Eurosport
Belki şehre bisiklet gelir
Tarafından
Yayınlandı 03/05/2013 - 10:55 GMT+3
Aydan Çelik, İtalya Bisiklet Turu'nun arifesinde, geçtiğimiz hafta düzenlenen Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu izlenimlerini anlattı.
Eurosport
Görsel kaynağı: Eurosport
Mayıs geldi.
Büyük turlar içinde en sevdiğim, Giro d’Italia başlıyor.
Üstelik start, aziz dostum Giovanni Romano’nun deyimiyle “gerçek İtalya”dan, Napoli’den veriliyor.
Bahara belenmiş, İtalyan neşesinden daha hoş çok az şey vardır kainatta.
Son gelen haber Ivan Basso’nun Giro’ya katılamayacağı yönünde. Geçen yılın Fransa şampiyonu Wiggins’in dişine göre olmasa da, “Korkunç İvan” ın ne yapacağı belli olmaz(dı).
4 Mayıs sabahı Napoli caddeleri sokakları bisikletçileri ağırlayacak. Yaklaşık bir asırdır yaptığı gibi, dostça, şefkatle ve karnaval coşkusuyla. Diğer İtalyan şehirlerinde de durum değişmeyecek. Ekonomik krize rağmen 3 hafta boyunca pembe mayoya pembe bir neşe eşlik edecek.
***
Peki geçen Pazar, İstanbullular şehirlerine konuk olan bisikletçilere karşı nasıl bir tutum takındı?
(Aslında Giro bahane, benim derdim son dört etabını doğrudan izlediğim 49. Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu’ndan söz etmek.)
21 Nisan’da Alanya’da başlayan Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu’nun son etabı 28 Nisan’da Sultanahmet’te başladı, Caddebostan sahil yolunda sona erdi.
Dünyanın her yerinde olduğu gibi İstanbul’da da yollar bir süreliğine trafiğe kapatıldı.
Arabasıyla aşk yaşayan şehrimin ahalisi, asfaltından biraz uzak kalınca bünyesi alerjik reaksiyonlar vermeye başladı.
Adına sosyal medya denen ve pamuk prensesin üvey anasının aynasına benzeyen hamaset ortamı bisiklete öfke kustu...
Elbette yarışın duyurusu daha etkin yapılabilir, yolların kapanmasıyla ilgili daha detaylı bilgi verilebilir, daha az insanın mağdur olması sağlanabilirdi. Ama emin olun Twitter’dan küfredenlerin sayısı çok değişmezdi. Bu kitlenin mottosu: “Bisiklet plajları doldurdu, arabalar denize giremiyor” dur.
Twitter’ın kuşunu bildiğimiz serçeden, martıdan, güvercinden daha çok tanıyan bu öfkeli kitle hayata, ne kadar yabancılaştığının farkında bile değil...
Baz istasyonları yüzünden şehirde serçe kalmadığının kaç twit muhibbi biliyor acaba?
Sağda solda çok anlattım ama bir kez daha anlatayım. Zamanın behrinde Kapadokya semalarında gördüğümüz vahşi kuşların heyecanını paylaştığımız taksi şoförüyle aramızda geçen diyalog gibi.
-Abi burada ne kadar çok kartal, şahin var.-Yooo, aslında Reno daha fazladır.
***
O güne mahsus bir ittifak içinde olsalar da “Normal şartlar altında” araba sahipleri birbirlerinden nefret ederler... Trafiğin içinde hepsi, ötekini kaosun ve sıkışıklığın nedeni olarak görür.
Twitter aktivistlerinin de birbiri hakkındaki fikirleri çok farklı değildir. Bu ülkede saniyede binlerce nefret suçu işlenir.
Neyse, biz onları kendi hallerine bırakalım ve kendi gök kubbemize dönelim.
Üstünden bir hafta geçtikten sonra yarışın sonuçlarını bildirmek manasız. Sadece kısa bir özet geçelim.
21 Nisan’da finişi ilk gören Marcel Kittel oldu. Alman sprinter daha sonraki iki finiş etabını daha kazandı ama, yeşil mayoyu eve götüren isim Andre Greipel oldu. Goril lakaplı kurt, yeşili garantiledikten sonra bi daha riske girmedi ve genç yurttaşına “yol verdi”.
Dağların kralına verilen kırmızı mayo, Torku Şeker Spor’dan Sergey Gretchyn’in oldu.
Türkiye Güzellikleri adı verilen beyaz mayo, son güne kadar mücadeleyi bırakmayan Mikhail Ignatyev’de kaldı. (Bir ara, beyazı Ahmet Örken giymişti, ancak Örken mayoyu iki etap taşıyabildi)
Genel klasmanın liderini duymayan kalmadı. Torku Şeker Spor’dan Mustafa Sayar, Türkiye tarihinde bir ilke imza attı ve turu lider bitirdi.
Mustafa, geçen yıl tura eklenen ve birinci kategoriden 3 tırmanış içeren Antalya- Elmalı etabını Eritreli Berhane’nin ardından üçüncü olarak tamamladı.
Geçen yıl aynı etabı kazanan Torku Şeker Sporlu Bulgar Ivalyo Gabrovski, turu da lider olarak tamamlamıştı. (Ne yazık ki Gabrovski, daha sonra dopingli çıkmış ve ünvanı geri alınmıştı.)
Bu yıl Elmalı’da Turkuaz mayoyu giyen Berhane’de kendinden gayet emin İstanbul’dan da turkuazla ayrılacağını garanti görüyordu. Lakin, tura bu yıl dahil edilen 182 kilometrelik Bodrum-Selçuk etabını hesaba katmamıştı. Kâğıt üzerinde Elmalı kadar sert görünmese de yokuşcular kök söktüren bir etap oldu bu. (Yanımdaki bisiklet GPS’i ile yer yer %16’lara varan eğimleri bizzat ölçtüm. AÇ)
Meryem Ana şefkatli kollarını bu kez Berhane’ye değil, Mustafa Sayar’a açmış oldu.
Lakin yarışın hemen ardından kaynayan kazanlar ve Twitter silahşörleri işin tadını tuzunu kaçırdı. Özellikle bazı bisiklet takımları ve Kittel gibi sporcular “şüphelerini” fazlasıyla rahat bir üslupta dile getirdi.
Evet, ortada bir Gabrovski vakası var. Dolayısıyla böyle bir şüpheyi doğuran bir kaynak var. Ama ortada bir de Lance vakası var. O zaman sadece Mustafa Sayar değil, bütün bisikletçileri töhmet altında değil mi? Hepsini birer “olağan şüpheli” sayarsak çok mu haksızlık etmiş oluruz? Kendi soruma kendim cevap vereyim. Evet oluruz... “Masumiyet Karinesi” denen ve herkesin aksi ispatlanana kadar masum sayıldığı evrensel hukuk ilkesi bisikletçiler için de geçerlidir.
25 takım içerisinde en mütevazı bütçeye sahip olan ve tek Continental takım olan Torku Şeker Spor başarısının tadını sonuna kadar çıkartmalı ve bisikletçinin zafer anındaki endişesi artık son bulmalı...
Dilerim temennimiz ile hakikat birbirine denk gelir.
Teşekkürler Mustafa.Teşekkürler bu organizasyona emeği geçen herkes.Teşekkürler dört ayaklı bisiklet dostları.
Bisiklet bir sele üstünden “ötekine” bakabilmektir.
50. yılda görüşmek üzre.
Aydan Çelik
Benzer Konular
Reklam
Reklam