Utah Jazz hiçbir zaman cezbedici bir franchise olamadı. Ligin üstünde yükseldiği temel yapı, bir takım ne kadar kötü giderse gitsin günün sonunda bir umuda kavuşma fırsatı sunuyor. 2015-2019 yılları arasında üst üste beş kez NBA Finalleri’ne yükselen ve bunların üçünden şampiyonlukla ayrılan Golden State Warriors, bahsi geçen dinamiklerin belki de en iyi örneklerinden biri. Aynı Warriors, bundan çok değil, yalnızca dokuz yıl önce Bill Simmons’ın “60 Kolay Adımda Taraftarınızı Nasıl Rahatsız Edersiniz?” başlıklı yazısına konuk olabilecek kadar kötü durumdaydı. Simmons, yazısında Warriors’ın ‘bir zamanlar’ kazandığı şampiyonluğa atıfta bulunuyor ve daha sonrasında yönetim kademesinde atılan adımların ne kadar rahatsız edici olduğundan bahsediyordu. Ancak Warriors bugünlerde bu umuda kavuşma şiarının en belirgin gözüktüğü takımlardan biri. Sonuçta Stephen Curry 2009 Draft’ında ikinci turdan seçilmiş ve bench oyuncusu olması beklenen biri değildi. Aksine kendisi bir lotarya seçimiydi. Daha sonrası ise malum. 2010’lu yılların öncesinde Los Angeles Clippers ve Memphis Grizzlies gibi takımlarla NBA tarihinin açık ara en başarısız takımlarından biri olan Warriors, şu anda New York Knicks’in ardından ligin en değerli ikinci takımı konumunda.

Bahsi geçen yıllarda Warriors’ın karşısına çıkan Cleveland Cavaliers bahsi geçen dinamiklerin ise kesinlikle en iyi örneği. 2011-2014 arasındaki draftların üçünde draft kurasında oldukça şanslı olan ve ilk sıradan seçimler yapan Cavs, henüz ortada “Eve Dönüyorum” başlıklı bir mektup yokken Kyrie Irving, Andrew Wiggins ve Anthony Bennett gibi isimlere bel bağlamış, umudu onlarda aramıştı. Elbette kadro yapısında, yönetim kademesinde ve koç ekibinde birtakım değişiklikler yaşanmıştı ancak üç sene sonrasında başta Cavs olmak üzere, bu iki takımın NBA Finalleri’ne gitmesine vesile olan ligin temellerinin atıldığı yapıydı. Yönetim kademesinde yaşanan aksaklıklar, koç ekibinin anlaşmazlıkları veya yıldız oyuncunuzun sezonun ilk haftasında sakatlandığı ve normal sezonun sonunda ligin dibine demir attığınız bir ortamda lig, mütemadiyen size o fırsatı veriyor. Yeni bir umut, yeni bir heyecan ve yeniden başlangıç.

Basketbol
Fenerbahçe durdurulamıyor
20/02/2021 - 15:24
https://i.eurosport.com/2021/01/24/2977619.jpg

Başınıza ne gelirse gelsin draftın ilk sıralarından seçebileceğiniz ve takımınızı onun etrafında kurgulayabileceğiniz bir yetenek. En nihayetinde ligin dinamiklerini sabote edermişçesine 20 yıl boyunca her sezon Playoff’a kalan, hatta Playoff’a kalmanın yanı sıra rekabetçi hüviyetini koruyan ve farklı dönemlerde haziran ayına kadar basketbol oynamayı sürdüren San Antonio Spurs bile David Robinson’a usulca “Sen sakatlıktan dönme” diyebilmişti. Daha sonra da Gregg Popovich’in Tim Duncan’ın emeklilik kararı sonrası elbette biraz şaka ama bir yandan da gerçeklik payı vererek süslediği o cümleler gelmişti

Açıkçası Tim’in yokluğunda antrenmanlara ve maçlara nasıl çıkacağımı bilemiyorum. 67 yaşındayım ve o olmasaydı bugünlere gelemezdim. Şu anda sizin karşınızda bulunmamı Tim Duncan’a borçluyum. O olmasa muhtemelen Amerika’nın orta bölgelerinde bir yerdeki yerel ligde çalışıyordum. Şişman bir hâlde hâlâ basket oynamaya çalışıyor ya da antrenörlük yapıyordum. Ama karşınızdayım.

Utah şehri hiçbir zaman lig çevreleri için cazip bir lokasyon olamadı. Elbette eski maçlar karşınıza çıktığında veya o günlere dair ufak bir araştırma yaptığınızda karşınıza John Stockton-Karl Malone ikilisi çıkacaktır. 1990’lı yıllarda arka arkaya sezonları 12-13 asist bandında geçen Stockton ve pota altındaki takım arkadaşı Malone tarihin en kusursuz ikili oyunlarından birini oynuyorlardı. 2000’li yıllara yaklaşırken ellerine bir değil, iki kez şans geldi. Ancak Doğu Yakası’nda bekleyen isim Michael Jordan’dı ve henüz basketbolu bırakmamıştı. Jordan’ın son kurbanları Stockton-Malone ikilisinin başı çektiği Utah Jazz olacaktı.

https://i.eurosport.com/2020/03/24/2797847.jpg

Daha sonrasında Deron Williams ve Andrei Kirilenko gibi isimlerle rekabetçi kalsalar da Jazz’in şampiyonluk yolunda iddialı olduğu bir sezondan bahsetmek oldukça zor. Yönetim kademesinde iyi işler çıkarıp takımı Playoff potasında tutmaya gayret gösterseler de konu ne zaman şampiyonluktan açılsa her zaman yüzlerine bir ‘küçük pazar’ takımı oldukları gerçeği çarptı.

Franchise’ınız cazip bir lokasyonda değil. Oyuncularınıza, diğer organizasyonlara kıyasla yeterli düzeyde sponsorluk ortamı yaratmanız güç. Reklam filmleri, konuk olarak katılabileceğiniz televizyon programları bakımından güçsüz durumdasınız. Üstüne üstlük Utah eyaletinin Birleşik Devletler’in en tutucu, hatta Salt Lake City’nin de en ırkçı şehirlerinden biri olduğu düşünülünce oyuncularınızı elinizde tutmanız ve uzun yıllar sürecek istikrarlı bir yapı kurmanız da hayli zor.

Victor Oladipo’dan sezon devam ederken “Beni Miami Heat’e takaslayın” serzenişlerini duyabilirsiniz ancak neredeyse hiçbir oyuncudan beni Utah Jazz’e takaslayın gibi bir istek duyamazsınız. Hal böyle olunca, biraz mecburiyetten de olsa yıldız oyuncularınıza verdiğiniz kontratlarla eleştiri oklarının hedefi olabiliyorsunuz. Her ne kadar Shaquille O'Neal gibi isimler, Rudy Gobert’e verilen kontratı eleştirse de Utah’ın Gobert’e verdiği beş yıl için 205 milyon dolarlık kontrat bir zorunluluktan ibaretti. Shaquille O'Neal kabul etmeli ki Utah Jazz bir ‘küçük pazar’ takımı ve küçük pazar takımları yıldız oyuncularını ellerinde tutma yolunda bu kontratları verme konusunda bir zorunluluk hissediyor. Daha sonrasında, bu zorunluluk şampiyonluk hayali dahi kurdurabiliyor. Ve belki de şehir için en önemlisi, bu kez karşılarında Michael Jordan yok.

***

Utah Jazz, tıpkı bu sezon olduğu gibi geride bıraktığımız sezonlarda da klişe tabirle beraber oynamaktan keyif alan, konsantrasyonunu her maç yeterli seviyede tutan ve son derece yüksek devamlılığa sahip bir takım görüntüsü çiziyordu. Rudy Gobert merkezli bir savunmayla çemberi koruyan ve perimetrede rakiplerini iyi karşılayan Utah Jazz, koç Quin Snyder yönetiminde ligin elit savunma takımlarından biri konumuna gelmeyi başarmıştı. Geçen sezon ise bir kabuk değişimi yaşandı. Daha önceki sezonlarda Derrick Favors-Rudy Gobert ikilisiyle pota altında caydırıcı kalmayı başaran Quin Snyder, geçen sezon Gobert’in çevresine konumlandırdığı dört kısayla hem takımının oynadığı alanı genişletip kısalara daha rahat penetre imkanı sağladı hem de ligin yay gerisinden en iyi üç sayılık atış kullanan takımlarından birini ortaya çıkardı.

Bundan sonra savunma hücumdan başlayacaktı. Sonuçta hücumdan isabet bularak döndüğünüzde rakibiniz topu pota altında çıkarmak zorunda kalıyor ve geriye takım hâlinde rahatça koşuyorsunuz. Ve Utah Jazz geriye rahat bir şekilde koştuğunda savunmada yarı sahaya en iyi oturan takımlardan biri konumunda. Giren atışın çift taraflı psikolojik etkisi ise belki de en etkili kısım.

https://i.eurosport.com/2019/10/16/2697295.jpg

Geçen sezon Mike Conley’nin takıma adaptasyonu gibi büyüdükçe büyüyen bir sorunla geçse de Utah Jazz, her ne olursa olsun rekabetçi kalmayı, takım kimliğini korumayı ve Playoff’un ilk turunda Denver Nuggets’ın karşısına çıkıp son saniyede kaybetmeyi başarmıştı. En nihayetinde Mike Conley’nin sol forvetten yolladığı üçlük değer kazansaydı veyahut topu boştaki Donovan Mitchell’a aktarmayı başarabilseydi Utah Jazz, Batı’da yolculuğuna devam eden taraf olacaktı.

***

Utah Jazz, şu anda sezonun üçte birlik bölümü geride kalmışken ligin zirvesinde yer alıyor. Üstelik bunu başarırken geçtiğimiz sezon şampiyon olan ve sezon arasında Dennis Schröder ve Montrezl Harrel gibi isimleri kadrosuna katan Los Angeles Lakers ile geçen sezon koç Doc Rivers yönetiminde bir türlü oyun disiplinini sağlayamayan ve bu sezona daha aç başlayan Los Angeles Clippers’ı geride bırakmış durumdalar.

Geçtiğimiz yıl Rudy Gobert’in çember koruma konusundaki meziyetlerine güvenen ve savunmayı cepte gören Quin Snyder, Gobert’in çevresine dizdiği kısalarla sonuca gitmeye çalışmıştı. Koronavirüs arasınının verildiği ve aylar sonra “Bubble”da tekrar başlayan bir düzende hücum kurgularını kusursuz hâle getirmeleri de bir o kadar zorlayıcı bir görevdi onlar adına. Daha sonrasında Batı’da final oynayacak Denver Nuggets’a yedi maç sonunda elenmişler ve gelecek sezon için takip etmesi en keyifli takımlardan biri olacaklarının sinyalini vermişlerdi. Bu sezon öncesinde tahminler yapılırken Utah’a dair en göz önünde sorunlardan biri kurgunun Gobert merkezli olması ve Utah’ın maç içinde veya sezonun devamında gerekli görülen yerlerde başka bir kimliğe bürünememesi olarak görülüyordu. Utah Jazz elit bir savunma takımıydı ve bunun yanına elit bir hücum koyma yoluna girmişlerdi. Ancak işler zora girdiğinde sınırlı bir takım görüntüsü çiziyorlardı.

Bu sezonun başında, Mike Conley’nin 1 numaradan ziyade 1,5 oynadığı ve Donovan Mitchell’la top yönlendirici rolünü paylaştığı hücum kurgusuyla ligin en iyi üçlük setlerini oynayan Utah Jazz, ligin elit hücumlarından biri olmanın yanı sıra denkleme Conley’yi de ekleyerek kadrosunu sonuna kadar kullanma yolunda önemli bir adım attı. Bugünlerde denkleme dahil olan Conley ile Rudy Gobert’i hücumda daha aktif kullanan ve beş oyuncusunun aynı anda tehlikeli olabildiği bir takım Utah Jazz. Bu sezonla birlikte top trafiğinin hızlandığı, hiçbir oyuncunun topu elinde uzun süre tutmadığı ve köşede her daim bekleyen herhangi bir kısanın boş üçlük imkanı bulduğu hücum setleriyle fark yaratan Quin Snyder, takımını ligin zirvesine, kendisini ise yılın koçu ödülüne aday konuma getirdi.

Playoff’un ilk turunda Denver Nuggets’a karşı oynadığı oyunla beklentileri yükselten ve bu sezon Bubble’da çıktığı performanslarına ulaşmakta zaman zaman güçlük yaşayan Devin Booker, Jamal Murray gibi isimlerin aksine Donovan Mitchell bu sezon hep ileri gitti. Geride bıraktığımız sezonlarda karar anlarında zorluk yaşayan ve kilidi açmakta zorlanan Utah Jazz, aradığını Donovan Mitchell’da ve Mitchell’ın dahil edildiği sistemde bulmuş gibi gözüküyor. Conley ile yakaladıkları uyum ve Mitchell’ın skorer olarak zorlu dakikalarda başvurulabilecek bir opsiyon olması, Utah’ı play-off için umutlandırıyor. Üstelik Conley’nin oyunda olmadığı dakikalarda hem tepeden hem de forvetten topu yönlendirebilen ve organizasyonu çekip çeviren Mitchell, 5.2 asist ortalamasıyla bu alanda kariyerinin zirvesinde.

https://i.eurosport.com/2020/03/12/2793763.jpg

Top trafiğinin elzem parçalarından biri olan Joe Ingles ise sessiz sedasız şekilde görev adamı gömleğini giymeye devam ediyor. Forvette topu aldığında istisnasız her pas açısını görebilen ve topu asla durdurmayan Avustralyalı oyuncu, 4.6 asist ortalamasıyla yanında kimin oynadığından bağımsız olarak Utah hücumlarında aktif olmaya devam ediyor. Üstüne üstlük maç başına 5.4 kez denediği üç sayılık atışlarda %45 gibi başarılı bir yüzde tutturmuş durumda. Köşede bekleyen Bojan Bogdanovic ve Royce O’Neale gibi isimleri de düşününce Utah Jazz’a dair bütün parçalar yerli yerine oturuyor gibi.

Ve hepsine ek olarak şu anda Donovan Mitchell’dan sonra takımın en skorer ismi olan Jordan Clarkson. Draft edildiği Los Angeles Lakers’ta ve daha sonrasında Cleveland Cavailers’ta kendisini gösterme fırsatı bulup iyi bir skorer olabileciğini göstermişti Clarkson. Ancak onun özelindeki en büyük soru işareti ise bir skorerin hiç içine düşmeyi istemeyeceği o girdaptı: İstikrar ve maç içi konsantrasyon problemi. Quin Snyder’ın koçluğunda istediği özgürlüğe kavuşan ve düzen içinde düzensiz bir skorer olarak oynayacak alanı bulan Clarkson, 17.7 sayı ortalamasıyla kariyerinin açık ara en verimli dönemini geçiriyor. 28 yaşında rekabetçi ve amacı olan bir kadronun parçası olan ve kendi kariyeri için de büyük bir adım atan Clarkson, Utah Jazz’in oyunun en önemli parçalarından biri.

Bütün bunların yanı sıra Rudy Gobert’in ikamesinin olmayışı, Utah Jazz’in en belirgin defosu. O oyunda olmadığında boyalı alan savunmasını aynı ölçüde yapamayan Utah, Playoff’larda Gobert’in 40 dakikaları gördüğü maçlara ihtiyaç duyabilir. Veya Quin Snyder henüz görmediğimiz bir yüzünü daha ortaya çıkarır. Buna ihtiyaçları olduğu kesin.

https://i.eurosport.com/2021/01/02/2964256.jpg

Geçen yıl Russell Westbrook’un başına gelen, en hafif tabirle, talihsiz olayın nerede gerçekleştiğini hatırlamaya çalışıyorsanız maalesef pek zorlanmanıza gerek yok. Adres Vivint Arena. Beyaz üstünlüğü savunan ırkçı bir taraftar Westbrook’a “Alıştığın gibi dizlerinin üstüne çök!” deme cesaretini göstermiş ve Jazz organizasyonu o taraftarı ömür boyu salonlardan men etmişti. Daha sonrasında ırkçı taraftara küfürle karşılık veren Westbrook’a NBA yönetimi tarafından 25 bin dolarlık bir ceza kesilmiş ve Utah taraftarları, kulubün imajını onarmak ve ırkçılığın karşısında olduklarını göstermek amacıyla Westbrook’a kesilen cezayı toplamak için kolları sıvamıştı. Ancak Utah’ta ırkçılığın kurumsallaşmış yanını da es geçmemek gerek. Daha geçtiğimiz günlerde Utah’taki sözleşmeli bir okul aldığı kararla isteyen ebeveynlerin çocuklarını “Siyah Tarihi Ayı” derslerinden alabileceklerini, bu derslerin bundan sonra zorunlu müfredata dahil edilmediğini açıkladı. Donovan Mitchell’ın buna cevabı ise “Nereden başlayacağımı bilmiyorum. Irkçılık öğretiliyor. Anne ve babalar, kendi çocuklarına siyahların tarihini ve duruşlarını öğrenmemeleri gerektiğini söylüyorlar. Bu gerçekten üzücü ve hastalıklı bir düşünce. Ve bu, sorunun sadece bir kısmı.” şeklinde oldu. Takip eden günlerde kamuoyundan gelen tepkiler sonucunda okul yönetimi geri adım atmış olsa da kurumsal ırkçılık bir kez daha kendisini göstermiş gibi duruyor. Quin Snyder ve ekibinin elini çabuk tutması gerek. Zira Donovan Mitchell’ın Twitter hesabına gelen mention’lar genellikle Utah’tan ayrılması gerektiği yönünde ve birçok taraftar kendi şehrinin ırkçı bir geleneğe sahip olmadığını savunuyor.

https://i.eurosport.com/2021/02/18/2997418.jpg

Bill Simmons, bundan yaklaşık yedi sene önce Grantland için kaleme aldığı ve seneler sonra bakıldığında “Bu takım nasıl yüzük kazanamadı?” şeklindeki farazi sorularının öznesi olan Oklahoma City Thunder takımını konu aldığı yazısına giriş yaparken 2000’lerin başındaki Sacramento Kings takımına döner. Simmons, 2002’de Los Angeles Lakers ile Sacramento Kings’i karşı karşıya getiren Batı Finali’nden bahsi açar. Bugünlerde Robert Horry’nin dördüncü maçta kaydettiği ikonik üçlükle hatırlanan eşleşmede kimse rüzgarın o gün tersine döndüğünün farkında değildir. Rüzgarı arkasına alan Lakers’ın yedinci maçla birlikte Kings’i eleyip NBA Finalleri’ne uzanması değil mevzubahis. Daha fazlası. Kaybedilen yedinci maçın ardından kendi aralarında muhabbete koyulmuş Sacramento Kings takım görevlileri birbirlerini teselli etmekle meşguldür ve hemen hepsi ellerine bir şansın daha geleceğini düşünmektedir. Kaybetmelerinin olağan bir durum olduğunu düşünürler. Odadaki herkes kaybetmenin kazanma yolunda atılan bir adım olduğu konusunda hemfikirdir. O günlerde o ekibin başındaki isim Troy Hanson ise farklı bir düşünce yapısına sahiptir. Takım çalışanlarının aralarındaki muhabbete kulak misafiri olmuştur ve şu cümlesiyle muhabbetin bir parçası olur: “Peki buraya kadarsa? Peki ya bu bizim son şansımızsa?”

Sacramento Kings, son şanstan önce başaramadı. Utah Jazz, Sacramento Kings olmak istemiyor. Utah Jazz, son şanstan evvel başarmak istiyor.

Yazı: Kerim Kılıç

Basketbol
Anadolu Efes, Olympiakos’a nefes aldırmadı
19/02/2021 - 13:01
Basketbol
NBA’de All-Star beşleri belli oldu
19/02/2021 - 06:07