Basketbol

Sunshine

Share this with
Copy
Share this article

Vince Carter

Image credit: Getty Images

ByEurosport Türkiye
11/06/2020 at 09:15

1977 Daytona 500, Amerikan futbolu, saksafon bursu, Paterson, Vinsanity, Half-Man/Half-Amazing… Kuzey Kılıç, NBA’in yeni formatının belirlenmesinin ardından parkelere resmen veda eden Vince Carter’ın Sunshine yıllarına, lisedeki efsaneliğine ve NBA’e etkilerine dair yazdı.

2000 NBA All Star’da Smaç Yarışması’nda tarihe geçen, Toronto Raptors’ın kulüp tarihindeki ilk süper yıldız olan, ardından Raptors’tan ayrılıp bu sefer nefret odağı olan Vince Carter, bu başarıların ardından Vinsanity, Air Canada, Half-Man/Half-Amazing gibi “uçma”yla alakalı lakapları almadan önce Sunshine olarak biliniyordu.

Vince Carter, 1977’de Florida’nın gözde kentlerinden Daytona, adıyla meşhur hâlen gelen NASCAR Winston Cup Series’e hazırlanıyordu. Winston serisinde modern dönemin en iyi sürücülerinden biri olarak gösterilen Cale Yarborough, 1977 Daytona 500’den 200 turun sonunda zaferle ayrılıyordu.

Basketbol

Mükemmeliyet

16 SAAT ÖNCE

Daytona (Daytona Beach), 8 Mart 1936’da ilk toplu araba yarışına ev sahipliği yaptığı için her yıl orada düzenlenen yarışlar, sporun tutkunlarına adeta “mitsel” bir hava hissettiriyordu.

NASCAR dışında voleybol ve biraz da Amerikan futbolu etkiliydi sahil şeridinde. Daha sonralardan spor dallarında iyi işler yapan isimler Daytona Mainland Lisesi tedrisatından geçiyorlardı. NFL’de Buster Davis, golfte Matt Every, MLB’de Mike Parrott gibi isimler bu okuldan çıkıp hem Daytona’yı hem de liselerini gururla temsil ediyorlardı.

Basketbolda ise işler biraz daha düşük seviyedeydi. Bu sadece Mainland için değil Daytona’nın geneli için geçerliydi. 1998’e kadar George McColud ve David Vanterpool dışında NBA’e adım atan bir Daytona’lı yoktu.

1977 Daytona 500’den tam 24 gün önce dünyaya gelen Vince Carter, yedi yaşındayken Port Orange’da babasının gözetimi eşliğinde yaşıtlarının üstünde olan isimlerle birlikte basketbol oynuyordu.

Basketbolun dışında plaj voleybolu ve Amerikan futbolu da oynuyordu. Hatta Güney Daytona Okulu’nda sekizinci sınıftayken, o zamanlar en iyi arkadaşı olarak nitelendirdiği, Joe Giddens’la NFL’e gitme hayalleri bile kuruyorlardı. Çok iyi bir oyun kurucuydu Carter. Fakat liseye, Mainland’a geçtiğinde hedefini tek bir şey üzerine kurdu. Yedek planı hazırlamadığı, olası bir sakatlık veya başarısızlık risklerine karşı tek bir güvence olarak belirlediği o “şey” basketboldu.

Vince, Mainland Lisesi’nde basketbol oynarken daha ilk yılından itibaren dikkatleri çekiyordu. McDonald’s Şampiyonası’na katılıp büyülemesi bir yana hâlen daha geçerliliğini koruyan sayı rekorunun temellerini atıyordu. Florida’da yılın oyuncusu seçilmişti. Kolej basketbol ligine girmeden NBA’e adım atabileceği konuşuluyordu. North Carolina, Duke gibi kalburüstü okullardan teklif gitmişti bile.

Fakat Carter için bambaşka bir alanda kalburüstü olan bir kolej, kapıda görünüyordu. 1971’de lisede sadece bir yıl kalan Denzel Washington’a burs teklifi götüren fakat onu Fordham’a kaptıran Bethune-Cookman Üniversitesi, işin sanat kısmında yetenekli isimleri bünyelerine dâhil etmek için çalışmaya devam ediyor ve bu bağlamda Vince Carter’a saksafon odaklı bir konservatuar bursu teklif ediyordu.

Bu teklifi reddetti. Direkt olarak NBA’e adım atmak da istemiyordu. Planı bambaşkaydı.


New Jersey, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki endüstriyel devrimin en önemli parçalarından biri. Özellikle de 1791’de ilk ABD Hazine Sektreteri tarafından bağımsız ilan edilen Paterson, bu devrimleşmenin, 19. yüzyıldaki gelişimin en önemli dört-beş şehrinden biri. Fakat ne var ki şehrin bu saygıdeğer kimliği, İkinci Dünya savaşı sonrasında kaybolmuş ve 2000’lere gelindiğinde suç oranı sıralamasında ülkede ilk 100’de ve New Jersey’de ilk üçte yer aldığı bir kimliğe dönüşmüştür.

Şehrin genel geçer yargıda iyiden kötüye doğru seyrettiği 1994 yılında Vince Carter, o yazı Paterson’da geçirmeye karar vermişti. Daytona’nın ortalama 37,4 (Vikipedi’deki verilere göre) derece sıcaklıkla geçen yaz aylarından bazen bulutun bazen de yağmurun gölgesindeki güneşli Paterson’daydı.

Daha sonralarda UConn’a gidip yıldız olacak Kevin Freeman ve Tim Thomas, Vince’i NJ’de ilk karşılayan isimlerdi. Vince, Paterson Cats’te oynarken smaç ve bloklarıyla şaşkınlık yaratıyordu. 90’lar lise basketbolunda Kobe Bryant adında bir genç bunları yapıyor fakat Vince, işi bambaşka noktaya taşıyordu. Kimilerine göre Dr. J (Julius Erving) havası taşıyordu. Hem bu patlayıcılığı hem de geldiği bölgeden dolayı ona Sunshine lakabı verildi.

Sunshine için liseden sonra kolej zamanı kapıdaydı. Sıradaki durağı kolej sporlarında öne çıkan North Carolina Üniversitesi’ydi. İlk yılını Dean Smith ve son iki yılını Bill Guthridge tedrisatı altında geçirdi.

NBA Draftı’na katılmasına bir yıl kala, 1997-1998 sezonunda, Antawn Jamison, Shammond Williams, Ed Cota, Makhtar N’Diaye ve Ademola Okulaja ile birlikte “Yıldız Altılı”nın bir üyesi oldu ve kolej basketbol tarihinin en etkili kadrolarından birinde Jamison ile birlikte liderliği üstlendi.

Sonrası belgesellerden, kitaplardan, internetteki içeriklerden ve röportajlardan onlarca kez gördüğümüz gibi malum. Vince, 1998 NBA Draftı’nda beşinci sıradan Golden State Warriors tarafından draft edilir fakat kolejdeki takım arkadaşı Antawn Jamison karşılığında Toronto Raptors’a takaslanır.

Çiçeği burnunda tabirinin NBA’deki yansıması olan Raptors’a bir takımın şampiyonluk dışında yaşayabileceği en önemli “ilk”leri yaşatır. Şehrin Batman’i olur. Fakat tek fark yüzünde bir maske yoktur. Biraz mübalağa yapmak gerekirse, maç içinde fiziksel yasaları altüst eden, ki aslında altüst etmiyor fakat yaptığı şeyler 196 santimetre boyunda olan biri için pek de açıklanabilir değil, smaçları ve aynı güzellikteki bloklarıyla işin uçma kısmını halleder.

Kritik anlarda sorumluluk almaktan kaçınmaz, tam tersine, krizin üstüne gider. 2000 NBA All Star Smaç Yarışması’nda ikonik smaçlara imza atar. 2001 NBA Doğu Konferansı yarı finalinde Philadelphia 76ers’a karşı daha doğrusu Allen Iverson’a karşı 30,4 sayı ortalamasıyla oynar fakat yedinci maçta skor 88-87 aleyhlerineyken kaçırdığı şut, serinin kaybedilmesine neden olur. 2000 Sydner Olimpiyatları’nda Le dunk de la mort’a imza atar. 2002’de Tim Duncan’ı posterler. Yıldan yıla üçlüklerde gelişir. Oyun kurar. Sahadayken Batman, saha dışındayken de Bruce Wayne rolündedir. Bulunduğu yere daima yenilik getirir. Heyecan katar.

Fakat 2004 yazında şehre ihanet eder. Bu ihanet kendisine layık gördüğümüz Batman’in The Dark Knight Rises’ta Harvey Dent sonrası dönemde yaptığı ihanet gibi değildir, o sadece bir dinlenme, inzivaya çekilme sürecidir. Nolan evrenindeki Batman değildir Carter. Aslında biraz daha çizgi romanlardaki arketip gibidir. Doğal olarak kendisini, geleceğini düşünür. 2004’te takımın yönetim ekibine sinirlendiği için ayrılır ve New Jersey Nets’e takasını ister.

Vince Carter, sonraki dönemde All Star olmaya ve büyülemeye devam eder. Fakat Raptors’taki günlerini yakalayamaz. O performanslara çıkamaz. Beraberinde getirdiği tonla lakap durur fakat bir şeyler eksiktir. Hani NBA Draftı öncesinde bir süper yıldız adayını değerlendirirken bir sonraki aşamaya çıkıp çıkamayacağına dair, “Ya bu oyuncuda bir şey eksik ama…” dersiniz ya, işte tam da Vince Carter’daki durum öyledir.

11 Mart 2020. Öyle ya da böyle Vince Carter, 43’üne kadar parkelerde kalır. Batman’liğinden eser kalmamış artık son evre Logan gibi olmuştur. New York Knicks’e karşı 12 dakika sahada kalır. Beş sayı üretir. Ve bu sayılar, onun NBA’deki son isabetleri olur.

Zira sezon başında açıkladığı emeklilik kararı, NBA’de sezonun yeniden başlama planının belirlenmesi ve bunun sonucunda Atlanta Hawks’ın sezonu noktalamasıyla birlikte somutlaşır.

İlk yıllarında fırtınalar estiren Vince, parkeleden sessiz sedasız ayrılır.

Vince Carter, kariyeri boyunca oyuna daima bir tutku besledi. Yüz ifadelerine bakıldığında emekli bir orgeneral havası verse de içindeki heyecan, hayatında ilk kez dondurma yiyen bir çocuğun ilk tat sonrası yaşadığı heyecanla benzerdi.

Gittiği yere bambaşka bir hava getirdi. Bu hava bazen kasvetli olsa da genelde açıktı. Sevindirir, heyecanlandığı kadar heyecanlandırırdı.

İşte bu yüzden, Sunshine.

Basketbol

Geleceğin yıldızları #24: 2020 NBA Draftı Özel | 10-20

YESTERDAY AT 08:27
Basketbol

Geleceğin yıldızları #23: Fedor Žugić

10/07/2020 AT 08:02
Related Topics
Basketbol
Share this with
Copy
Share this article