Nikola "Nikša" Prkačin, kariyerinin 10. yılında Efes Pilsen’le imzaladığında Boğaz’ın Avrupa kısmına yanında eşi ve bir yaşındaki oğluyla geliyordu. Split ve Cibona yılları sonrasında Lacivert-Beyazlı Pilsen forması bekliyordu 2,09’luk pivotu.

Nikola o yıllarda Efes’in değerli oyuncularından biri olurken oğlu Roko Prkačin, Zagreb’te doğduktan sonraki beş yılını hem Hırvatistan hem de Türkiye’de geçiriyordu. Prkačin, damarlarındaki basketbol tutkusunun doğal sonucu olarak bu oyuna adımını atıyordu. Bunun ciddi adımlarını Cibona’nın gençlik akademisinde atıyordu atmasına da oyuna olan tutkusunu, babasının Efes’teki antrenmanlarını ve maçlarını izleyerek kazanıyordu.

Basketbol
Böylesine zor zamanlardan geçen herhangi birine
7 SAAT ÖNCE

Nikola Prkačin, 2007’de Efes’ten ayrılıp 2010’da sıfır kolluları asarken önce asistan antrenörlüğe oradan da oyuncu menajerliğine geçiyordu. Oğlu Roko ise her geçen yıl biraz daha gelişiyor ve 2018’da Hırvatistan U16 takımının kazandığı altın madalyada başrolü alarak adını zirveye yazdırıyordu.

Roko Prkačin, şu sıralarda Hırvatistan’da, babası, annesi ve kardeşleriyle birlikte zaman geçirirken aynı zamanda Cibona’nın A takımında (Geçtiğimiz sezon tamamen A takımdaydı) sezon önü maçlara çıkıp yeni sezona hazırlanıyor. Sabahın erken saatlerinde yaptığımız röportaja geçerken bir bardak kahve içiyor ve 2021 NBA Draftı’nın en iyi oyuncularından biri değilmiş gibi bir soğukkanlılıkla, olgunlukla konuşmaya başlıyor.

Nasılsınız?

Merhaba! Mükemmelim diyebilirim, gerçekten. Çünkü bugün akşam hazırlık maçı oynayacağız. Seyahat yalnızca iki-üç saat sürecek. Yani güzel bir basketbol akşamı bizi bekliyor. Tabii şu anda biraz durgunum, bu kadar erken saatte çok fazla konuşmaya alışkın değilim ama bir bardak kahve her şeyi çözebilir.

Koronavirüs sürecinin ilk aylarında neler yaptınız?

Ah, sıkıntıdan öldüm. Her gün antrenman yaptım ama herhangi bir anlamda seviye atladığımı söyleyemeyeceğim. Tabii sahip olduğum şeyleri kaybetmemem güzel ama yine de gelişememek kötü. Bunun dışında gerçekten de sıkıntıdan öldüm. Bütün gün uzandım, bazen kitap okudum bazen de oyun oynadım.

Hangi kitapları okudunuz ve oyunları oynadınız?

Çok uzun kitaplar okumadım, başka yerlerden gelen detayları sevmiyorum çünkü hayatımda yeteri kadar detay var. Mesela biyografileri çok fazla sevmem. Bir defasında Steve Jobs okuyordum ve kitabı bitirmek benim için zorlu bir sınavdı. Genelde şaşırtıcı sonla biten ve hayatımda birçok olaya bakış açımı değiştiren kitaplar okumayı seviyorum. Oyun olarak ise en sevdiğim oyun olan Assassin’s Creed’i oynayarak zaman geçirdim.

https://imgresizer.eurosport.com/unsafe/0x0/filters:format(jpeg):focal(757x168:759x166)/origin-imgresizer.eurosport.com/2020/08/23/2868652.jpg

2021 NBA Draftı’nın yıldızlarından biri olarak gösteriliyorsunuz ki, bence kesinlikle öylesiniz. Bu nasıl hissettiriyor?

Tabii ki iyi hissettiriyor fakat genel olarak biz uluslararası oyuncular, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki insanlar tarafından çok fazla tanımıyoruz. Birkaç yıl öncesine kadar uluslararası arenalardan gelen oyunculara gösterilen saygı çok azdı hatta neredeyse yoktu. Fakat şu anda ligin yıldızı Slovenyalı bir oyuncu. Ayrıca draft’larda ilgi buraya kaymaya başladı ama hâlen daha ideal alan yok. Oraya gittiğimde bizlerin sadece ortalama düzeyde basketbol oynayan insanlar olmadığını göstermek istiyorum.

Peki ülkenizdeki genç yetenek havuzuna dair yorumlarınız neler? Duje Brala, Boris Tisma, Ivan Perasovic…

Dediğin isimler değerli ama onlar ve onlar gibi olanlar dışında, birçok insanın henüz net bir arenada izleme şansı bulamadığı değerli isimler de var. Bunu göstermemiz biraz zaman alacak çünkü genç, yetenekli ama gelişime ihtiyaç duyan bir havuzdan bahsediyoruz. Son yıllarda biraz iyi değildik, özellikle de Milli Takım bazında aradığımız ivmeyi bir türlü yakalayamıyorduk ama gelecek yıllara damga vurmamızı sağlayacak oyuncu havuzuna sahip olduğumuzu düşünüyorum.

Bu biraz cevabı tahmin edilebilir bir soru fakat… Basketbola nasıl başladınız?

Bu genlerimden gelen bir tutku. Bildiğin gibi babam, uzun yıllar üst seviyelerde basketbol oynadı. Fakat basketbola başlama nedenim onun beni yönlendirmesi değildi, gerçekten, sadece oyunu sevdim ve yıllar ilerledikçe basketbol oynamaktan keyif aldığımı fark ettim. Yani dediğim gibi, genlerimden gelen bir tutku bu.

Babanız Nikola Prkačin, Efes Pilsen’de oynarken siz bir yaşındaydınız. Beş-altı yaşınıza kadar orada neler yaşadınız?

Babamın neredeyse her antrenmanını ve maçını izlemeye gidiyordum. Onun ve takım arkadaşlarının yaptıklarından etkilenmiştim. Doğrusunu söylemem gerekirse basketbola olan mükemmel tutkumu mesleğe çevirme isteğim babamın Efes Pilsen’deki macerasında başladı. İşte tam da bu nedenle kariyerimin bir noktasında Efes’te oynamak istiyorum, onlar, Türkiye’de desteklediğim takım.

Genel olarak babanızla nasıl bir ilişkiniz var?

Sadece basketbolcu baba ile oğullar değil; genel olarak tüm baba ile oğullar arasındaki ilişkilerden farklı bir ilişkimiz var. Ben ona sonsuz saygı duyuyorum ama arkadaş gibiyiz, gerçekten. Her sabah birer bardak kahve içer ve günü değerlendiririz. Bir şeyler konuşuruz. Keyif aldığımız şeyleri birlikte yaparız. Ailemde benim dışımda üç çocuk daha var, ben en büyük olanım. Yani babamın sıkıntılarını dinlerken kendi sıkıntılarımı ona anlatmakta iyi işler yapıyorum. Onun gibi bir babaya, tabii mükemmel bir anneye ve yaramaz ama tatlı kardeşlere sahip olduğum için şanslıyım.

Annenizin mesleği ne acaba?

Ee, kardeşlerimin ikisinden biri üç ve biri altı yaşında. Yani tam yaramazlık yapıp bir şeyleri yıkacakları, bozacakları yaşlardalar. Ayrıca benim birçok şeye ihtiyacım oluyor. Yemek, fiziksel şeyler, mental istikrar… Tüm bunları göz önüne aldığı ve benim bile bilmediğim onlarca sorumluluğu üstlendiği için tam bir ev hanımı. Ama sanırım onun işi en zoru.

Basketbolun içine doğru yol alalım. Sizce oyun tarzınızdaki artı ve eksiler neler?

Dünya’da mükemmel bir sporcu yok, değil mi? Artılarımı değil eksilerimi söylemek istiyorum. Bu konuda aklıma ilk gelen şey şut. Evet, berbat bir şutör değilim, üç şutumdan birini isabete dönüştürebilirim ama daha keskin olmam gerekiyor. Savunmada, eh, savunmada mükemmel değilim. Bazen bir şeyler ters gidiyor ve rakibime kolay sayı şansı veriyorum. Patlayıcı ve akıcı bir oyun tarzına sahip olduğum için burada istikrarlı kalmam gerekiyor. Tüm bu eksilerimi ve iyi olduğum yerlerdeki minik defoları gidermeye çalışıp profesyonel seviyelerde iyi şeyler yapacağım.

Sizce bir şut mekanizmasında en önemli nokta ne? Yer çekimi etkisi, mentalite, akıcılık, zamanlama, ayak oyunu…

Söylediğin ve söylediğine benzer birçok detayı bir araya getirip dengeli, istikrarlı bir şekilde şut atmak elbette çok önemli bir şey fakat eğer doğru şut mentalitesine, demek istediğim nerede hangi şutu kullanacağını bilme yetisine ve o özgüvene sahipsen işler detayları geride bırakacak şekilde değişir. Bence en önemli şeyler mentalite ve özgüven.

Fiziksel durumunuz hakkında düşünceleriniz neler?

Bence uzunluk olarak iyiyim. Ayrıca bu uzunluğuma göre iyi bir top hâkimiyetim var. Fakat genel anlamda kas olarak kilo almam gerekiyor. Ayaklarım hızlı, patlayıcıyım ama dengeli olmam lazım.

Patlayıcılık demişken, iki yıl önce bugün FIBA U16’da şampiyon olan Hırvatistan kadrosunun başrolündeydiniz. O turnuvada Türkiye’ye karşı oynadığınız mücadelede Adem Bona gibi bir başka patlayıcı oyuncuyla eşleşmiştiniz.

Ah, evet, o eğlenceli ve güzel bir maçtı. Beş sayıyla kaybettik ama turnuva sonunda şampiyon olduk. Bona gibi patlayıcı isimlere karşı oynadığımda genelde en büyük hedefim ayrı bir “şey” bulmak oluyor. Yani şöyle düşünüyorum, bana benziyor evet ama ona göre farklılık yaratabileceğim bir şey daima vardır.

En sevdiğiniz hücum ve savunma setleri neler?

204 santimetre boyunda bir oyuncunun pick-and-roll sırasında perde yapan değil topu yönlendiren kişi olmak istemesi ilk başta biraz ilginç gelebilir ama bunu seviyorum. Tabii perde sonrasında dripling fake’i verip aslında pop oynayıp şut atmak en sevdiğim şey. Bu konuda gelişeceğim. Savunmada ise yardım savunmasında rakip oyuncuya blok yapmak beni daima mükemmel hissettiriyor.

Yeni sezona dair düşünceleriniz neler?

Maalesef taraftarlar olmadan maçlara çıkacağız ve bu berbat bir şey olacak. Maçların önemi ve bizim çalışma tempomuz alıştığımız gibi ama seyircisiz basketbolun iyi olacağını düşünmüyorum. Sezon içinde saçma şeylere zaman ayırmadan gelişime ve takım ilerlemesine odaklanarak oynayacağım.

https://imgresizer.eurosport.com/unsafe/0x0/filters:format(jpeg):focal(1008x18:1010x16)/origin-imgresizer.eurosport.com/2020/08/23/2868653.png

NBA’e geçelim. Orada son yıllarda oyunun değiştiğini görüyoruz. Üçlükler, tempo, kısa beşler, adam değişim savunmaları… NBA’deki “modern dönem” oyun anlayışına dair düşünceleriniz neler?

Yani ilginç, çok ilginç bir basketbol oynanıyor orada. 210 santimetre ve üzerindeki oyuncular bir dripling sonrasında veya hiç dripling yapmadan uzak mesafeden üçlü atıyorlar. Damian Lillard, logodan turnike atar gibi üçlük atıyor. Oyuncular iki gecede bir üst seviye atletizm performansı sergiliyorlar. Buna ne diyebilirim? Neden futbol sahasında oynamıyorlar? Neden üçlük çizgisinin ötesine dörtlük çizgisi eklenmiyor? Doğrusunu söylemem gerekirse, Avrupa basketbolunu NBA’e göre daha çok seviyorum ama iş giderek oradaki tarza doğru kayıyor.

En sevdiğiniz takım hangisi?

Şu an için Portland Trail-Blazers. Genel anlamda ise Houston Rockets. Küçüklüğümde NBA Live oynarken Rockets’ı alıp sürekli olarak Yao Ming-Tracy McGrady ikili oyunu deniyordum. Oradan kalan hatıralarım var.

Peki bu 2020 NBA Play-off’larında Rockets, Thunder’ı geçebilir mi sizce?

Kesinlikle! Altı maç sonucunda Rockets’ın bir üst türe yükseleceğini düşünüyorum.

Geçtiğimiz günlerde bana snooker oynadığınızı gösteren bir fotoğraf göndermiştiniz. Bu tarz basketbol dışı hobilerinizden biraz daha bahsedebilir misiniz?

Snooker ve, ismi aklıma gelmiyor, okları attığımız… Dart, evet dart. Snooker ve dart gibi ilginç sporları denemeyi seviyorum. Snooker’daki fiziksel ve mental savaş mükemmel. Orada konsantrasyonu asla kaybetmeminiz gerekiyor. Bazı günler bu tarz sporlarla uğraşıyorum, bazı günler sadece kahve içiyorum, bazı günlerde ise sadece oturup dinleniyorum. İşinize takıntılı olmak güzel bir şey ama tamamen ona odaklı olmak uzun vadede sorun yaratabilir.

En sevdiğiniz film ne?

Prestij. Prestij’i izledin mi?

Sanırım 10 defa.

Oh, mükemmel. Mükemmel bir oyuncu kadrosu ve mükemmel bir hikâyesi var. Fakat film serisi olarak düşünürsem cevabım kuşkusuz Karayip Korsanları serisi olacak. Johnny Deep’i izlemek inanılmaz bir keyif veriyor.

Peki dizilerle aranız nasıl?

Çok fazla dizi izlemiyorum. Şu ana dek Game of Thrones ve Peaky Blinders’ı severek izledim. GoT çok güzel bir diziydi ve insanların dizinin final sezonuna aşırı eleştiri yapmalarına anlam veremiyorum. Her şey mükemmel olamaz, değil mi?

Son soru, NBA ve Avrupa’daki favori beşleriniz nasıl?

NBA’den Michael Jordan, Kobe Bryant, LeBron James, Karl Malone ve Hakeem Olajuwon ilk beşimdeler. Evet, ana bir oyun kurucum yok. Avrupa’dan ise Vassilis Spanoulis, Dimitris Diamantidis, Rudy Fernandez, Georgios Printezis ve babamı sayacağım.

Bir şey sorabilir miyim? Arkandaki Formula 1 posterindeki sürücü kim?

Ah, Lewis Hamilton. Hemen yanında Max Verstappen.

Yani favori sürücün Hamilton mı?

Evet, kesinlikle!

Dostum… Neden?

Formula 1’i ilk izlemeye başladığımda Hamilton’ın Mercedes’teki sürüşünü beğeniyordum açıkçası.

Eh, tamam, ama şunu kabul et, altındaki araç çok hızlı.

Tamam, bunu biraz kabul edebilirim. Senin favori sürücün kim?

Lando Norris. Altında mükemmel bir araç yok ama sanki mükemmel bir araç varmış gibi sürüyor. Ve sana bir şey söyleyeceğim, Norris, Mercedes’le imzaladığında araç hızının aslında ne kadar daha yüksek olduğunu göreceksin…

Basketbol
Yarım kalan hikâye
19 SAAT ÖNCE
Basketbol
Germano D’Arcangeli ile Stella Azzurra’daki kültür ve fazlası
19/09/2020 - 08:12