Basketbol

Tutku

Share this with
Copy
Share this article

Ömer Uğurata

Image credit: Eurosport

ByEurosport Türkiye
02/08/2020 at 08:23

Yedi gün ve 24 saat süren maraton, ilk yıllar, hızlı oyun felsefesi, genç oyuncu gelişimi, NCAA, NBA, Galatasaray... Galatasaray Basketbol Takımı'nın asistan antrenörü olan ve mesleğinde 21. yılına girecek olan Ömer Uğurata, Kuzey Kılıç'ın sorularını yanıtladı.

"Sesim net bir şekilde geliyor mu?" sorusuna evet cevabını veriyorum Ömer Uğurata'nın. "Mükemmel. Şu anda evimde değilim, internet biraz sorunlu. Eğer bağlantı koparsa telefon aracılığıyla devam ederiz." diyor sonrasında. Her ikimiz de internet bağlantımızı kontrol ediyoruz ve röportaja başlıyoruz.

Koronavirüs salgını nedeniyle tüm spor dallarında olduğu gibi basketbolda da belli başlı iptal veya askıya alma kararları açıklanmıştı. Basketbol Süper Ligi şampiyon ilan edilmeden bitirildi mesela. İstanbul Teknik Üniversitesi çıkışlı Uğurata, koronavirüs sürecinde neler yaptığına değiniyor ilk olarak.

Basketbol

Jaren Jackson Jr. nasıl oldu da bir franchise oyuncusuna dönüştü?

6 SAAT ÖNCE

"Valla ilk başta her insan gibi ben de çok korktum. Çünkü bu virüs, ilk kez rastlanan bir tür. Basketbolu düşünemeden tüm dikkatimizi, odağımızı ailemizin üzerine verdik. Tabii aynı zamanda bir şekilde sezonun nasıl devam edeceğini veya iptal edilirse ne gibi kararların alınacağını merak ediyorduk. İnsan sağlığıön plana alındı ve iptal kararları geldi."

"Bu süreçte oyuncularımızın fiziksel kondisyonunu korumak için Zoom üzerinden toplantılar yaptık. Herkese belli başlı planlar hazırladık. Bir yandan yeni sezon planlamamızı hazırlamak için G League başta olmak üzere bazı liglerden oyuncu izledik. Scouting raporları hazırladık. Modern basketbolda olan biteni daha iyi anlamak adına seminerlere katıldık. Umuyorum ki her şey en kısa süre içerisinde eskisi gibi olacak. Fakat biraz korktuğumu söyleyebilirim."

Ömer Uğurata, bu korkunun nedenini belirsizlik olarak gösteriyor. "Yani doktorlarımız elbette bu konuda daha iyi açıklamalar yapıyorlar fakat günün sonunda dört-beş ayda çözülemeyen bir şeyin iki-üç ay içerisinde çözülme ihtimalini çok gerçekçi görmüyorum. Çevremdeki birçok insanla bu konuyu konuştuğumda olası bir aşı tedavisinde buna çekinceyle yaklaşacaklarını söylemişlerdi. Kimse aksiyon-reaksiyon bağlamında neler olacağını bilmiyor. Her anlamda bir belirsizlik var. Şu anda yapılabilecek en iyi şey sosyal mesafe kurallarına uymak ve riski sıfıra indirmeye çalışmak."

Her ne kadar bununla yaşamayıöğrenmek zorunda olsak da koronavirüsün getirdiği tatsız havayı dağıtmak için Ömer Uğurata'nın basketbol hikâyesinin en başına gidiyoruz. Konuya dair ilk cümlesini şu ifadelerle kuruyor: "Sporcu bir anne ve babanın çocuğu olduğum için sporla iç içe olmam çok geç yaşlarıma kalmadı."

"Hem annem hem de babam basketbolda profesyonel olarak yer aldılar. Onlardan etkilenip basketbola yöneldim fakat şunu söylemek istiyorum, basketbola yöneldiğimde her ikisinden de, 'Evladım yapma. Basketbol hayatına çok şey katar fakat aynı zamanda çok şey de götürebilir' öğütü alıyordum. Annemle babamın zamanında basketbol, ekonomik anlamda çok bir şey kazandıran bir meslek değildi. Onlar hem okudular hem oynadılar hem de çalıştılar. Bir şekilde yolum tamamen parkelerle kesişmeye başladı. 19-20 yaşımdayken bölgesel ligde oynuyordum. İyi bir oyuncu muydum? Hayır. Bir maçta pelvis kemiğimin kırılması sonrasında formayı bıraktım ve takım elbiselere geçtim. 19 yaşımda aldığım antrenörlük belgem, inanılmaz bir tutku beslediğim basketbolda antrenör olarak yer almam için somut bir destek oldu. Eğer bu işe yönelmeseydim muhtemelen elektrik mühendisi olurdum. Zira İTÜ'de iyi bir akademik kariyer oluşturacaktım ama, eh, basketbola bağlandım. 2000'den beri bu mükemmel oyunun içindeyim."

Anlayacağınız, 21. yılına girmek üzere Ömer Uğurata. Benim yaşımdan iki yıl daha fazla antrenörlük yapmış yani. Bu süreçte Milli Takım'ın altyapı jenerasyonlarında onlarca isimle çalışırken aynı zamanda A takımlarda (Şu anda Galatasaray Basketbol'da Ertuğrul Erdoğan'ın yardımcılarından biri) emek verdi. Peki bu iki farklı alanda nelerle karşılaştı? Egoları yönetmek nasıl bir şey?

"Şöyle bir şey var, bir oyuncuyla 14-15 yaşında çalıştığınızda o oyuncuda da ego olduğunu görebiliyorsunuz. Zaten bu olması gereken bir şey. Egoya sahip olmayan bir sporcu veya sporcu adayıüst seviyelerde kendisini kanıtlayamaz. Fakat burada önemli olan şey, o egoyu doğru kullanabilmek. Birleşik Devletler'de 'winner' mentalitesi çok yaygındır, biliyorsun. Bu mentaliteyi oyuncuya aşılamak gerekiyor. Yalnızca basketbol anlamında değil, bir oyuncu özel hayatında da bu mentaliteye sahip olmalı. Kendisini her alanda geliştirmeli. Karakterini kazanma hedefi üzerine kurgulamalı ve bu yolda daima doğru adımları atmalı."

"1988, Milli Takım'lardaki ilk jenerasyonumdu. 2000'lere kadar 1991 ve 1993 dışında tüm jenerasyonlarda görev aldım. Bazılarıyla en başından en sonuna kadar devam ettim. Kendi yaş grubumdan insanlarla çalıştım. Tabii bu çok kolay bir şey değil. Bir örnek vereyim. Kerem Tunçeri'yle çalışırken ilk başlarda aramız çok iyi değildi. Fakat çok kısa bir süre içerisinde mükemmel bir arkadaşlık ilişkisi kurduk. Bu herkesin başına gelebilecek olan bir durum. Basketbolda yeni bir ortama girdiğinizde size daima negatif gözle bakılır ama eğer işinizi sevdiğinizi belli ederseniz işler kısa süre içerisinde mükemmel bir hâl alır."

"Bu iletişim konusu 20-40 yaş arası oyuncularla çalışırken de aynı şekilde işliyor. Fakat bu oyuncularla çalışırken biraz daha farklı bir stiliniz oluyor. Çünkü onların olgunluk seviyelerini ve sahada neyi yapıp neyi yapamayacaklarınıçok daha iyi görüyorsunuz. Burada önemli olan şey onlarla saha dışında kimya tutturmak. Bunu yaparsanız takım içindeki huzurun ve sonrasında takımın performansının nasıl arttığını görürsünüz."

Bir asistan antrenörün takımdaki rolünün ne olduğunu öğrenmeden önce genç oyuncuların gelişimlerini biraz daha derinlemesine öğrenmek istiyorum. Öyle ki birçok farklı jenerasyonda görev alan bir basketbol insanı, sürekli olarak değişen basketbolda bu gelişimin nasıl sağlandığını açıklamak için en ideal kişilerden biri.

"Öncelikle şunu belirtmek istiyorum, bence bir oyuncuyu yetiştirdim demek doğru bir tanımlama değil. Çünkü bu yetiştirme işini çocuğun annesi, babası, öğretmeni yapıyor. Bizim görevimiz yetiştirilmekte olan bir bireyi iyi bir basketbol oyuncusu hâline getirmek. Bunun için ona yardım etmek."

"14-15 hatta 18-19 yaşındaki oyuncuların, çocukların, hata yapma lüksüne sahip olduklarını unutmamak gerekiyor. Zaten hiçbir alanda hata yapmadan ilerleme diye bir şey yok. Meşhur Thomas Edison hikâyesini hatırlayın mesela. Saha içinde en önemli şey yetenek. Eğer bir yetenek varsa gerisi tamamen zihinsel gelişime bağlı. Demek istediğim, oyuncunun gelişmeye, yıldız olmaya, profesyonel olarak basketbol oynayacağına inanması, bu inancı için istekli olup çalışması gerekiyor."

"Günün sonunda zaten kimseye istemediği bir şeyi yaptıramazsın. Misal, altı-yedi sene önce bir basketbolcuyla sohbet ediyordum. Antrenmandan çıkmıştık ve toplu taşımadaydık. Bu arkadaşımız o zamanlar 26 yaşındaydı ve Milli Takım'da da oynamıştı. Bana dedi ki, 'Abi ben bu oyunu sevmiyorum. Aileme daha fazla para kazandırabildiğim için oynuyorum.' O gün bu cümlenin değerini anlamamıştım. Fakat şimdi o güne dönüyorum ve keşke bu kardeşimize daha iyi bir kariyer planlamasıçizebilseydik diyorum. Sonuç olarak herkese bu oyunu sevdiremezsin ama onları farklı bir şekilde mutlu edebilirsin."

"Oyunu seven, yetenekli olan ve kendini çalışmaya adayan insanlar olduğunda mutlu oluyoruz tabii. Bazı genç oyuncular tatil günlerinde bizi arayıp salonu açmamızı, 100-200 şut atacaklarını söylüyorlar. Bu mükemmel bir şey. Çünkü o zaman şunu anlıyorsun, bu çocuklar kariyerlerini inşa edebilecekler. İstek ve sevgi önemli."

John Wooden bir sözünde, "Asistan antrenörler ve video koordinatörleri Batman gibidirler. Bilinirler fakat ne yaptıkları bilinmez" der. Gerçekten de öyle. Misal, Erik Spoelstra, Miami Heat'te baş antrenörlüğe gelmeden önce takımın Dungeon adı verdiği bir yerde saatlerini VHS kasetleri tarayarak geçiriyordu ama bu uzun bir süre fark edilmemişti. Nedir bir asistan antrenörün görevi peki?

"Bir asistan antrenörün görevi aslında çok basit. Baş antrenör ne derse onu yaparız biz. Eğer hakemle konuşmamızı istiyorsa, onu yaparız. Maç boyunca oturmamızı, molalarda gözlemlerimizi aktarmamızı istiyorsa, onu yaparız. Tabii maç dışında sorumlu olduğumuz ama görev tanımımızda yazmayan şeyler de var. Eğer antrenör ile oyuncunun arası kötüyse aradaki köprüyü sağlam tutmak bizim işimiz. Oyuncunun derdine çözüm bulmak bizim işimiz. Ofis işlerini hemen hemen herkes biliyor. Scouting raporları, video analizleri gibi şeyleri yani."

"Bir asistan antrenör, bazen rakip takımın antrenörü gibi düşünmeli. Baş antrenörünün planını gözden geçirip yeri geldiğinde 'Bu plan hatalı' demeli. Sonrasında takım olarak plan tartışılır ve maçöncesinde en doğru şey bulunur. Demek istediğim, bizler farklı bakış açıları katmak zorundayız. Fakat günün sonunda baş antrenörün kesin kararını ondan daha iyi savunuruz. Ondan daha iyi destekleriz. Çünkü bizim işimiz bu."

Yeni sezon hazırlıkları devam ettiği için Galatasaray Basketbol'a dair çok fazla bir şey sormak istemiyorum. Zira bu konuda konuşmak için henüz ham bilgilere sahibiz. Fakat son transferlerden Daryl Macon'a değinmekte fayda var. Macon'ın NCAA'de oynadığı Arkansas'tan Clay Moser, ona dair bana şu demeci vermişti: "Macon, Türkiye için mükemmel bir oyuncu. Türkiye'deki standartlarda yükselebilir. Orada iyi şeyler yapabilir. Mükemmel bir skorer. Ayrıca saha dışında iyi bir hayatı var."

Yeni sezonunu Macon'la geçirecek olan Uğurata, "İlk üç-dört ay zorlu geçecek, bundan eminim," diyor ve ekliyor: "Nigel Hayes ve Aaron Harrison, ABD'den Türkiye'ye geldiklerinde uyum konusunda büyük sorun yaşamışlardı. Bu nedenle benzer şeyleri Macon ile de yaşayabiliriz. Bu gayet doğal olur."

"Mesela benzer bir sorunu geçtiğimiz yıl Ben Moore'da yaşamıştım. Yaşamıştım diyorum çünkü benim hatamdan dolayı kaynaklanan bir sorundu bu. EuroCup'taki ilk maçlarımızdan birinin sonunda 12 sayı farkla öndeydik ve son top Moore'un elindeydi. Ona her topun ne kadar değerli olduğunu anlatmadığım için o topu kullanmadı ve 14 yerine 12 sayı farkla kazandık maçı. Maçtan sonra geldi ve o topu kullanmanın saygısızca olacağını söyledi. Fakat durumu kısa süre içinde anladı. Buna benzer bir şeyi Macon'da da görebiliriz."

"Bence onun tavanıçok yüksek. Birkaç yıl içinde gelişim eğrisinin göstereceği şeyler sonucunda NBA'e bile dönebilir. Bu potansiyele sahip."

Türkiye'ye virgül koyuyoruz ve okyanusu bağlayan bir organizasyona, NBA Draftı'na değiniyoruz. 2020 NBA Draftı'nda Deni Avdija, Killian Hayes, Aleksej Pokuševski, Théo Maledon, Yam Madar ve Leandro Bolmaro gibi uluslararası havuzdan isimler ilgiyle takip ediliyorlar. Uğurata bu isimlere dair tek tek yorum yapmanın etik olmayacağını belirtiyor ve genel bir değerlendirme yapıyor.

"Bildiğin gibi, draft öncesinde sıralamasının ilk 15 olması beklenen bir uluslarası oyuncu varsa o, büyük bir ihtimalle All Star potansiyeline sahiptir. Saydığın isimler bu potansiyele sahipler. Özellikle de Hayes, Maledon ve Avdija."

"Bence bu seneki draft, Avrupa'nın oyuncu yetiştirme anlamında ne kadar iyi olduğunu gösteriyor. Elbette ABD'ye göre birçok teknik ekipman/tesis eksiğimiz var ama basketbolun temel doğrularını kazandırmakta bence daha iyiyiz. Ayrıca bizdeki çalışma saatleri, oyuncuya sunulan imkânlar daha geniş. NCAA'de sert kurallar var. Tabii bazı isimler bu kuralları esnetiyorlar ama genel olarak oyuncular üzerinde bir baskı var."

Tam burada araya giriyorum. Zira NCAA, son yıllarda gerçekten de saygınlığına önemli darbeler aldı. James Wiseman'ın aldığı ceza, Jonathan Kuminga ve Jalen Green'in G League'i tercih etmesi, LaMelo Ball ile RJ Hamtpon'ın Avustralya'da oynamaları derken işler epey bir yere dağıldı.

"Bence oyuncuların profesyonelleşmeyi seçmelerindeki en büyük etken ekonomik şeylere bağlı. Fakat burada NCAA'in koşullarının değişmesinin de rolü var. Demek istediğim, NCAA bundan beş-on yıl önceki gibi iyi bir yetiştirme sistemine sahip değil. Yetiştiricilik yerine kazanma felsefesi hâkim olmaya başladı ligde. Antrenörler, oyuncularına çok baskılı davranıyorlar. Eskiden antrenör-oyuncu ilişkisi daha samimiydi. Bence bu şeyler ve ekonomik etkenler oyuncuların NCAA'i ikinci hatta üçüncü plana atmalarına neden oldu."

Bir asistan antrenörün hayatı her ne kadar çok yoğun olsa da Uğurata, NBA'i olabildiğince takip etmeye çalıştığını ve oradaki değişimi hayretle karşıladığını belirtiyor: "Yani çok yoğunum. Önceliğim Avrupa ve yerel liglerde oynanan maçları canlı bir şekilde izlemek olduğundan NBA'i takip etmek için zaman yaratamıyorum. Fakat tabii bazı maçları, bazı antrenörlerin maçlarını dikkatla takip ediyorum. Neler yaptıklarını, onların yaptığı şeyleri bizim yapıp yapamayacağımızı düşünüyorum. Bazı beğendiğim hücum setlerini takımda uygulamak istiyorum fakat oradaki saha ölçüleriyle buradaki ölçüler apayrı olduğundan işler zor bir hâl alıyor. Ayrıca üç saniye kuralı da alanı en azından teorik olarak çok değiştiriyor."

"NBA'in üçlük ve atletizm konusunda geçirdiği evrimi takip etmek büyük bir keyif. Oyuncuların gelişim seviyeleri akıl almaz boyutlara ulaştı."

Sırada klasik bir konu var. Şu ana dek yaptığım tüm basketbol röportajlarında olduğu gibi Ömer Uğurata'yla da en sevdiği hücum ve savunma setlerini konuşuyoruz. Uğurata, bu soruyu cevaplarken bir yandan sona saklamak istediğim basketbol felsefesini de anlatıyor aslında.

"Bu oyunda inandığım şeylerden biri, hızlı hücum ile geçiş hücumlarını iyi yapan bir takımın daima bir adım önde olacağıdır. Bunun nedeni çok basit. Günümüz basketbolunda en önemli şey hızlı bir şekilde sayı atmak. Pozisyon başına sayı dediğimiz olay giderek yüksek seviyelere çıkıyor. Bu şeyi elde etmek adına en kolay yol hızlı hücum veya geçiş hücumu kullanmak. Bunları seviyorum."

"Tabii genel olarak elindeki malzemeye göre kalıp hazırlayanlardanım. 1996 jenerasyonuyla U18'de şampiyon olduğumuzda oynadığımız seti ertesi sezon değiştirmiştim. Çünkü oradaki oyuncu grubu farklı bir sette, felsefede etkili olabilirdi. Yani demek istediğim yaptığınız şey değil yaptığınız şeyi nasıl yaptığınız önemlidir. Direkt hedefi düşünmek yerine hedefe giden yolu planlamalısınız."

"Eğer illaki böyle, 'İzlerken içinizin yağlarını eriten' bir şey soracak olursan, baskılı savunmaya karşı dripling olmadan atılan bir şut veya delici bir turnike cevabını verebilirim. Ava giderken avlamaktan bahsediyorum yani. Bildiğin gibi, günümüzde mola dönüşünde baskılı savunma moda oldu. Bu savunmayı moral bozucu bir sayıyla delmek mükemmel hissettiriyor. Bunu Ertuğrul abi ile de kullanıyoruz."

"Felsefem şu şekilde. Elimdeki personele bakarım. Neyi yapıp neyi yapamayacaklarını not alır ve planlama yaparım. İlk amacım kolay basket üretmektir. Fakat her şeyi yaparken diğer insanların görüşlerine de önem veririm. Misal, David Blatt'le çalışırken bir gün geldi ve bana, 'Senin maçlarını izledim ve tepede ikili sıkıştırma yaptığını gördüm. Sence bunu kullanmalı mıyız?' diye sordu. Ona hayır cevabını verdim. Çünkü eğer bunu EuroCup'ta kullanırsak ağır bir şekilde ceza şutu görebilirdik. Felsefemi inşa ederken eldeki personel ve seviyeyi de göz ederim çünkü her durumun farklı gerektirdiği şeyler var, bu da her zaman tek bir doğrunun olmadığı anlamına geliyor."

Son sözlere geçmeden önce bir kez daha Türkiye'ye dönüyoruz ve Basketbol Gelişim Ligi'ne kısaca göz atıyoruz. Galatasaray'ın gelişim takımı bu yıl final grubunda gayet iyi şeyler yapıyordu. Ayrıca bireysel oyuncu gelişimi anlamında da üç isim önemli bir yol kat etmişlerdi.

Ömer Uğurata, "Eğer sezon sona ermeseydi takımımızın Final Four'a kalacağını ve orada şampiyon bile olabileceğini düşünüyordum. Çünkü gerçekten de yetenekli antrenörlere ve oyunculara sahibiz. Oradaki baş antrenörümüz Tolga Başer, hem BGL hem de A takımda full mesai yaptı. Onu buradan tebrik etmek istiyorum. Keza diğer antrenörlerimiz ve oyuncu arkadaşlarımızı da." diyor ve ekliyor: "BGL'nin oluşumu Türk basketbolu için iyi bir şey. Çünkü genç oyuncuların bir şekilde deplasmanlı maç ritmi kazanmaları gerekiyor."

"Bize ayrılan sürenin sonuna geldik" klişesindeyiz bu röportajımız adına. Son sözleri saha dışı hayatına dair oluyor Ömer Uğurata'nın.

"Boş zamanımı ailemle geçirmeyi seviyorum. Çünkü yeri geliyor üç-dört gün evimde uyuyamıyorum. Eşimi, annemi, babamı göremiyorum. Boş zaman bulduğumda onlarla vakit geçirmekten büyük keyif alıyorum. Annem ve babam, 60 yaşın üzerinde insanlar. Onlarla olan vaktimin kıymetini bilmek istiyorum. Keza eşimle de öyle."

"Fakat bir asistan antrenörseniz sizin için boş bir dakika yoktur. Telefonunuz daima açık olmalıdır. Baş antrenörden gelecek bir telefona göre hemen reaksiyon vermeniz gerekir. Bu kolay bir iş mi? Hayır. Peki bu işi seviyor muyum? Tahmin edemeyeceğin kadar fazla.”

Basketbol

Halleluka

YESTERDAY AT 07:29
Basketbol

Toronto Raptors’ın muazzamlığı ve şampiyonluk adaylarının sıradanlığı

03/08/2020 AT 13:00
Related Topics
Basketbol
Share this with
Copy
Share this article