Basketbolun “görünen ve görünmeyen” kahramanlarında asistan antrenörler, ciddi anlamda arka planda kalıp büyük iş yükünü üstlenen insanlardır. Baş antrenörler ile oyuncuların arasında bir köprü kurarlar, saatlerce maç izlerler, rakiplerini aklınıza gelmeyecek en ince detayına kadar incelerler, tonlarca not alırlar, genel oyun trendlerinden kopmamaya çalışırlar ve tüm bunları yaparken arka planda kalmaya razıdırlar.

Tabii bu iş yükünde asistan antrenörlerin birçoğu, üç-dört yıllık maceralarının ardından bulundukları takımdan başka bir takıma üç-dört yıllık macera yaşamaya giderler. Onların vizyonları gittikleri her yeri iyileştirmek, güzelleştirmek, güçlendirmektir.

Basketbol
Karmaşıklıktaki zarafet
3 SAAT ÖNCE

Birçok meslektaşının aksine 18 yıldır aynı kulüpte asistan antrenör olarak çalışan Mario Fioretti, geleneksellikten modernliğe geçişi mükemmel bir vizyonla yapmayı başaranlardan biri. Olimpia Milano’daki 18 yılı öncesinde efsanevi basketbol koçu Bobby Knight’la yaz aylarını geçirirken, birçok İtalyan takımının genç ekiplerine antrenörlük yaparken attı temellerini Fioretti…

Nasılsınız?

İyiyim teşekkür ederim. Euroleague’de yeni sezonun başlamasına çok az kaldı. Tabii Euroleague’den önce Süper Kupa ve lig hazırlıklarıyla tempoya girmeye başlamıştık.

Peki bu süreç öncesinde neler yaptınız? Demek istediğim, İtalya, koronavirüs salgınından en fazla etkilenen ülkelerden biriydi. O günlerde neler yaptınız?

Maalesef yaz aylarına kadar ülkece çok zor bir periyottan geçtik. Sürekli olarak evde kalıp karantina kurallarına uyduk. Yaza doğru işler biraz daha düzelmeye başlıyordu ama şu anda olduğu gibi o zaman da neyin nasıl gelişeceğini asla bilemiyorduk. Haziran’da antrenmanlara başladık ve Temmuz’un ilk haftasına kadar devam ettik. Sonrasında bir ay daha ara verdik ve Ağustos başında net tempomuza girmeyi başardık. Koronavirüs pandemisi eşliğinde basketbola odaklanmak, bu güzel sporda bir şeyler yapmaya çalışmak bir hayli ilginç olacak.

Uzun yıllardır basketbolun içindesiniz. Bu yolculuğunuz nasıl başladı?

İtalya’daki birçok çocuk gibi ben de bir dönem futbol oynadım. Lise dönemime kadar tamamen futbolla ilgiliydim ama bu konuda bir kariyer planlaması yapmıyordum. Lisede bir dönemimde basketbola ilgi duymaya başladım. Sanırım o dönem Avrupa’da hem kulüp hem de Milli Takımlar’ın iyi olmasından etkilendim. Tıpkı futbol gibi basketbola da hobi olarak başladım. Fakat üniversitedeyken karşıma bir antrenörlük fırsatı çıktı ve işte o zaman işler değişti. Basketbol antrenörlüğüne yöneldim ve uzun yıllardır bu işin içindeyim.

https://imgresizer.eurosport.com/unsafe/0x0/filters:format(jpeg):focal(1191x185:1193x183)/origin-imgresizer.eurosport.com/2020/09/24/2893318.jpg

Anne ve babanızın basketbola yönelmenizdeki etkileri nelerdi?

Öncelikle, ikisi de sporcu değillerdi ama kariyerimde bana daima destek oldular. Babam bankada çalışıyordu. Annem ise ben ve kız kardeşime bakma gibi bir hayli değerli göreve sahipti, evle ilgilenmek ve çocuk yetiştirmek…

Milano’daki maceranıza geçmeden önce, birkaç yaz boyunca efsanevi basketbol antrenörü Bobby Knight’la çalışma şansı yakaladınız yanlış bilmiyorsam…

Ah, evet! Birkaç yazımı onun kampında misafir asistan antrenör olarak geçirdim, do dönemler Indiana Hoosiers’ın baş antrenörüydü Koç Knight. Onunla sık sık konuşma şansı yakaladım. Basketbolda hobiden ciddi profesyonelliğe geçişim sırasında onunla yaptığım konuşmaların rolü büyüktür, bunu belirtmek isterim. Aramız iyiydi ve bildiği her şeyi bana ve benim gibilere aktarmak için uğraşırdı. Basit şeylerin neden önemli olduğunu anlatıyordu. Bir örnek vermem gerekirse, ona göre basit şeyleri mükemmelleştirip oyuncularınıza benimsetmek, saha dışında disiplini yaratmak ve gerçek bir öğretici olmak önemliydi. Öğretme yeteneğini önceliğe taşıyordu. İşte onun gibi bir insanla birkaç ay geçirdim. Önce oyunun temel ve basit şeylerini öğrendim, sonra birkaç detay/derin bilgi kaptım ve kendi felsefemi yaratmaya çalıştım. Koç Knight’la bir arada olmak. Hayatımın en mükemmel anılarının birçoğunu orada yaşadım.

Kolej basketbolundaki havayı yaşamak nasıldı peki?

O zamanlar tam anlamıyla bir basketbol bağımlısıydım. Bulabildiğim, gidebildiğim tüm maçları tüketiyordum. Şunu söylemeliyim, bir NCAA maçını yerinden izlemeden oradaki inanılmaz atmosferi, insanların üniversiteli olup basketbol oynayan gençlere duydukları inancı, verdikleri desteği anlamanız imkansız. Özellikle de basketbolun kalbi olan Indiana gibi bir yerde. Orada lise, kolej tüm seviyedeki maçlara gittim ve tonlarca şey öğrendim. Eh, tabii Milano’ya gitmemle birlikte daha stabilleştim.

https://imgresizer.eurosport.com/unsafe/0x0/filters:format(jpeg):focal(1325x206:1327x204)/origin-imgresizer.eurosport.com/2020/09/24/2893319.jpg

Tam da oraya geliyordum. Olimpia Milano’yla yollarınız nasıl kesişti?

Amerika Birleşik Devletleri’ne gitmeden önce İtalya’da birtakım yerel takımların gençlik kademelerine antrenörlük yapmıştım. O sıralarda bazı kontaklar kurmuştum ve sonrasında işler bir şekilde gelişti.

18 yıldır birçok baş antrenör değişti ama siz kaldınız. Bu istikrarın sırrı ne?

Benim oyuna bakışıma, vizyonuma göre hataları kabullenip gelişmeye açık olmak, her şeyi öğretme yeteneğine sahip olabilmek kadar öğrenmeye de sahip olmak, dinlemek, okumak, gelişmek önemli. Bu vizyonumu çalıştığım tüm koçların yanında sürdürdüm. İşim için mücadele ettim, birçok farklı yükü taşırken günün sonunda bu kültüre, kulübe olan tutkum ve aşkım bana daima güç verdi. Tutku, disiplin, çalışma ve daima gelişmeye açık olma. 18 yılın sırrı bu kadar basit.

Bu süreçte birçok antrenörle çalıştınız yani birçok farklı sistemin parçası oldunuz. Ayrıca bu süreç içerisinde oyun bir hayli değişti. Basketbolun durağan olmayan yapısında sizin hücum ve savunma sistemlerine bakışınız nasıl?

Açıkçası oyunun değişimi son yıllarda biraz çılgın bir hâl aldı. 2,15’lik pivotlar, o smaç yapan, blok yapan devler şimdi mesafeli üçlükler atıyorlar. Kısaların atletizm özellikleri çok daha arttı, gelişti. Oyundaki tempo mükemmel seviyelere ulaştı. Bu tarz trendleri artık hepimiz biliyoruz. İşe kişisel açıdan bakacak olursam öncelikle elimdeki oyuncu yapısına göz atarım. Bu takımla neyi iyi oynayabileceğimizi ve hangi oyunları geliştirmemiz gerektiğini belirlemeye çalışırım. Ardından bazı çalışmalar yapar bunu baş antrenörümüz ve diğer ekip arkadaşlarımla tartışırım. Biraz daha detaya inecek olursam, topu paylaşmak, hızlı oynamak ama geç de olsa doğru şutu bulmak, oyuncular arasındaki mesafeye dikakt etmek ve oyunu anlamak, zeki olmak vizyonumdaki ana noktalar. Savunma ise enerji kaynağımız. Şu anda Koç Ettore Messina’yla birlikte yaptığımız gibi savunmadan aldığımız enerjiyi hücuma aktarıp tempo kazanmak, takımı ileriye taşımak rakibi geride bırakmamız konusunda daha etkili oluyor. Yani bazı geleneksel detaylara modern oyunun hızını, geometrisini ve enerjisini katmayı seviyorum. Ama günün sonunda bir şey, çok basit bir şey tüm vizyonu yaratıyor: Oyunu anlamak.

https://imgresizer.eurosport.com/unsafe/0x0/filters:format(jpeg):focal(2227x74:2229x72)/origin-imgresizer.eurosport.com/2020/09/24/2893320.jpg

Şu ana dek birçok genç oyuncuyla, antrenörle, menajerle röportajlar yaptım ve birçok isim, İtalya’nın basketbol kültürüne dair iyi şeyler söylediler. İtalya’nın basketbol kültürünü siz nasıl yorumlarsınız?

Son dönemlerde iyiyiz, çok daha iyiyiz. Geçmiş yıllarda ülkemizde futbol ve voleybol, takım sporları arasında açık ara ilk sıralarda olan spor dallarıydı. Basketbol, voleybolla rekabet edebiliyordu ama elbette daha iyi olmamız gerekiyordu. Sonrasında işin özünü anladık. Yani her şeyi, bir basketbol takımında yer alan her bireyi kendimiz yetiştirirsek, sistemimizi yaratırsak çok daha başarılı olabileceğimizi anladık. İşte bu süreç sonrasında iyi antrenörlere, oyunculara sahip olduk ve bir basketbol ülkesi hâline geldik.

Hobileriniz neler?

50 yaşıma doğru geliyorum ve ailemle vakit geçirmek, okumak, dinlenmek, bilgi birikimimi arttırmak en büyük hobilerim. Ah, tabii bir de müzik dinlemek.

Peki en sevdiğiniz müzik türü nedir?

İşte bu soruyu düşünmeden cevaplayabilirim, rock!

Mükemmel! Peki en sevdiğiniz rock grubu veya sanatçısı kim?

Yine kolay bir cevap, Led Zeppelin.

Basketbol
Euroleague Maçlarına Koronavirüs Engeli
10 SAAT ÖNCE
Basketbol
Euroleague: Haftanın bilançosu #3
19/10/2020 - 14:08