Hiçbir şey tesadüf değildir. Hiçbir şey bağlamının dışında düşünülemez. Mesela Cadel Evans'ın Fransa Bisiklet Turu'ndan zaferle dönmesi "Paris'te bir Avustralyalı" hikayesinden çok daha ötedir. 1976 Montreal Olimpiyat Oyunları'nda altın madalya kazanamadıktan sonra kolları sıvayan ve Avustralya Spor Enstitüsü'nü kuran bürokratlara kadar götürür sizi. Novak Djokovic'in Amerika Açık zaferinin izlerini takip ettiğinizde ise karşınıza zamanında Yugoslavya'daki çocukları "Yabancı dil öğrenmeye, bir enstürman çalmaya ve spor yapmaya" teşvik eden Josip Broz Tito ve kurmayları çıkar.
Mark Cavendish'in Kopenhag'daki Dünya Şampiyonası zaferi de tesadüf değildi. Her şeyden önce incelikli biçimde oluşturulmuş Büyük Britanya'nın makineyi andıran takım düzeninin bir eseriydi. Yıldız sprinter de yarış sonrası verdiği demeçte sıcağı sıcağına buna değinmiş, "Böyle bir ekiple kazanmaktan başka ne yapabilirsiniz?" sorusunu sormuştu. Aslında cevap, sorunun içinde gizli ve biraz nefeslenip zaman çizelgesinde gerilere gittiğinizde neden öyle olduğunu görüyorsunuz.

Hanedanın ayak sesleri
Kemal Tahir'in 60'larda Türk entelektüelerini ikiye bölen "Devlet Ana" eseri, tüm ideolojik arka planı ve tartışmalı tarihsel tezlerinin ötesinde saf bir şeye odaklanır. Kuruluş dönemindeki Osmanlı'nın şenlikli atmosferini Büyük Britanya takımının çok iyi anlayacağı dilden "Coming of age" şeklinde resmeder, bir dönem başlangıcı. Tüm o hengame, tüm o karakterler, tüm o olaylar zinciri bu pencereden anlatılır, elbette müthiş bir ustalık ve bir an için bile tökezlemeyen bir kurguyla.
Meşhur İngiliz bisiklet dergisi Cycle Sport'a Lionel Birnie'nin 11 Kasım 2008'de yazdığı "Project Rainbow Jersey" yazısını da Britanya bisikletinin "Devlet Ana"sı kabul edebiliriz. Britanya takımının çalışmalarını gözlemlemek için antrenman yaptıkları Manchester'a giden Birnie, gördüklerini müthiş bir ustalıkla ve detaylı bir planla anlatmıştı. Aynı Britanya takımı gibi. Sıkı antrenman, dahiyane plan program, işine sıkı sıkıya bağlı bir ekip. Akıllarında tek bir şey vardı: Dünya Şampiyonası zaferi ve gökkuşağı mayo.
Bisiklet
Leopard Trek'in sahibine soruşturma
22/09/2011 - 16:12
Mark Cavendish'in başarısının arkasındaki en önemli isimlerden biri olan Rod Ellingworth, "İki ya da üç sene içinde Dünya Şampiyonası'ndan zaferle dönmek istiyoruz. Bunun üzerine düşünmek zorundayız. Hangi bisikletçilere ihtiyacımız var? Peki onları nasıl çalıştıracağız? Yarıştan iki hafta önce en iyi bisikletçileri seçip, Cavenish'in kazanması için dua etmen yetmez" ifadelerini kullanmıştı. Önünde kristal küre, ailesinde Nostradamus soyadlı kimse yoktu, sadece takımdaki isimlere ve onları işleyecek ekibine güveniyordu.
En son 1965'te Tom Simpson ile zafere ulaşmışlardı, daha sonra Mont Ventoux'da hayata gözlerini yuman büyük efsaneyle. İkinci şampiyonluğun 2009'da gelmeyeceğini biliyorlardı, Mendrisio'daki parkur hafif yokuşluydu ve bu işin ustası Cadel Evans'a gimişti. 2010'da Melbourne'de gülen Thor Hushovd'du. Kopenhag'da düzenlenen 2011 parkuru açıklandığında ise akıllara Mark Cavendish gelmişti. Bir sprint finişi ufukta görünüyordu ve o işin ustası Danimarka'da hazır ve nazır olacaktı. Tek sorun, onu son 150 metreye taşıyacak ekibi yaratmaktı. Bu da zor olmadı. Büyük Britanya takımı, Bradley Wiggins'in müthiş liderliği ile son bölümde önce kaçanları yakaladı, sonra da Cavendish'e pastasını sundu. Man Adası doğumlu bisikletçiye mumları üflemek kalmıştı. O da başarıyla bunu yaptı.
Fark yaratanlar
Sporda otobiyografiler genelde aynı yolun yolcusudur. Başlangıçta "Ben de bir zamanlar çocuktum" minvalinde birkaç anı, yeteneğin ilk keşfedilişine dair unutulmaz bir hikaye, başarıyla ilk tanışma, zirveye giden yol. Ardından yeni bir bölüm: Sakatlıklar, parayla birlikte gelen kötü alışkanlıklar, form düşüklükleri ve çöküş. Kapanış ise psuedo-romantik bir edayla "Ne olursa olsun, yaptığım hiçbir şeyden pişman değilim" şeklinde yapılır.

Fakat bütün bu "kahraman" miti içinde çok temel bazı yanlışlar yapılır. Bir handikap olarak sunulan, başarının öncesindeki sefalet dönemi olarak vurgulanan "çocukluk", aslında insanı başarılı kılan şeydir. Malcolm Gladwell, "Outliers" isimli şaheserinde bu fikirden yola çıkar. Kahramanı kahramanı yapan, nereden geldiğidir.

Mark Cavendish ile ilgili anlatılan tüm çocukluk hikayeleri de bu eski tip kahraman mitini oluşturmak üzerine kurulu. Boşanmış bir anne-baba, uyuşturucu ile problemleri olan bir kardeş, sürekli ona "Yapamayacaksın, büyük bir şampiyon olamayacaksın" diyen insanlar. 15 yaşından itibaren beraber olduğu Melissa ile evlenmeye karar verdikten kısa bir sonra bu sefer ayrırık kararı almaları. Tüm bunlar "O da sıfırdan zirveye yükseldi, trajedilerin üstesinden gelmeyi başararak" girizgahı için yeterli. Fakat tüm bu trajedilerin Cavendish için üzerinden atlanması gereken bir engel değil, arkadan itici güç olan destek kuvvetleri olduğunu unutmamak lâzım.
Mark Cavendish de sıfırdan başlamadı. Aile içindeki sorunlar onu bisikletiyle yalnız kalmaya itti. Bir şampiyonun vücut yapısına sahip olmadığını söyleyen antrenörler farkında olmadan onu daha fazla çalışmaya itti. Profesyonel kariyerinde onunla sorunlar yaşayan takım içindeki ve rakip takımlardaki isimler, onu daha fazla konsantre olmaya itti. Hepsi beraber, "Bir Şampiyon Nasıl Oluşturulur?" eserinin sahneye konmasına ön ayak oldu.
Şimdi Cavendish, otobiyografi klişelerinin tam orta kısmında. Başarılı. Zengin. Göz önünde. Peta Todd ile beraber. Fakat bir gün o da tökezleyecek. İnsanlar "Eskisi kadar değil sanki artık" diyecek. Basın skandal bulma umuduyla hayatını didik didik edecek. Cavendish de tüm bunların farkında. Hiç olmadı, Girona'da beraber antrenman yaptıkları David Millar ona anlatır (Ya da Cavendish, Millar'ın olay yaratan kitabı "Racing Through The Dark"ı okur) Bir zamanlar "harika çocuk" şeklinde lanse edilirken, nasıl "persona non grata" haline gelebileceğini Millar'dan daha iyi bilen yok.
Kapanış
Mark Cavendish'in Dünya Şampiyonası zaferine değinirken bir başka şampiyonu, belki de tarihin en büyüğünü anmamak imkansız. Michael Jordan'dan bahsediyorum. 98 NBA Finalleri'ni hatırlayalım bir kez daha: Altıncı maç, son top. Jordan, Bryon Russell'ın karşısına geldiğinde ne yapacağını herkes biliyordu, sadece bunu bu sefer nasıl yapacağını görmek için toplanmıştı. Ve işi bitirdiğinde, her ne kadar kalpler kaybeden tarafın bu sefer kazanmasından yana olsa da, ayağa kalkıp alkışlamaktan başka çare kalmamıştı. Büyük sporcuların bünyede böyle bir etkisi oluyor. Brooklyn doğumlu da olsa, Man Adası da olsa fark etmiyor.
Bisiklet
Wiggins: Hedefim Fransa Bisiklet Turu
22/09/2011 - 15:44
Dünya Şampiyonası
Yeni kral Tony Martin
21/09/2011 - 15:39