl başladı?

Aslında birçok çocuk gibi ben de ilk başlarda futbol oynadım. Aynı zamanda atletizm ve basketbolla da uğraşıyordum fakat odak noktam futboldu. Spordan kopan bir çocuk değildim. Annem fiziksel eğitim konusunda uzmandı, kız kardeşim ise basketbol oynuyordu. Futbol, atletizm, basketbol arasında gidip gelirken 10-11 yaşlarımda son kararımı basketboldan yana verdim. Spesifik bir şey olmadı. Sadece basketbol oynamaktan keyif alıyordum. Sahada zamanın nasıl geçtiğini bilmiyordum. Kısa bir sürede bu spora aşık oldum ve hayatımın sonuna dek bu aşkı sürdüreceğimi anladım.

Çocukluğunuz nasıl geçiyordu?

Küçük yaşlardan itibaren spor müsabakalarında yer aldığım için daima bir rekabet atmosferi içerisindeydim. Masada kazanmak ve kazanmak için her şeyi yapmak vardı. Bu, ilk bakışta olumsuz bir durum gibi görünebilir fakat etrafınızdaki insanların rekabetçi özelliklerinden doğru noktaları, görüşleri kendinize entegre edebilirseniz mükemmel bir şey kazanmış olursunuz. Ben bunu yapabilen insanlardan biriyim. Yani etrafımdaki insanlardan alabileceğim en iyi şeyleri almak için çalıştım. Onlarla birlikte yükseldim.

1990’larda yani sizin oyunculuk kariyerinizde Yugoslavya, Dünya basketbolunun önde gelen ülkelerinden biriydi. Bu ortamda yetişmek, ülkeniz adına forma giymek nasıl bir histi? Ayrıca atmosfer nasıldı?

Ah, evet, basketbola damga vurduğumuz bir sır değil. Ülkemizin en büyük farklılığı şu. Biz hem gençleri keşfetmekte hem de onları profesyonel oyuncuya dönüştürüp istikrarlı bir kariyer haritası oluşturmakta iyiyiz. Her şeyi en baştan başlatıp sonuna kadar götürebiliyoruz. Ayrıca, basketbolun dışında kalan insanların bakış açıları ve onların zekâlarını kullanıp kendimizi geliştirebiliyoruz. En istekli, yürekli, zeki, yetenekli oyunculara sahiptik. Yüksek seviyelerde savaşmaktan kaçmayan, başarı için birlikteliğin önemini bilen bir ülkeydik. Takım içi atmosferde de daima bu öne çıkıyordu. Birlikte savaş ve birlikte kazan.

https://imgresizer.eurosport.com/unsafe/0x0/filters:format(jpeg):focal(1386x569:1388x567)/origin-imgresizer.eurosport.com/2020/09/11/2884353.jpg

İki metreye yakın boyunuzla oyun kurucu ve şutör guard olarak oynadınız. Sizce oyun özelliklerinizdeki en büyük artı neydi?

Yani o dönemlerde bir kısa oyuncudan aranan şeyler günümüze göre çok farklıydı. Çok fazla skor üretme, yayın iki-üç adım gerisinden şut atma gibi şeyler ana noktalar değillerdi. Genelde guardlardan beklenen şeyler takıma hem saha içinde hem saha dışında liderlik etmesi, takımın pas şemasında başa geçmesi, kritik anlarda sorumluluk alıp skor üretmesi ve istikrarını koruyabilmesiydi. Ben bu şeylerin tamamını yapabiliyordum ama en iyi yaptığım şey, oynadığım takımlara liderlik edebilmemdi. Demek istediğim, evet, gerektiğinde kreatiflik sergileyen bir isim oluyordum ama takım arkadaşlarımın performansını asıl yükselttiğim yerler saha dışında, antrenmanlarda onlarla olan konuşmalarımız ve bunların saha içindeki yansımalarıydı. Tabii şanslıydım da. Çünkü etrafımdaki herkes savaşmak için limitlerini zorlamayı biliyorlardı ve onların bu felsefesi beni de etkiledi. Limitleri zorlamak, her zaman daha başarılı olmak için ölçülü bir şekilde çalışmak.

1991 NBA Draftı’na girdiniz fakat draft edilmediniz. O yıllarda bir Avrupalı olarak NBA’e bakışınız nasıldı?

NBA’de oynamak günümüzde olduğu gibi o yıllarda da her oyuncunun hayaliydi. Tabii Drazen Petrovic dönemine kadar çoğu basketbol oyuncusu bu hayalin gerçeğe dönüşmesine kuşkuyla bakıyordu ve sonrasında işler değişti. NBA’e gitmeyi ilk başlarda çok istiyordum tabii ki. Diğer kıtadaki oyunda yer almak, o sahneye çıkmak mükemmel olabilirdi ama draft edilmedikten sonra rotayı değiştirdim. Oradan bazı teklifler aldım sonraki yıllarda ama Avrupa’da kalıp yaptığım şeyleri yapmaya devam etmeye karar verdim.

https://imgresizer.eurosport.com/unsafe/0x0/filters:format(jpeg):focal(1764x355:1766x353)/origin-imgresizer.eurosport.com/2014/12/04/1365374.jpg

2005’te emekli olduktan hemen sonra, jübile takımınızın yani, RheinEnergie Köln’ün baş antrenörlüğüne geldiniz ve ilk yılınızda şampiyonluğu kazandınız. Bu geçişten biraz bahsedebilir misiniz?

Oyunculuk kariyerimin sonlarına doğru bu spordan kopamayacağımı ve kopmayı asla istemediğimi anlamıştım. Daima basketbolda yer almam gerektiğini biliyordum. İlk düşüncelerim asistan koçluk, video koordinatörlüğü ve buna benzer şeylerdi. Fakat etrafımdaki insanlarla yaptığım konuşmalar ve uzun bir iç düşünmenin ardından işe direkt olarak baş antrenör etiketiyle başlamaya karar verdim. Kolay mıydı? Hayır. Peki doğru bir karar mı verdim? Evet. Çünkü çıtayı en yüksek seviyelere koymak demek alacağınız riskler için gerekli çaba-efor seviyesine sahip olduğunuzu gösteriyor. Benim gibi basketbola takıntılı, onu seven biriyseniz bu eforu göstermek bir zorluk bile yaşatmadan mükemmelliğe dönüşüyor.

Oyunculuktan antrenörlüğe geçiş yapan her kişiye sorduğum soruyu size de yöneltmek istiyorum. Baş antrenörlüğe geçtiğiniz zaman oyuna bakışınız nasıl değişti?

2005 ve sonrasındaki yıllarda ister oyuncu ister antrenör olun oyuna bakışınız bir şekilde değişmek zorundaydı. Bu değişim birer-ikişer yıl arayla değil yeri geldiğinde aydan aya bile oluyordu. Çünkü oyunun içine teknoloji, scouting gibi şeyler daha fazla entegre olmuştu. Orta mesafe şutları, göğüs göğüse boyalı alan oyunu, uzunların agresifliği, fiziksellik gibi şeyler yerine çok daha akıcı, tempolu, şuta dayalı bir oyun geliyordu.Bu bir değişim süreciydi. Diğer değişim sürecim ise parkeyi antrenör olarak düşünmeye başlamamla birlikte gelişti. Oyuncuların sürelerini ayarlamak, antrenmanları düzenlemek, asistanlarla konuşmak… Aslında antrenörlük bir yanıyla oyunculuğa benziyor ama bu benzerlik arasındaki farklı birkaç noktayı tespit etmek önemli. Eğer bu noktaları tespit eder ve kendi oyun kitabınızı, antrenörlük felsefenizi oluşturabilirseniz, tamamdır. Mükemmel. Aksi hâlde işler biraz karışacak demektir.

Birkaç kez NBA Yaz Ligi’nde bulundunuz. Oradaki tecrübeleriniz nasıldı?

Oh, mükemmel! İmkânı olan herkese oraya gitmelerini tavsiye ediyorum. Çünkü tahmin bile edemeyeceğinizden fazla bağlantı kurma şansı yakalıyorsunuz. Etrafınızda onlarca bilgili, yetenekli ve size belki bir fırsat sunabilecek kişi var. Ben Brooklyn Nets, Atlanta Hawks ve San Antonio Spurs’le birlikte Yaz Ligi tecrübesi yaşama fırsatı bulmuştum. Bu takımlarla hâlen daha temasım var mesela. Oradan genel olarak kazandığınız en önemli şey, insanları farklı mentalitelerde, ortamlarda idare etmek oluyor. Demek istedğim, ben şu ana dek Sırbistan, Rusya, Fransa, Almanya gibi ülkelerde çalıştım ve her ülkede doğal olarak farklı şeyleri idare etmek zorundaydım. Yaz Ligi’nde edindiğim tecrübeler sayesinde bu idare etme konusunu daha iyi bir şekilde uygulayabildim.

https://imgresizer.eurosport.com/unsafe/0x0/filters:format(jpeg):focal(1140x477:1142x475)/origin-imgresizer.eurosport.com/2020/09/11/2884351.jpg

En sevdiğiniz hücum ve savunma setleri neler?

Her iki konuda da spesifik bir şeyim yok. Yani sana gidip net bir hücum veya savunma set ismi söyleyemem. Fakat, evet, sevdiğim şeyler var. Savunmada rakibin liderine, ana skorerine baskı yapıp arkada kalan alanı doldurmayı seviyorum. Oyuncularımın motorlarının bir saniye bile durmamasını, rakiplerini baskıya alıp onları oyundan soğutmalarını istiyorum. Hücumda ise takım oyunu oynayıp tempoyu, özellikle de pas temposunu arttırıp sayı bulmayı istiyorum. Zayıflığı bul ve bunu sonuna dek kullan.

Hobileriniz neler?

Açıkçası çok fazla bir hobim yok çünkü zaten uzun bir süredir en sevdiğim alanda olabildiğince fazla zaman harcıyorum. Boş zamanım olduğumda sürekli olarak basketbol maçı izlemeyi, diğer liglerde neler olup bittiğini anlamaya ve yeni trendleri takip edip geri kalmamaya çalışıyorum. Bence baş antrenörlükte güncel kalabilmek en önemli şeylerden biri. Tabii bazen ara verdiğimde spor salonuna gidip vücudumla ilgilenmeyi, sağlıklı beslenmeyi ve ailemle kaliteli yerlere gitmeyi seviyorum. Bazen de kişisel gelişimimi sağlamak adına kültürel kitaplar, dergiler okuyorum. Podcast dinliyorum, tarihe dair araştırmalar yapıp her anlamda gelişmeye çalışıyorum.Basketbolda ilerlerken limitleri zorlayıp bilgi birikimi yüksek bir insan olmaya da gayret gösteriyorum.

Basketbol
Roko Prkačin ile ilk yılları, babasıyla olan ilişkisi, Efes Pilsen, NBA, Formula 1 ve fazlası
DÜN - 18:01
Basketbol
NBA'de yılın ilk beşleri belli oldu
16/09/2020 - 21:54