Luz Ardiden tırmanışı biteli birkaç dakika olmuştu ve Tadej Pogačar nefes nefese mikrofonların karşısına geçti. O günkü etabın yanı sıra önceki gün Col du Portet’de de kazanan Pogačar tırmanışlarda şüpheye bir an olsun izin vermemişti. Yaptığı her hareketle üstünlüğünü rakiplerine hissettiriyor, arada sırada rakiplerini test etmek için hızlanıyor, yavaşlıyor ve kazanacağını sanki önceden biliyordu. Bu iki etabı izleyen herkes gibi, röportajı yapan basın görevlisinin de karşısındaki bisikletçinin yaptıklarından büyülendiği belliydi.
“Bu senin için bir oyun mu?” diye sordu. Aslında işini bu derecede kusursuz yapan Pogačar’ın koştuğu yarış sanat eseri olarak bile nitelendirilebilirdi. Fakat genç Sloven’in bisiklete yaklaşımında bir sanatçı aramaya lüzum yoktu. Onun bu sporu yapma nedeni gerçekten de eğlenmekti. “Evet, tabii ki. Bisiklet ilk günden beri benim için bir oyun ve oynamaktan keyif alıyorum.” derken tırmanış boyunca koruduğu gülümseme hâlâ yüzündeydi. Yokuşta Vingegaard ve Carapaz, çığlık atan bacaklarını dinlemeden önlerindeki tekere tutunmayı deniyorlardı. Ağızları sonuna kadar açılmış, omuzları her pedalda dans eden bu ikilinin tek dilekleri tırmanışın en kısa zamanda bitmesiydi. O esnada Pogačar ise röportajda söylediklerinin abartı olmadığını gösteriyordu. Etaba sanki birkaç dakika önce başlamış kadar rahat ve mutluydu.
https://i.eurosport.com/2021/07/14/3173474.jpg
Bisiklet
Beklenen ve Beklenmeyen Günler
DÜN - 11:00
Pogačar, bisikleti bir oyun olarak gördüğü için yarışlara gereğinden fazla anlam yüklemiyor. Mental sorunların sporun değişilmez bir parçası olduğu zamanlarda beklentilerin altında ezilmemek çok az sporcunun başarabildiği bir şey. BikeExchange adına yarışan kız arkadaşı Urška Žigart’a göre onu güçlü kılan faktörlerden biri de bu. “Tadej çok sakin ve yarış sırasında oldukça rahat. Kendinden asla şüphe etmez ve bana da hep aynısını söyler. ‘Yeterince güçlüsün’ der.”
Patronluk, sadece en saygı duyulan bisikletçilerin ulaşabileceği bir rütbe ve Pogačar henüz 22 yaşında olmasına rağmen bir patron. Patron; kaçışın gitmesini istediğinde yolu kapar, tuvalet molasına gideceği zaman yarışı nötralize eder ve eğer bir protesto yapılacaksa son söz onun ağzından çıkar. Artık pelotondaki hiyerarşi eski zamanlardaki kadar katı olmasa da Pogačar’ın 19. etapta Kwiatkowski’nin yanına gidip arkada kaza olduğunu ve bu koşullarda kaçışın oluşmasına izin vermeyeceğini belirtmesi otoritenin kimde olduğuna dair net bir göstergeydi.
Pogačar’ın isteğine uymadan atak yapmak elbette mümkün ama böyle bir karar sıradan bir bisikletçiye kazandırmaktan çok kaybettirir. Çünkü peloton aynı zamanda bir topluluktur ve yaptığınız her hareket, diğer bisikletçilerin sizler hakkında yarışlar kaybetmenize yol açacak fikirler oluşturmasını sağlayabilir. Birçok bisikletçi kaçışlarda çalışmadığından, sık sık kaza yaptığından veya patronun isteğine uymayarak yazısız kuralları bozduğundan peloton tarafından mimlenmiştir.
https://i.eurosport.com/2021/07/14/3173223.jpg
Pogačar’ın kendinden önceki patronlarla arasındaki en büyük fark ise sele üzerinde bile neşeli olması. Kazanması bunda bir sebep ama kesinlikle tek sebep değil. Zira Hinault ve Armstrong da başarılı bisikletçilerdi fakat patron olmayı, her değişkeni kontrol etmeyi takıntı haline getirmişlerdi. Onların gözleri yola kilitlenir, imha etme dürtüsüyle yarışırlardı. Pogačar ise çok daha dostça yarışan bir neslin üyesi. Finiş çizgisini geçer geçmez rekabetlerini sona erdiren, birbirlerine saygı duyan bir nesil bu.
Kaskından taşan saçlar, Pogačar’ın sadece 22 yaşında olduğunu bize tekrar tekrar hatırlatıyor. Hiç şaşmayan şekilde kaskının sol yanından çıkan teller, gençliğin ve umursamazlığın bisiklet üzerindeki sembolü. Maksimum verimi almak için üretilen mayolar, en hafif bisikletler ve aerodinamik kaskların etkisindeki bisiklet dünyasının hükümdarı, marjinal kazanımlarla ilgilenmiyor. Yalnız bu tercihin arkasında büyük bir sebep aramamak gerek. Muhtemelen tek sebep, ona öyle daha rahat gelmesidir.
https://i.eurosport.com/2021/07/18/3175546.jpg
Bisikletçiler 18 yaş altı seviyelerde bile medya eğitimi aldıklarından açıklamaları genellikle yaratıcılıktan uzak, tekdüze oluyor. Ağızlarından bir şey kaçırmamak, güçlerini belli etmemek için kelimelerini dikkatli seçerlerken kişisel soruları da genellikle kısa cevaplarla geçiştiriyorlar. Özellikle etap sonlarındaki yorgunlukla “Gün gün bakacağız, favori değilim, zor bir yarış olacak.” gibi bilgisayar oyunlarını andıran açıklamalar yapmalarına çoktan alıştık. Fakat Pogačar’ın Luz Ardiden etabından sonra verdiği röportajdaki dürüstlüğü ve eğlenceli tavrı izleyen herkeste bir tebessüme sebep olmuş olmalı. Son zamana karşıya girilirken altı dakika önünde olduğu Vingegaard’dan çekinip çekinmediği sorulduğunda Pogačar ne söyleyeceğini bilemedi. Altı dakikanın 30 kilometrede kapanması imkânsız olduğundan soru pek mantıklı değildi ve verilecek bir cevap da yoktu.
Neden endişeleneyim ki? Yani... Hayır, endişelenmiyorum.
Bir sonraki soru ise Hollywood esintileri taşıyordu ve biraz da absürttü. “Geçen sene Pogačar Roglič’i son gün geçmişti, bu sefer Vingegaard Pogačar’ı geçer mi?” sorusunun sarı mayonun özgüvenini test etmek dışında mantıklı bir açıklaması bulunmadığından Pogačar soruyu gülerek karşıladı ve ilk cevabı ‘Yok artık.’ demek ister gibi kolunu kaldırmak oldu. Ardından daha politik bir cevaba geçiş yaptı ama anlık tepkisi düşüncelerini çoktan ele vermişti.Pogačar’ın eğlenceli karakteri ve mizah anlayışını sosyal medyadan da takip etmek mümkün. Paylaşımları profesyonel olsa da beğenileri, sıradan bir Fransa Turu şampiyonuna benzemiyor.
Gençliğin ve zafer duygusunun birleşimi, bisikletçilerin röportajlarını daha ilginç kılabiliyor. Pogačar’dan önce katıldığı ilk iki Fransa Turu’nu kazanan son isim olan Laurent Fignon da ikinci zaferinden sonra gelen bir soru üzerine “Beş altı kez kazanır, sonra bırakırım.” demişti. Fignon otobiyografisinde bu durumu açıklarken “Kendinizi benim yerime koymalısınız.” yazıyordu. “1984 yılının Temmuz ayı göstermişti ki büyük turlarda ben yenilmezdim. Bu kesindi. Böylelikle bu fikir aklımda yer etti ve her şeyi kazanabileceğimi sandım. Yeteneğim hakkında kimsenin şüphesi yoktu: "Partiyi neden bozmalıydım ki?”
https://i.eurosport.com/2021/07/18/3175878.jpg
Hikâyenin sürpriz sonu: Fignon, Fransa Turu’nu bir daha kazanamadı. Benzer hayallerin şu sıralarda Pogačar’ın da aklından geçtiğine şüphe yok. En güçlünün kendisi olduğunu bizim gibi o da biliyor. Rekorun ortaklarından Merckx, başına bir şey gelmediği sürece Pogačar’ın beşten fazla Fransa Turu kazanarak rekoru kırabileceğini söyledi bile. Şimdilik Pogačar’ın yapması gereken şey bu yaşlarda vücuduna fazla yük bindirmemek ve sakatlıklara dikkat etmek. Çünkü beşler kulübünün en dominant iki üyesi Merckx ve Hinault’yu altıncı zaferden uzak tutan detaylar bunlardı. Ayrıca, 2026’ya kadar Emirates’te yarışacağından takımının da güçlenmesi gerekecek.
Kısacası, Fransa Turu kutlamasını şaraplarıyla ünlü Bordeaux’da bir fast food restoranında burger yiyerek yapan bu gencin işleri şimdilik yolunda. Gelecek hakkında ise cevaplanmamış pek çok soru var. Pogačar kaç Fransa Turu daha kazanacak, rekoru kırabilecek mi, kırarsa hangi restoranda kutlayacak? Aslında, sonuncunun cevabını hepimiz biliyoruz.
Yazan: Emre Köseoğlu
İspanya Turu
La Vuelta | Etap #21 - Önemli Anlar
06/09/2021 - 04:24
İspanya Turu
La Vuelta - Etap #12 - Önemli Anlar
26/08/2021 - 19:14