İllüstrasyon: Harun Tekdal

İki Dünya Savaşı arasında kargaşadan biraz uzak bir yerde, Kanada’nın başkenti Ontario’da dünyaya gelen Frank Gehry, 20. İle 21. yüzyıl arasındaki geçişin önemli mimarlarından biridir. 1957’de ilk eserlerini sunarken kendisini tarihin sayılı mimarları arasına sokan yapıyı 1992’de Çekya’nın başkenti Prag’da inşa ettirmiştir. İnşa süreci 1996’da tamamlanan “Dans Eden Ev” ya da halk arasındaki adıyla “Sarhoş Ev”, geleneksel akımların tamamını hiçe sayarken bir dekonstrüktivizm stiliyle halk karşısına çıkar.

Basketbol
Karmaşıklıktaki zarafet
2 SAAT ÖNCE

Gehry bu yapısı sonrasında çok fazla ün kazanır. Mezun olduğu Güney Kaliforniya Üniversitesi’ndeki bir konuşmasında, “Her insan aynı yeteneklere sahip değildir elbette. Bu nedenle şimdi düşünün, yeteneğinizin farkına varın ve onun üzerine koymaya çalışın. Eğer birçok alanda birçok şeyi yapabilme yeteneğine sahipseniz, ah, mimar olun. Her alanda bir şeyin mimarı olmak mümkündür. Önemli olan yaşınız veya tecrübeinz ne olursa olsun gelişmeye açık olun.” der.

Spor dünyasında bir mimar benzetmesi yapmak, hele hele bir branşın süper yıldızına, hakkında tonlarca yazı yazılan ve 36’sına yaklaşan bir süper yıldıza, LeBron James’e bu tarz bir benzetme yapmak biraz abartılı gelebilir. Fakat LeBron James, takımı Los Angeles Lakers’ın Denver Nuggets’ı 117-107 mağlup edip NBA Finali’ne çıktığı mücadelede 40 dakika sahada kalıp 38 sayı, 16 ribaund ve 10 asistle mücadele etti.

Buradan nasıl bir sonuç çıkaracağınızı düşünüyorsanız biraz daha bekleyin, zira önce onun parkelerdeki mimarlık kimliğinin temellerine göz atıp üzerine inşa ettiği sayısız şeye değineceğiz ve bir süper yıldızın 35’inde nasıl başka bir oyuncuya dönüştüğünü anlamaya çalışacağız.

***

LeBron James, 2003 NBA Draftı’nda Cleveland Cavaliers tarafından seçilmeden bir ay önce Sporting News adlı haftalık bir dergide kapak şu şekildeydi: “LeBron James abartılan bir oyuncu mu?”

Günümüzde bu başlığı okuyan birçok kişinin tepkisini hemen hemen tahmin edebiliyorum. Fakat 2003 Mayıs’ına döndüğümüzde LeBron, NBA öncesi kariyerindeki bazı soru işaretleriyle bu başlığı attırıyordu aslında.

Yaşına göre güçlüydü, atletikti, az biraz şutu vardı ama oyunu çok zorluyor, savunmada zayıf halka kalıyor ve mükemmel bir saf yetenekle oynamıyordu. Fakat LBJ, 20,9 sayı ortalamasıyla tamamladığı çaylak sezonunda, işin savunma kısmını bir kenara bırakırsak, hiçbir aksama göstermedi.

2005-2006’da ilk play-off heyecanını yaşayacakken soru işaretleri bu sefer, onun play-off’taki sert savunma tedbirlerine karşı reaksiyon veremeyeceği etrafında toplanıyordu. 13 maça çıkıp %47,6 saha içi isabetiyle 30,8 sayı ortalaması yakaladığı 2006 NBA Play-off’ları bu soru işaretlerini, hiç oluşmamış gibi sayıp rafa kaldırıyordu.

LeBron James’i Michael Jordan’la karşılaştırma konusunun ilk tohumları ise 2008, 2009 civarında atılıyordu. LeBron, 2009 NBA Play-off’larında 14 maçta ortalama 41,4 dakika sahada kalıp %50’in üzerinde bir şut isabet ortalamasıyla toplamda 494 sayı üretirken takımını NBA Konferans Finali’ndeki altıncı maça kadar taşıyor fakat takımıyla birlikte Orlando Magic’e elenmekten kurtulamıyordu.

Bundan sonraki soru işaretleri, LeBron’un kariyer planlaması üzerine kuruldu. Çok sevdiği Cleveland halkının formasını yakmasına neden olan, “The Decision”la birlikte Erik Spoelstra ve Pat Riley’nin Miami Heat’ine gidiyordu zira.

LeBron James’in iki yüzük kazandığı Florida’daki dört yılında eleştiriler genelde gelip-geçici konular üzerine oluyordu. “Savunma yapmıyor, normal sezonda bazen vitesi çok düşürüyor” gibi eleştiriler de geliyordu. Fakat play-off’larda Dwyane Wade ve Chris Bosh’la birlikte inanılmaz bir seviyeye yükselerek bu soruların bir kısmını kafalardan siliyordu.

LeBron, Miami’deki ilk yılında panzer Dirk Nowitzki ve arkadaşlarına takılır. İkinci yılında, daha sonralardan bambaşka bir olayın kapısını açacak olan seride Oklahoma City Thunder’ı beş maçta süpürürler ve LBJ, koleksiyonuna ilk NBA yüzüğünü ekler. Gregg Popovich’in San Antonio Spurs’ünden bir yüzük alır ama bir tane de verir.

***

LeBron’un Heat’teki mimar kimliğine dair en önemli artı şut performansından geliyordu. Kariyerinin başından beri çizgi gerisinden ne yapacağı belirsiz olan LBJ, birkaç mükemmel sekans gösterse de istikrarlı bir şutör değildi. Elbette Spoelstra’nın Heat’inde bir Mike Miller kadar tehlikeli şutöre dönüşmemişti ama oradaki son üç yılında maç başına 3,6 denemede %38,1 isabet ortalaması yakalayarak kimliğine bir şeyi daha ekliyordu.

Cleveland Cavaliers’a geri döndüğü 2014 yazında Bron’un kimliği bireysel skor yaratımı, liderlik, maç koparma, ortalama üçlük, ortalama pasörlük, ortalama ribaund yeteneği, bir öyle bir böyle savunma ve mükemmel bir atletizm paketi etrafında şekilleniyordu.

Cavaliers kariyerinde ise hiç olmadığı kadar yüksek perdelerden oynuyordu. Hani Wolverine (Logan), yaşlılık dönemine doğru yeniden iyileştirme yeteneği konusunda bir güç kaybına uğrar ama öldürücülük, iş bitiricilk anlamında olağanüstü bir seviyeye çıkıyor ya, işte LeBron’un dört yıllık Cavs kariyeri de böyleydi.

Dört yılında da NBA Finalleri’ne çıkıp bir kez kameralara mutlu son ifadesiyle (3-1’den 4-3’e gelen seri) bakarken üç yüzüğü Steve Kerr’ün Golden State Warriors’ına kaptırıyordu. Dört yıldaki 81 play-off maçında 3392 dakika sahada kalarak Miami Heat’teki 87 maç 3628 dakikalık muazzam performansının da üzerine çıkıyordu, ki bunu yaparken daha yaşlıydı.

https://imgresizer.eurosport.com/unsafe/0x0/filters:format(jpeg):focal(827x861:829x859)/origin-imgresizer.eurosport.com/2020/06/03/2827592.jpg

Cavs’te her ne kadar Kyrie Irving ve Kevin Love’la birlikte oynasa da Wade-Bosh ikilisiyle yakaladığı istikrarı, tamamlayıcılığı ve saha dışı yaşamı örtüşmüyordu. Takımın dördüncü, beşinci, altıncı parçaları o kadar istikraran yoksunlardı ki JR Smith, bir yüzüğü tarihe geçen bir kareyle vermişti hatırlayacağınız gibi.

Ama burada LeBron iki önemli paketi mimar kimliğine eklemeyi başarıyordu. Birincisi, takımı hem normal sezonlarda (Cavs’teki son sezonunda 82 maça çıktı. Bu, onun kariyerinde ilk ve tek.) hem de play-off’larda tek başına taşıyarak komple bir lider oluyor ve kovaladığı hayalet olan Michael Jordan’ın tahtına çıkmak için şansını arttırıyordu. İkincisi ise savunma verimliliğinden geliyor.

LeBron James’in Ohio’daki ikinci baharında geçirdiği dört yıl, hücum açsıından verimliydi evet ama işler savunmada hiç olmadığı kadar iyiydi. Basketball Index ve Synergy’de yer alan verileri, dört yıl normal sezon ve play-off mücadelelerini göz önüne alarak şöyle bir maddeleyecek olursak:

Toplamda 4178 pozisyonu savundu. Bu pozisyonlarda rakiplerine maç başına 0,78 sayı verdi. Tek tek sezon bazında bu rakama daha önceden ulaşmamıştı.

Kısa forvetler, uzun forvetler ve pivotlara karşı perimetre içerisinde yaptığı her üç pozisyondan ikisinde rakibine sayı şansı vermedi.

Perde sonrasında kısa karşısında kaldıpı pozisyonlarda rakibine 0,89 sayı şansı verdi.

Yani savunmadaki sallantılı performansını aslında istikrara oturtabildiğini gösterdi ve bu paketi de kimliğine ekledi LeBron James. Ayrıca ribaund ortalamalarında kariyer zirvesi olan 8,6’yı iki sezon sonu istatistik kâğıdına yansıtarak buraya da bir tik attı.

***

LeBron James, Holywood’daki ilk yılına fena bir başlangıç yapmamıştı fakat 2019’un başlarında kasığından yaşadığı sakatlıklar ve üzerine Lonzo Ball, Kyle Kuzma, Brandon Ingram çekirdeğiyle kimya yakalayamaması sorunlar yaratıyordu.

Tüm bu sorunlar sonucunda Los Angeles Lakers, sezonu play-off yapamadan noktalıyordu. Yaz arasına girildiğinde LeBron James’in kadroda görmek istediği Anthony Davis, derin bir takas paketi karşılığında New Orleans Pelicans’tan Los Angeles’ın yolunu tutuyordu.

İşte 27 Eylül sabahı Lakers’ın NBA Finali’ne çıkmasının bir diğer sacayağı bu hamleydi. Bu hamle bir yana, NBA Finalleri’nden Ekim civarında bahsetmek bile başlı başına bir hikâye, değil mi?

https://imgresizer.eurosport.com/unsafe/0x0/filters:format(jpeg):focal(1222x480:1224x478)/origin-imgresizer.eurosport.com/2020/09/27/2894649.jpg

Her neyse, konumuza dönecek olursak Bron ve AD ikilisi daha ilk haftalardan itibaren mükemmel bir uyum yakalarlar. LeBron James, 67 kez parkeye çıktığı normal sezonda 34,6 dakika süre alır. 25,3 sayı, 7,8 ribaund ve 10,2 asist ortalamalarını yakalar. Play-off’taki 15 maçta ise ortalama 35 dakika süre alarak 26,7 sayı, 10,3 ribaund ve 8,9 asist ortalamalarını tutturur NBA Finalleri’nden önce.

Farkındaysanız LeBron James’in L.A. macerasına kadar bahsettiğimiz şeyler genelde bireysel skor üretimi üzerineydi; atletizm, üçlük artışı, savunmadaki bire bir etkinliği, ribaundlardaki ivme, takımını tek başına sürüklemesi… Fakat şu tarihe geldiğimizde LeBron James, ciddi anlamda bambaşka bir görünüme bürünmüş durumda.

Bu görünümden biraz bahsetmek gerekirse, normal sezonda yakaladığı 10,2 asist ortalaması onun bu alandaki kariyer rekoru. Asist ve pas konusunu biraz daha açmak gerekirse, LeBron James’in normal sezon ve play-off’larda yaptığı 808 asistin %65,8’i iki sayılık pozisyonlar ve %34,2’si üç sayılık pozisyonlar içindi. Asist-top kaybı oranında 1,9 gibi iyi bir ortalama yakalarken takımının toplam asist yükünün %27,9’unu çekerek bu alanda da kariyerinde bir ilke imza attı. Yani pozisyon başına bireysel skor üretimi 1,3 olan LeBron, işin içine asistler girdiği zaman bu rakamda 2,4 gibi olağanüstü bir ortalamaya ulaşıyor.

Ayrıca bu yıldan önce çıktığı 239 play-off maçında çift haneli asist rakamlarına 40 kez ulaşırken bu yıl 15 play-off maçında altı kez çift haneli asist rakamlarına ulaştığını ve ilk play-off maçında 16 asist yapıp yine bir kariyer rekoruna imza attığını eklemekte de fayda var.

https://imgresizer.eurosport.com/unsafe/0x0/filters:format(jpeg)/origin-imgresizer.eurosport.com/2020/09/27/2894624.jpg

LeBron James; normal sezon ve play-off dâhil bu yıl oynadığı 82 mücadelede 14 kez son periyotların en skorer ismi oldu, ki bu mücadelelerde Lakers, en az beş sayı farkla gerideydi fakat 48. dakika sonrasında maçı kazanan takımdı. Lakers’ın son periyoda en az 12 sayı farkla önde girdiği 25 mücadelede ise Bron, sahanın en fazla asist yapan ismiydi bu sefer.

Yani, “İstediği zaman maçı çıkıp alıyor ama genel planda takımı oynatmaktan, kariyerinin en düşük süre ortalamasını aldığı sezonda tüm takımı maça dâhil edip oynamaktan keyif alıyor.” savı için oldukça kuvvetli bir matematik, değil mi?

Kabul etmek gerekirse LeBron James’in ligde geçireceği son üç belki dört sezondan birini. Yani yüzük için, Michael Jordan’la girdiği “Tarihin En İyisi” yarışında öne çıkmak için, 36’sına üç ay kalmışken değişimi kabul edip efor sergilemesi, Frank Gehry’nin “yetenek yelpazesi & mimarlık” bağlamındaki demecine tam da uygun gibi, yani basketbolun mimarı o.

LeBron James, kariyerinin ilk yıllarında bir şeyler inşa etmek için tonlarca soru işareti etrafında gelişti. Olgunluk döneminde önemli bir karar alıp iki yüzüğü cebine katarken üç parçanın motoru oldu. Olgunluğunun sonlarına gençliğinde verdiği bir sözü yerine getirmek için kariyerinin en yüksek perdeli performanslarını sergiledi. Yaşlılık döneminde Holywood’a gelip bambaşka bir kimlikle yine yüzük için savaşmaya başladı. Bu hikâyenin sonu ne olur bilinmez fakat onun bir mimar gibi, kademe kademe, ince ince düşünüp, sadece düşünmeyle kalmaması, icra etmesi pek tabii hayranlık uyandırıcı.

Kaynak: Derela Spor

Basketbol
Euroleague Maçlarına Koronavirüs Engeli
9 SAAT ÖNCE
Basketbol
Euroleague: Haftanın bilançosu #3
19/10/2020 - 14:08