Basketbol

Mükemmeliyet

Share this with
Copy
Share this article

Ufuk Sarıca

Image credit: Eurosport

ByEurosport Türkiye
12/07/2020 at 06:17

Tiyatro, imaj, Lüküs Hayat, TEDx, modern dönem, mükemmeliyet, Bologna, Karşıyaka’nın bir basketbol şehri olması, NBA, değişen oyun, ilk yıllar… Pınar Karşıyaka ve A Milli Takım’ın baş antrenörü Ufuk Sarıca, Kuzey Kılıç’ın sorularını yanıtladı.

“Eksiksiz, kusursuz, tam, yetkin olmak” şeklinde tanınır mükemmeliyet kavramı Türk Dil Kurumu sözlüğünde. Mükemmeliyet, Yunan mitolojisinin Narcissus karakteri üzerinden de şekillenir ve özsever kimliği belirtir. Bazı idealistler bu kavramı, “Mükemmel olan hiçbir şey yoksa bu kelime de nereden çıktı?” sorusuyla sorgularlar.

Asılar ilerledikçe mükemmeliyet, bir metaya dönüşür. Bir aşçı, yemeklerini mükemmel olarak tanımlar. Bir yazar, romanlarını mükemmel yazdığını öne sürer. Bazı kişilikler ise mükemmel kavramının alçakgönüllülüğüne sahip olabilme onuruna erişmişlerdir. Misal, Ronnie O’Sullivan, “Mükemmel yoktur fakat mükemmelliği aramak kendinizi motive etmenin tek yoludur.” der.

Basketbol

Yükseliş

7 SAAT ÖNCE

Ünlü Amerikan Futbolu antrenörü Vince Lombardi, “Mükemmellik elde edilemez. Mükemmelliği kovalamak mükemmel gibi hissetmenizi sağlar.” der. Leo Tolstoy ise, “Eğer mükemmel olduğunuzu düşünüyorsanız odak noktası olamazsınız.” diye ifade eder durumu.

Şu sıralar yeni sezon hazırlığı öncesinde biraz dinlenen, planlamalar yapan Pınar Karşıyaka baş antrenörü Ufuk Sarıca, iki sene önce katıldığı bir TEDx organizasyonuda şu ifadeleri kullanmıştı konuya dair: “Bilim adamları mükemmel insandan bahsediyorlar. İleriye dönük mükemmel insanlardan. Hatasız, sınırların sınırlarını azaltacak hatta zihinsel egolardan, sinir bozukluklarından kurtulabilecek mükemmel insanlardan bahsediyorlar. Bu zor bir hayal. Bir maç oynuyoruz. Maçta iki sayı gerideyiz. Sürenin bitimine 18 saniye var ve top bize geçiyor. Top bize geçerken bir tane mola hakkımız var. Bir tane molamız var ve o molayı almamız lazım. Sizce o molayı almalı mıyız? Aslında bakarsanız mantıken o molayı alıp son hücumu kurgulayıp maçı kazanmak istersiniz. Tabii kitapta yazan böyle ama hep böyle olmuyor. Sporun içince değişkenler var, oyuncuların yapısı var. Hani o bilim adamların bahsettiği gibi robotik insanlar olmadığı için iPad’lerimiz telefonlarımız var, her şeyi ayarlayabiliyoruz ama bunu oyuncularda yapmanız mümkün değil. O anlarda benim nabzım 150-160 atıyor oyuncunun nabzı 170-180’e kadar çıkmış. Yani iletişimi sağlarken hatta uyarı yaparken reaksiyon görebilirsiniz. Çünkü mükemmel bir konuşma şekli olmuyor.”

Röportaja 34 dakika kala elektrik kesintisi nedeniyle Zoom bağlantısını başka bir yerden yapmak için harekete geçerken biraz telaşa kapılsam da 13:59 civarında Ufuk Sarıca; kırmızı tişörtü, dik olarak tuttuğu telefon ekranına sığan krem rengi arka plan ve tüm samimiyetiyle bağlantımızın bir diğer ucunda görünüyor ve ilk olarak yukarıdaki konuya dair yönelttiğim soruyu yanıtlıyor. Mükemmeliyet var mıdır?

“Bu soruyu doğru bir şekilde cevaplamak zor. Yani genel-geçer bir yargıya varmak zor. Biraz daha felsefi bir konu bu bana kalacak olursa. Fakat kişisel olarak robotik bir dünya, robotikleşen bir dünya istemiyorum. Mükemmeliyete gerek var mı? Bence yok. Çünkü dünyadaki milyarlarca insanın yüzlerce sorunu ve her bir sorunun farklı nedenleri ve çözüm yolları var. Bu nedenle bir mükemmeliyet yakalamak zor. Tabii teknoloji de değişiyor. 1970’lerle 2010’lar arasındaki gelişim 2015 ile 2020 arasında yaşanıyor neredeyse. Demek istediğim, her şey değişiyor ve her değişim, insanlarda farklılıklara yol açıyor. Bu nedenle mükemmeli yakalamak güç.”

Askılıyla parke içinde ve takım elbiselerle parke kenarında 40 yıl harcayan bir basketbol insanına bu soruyu yöneltmek belki biraz tuhaf kaçabilir. Fakat Ufuk Sarıca’nın basketbol felsefesi ve hayata bakışı bu tuhaflık için bir hayli uygun. Sonlarda yeniden döneceğimiz parke dışı konulara bir virgül koyup parke içine dönüyoruz, tabii mükemmeli arayarak.

John Wooden, bir oyuncuda şut mekanizmasının oluşumuna dair, “Mükemmel bir şut atmak için çok fazla teknik detay var ama her şey inanmakla başlıyor.” demişti. Döneminin en iyi şutörlerinden olan Ufuk Sarıca, “Bence bir şut mekanizmasında kusursuzluğu aramak önemli bir hadise değil. Önemli olan şey, iyi yapabildiğiniz şeyleri geliştirmek, onları istikrarlı kılabilmek” diyor ve ekliyor: “Elbette güzel bir stil işleri daha kolay bir hâle getirebilir fakat hem NBA’de hem de Avrupa’da idealden uzak bir mekaniği olan oyuncuların bulundukları yerlerdeki en iyi şutörler olabildiğini görüyoruz. Oyunculuk hayatım boyunca inanmaya, iyi yapabildiğim şeylerdeki kötülükleri törpülemeye, disipline, gelişmeye devam ettim. Bu durum koçluk kariyerim için de böyle. Eğer kusursuzluğu ararsanız elinizdeki doğruları kaçırırsınız.”

Oyunculuk ve koçluk kariyeri demişken, 39 gün önce 48 yaşına giren başarılı antrenör, basketbolla nasıl tanıştı?

“Birçok basketbol oyuncusu gibi ben de ilk kez sokakta basketbol oynadım. 10 yaşıma kadar sokakta basketbol oynuyordum. İyi vakit geçiriyordum. 10 yaşımdayken Eczacıbaşı’na yazıldım fakat sonrasında oradan ayrıldım. 1983’te Anadolu Efes’in altyapısına girdim. O dönemler yazlık komşumuz olan ve ülke basketbolunun önemli şahsiyetleri arasında yer alan Gökhan Güney, bana yardımcı olmuştu. 1983’te ciddi adımları attım. Bugün 2020’nin yaz aylarındayız ve 1983’ten bugüne dek basketbolun içindeyim. Umarım içinde kalmaya devam edeceğim.”

Kızları veya oğulları henüz 10-11 yaşındayken spor dünyasına giriyor ve yıllar ilerledikçe ciddi adımlar atılıyorsa anne ve babalar, bu durum karşısında biraz endişelenirler. Ufuk Sarıca; anne ve babasının kariyerinde büyük bir rol oynadığını söylüyor. “Ailem benim ilerlememden, profesyonelliğe yönelmemden büyük bir mutluluk duyuyordu. Henüz bir kulüp takımında yer almadığım dönemlerde bile benim tutkumu destekliyorlardı. Rahmetli babam sağ olsun çok büyük yardım etti bana.”

“Annem ve babamın dışında bugünkü ailem, eşim ve çocuklarım, aynı şekilde bana destek oluyorlar. Onlar hayatımın en değerli parçaları ve basketbol, hayatımın büyük bir parçası. Yani hayatım basketbol fakat odak noktamda daima ailemin desteği, sevgisi var.”

Eurosport Türkiye bünyesinde hazırladığım, “Geleceğin Yıldızları” adlı seride 19 yaş ve altı oyuncularla röportajlar yapıyor ve onlara, “Ailenizde fiziksel özellik bakımından sporculuğa yatkın kimler vardı?” sorusunu yöneltiyorum. 11’inde ciddi adımlar atmaya başlayan Ufuk Sarıca bu soruma, “Çok böyle müthiş uzunlukta veya kas oranıyla dikkat çeken bir aile üyemiz yoktu. Tabii ortalamanın üzerindeydik ama çok da değil. Basketbol oynamak için bu şarta da gerek yok açıkçası. Kısalar da basketbol oynuyorlar. Bu iş tamamen yetenek ve çalışma işi. Mükemmel fiziksel özelliklerin olması bir zorunluluk değil.” yanıtını veriyor.

Oyuncuyken şutör veya kısa forvet olarak sahada forma terleten Sarıca, saha içindeki performansıyla büyülerken saha dışındaki karizması, yarattığı imajı onu ayrı bir konuma taşıyordu. Bir sporcunun vizyon oluşturmasına dair, “Basketbol profesyonel bir iş fakat her işte olduğu gibi bu işte de sosyal taraflar var. Oyuncuyken kendime çok fazla dikkat ediyordum. Nerede nasıl hareket edeceğime, nasıl giyineceğime özen gösteriyordum. Tabii koçluk kariyerimde de bunları yapıyorum. Fakat günün sonunda önemli olan şey kişiliğiniz. Performansınız ve imajınız sizi yıldız yapabilir ancak kişiliğiniz, sizi tanımlayan şeydir.” demecini veriyor.

Henüz 20’sindeyken, 1992, Avrupa’da final oynadı. Ayrıca 1995’te Koraç’ı kazanan efsane kadroda yer aldı. 1996’da Teamsystem Bologna’ya karşı 9/12 üçlük attığında veya 1993’te Panathinaikos deplasmanında efsane Nikos Galis’i Volkan Aydın’ın kenarda olduğu dönemlerde püskürtüp hücumda 37 attığında 25 yaşının altındaydı Ufuk Sarıca.

İşte tam da o günlere dair soru yöneltecektim ki elektrikler gitti ve bir anda Zoom bağlantımız düştü. 1,5-2 dakikalık kısa bir telaş süreci sonrasında röportajımız, WhatsApp üzerinden devam ediyor ve Ufuk Sarıca o günleri şu ifadelerle anıyor: “Kariyerimi düşündüğüm zaman aklıma birçok film karesi geliyor fakat senin bahsettiklerin ve birkaç olay daha öne çıkıyor. 20-25 yaş aralığındayken bu tecrübeleri yaşamak elbette büyük bir onur. O yıllar muazzamdı. Türkiye’de basketbola olan ilgi artıyordu. İnsanlar oyunu daha iyi anlamaya başlıyorlardı. Efes’le birlikte kazandığım kupalar, takım içi ortam, saha dışındaki geri dönüşler… Her anlamda mükemmeldi. 1996’daki Bologna maçı öncesinde (diğer maçlarda olduğu gibi) maçı kafamda kuruyordum. Rakibime konsantre oluyor, sahaya çıkıyor ve elimden geleni yapıyordum. O maçta daha iyi şut attım. Dediğim gibi, bu anılar çok ama çok değerli anılar. Bunlara sahip olduğum için mutluyum.”

Oyunculuk kariyerinde daha konuşacak çok detay var fakat bu kadar uzun bir süredir basketbolun içinde bulunan bir insanla tüm detayları tek bir röportajda toparlamak pek de doğru değil gibi. Sıradaki konumuz, 2011’den beri takım elbisesi, sol bileğindeki geniş çerçeveli saatiyle parke kenarında oyuncularına talimatlar verdiği antrenörlük.

“Oyunculuk kariyerimin sonlarına doğru, ‘emekliliğimin ardından antrenörlük yaparım’ tarzında bir düşünceye sahip değildim. O dönemlerde bazı arkadaşlarımla konuşup onların tavsiyelerini alıyordum. Çevremdeki fırsatlara göz gezdiriyordum. Biraz düşünüp biraz hayal kuruyordum. En sonunda baş antrenör olmaya karar verdim.”

Ufuk Sarıca, 1989 ile 2004 arasında aralıksız 15 yıl boyunca profesyonel seviyede basketbol oynadı. Antrenörlük kariyerinde 10. yılına yaklaşıyor. Peki oyunculuktan antrenörlüğe geçiş sırasında neler değişti? “Antrenör olduğunuzda basketbola bakış açınız tamamen değişiyor. Aslında en temel şey öğretim değişikliğinde oluyor. Yani siz, oyuncuyken çevrenizdeki herkesle konuşup bir şeyler öğrenmek için çabalarsınız. Fakat antrenörken çevrenizdeki herkes size gelir ve sizden bir şeyler öğrenmek ister. Öğrenmekten öğretmeye geçişi yapmak gerekiyor. Zor maçları veya beklenmedik mağlubiyetleri göze alıp üst düzeye yavaş yavaş hazırlanmak gerekiyor. Saha içinde ve dışında yüzlerce farklı şeyi önemsemek gerekiyor. Yani zor fakat keyifli.”

2012 ile 2016 yılları arasında Pınar Karşıyaka’da baş antrenör olarak tarihi başarılara imza atan ve 2019’da kulübe yeniden dönen Ufuk Sarıca, şehrin basketbol kültürünün en önemli simgelerinden biri. “Karşıyaka, Avrupa’nın en önemli basketbol şehirlerinden biri hâline geldi” diyor ve devam ediyor: “Taraftarlarımız bizi motive etmeyi, salondaki sinerjiyi bizim lehimize rakibin ise aleyhine çevirmeyi biliyor. Şarkılar, türküler hepsi güzel fakat önemli olan şey, salona gelen herkes bu oyunu biliyor. Basketbolun temel doğrularını, neyin doğru neyin yanlış olduğunu biliyorlar. Zaten tüm bu etkenler Karşıyaka’yı Atina, Barcelona gibi basketbol şehirleri arasına sokuyor.”

Karşıyaka’nın yanı sıra A Milli Takım’ın başında da olan Ufuk Sarıca, yeni yapılanma dönemindeki birçok genç oyuncuyu takip ettiğini belirtiyor. Batın Tuna’dan Alperen Şengün’e kadar birçok değerli isim bu havuz içerisinde. Tabii aynı zamanda Pınar Karşıyaka’dan oyuncusu olan Adem Bona da öyle. Bona’yle yapacağım röportajdan bir gün önce Ufuk Sarıca, genç yıldız adayına dair, “Adem’le daha yeni çalışmaya başladık. Yani A takıma yeni dahil oldu. Çok yetenekli, enerjili hatta biraz fazla enerjili, fiziksel olarak yaşının üstünde ve oyun bilgisi olarak iyi seviyelerde olan bir isim Bona. Atletizmi öne çıkan özelliği gibi görünüyor fakat aynı zamanda bir pivota/uzun forvete göre iyi bir dripling yeteneğine de hâkim. Diğer genç oyuncularımız gibi onun da geleceği çok parlak.” ifadelerini kullanıyor.

Türkiye’deki basketbol defterine bu röportajımızda nokta koyuyor ve bir kıta atlayıp Amerika Birleşik Devletleri’ne geçiyoruz. Konumuz, 30 Temmuz’da yeniden başlayacak olan NBA.

Ufuk Sarıca, NBA’i çok fazla takip edemediğini, play-off veya önemli normal sezon maçlarını izlemeye çalıştığını belirtiyor. Oradaki oyuna dair, “NBA sahanın her iki yönünde de inanılmaz hızlandı. Oyuncular hücumda dört-beş saniye içinde çok rahat bir şekilde sayı üretebiliyorlar. Ayrıca savunmalar da hızlandı. Kısaların el çabukluğu, lateral hareketi ve uzunların dikey sıçraması, fiziksel mücadelesi bambaşka bir boyut kazandı.” diyor.

“Genelde her takımın oyunu geçiş hücumuna dayalı. Sete set kalındığında iş genelde pick&roll’e kalıyor. Yani bir nevi Avrupai bir sete set deneniyor. Fakat orada farklı olan şey, pick&roll yapan oyuncuların fiziksel açıdan daha büyük olmaları. Ayrıca atletizm seviyeleri de yüksek. Bu nedenle adam değişim savunmalarının temposu oyundaki tüm set temposunu arttırıyor. Gelecekte daha ne olacak bilmiyorum. Belki dörtlük çizgisi görürüz. Tabii bu sefer de skorları dengelemek çok zor olacak. Çünkü adamın biri geliyor, daha logoyu geçmeden, süre 20 saniyenin altına inmeden şutu gönderiyor.”

Yukarıdaki ifadeleriyle hem tekniği hem kaliteyi hem de geleceğe dair düşüncelerini özetliyor Ufuk Sarıca. En fazla 30 dakika sürecek kaydıyla başladığımız röportajda 30 dakikaya iyiden iyiye yaklaşırken basketbola nokta koyuyor ve saha dışına dönüyoruz.

Eğer Ufuk Sarıca’nın Instagram hesabına göz atarsanız tiyatro ve sinemaya dair yaptığı paylaşımların fazla olduğunu görebilirsiniz. Misal, Haluk Bilginer’in kazandığı ödüle ve Tarık Ünlüoğlu ile Yıldız Kenter’in vefatına dair paylaşımları, yorumları var. “Tiyatro ve sinema takip etmekten hoşlanıyor” tümevarımını yapmak için az bir malzeme var elimizde fakat Ufuk Sarıca, bu tümevarımın doğru olduğunu belirten demeçler veriyor.

“Maalesef son dönemlerde hem sinemaya hem de tiyatroya istediğim zamanı ayıramıyorum. Fakat küçükken dedemle birlikte İstanbul’da tiyatroya gitmeyi seviyordum. Cemal Reşit Rey’in bestelediği Lüküs Hayat, en sevdiğim oyunlardan biriydi. Türk tiyatrosunun en başarılı klasiklerinden biri kesinlikle. Sinemada ise tercihim drama, gerilim veya bilimkurgu üzerine oluyor. Tabii vizyona damga vuran filmleri izlemeyi de severim. Al Pacino ve Robert De Niro en sevdiğim oyunculardır.”

Son konularımız ise kitaplar, müzikler ve yemek üzerine. “Yıldızların Altında adlı parçayı dinlemeyi seviyorum. Kitap olarak net bir favorim yok açıkçası genelde içerisinden bir şeyler öğreneceğimi hissettiğim her kitabı okumaya çalışırım. En sevdiğim yemek ise kesinlikle balık. Balık yemeyi çok seviyorum. Bu arada, hayır, iyi bir aşçı değilim. Koronavirüs döneminde mutfağa girip birkaç şey yapmaya çalıştım fakat, eh, bu konuda iyi değilim.”

“Zaten bir insanın her şeyde iyi olması, net bir mükemmeliyet yakalaması güç. Dediğim gibi, mükemmeliyet karmaşık bir kavram.”

Basketbol

Muhteşem Suns

07/08/2020 AT 09:44
Basketbol

Jaren Jackson Jr. nasıl oldu da bir franchise oyuncusuna dönüştü?

06/08/2020 AT 07:42
Related Topics
Basketbol
Share this with
Copy
Share this article