Basketbolda yetenek kavramını bir oyuncuya vermek gayet kolaydır. Bazı oyuncular bu etiketi, bir maçlık performansları sonrasında alırlar ama onların yetenek etiketi gecelik devam eder. Süreklilik gösteren “yetenek” ise gençlik yıllarında baş gösterir.

15’inde, 17’sinde veya 18’inde bir genç, içini doldurmadığı formayla sahada harikalar yaratır. Menajerler ile yöneticiler arasındaki o kızgın bağa kapılmadan sadece yeteneğine odaklanır. Oyuncu izleme ekiplerinin listelerinde başı çeker. Fakat iş burada törpü yapmaya veya yapamamaya gelir. Eğer bu genç, 18’inde çıktığı zirvenin aslında daha ilk adım olduğunu anlayıp gelişmeye, çalışmaya, olgunlaşmaya çaba gösterirse, tamam, işler gerçek bir yetenek kuşağında devam eder. Aksi hâlde FIBA turnuvalarının gençlik kategorilerinde Michael Jordan olsanız bile işe yaramaz.

Basketbol
Euroleague: Haftanın bilançosu #3
19/10/2020 - 14:08

Litvanya’nın oyuncu yetiştirme fabrikasının 2000 jenerasyonuna üye olan Rokas Jokubaitis, erken yaşta elde ettiği şansları mükemmel bir olgunlukla birleştirebilenlerden biri. Şu sırala NBA Draftı’na girmek veya draft’tan çekilmek onun gündeminde yer alan konular. Biz de hem bu konulara hem de her zaman olduğu gibi hikâyeye değiniyoruz.

Koronavirüsün ilk aylarında büyük bir belirsizlik hâkimdi. Bu süreci anlatır mısınız? Neler yaptınız?

Mart’ın ikinci haftasında sezon askıya alındı bildiğin gibi. Bu karardan hemen birkaç dakika sonra genel menajerimiz evlerimize gitmemizi ve evlerimizde kalıp Euroleague’den gelecek açıklamayı beklememizi söyledi. Fakat işler sporun boyutunu aşıp tüm dünya sağlığını etkileyince bireysel olarak çalışmamızın iyi olacağını anladık. Fizyoterapistimizin gönderdiği programlar eşliğinde fit kalmaya çalıştık. Mayıs’ın ikinci haftasında Euroleague, sezonun iptal edildiğini duyurduktan sonra net bir plan hazırlandı ve buna uygun hareket etmeye başladık. Alışılmadık bir süreçten geçtikten sonra temas olmadan kapalı kapılar ardında antrenman yapmaya başladık.

2000 doğumlu oyuncular arasındaki en yetenekli isimlerden birisiniz. Peki işin en başında hikâyeniz nasıl oluştu?

Eh, basketbolla tanışmam zor değildi açıkçası. Babam ve annem profesyonel olarak basketbol oynamışlardı. Yani tamamen bu sporu seven insanların etrafında yetiştim, doğal olarak bu olan bitenlerden ötürü basketbola bir ilgi besledim. Babama basketbolla daha ciddi bir şekilde ilgilenmek istediğimi söyledim ve bana bu konuda yardımcı oldu. Ailem ilk antrenörüm, destekçimdi. Onların kariyerleri, disiplinleri bana ilham kaynağı oldu.

Mažeikiai’de doğdunuz ama 9-10 yaşınızdayken şehrinize 100 kilometre uzakta olan Klaipėda’ya akademiye gittiniz. O süreçte neler yaşadınız? Ailenizden uzak kalmak, yeni bir tecrübe…

Tabii biraz zorlandım. Ama iyi bir basketbol eğitimi için bunu yapmaya mecburdum. Çünkü doğduğum şehirdeki basketbol seviyesi çok düşüktü, orada bir şeyler öğrenmem epey zor olacaktı. Klaipėda’ya Cuma, Cumartesi ve Pazar günleri gidiyordum. Cuma günü antrenman yapıyor ve hafta sonu maçlara çıkıyordum. Orada en iyilere karşı en iyilerle birlikte oynadım. Ama bir sorun vardı, haftanın sadece üç günü takımımla olabiliyordum. Demek istediğim, hem hayatım her anlamda ikiye bölünüyordu hem de basketbolda istediğim alışkanlığı yakalayamıyordum. Fakat sonrasında annem ve babamın mesleklerine terfi geldi, bu sayede Klaipėda’daailecek yaşama fırsatı elde ettik.En iyi antrenörlerle tüm hafta çalışıp akşamında ailemle zaman geçirme şansını elde ettim böylece. Mükemmeldi!

https://imgresizer.eurosport.com/unsafe/0x0/filters:format(jpeg):focal(1313x86:1315x84)/origin-imgresizer.eurosport.com/2020/09/26/2894527.png

Anneniz ve babanızın meslekleri nelerdi?

Annem polisti. Şu an yaptığı meslek de buna benzer ama tam polislik değil. Babam ise bir endüstri kolunda görevli.

YolunuzŽalgiris Kaunas’la nasıl kesişti?

Birkaç sezon boyunca Klaipėda’da iyi performanslar sergiledim. Bunun sonucunda Žalgiris’teki antrenörler beni Adidas Next Generation (gençlerin mücadele ettiği ünlü bir turnuva) öncesinde başka bir turnuvada denediler. Hem oradaki hem de ANGT’deki performanslarım sonrasında ikinci takımın baş antrenörü 2015 civarında beni takımına aldı. O yıldan sonra her anlamda kademe kademe yükseldim ve Euroleague’de süre alıp NBA Draftı’nda adı bilinen bir oyuncu oldum.

Bu yolculuğunuzda Šarūnas Jasikevičius’la çalıştınız uzun bir süre. Onu nasıl tarif edersiniz?

Šarūnas Jasikevičius senin de bildiğin gibi günümüz basketbolunun en iyi antrenörlerinden biri. Onunla tonlarca antrenmana ve maça çıkma şansı yakaladım. Benim için işi daha özel kılan şey, Šarūnas Jasikevičius’un oyunculuk kariyerini başarılı bir oyun kurucu olarak tamamlaması. Yani ondan bu işin püf noktalarına dair çok önemli şeyler öğrendim. Topu nasıl daha iyi yönlendirebilirim, şut mekaniğime nasıl akıcılık katabilirim gibi birçok detay şeyde gelişimimi sağladı. Fiziksel gelişimim, pozisyonel avantajım… Onun için oynamak iyiydi ama, eh, bazı zor zamanlarımız da oldu. O daima sinirli olan biri. Çok kızgın. Sert uyarılar yapmaktan kaçınmıyor ama günün sonunda onun için daima iyi nitelemeleri yapabilirim.

Saras sonrasında Martin Schiller’la çalışıyorsunuz. Koç Schiller, geçtiğimiz yıl G League’i şampiyon olarak tamamlayan Salt Lake City’nin baş antrenörüydü. Onla neler konuşuyorsunuz?

Martin Schiller geldikten sonra birçok antrenman yaptık ve az da olsa maç oynadık. Şu anda net bir geri dönüş vermem güç ama bazı şeyleri söyleyebilirim tabii ki. Savunmada değişen bir şey olmadı. Aynı sistem, aynı dağılım devam ediyor. Agresifliğimiz devam ediyor. Hücumda ise, eh, burayı detaylı anlatamam, en azından röportajda. Genel olarak daha akıcı, akıllı ve hızlı oynuyoruz. Bazı numaralarımız var. Koç Schiller’ın yaptığı en büyük etki soyunma odası, saha dışı atmosfer anlamında oldu. Yani Amerika Birleşik Devletleri’nden yeni geldi ve oradaki neşeli, ilginç pozitif havayı buraya da taşımayı başardı.

Sezon önü maçlarda geçen yıla göre daha formda görünüyordunuz. Özellikle kilo verip biraz daha hız kazanmış olmanız dikkat çekiciydi.

Evet, bu korona sürecinde sıkı antrenman yapmaya devam ettim. Topla daha agresif olmayı, tempoyu kontrol edip oyunun bana getirdiği şeyleri daha iyi analiz edip skor üretmeyi veya arkadaşlarma pozisyonlar yaratmayı daha iyi biliyorum artık. Sadece oyun kurucu olarak değil; şutör guard olarak da süre alıyorum. Bu özgüvenle birlikte gelişmem çok da zor olmadı. Asistan antrenörlerimizin özel çabası ve takım arkadaşlarımın bana verdiği destekle daha iyi oldum. Tabii savunmada da kendimi daha formda hissediyorum.

NBA Draftı’ndan çekilecek misiniz yoksa draft’ta kalacak mısınız?

Bu konuda henüz bir karar verebilmiş değilim. Doğrusu, net kararımı birkaç hafta sonra alacağım. Draft bir ay daha ertelendi ve o sürece kadar Euroleague’de sezon başlamış olacak. NBA’in 2020-2021 sezonunda ne zaman başlayacağı belli değil. Yani şu an kafam karışık ve olabilecek en iyi seçimi düşünüp kararımı ona göre vereceğim.

Zoom toplantıları üzerinden hangi takımlarla görüştünüz?

Yüksek takım statüsüne bakacak olursak Philadelphia 76ers ve Toronto Raptors.

Philadelphia 76ers sanırım mükemmel bir şans olabilir sizin için. Zira onlar oyun kurucu pozisyonunda bir hayli sorun yaşıyorlar.

Evet, kesinlikle. Ama hangi takımın olduğu bu aşamada fark etmiyor, NBA’de oynamak her hâliyle ketif verici olur.

https://imgresizer.eurosport.com/unsafe/0x0/filters:format(jpeg):focal(1028x393:1030x391)/origin-imgresizer.eurosport.com/2020/09/26/2894522.jpg

Hücum ve savunmada kendinizi en çok rahat hissettiğiniz setler neler?

Orta mesafede ve üç sayı gerisinde hem nokta hem de yaratıcı bir şutör olarak pick-and-roll sonrasında hücum etmeyi seviyorum. Şut mekaniğimi ayarlayıp ince adım ayarlamamı yapmamda ve zayıf taraftaki geometriyi bozmamda işime yarıyor bu setler. En rahatı bu. Savunmada ise tamamıyla baskıya odaklıyım. Rakibime maçın hissiyatını vermemek, onu basketboldan soğutmak, hakemlerle konuşup tüm momentumu takımımın lehine çevirmeyi seviyorum.

Hobileriniz neler?

Doğrusunu söylemem gerekirse fazlasıyla klasik bir genç insanın hobilerine sahibim. Arkadaşlarımla ve ailemle zama geçiriyorum. Çok fazla kitap kurdu değilim, PlayStation’da zaman geçirmeyi seviyorum. Zaten sezon temposuna girdiğimizde tüm bu şeyler için zamanım olmayacak. Tek odak noktamı kazanmaya bağlayacağım. Basit bir yaşamım var yani. Ama şunu söyleyebilirim. Basitlik maalesef herkesin elde edemediği bir güzellik.

Bu arada parmağınızdaki sargı dikkatimi çekiyor. Ne oldu?

Son antrenmanımızda ufak bir sakatlık geçirdim. Ciddi değil ama takım doktorumuz tedbir amaçlı olarak bu sargıyı yapmak istedi.

En sevdiğiniz film nedir?

Komedi izlemeyi seviyorum. Net bir favorim yok ama en son izlediğim Good Boys’u cevap olarak verebilirim.

En sevdiğiniz dizi nedir?

The Walking Dead.

En sevdiğiniz yemek nedir?

Mac & Cheese.

Basketbol
Yol
17/10/2020 - 21:11
Basketbol
Baba & Oğul
09/10/2020 - 07:42