“Özverili bir bisikletçi, mücadelelerde acımasız. Bazen temposunu bulması vakit alabiliyor ama yarış sonlarında onu yenmek çok zor. Dünyevi zevkler ona göre değil, onun yolu çile çekmekten geçiyor. Bu yüzden antrenmanlarını asla aksatmaz, ne sıcak ne soğuktan etkilenir. Son olarak, acıya nasıl dayanacağını herkesten iyi bilir. Öne uzanıp yüzünü gidonun arkasına saklar. Mavi şapkası kulaklarına varır, onu uzaklardan bile tanıyabilirsiniz.”
Pierre Chany’nin kaleme aldığı bu satırların öznesi, birçok Flandrien olabilirdi. Ne de olsa Flandrien kelimesinin sözlük tanımı yapılsa ortaya çıkacak sonuç, yine az çok böyle bir şey olurdu. Ama bu paragrafta bahsedilen kişi Briek Schotte. Sözlükteki tanımın altında, örnek cümlede yer verilecek kişinin ta kendisi.
Beş kardeşiyle birlikte çiftçi bir ailenin çocuğu olarak büyüyen Schotte, bir nisan günü gelecekte iki kez kazanacağı yarışı izlerken bisiklet tutkusunun farkına vardı. Kimi zaman fabrikadaki mesaisi başlamadan gecenin bir yarısında, kimi zaman da Flandre’nin dondurucu havasında yaptı antrenmanlarını. Ödülü ise iki gökkuşağı mayo, iki Ronde, kendisine hiç uymayan bir profilde ikinci tamamladığı Fransa Turu ve sayısız tek günlük yarış zaferiydi.
Ronde van Vlaanderen
Ronde van Vlaanderen : Yarış Özeti
06/04/2021 - 08:03
Savaş öncesinde başladığı kariyeri 1959’da sona erdi. Ardından sportif direktörlük macerasına da atıldı ama bir Flandrien’in doğal yaşam alanı dört yanı kapalı bir araba değildi. Hayatını en sevdiği günde, 4 Nisan 2004’te kaybetti. Ronde gününde.
https://i.eurosport.com/2021/04/03/3022635.jpg
Arkasında bıraktığı miras ise her nesilden birçok bisikletçiyi etkiledi. Yüzü çamurla kaplanmış her Flaman, kendini Briek Schotte’ye benzetti. Büyük şampiyon, genç meslektaşlarına yardım etmek için Flandrien olmaya çıkan merdiveni 10 basamağa ayırmıştı. Schotte’nin adımları aslında oldukça kısa ve netti. Fakat uygulanması mümkün müydü, ona siz karar verin.

1.Elindekiyle yetinmeyi bil.

Sep Vanmarcke yıllar boyunca Boonen’la kıyaslandı, kaç anıtsal yarış kazanabileceği tartışıldı ve yeni bir şampiyon olarak tanıtıldı. Fakat zaman gösterdi ki Sep Vanmarcke Boonen seviyesinde bir şampiyon olmaya ne fiziksel ne de zihinsel olarak hazırdı. Bunu ilk fark edenlerden biri de neyse ki Vanmarcke’ın kendisiydi.
“Eskiden bu kadar şanssızlıktan sonra kesinlikle bir çöküş yaşardım. Ama bu sefer yaşamadım. Eşim ve kızım sayesinde aksiliklere doğru pencereden bakmayı ve düşüncelerimi kontrol etmeyi öğrendim. ” demişti Vanmarcke daha önce Rouleur’e verdiği bir röportajda. Velodromda Cancellara’ya kaybettiği Roubaix sonrası altı ay kendini toparlayamamış. Ne zaman o yarışı düşünse bacakları kasılır, velodromdaki sprinti bir daha atar ve kaybettiğini bir kez daha fark edermiş.
Onun için dönüm noktası, beklentilerini daha gerçekçi bir seviyeye çekmek oldu. “Neden hep en iyilerle kıyaslanıyordum ki? ‘Asla kazanamayacaksın.’ diyorlar. Tamam. Asla kazanamayacağım. O zaman beni aynı seviyedeymişiz gibi göstermeyin. Ben bir favori değilim, kazanmam sürpriz olur."
Hala WorldTour seviyesinde devam etmesine rağmen Vanmarcke bu sezonun başında bir basamak aşağı indi ve kendini orada çok daha özgür hissediyor. Klasiklerle ilgilenmeyen Israel Start-Up’ta yeni bir yarışma motivasyonu yakaladı ve sezonun başından beri Belçika’daki bütün yarı klasiklerde bir şekilde önlerde yer buldu. Zaten önemli olan da bu: yaptığı işten keyif aldığı sürece sonuçlar eskisi kadar önemli olmayacak.

2.Azim ve sabır tüm kapıları açar.

Geraardsbergenliler, Brüksel’deki Manneken Pis heykelinin orijinal halinin kentlerinde bulunduğu konusunda ısrarcı. Tarihi ortaçağa dayanan heykel, uzun süredir şehrin meydanında ve Ronde yıllardır Muur’e yaklaşırken önünden geçiyor. Yarış sırasında tıklım tıklım olan meydanda heykel pek dikkat çekmese de 1985’teki yarışta bir bisikletçiye ilham kaynağı olmuş olabilir.
7 Nisan 1985 günü Flandre’ye dondurucu bir soğuk, yağmur ve rüzgâr hâkimdi. 173 bisikletçi yarışa başlarken sadece 24’ü finişi görebilmişti. Sıklıkla sert karakteriyle ilgili hikâyeler anlatılan Sean Kelly, o günü sele üzerinde deneyimleyenler arasında. Otobiyografisi Hunger’da 14. bitirdiği yarıştan da bahseden İrlandalı, Muur’e yaklaşırken donduğunu hissetmiş ve bacaklarını ısıtmanın tek yolunun idrarı olduğunu düşünmüş.
Sean Kelly’yi bu çözüme iten o soğuğu yenebilen tek kişi ise o gün yarışı saf bir güç gösterisiyle kazanan Eric Vanderaerden. Koppenberg’den önce, kırılan jantını değiştirmek için duran herhangi biri için yarış çoktan bitmiştir. Zira Koppenberg öndeyken tırmanması zor, arkadayken imkânsız bir tırmanış. Buna rağmen Vanderaerden, dar tırmanışta bisikletiyle yürüyen onlarca kişinin arasından kendini bir şekilde çıkardı ve dakikalarca geride olmasına rağmen tek başına takibe başladı. Favorileri yakaladı, takım arkadaşı Phil Anderson’la Hennie Kuiper’in atağını geri getirdiler ve Muur’deki atağıyla Meerbeke’ye tek başına geldi.
Vanderaerden, ilk kez 23 yaşında kazandığı Ronde’yi bir daha kazanamadı. İkinci ve son anıtsal yarış zaferi, bir başka çamurlu ve kaotik günde gelecekti. ‘87 Paris-Roubaix’de 25 kilometre kala atak yaparak günün ilk kaçışını yakaladıktan sonra sprinti kazanmak, onun için işten bile değildi.
https://i.eurosport.com/2015/04/29/1470042.jpg

3.Yorgunsan git uyu.

“Bernard Hinault Paris-Roubaix’ye sadece bir kez katıldı, kazandı, podyumda ‘Bu yarış saçmalık!’ dedi ve bir daha asla Roubaix’de yarışmadı.” Bu bisiklet dünyasının en ünlü mitlerinden biri. Hinault’nun agresif ve isyankar şampiyon imajına da açıkçası fazlasıyla uyuyor. Fakat aslında Hinault, Paris-Roubaix’ye beş kez katıldı ve gökkuşağı mayoyla kazandığı edisyon dâhil olmak üzere tamamında ilk 15 içerisindeydi.
Öte yandan, Hinault’nun Ronde’ye sadece bir kez katıldığı doğru. 1978’de yarışı 11. tamamladı, bunun bir yarış değil savaş olduğunu söyledi ve sözünde de durdu. En önemlisiyse bunları yaparken henüz hiç büyük tur koşmamış 23 yaşındaki bir genç olmasıydı. Hoş, üç ay içerisinde ilk iki büyük turunu koşacak, ikisini de kazanacak ve pelotondaki tecrübeli sayısız isme rağmen Fransa Turu’ndaki protestoya o liderlik edecekti.

4.Özgürlüğünü asla kaybetme.

Ronde, temsil ettikleriyle sporun dışına da uzanan bir yarış. Bisiklet seyircisinin zaten aşina olduğu üzere, 1830’da bağımsızlığını kazanan Belçika’da uzun süre Valonların Flamanlardan üstün olduğu görüşü hakimdi. Nüfus olarak ülkenin çoğunluğu Flaman olmasına rağmen resmi dil Fransızca iken Flaman olmak da aşağılanmak için geçerli bir nedendi.
Karel van Wijnendaele ve Leon van den Haute, bu yarışı kurarken sadece gazete satma motivasyonu taşımıyordu. “Bu alanda yapabileceğimiz çok şey olduğunu düşündük.” diyor van Wijnendaele. “Flaman halkımıza konuştukları dilde bir gazete ulaştırarak Flaman olmanın gururunu yaşatmak istedik.” Bu yarış sayesinde Flamanlar, Valonların Liege-Bastogne-Liege’i gibi, kendilerine ait bir yarışa sahip olabilecekler ve kendi kahramanlarını yaratacaklardı.
Leon van den Haute, perde arkasındaki adamdı. Yarış fikrinin sahibi olmasının yanı sıra, van Wijnandaele medyayla ilgilenirken o daha çok sportif faaliyetlerden sorumluydu. Yarış Gent’ten başlayacak, Sint-Niklaas, Aalst, Oudenaarde, Kortrijk, Menen, Veurne, Oostende, Torhout, Roeselare ve Brugge’yi geride bırakarak yine başladığı şehirde sona erecekti.
25 Mayıs 1913’te gerçekleştirilen ilk Ronde van Vlaanderen’ı 12 saatten uzun bir yolculuğun sonunda bir Flaman, Paul Deman kazanırken yarışa başka ülkelerden kimse katılmamıştı. 105 edisyon boyunca Valon Claude Criquielion ve Philippe Gilbert, Brükselli Eddy Merckx gibi birkaç ismin dışında yarışı kazanan Belçikalılar genellikle Flamanlardan olacaktı.

5.Kimsen öyle kal.

Johan Museeuw, namıdiğer Flandre Aslanı. Üç Ronde, üç de Paris-Roubaix zaferinin yanı sıra Dünya Şampiyonu ve onlarca prestijli yarış galibi. Lakabı ve kupa dolabı görkemli olabilir ama Museeuw’un karakteri, bu başarıların hiçbirinden sonra değişime uğramadı. Gençken konuşmayı sevmeyen, net bir adamdı. Artık 55 yaşında, konuşmayı daha da sevmiyor ve bir insan ne kadar net olabilirse o kadar net.
https://i.eurosport.com/2017/02/20/2029001.jpg
Ronde üzerine kitap yazan Edward Pickering’in Museeuw’la yaptığı buluşma, bisiklet çatısı altındaki en absürt şeylerden biri olabilir. Pickering, röportaja gitmeden önce de kendisini nasıl birinin beklediğini biliyormuş. Daha önce doping itirafı almaya giden Lionel Birnie’nin ‘Söyleyecek bir şeyin var mı?’ sorusuna ‘Yok.’, ‘Hangi maddeyi kullandığını söyleyecek misin?’ sorusuna ‘Hayır.’ cevapları vererek iki kelimelik bir röportaj gerçekleştiren birinden laf almayı deneyeceğinin farkındaymış yani.
Kayıt tuşuna basmadan önce Museeuw’a, röportaj sonrasında değiştirmek istediği bir cevabı olursa değiştirebileceklerini söyleyecekmiş ki Belçikalı cevap vermiş: “Ben asla fikrimi değiştirmem.” Röportaj boyunca Museeuw’un Pickering’e verdiği ters cevaplar ve aşağılayıcı sessizlikler mevcut fakat kreşendo misali en absürt nokta röportajın sonunda gerçekleşiyor.
Sorular bittiğinde Museeuw, gazeteciye bir kahve içmek isteyip istemeyeceğini soruyor. Evet cevabını alınca birlikte dükkânın kafeteryasına gidiyorlar, Museeuw iki kahve istiyor, birini alıyor ve Pickering’e sırtını dönüp arkadaşlarının yanına doğru uzaklaşıyor. Son.

6.İzleyerek çok şey öğrenebilirsin.

Ronde’de sadece bisikletçiler değil, seyirciler de yer kapmak için yarışıyor. “Acaba başta Kwaremont’ta beklesek sonraki turda Paterberg’e yetişebilir miyiz, Muur’e peloton fazla kalabalık gelip hemen geçer mi, yoksa en iyisi finişte beklemek mi?” Binlerce Belçikalı, Ronde’yi en fazla yerden izlemek için haritalarını çoktan hazırlamış olmalı. Sabah erken saatlerde planladıkları tırmanışa gidecekler ve peloton bekledikleri tırmanıştan geçer geçmez arka yollardan sıradaki hellingen’e yetişmeyi deneyecekler. Bir daha, bir daha ve bir daha.
Ronde’nin ulusal bir bayram olduğu klişesi kesinlikle abartı değil. Bu topraklarda gencinden yaşlısına birçok insan bir haftalığına bisiklet izleyicisi oluyor. Yine parkur üzerindeki kafe ve barlar da çok önceden Ronde hazırlıklarına başlıyor ve sadece o gün normalde birkaç ayda elde edecekleri geliri rahatlıkla sağlıyorlar.

7.Boş verenler kaybolur.

“Eleştirileri pek önemsemiyorum fakat artık herkes Wout veya Mathieu taraftarı. Bu yüzden onların yarışı kazanmasına yardım etmezseniz, onlara servis yapmazsanız yanlış yaptığınız söyleniyor. İkisinin kutsal gösterilmesini anlayabiliyorum fakat ben bir seyirci olsam daha farklı bir pencereden bakardım. Sadece birkaç kişi çok iyi ve kalanlar rezil durumda değil. Onlar yıllardır görmediğimiz özel yetenekler fakat biz de değersiz değiliz. Sanırım artık bizim yaşamaya hakkımız yok.”
https://i.eurosport.com/2020/10/18/2917427.jpg
Bu açıklamalar Oliver Naesen’den ve haklı olmadığını da kimse söyleyemez. Van der Poel ve van Aert’ın yarattığı etki ve ne kadar iyi bisikletçiler oldukları tartışmaya kapalı konular olsa bile ikisinin etrafında sağlıksızca büyüyen taraftarlık kültürü bisiklet sporu için büyük bir tehlike. Başka bir örnek vermek gerekirse çarşamba günü koşulan Dwars door Vlaanderen’ın gazetelerdeki yansımaları seçilebilir. Belçika’daki birçok spor gazetesi van der Poel’un kötü performansına, Alaphilippe’in sakin yarışına ve gündemle hiçbir alakası olmayan Evenepoel’e sayfalar ayırırken 50 kilometrelik bir atakla yarışı kazanan Dylan van Baarle’a ayrılan yer gerçekten saygısızlık seviyesindeydi.
Elbette sadece yazılı basın değil, sosyal medya ve dijital kaynaklar da bu trendi körüklüyor. Fakat bu sporun güzel yanı, neredeyse 200 bağımsız değişkene sahipken bazı kesitlerinin de tahmin edilenden daha fazla hayatın kendisiyle benzeşiyor olması. Rakibinizden daha iyi oynayarak kazanabileceğiniz bir tenis maçı veya en hızlı koşarak kazanabileceğiniz bir spor değil bisiklet. Açık ara farkla en güçlü siz olsanız bile herkes size karşı yarışıyorsa kazanamazsınız. Tam da bu sebeple, diğer bisikletçilere de hak ettikleri saygıyı göstermek ve pelotonun kolektif gücünü küçümsememek gerekiyor.

8.Geldiğin yeri asla unutma.

Fransa Turu’nda Fransızların veya başka bir turda vatandaşların birbirine gerektiğinde yardım etmesi sık rastlanan bir olay. Böyle durumlara seyircilerin tepkisi genellikle olumlu olur ve hoş bir anı olarak bisiklet tarihinin bir köşesine not düşülür. 1977 Ronde’sinde yaşananlar ise pek hoş hatırlanmayacak türden. Merckx uzun mesafeden atağını yapmış, finişe doğru tek başına ilerliyordu. Onu kovalayanlar ise dönemin en iyi klasikçilerinden ikisi, Roger de Vlaeminck ve Freddy Maertens idi. Merckx yakalandı, geride kaldı ve iki Flaman arasındaki sprint finişini de Vlaeminck kazandı. Yaşananlar buydu, en azından seyirciler için.
Yaşananları kavrayabilmek için filmi bir gün öncesine, sportif direktörlerin toplantısına sarmak gerekiyor. Daha önce Merckx’le çalışan ve ‘Yamyam’la sürekli çatışma yaşayan Lomme Driessens, Flandria takımına geçmişti. Toplantıda Koppenberg’de bisiklet değiştirmeye izin verilmeyeceği konuşulurken Driessens toplantıya gitmemiş ve Maertens’i Koppenberg öncesi mekanik problem yaşıyormuş gibi davranmaya ikna etmişti ki şüphe çekmeden bisiklet değiştirebilsinler.
Planlarını kusursuz uyguladılar ve bisiklet değişiminin ardından Maertens de Vlaeminck’le birlikte Merckx’i önce yakaladı, ardından da geride bıraktı. Fakat kısa süre sonra yanına komiser aracı geldi ve kural ihlali sebebiyle yarış dışı bırakıldığını söyledi. Normal bir yarışta Maertens’in numaralarını söküp bisikletinden inmesi beklenirdi fakat de Vlaeminck ile 300,000 frank değerinde olduğu iddia edilen bir antlaşma yaptılar ve Maertens yarışın sonuç listesinde adının olmayacağının farkında olmasına rağmen yarışmaya devam etti. Anlaşma gereği, Maertens önde çalışarak grubun yakalanmamasını sağlayacak ve son metrelerde rakibinin geçmesine izin verecekti.
https://i.eurosport.com/2013/07/05/1049080.jpg
De Vlaeminck, Merckx’le aralarındaki rekabette kendi hanesine bir artı eklemek için bisiklet sporunun en eski numaralarından birini kullanmış ve seyircilerin bütün tepkilerine rağmen istediğini elde etmişti. Merckx yarışı bitiremezken de Vlaeminck, beş anıtsal yarışının tamamını kazanan üçüncü isim olmayı o gün başardı. Yarıştan zaten bir kez diskalifiye edilen Maertens ve üçüncü Walter Planckaert, pozitif doping testi sebebiyle ceza aldılar ve Godefroot ile Raas podyuma adım atmış oldu. Para mı? De Vlaeminck tamamını ödediğini söylüyor, Maertens ise yarısının bile eline ulaşmadığını.

9.Gerçekleşmeyecek hayallere inanma.

Sean Kelly, bir dönemin en dominant klasikler yarışçısıydı. Diğer dört anıtsal klasiği en az ikişer kez kazanan İrlandalı’nın Ronde’yle olan ilişkisi ise hiçbir zaman hayal kırıklığının ötesine geçemedi. 12 kez katıldığı yarışı üç kez ikinci tamamlarken her birinde zafere uzanabilecek bacaklara sahipti ama kimi zaman şanssızlık kimi zaman da milisaniye içerisinde verdiği kararlar onu bu zaferden alıkoydu.
Diğerleri, bir grup içerisindeki en güçlü bisikletçi olduğunuzun farkındaysa o yarışı kazanmak çok daha zordur. 1984-87 arası Kelly’nin Ronde’de yaşadığı da tam olarak buydu. Paris-Nice’i art arda yedi kez kazandığından bu yarışa her zaman çok formda ama bir o kadar da gözler önünde geliyordu. ’84 ve ‘87’de sırasıyla Lammerts ve Criquielion atak yaptığında herkes Kelly’nin tepkisini beklemişti. Kelly ikisini de takip etmeyince yarışların kaderi birkaç saniye içerisinde belirlenmiş oldu.
1986’da ise işler biraz daha farklıydı. Bosberg’deki ataklarla dört kişilik bir grup oluşmuş, Meerbeke’de sprinte gidiliyordu. Steve Bauer, Jean-Philippe Vandenbrande ve Adrie van der Poel’a karşı sprintte favorinin kim olduğu belliydi. “Dürüst olmak gerekirse o gün çok güçlü hissediyordum ve kimsenin beni yenebileceğini düşünmemiştim. Hiç yavaşlamadım ve son kilometre boyunca grubu hep ben çektim.”
Sean Kelly, rehavetin bedelini ağır ödedi. Sprinti hem en kötü pozisyondan hem de çok uzaktan açarak Adrie van der Poel’a bir anlamda domestiklik yaptı ve son metrelerde geçildi. “Bu kadar iyi yarıştığınızı düşünüp bacaklarınıza fazla güvendiğinizde kaybedersiniz” diyordu King Kelly ve bu yarışı kariyerini tamamlamadan bir kez olsun kazanabileceğine emindi. Ne yazık ki 29 yaşında yakaladığı fırsat, bir daha eline geçmeyecekti.

10.Kötülüklerden söz etme, seni bulur.

Paris-Roubaix’nin ertelenmesiyle klasikler sezonu bir kez daha geleneksel takvimini bozmak zorunda kaldı. Birkaç haftadır gitgide artan ertelenme söylentilerinin akabinde geçtiğimiz perşembe yapılan resmi açıklama malumun ilamı oldu. Roubaix’nin bulunduğu departmandaki önlemler dolayısıyla yarışın 3 Ekim’e ertelendiği açıklandı ve bir aksilik yaşanmazsa sonbaharda küçük bir klasikler sezonu daha olacak.
Bu sene Dünya Şampiyonası, Paris-Roubaix’den sadece bir hafta önce klasiklerin evi Flandre’de gerçekleştirilecek. Dünya Şampiyonası’nın parkuru Ronde’nin alışık olduğumuz tırmanışlarından uzak, daha doğuda olsa bile hitap ettiği bisikletçi tipi yine aynı. Patlayıcı, kısa tırmanışları iyi alabilen ve uzun mesafelerde etkili olabilecek isimlerin aynı yılda Flandre’de iki büyük yarış kazanma şansı var. Zamana karşılar Brugge’deyken yol yarışları Antwerp-Leuven arasında.
Yazı: Emre Köseoğlu
Bisiklet
Flanders'te şampiyon Kasper Asgreen
04/04/2021 - 15:44
Bisiklet
Volta a Catalunya'da Ineos imzası
29/03/2021 - 06:49