Zamanının Gerisinde | Giro d’Italia 2025

Eurosport on Google

Yates’in Finestre’deki geri dönüşü, 2010’ların Giro hikayelerini hatırlattı. Ancak bu yarış, başka yönleriyle de o yılların bisikletine bir övgüydü.

Simon Yates, 2022 Blockhaus.

Görsel kaynağı: Getty Images

Son yılların büyük yarışlarında normal olmayan bir duruma alıştık: bir bisikletçinin en büyük rakibinin geçmişte olması. Özellikle Pogacar ve van der Poel yarışırlarken, onları o gün yarışan diğer bisikletçiler yerine tarihle kıyaslamak iyice normalleşti. Mesela Pogacar Ronde’de yarışacağı zaman onu Matteo Jorgenson ile karşılaştırmıyoruz. Sezonun bütün yarışlarında Pogacar’a meydan okuyan tek bir rakibi kaldı, o da Merckx.
Sürekli büyüyen ve rekorları paramparça eden bu çılgın seviyenin bisiklet keyfi adına tamamen olumsuz olduğunu elbette düşünmüyorum. Zaten hem Dauphine’de hem de Fransa Turu’nda Pogacar ve Vingegaard bize bu seviyeyi yeniden gösterecekler. Diğer bisikletçiler tırmanışlarda dilleri dışarda zikzaklar çizerken bu ikili peşi sıra ataklar yapacak, biz de şaşkınlıktan gülerek onların rekabetini izleyeceğiz.
Öte yandan, yarışa liderlik eden bir veya iki kişinin diğerlerinden bu kadar yukarıda olması sıradan bir şey değil. Normal şartlarda, diğerleri dilleri dışarıda zikzaklar çizerken peşi sıra ataklar yaparsanız o yarışı kaybedersiniz. Zaten Carapaz ve del Toro’ya da bundan oldu. Colle delle Finestre’ye girerken kendi yarışlarının herkesten ayrı olduğunu sandılar ve tırmanışa Pog - Vinge gibi başladılar. Ama o kadar çabuk yoruldular ki, beş dakika sonra Yates atak yaptığında Giro’nun elden gitmekte olduğunu anlamışlardı.
Giro’nun 2025 edisyonunun en güzel yanı da bence buydu. Yarıştaki herkesin güçlü ve güçsüz olduğu yönleri, taktiksel olarak onları zorlayan sınırları ve değişen form grafikleri vardı. Mesela geriye dönüp ilk iki haftaya baktığımızda, temponun her artışında Yates’in ufak ufak geride kaldığını görüyoruz. O etaplardan biri hızlı geçilse Yates bu yarışı kazanamayacaktı. Yates ilk iki haftayı minimum eforla geçti, formunun zirvesine son haftada ulaştı.
Benzer bir yorumu del Toro için yapmak da mümkün. Bu yarışı kontrol eden takım Emirates olduğundan hangi etapların hızlı hangilerinin yavaş geçileceği konusunda verilen kararlardaki en büyük pay onlara düştü. Bu yüzden patlayıcı ataklar yapılabilecek etapları yüksek tempoyla, uzun eforların fark yaratacağı etapları düşük tempoyla geçtik. Emirates’in bu kadar güçlü bir takımı olmasa del Toro tırmanışlı etaplarda atak yağmuruna tutulabilir, Finestre’deki Carapaz’a yardım etmeme krizini daha da erken yaşayıp pembe mayoyla vedalaşabilirdi.
picture

Isaac Del Toro

Görsel kaynağı: Eurosport

Bütün bu zaaflar ve taktikler bir araya geldiğinde, Carapaz’ın da söylediği gibi “en akıllı yarışan bisikletçi” kazandı. Ama Yates’in Giro’yla olan geçmişini düşündüğümüzde, “en akıllı yarışan bisikletçi” tanımı bir hayli ironik. Çünkü Yates 2018’de ilk kez Giro’da iddialı olduğunda bisikletin bütün kabullerinin aksini uygulamıştı. Pembe mayoyu savunmamış, pembe mayo üzerindeyken her fırsatta saldırmıştı. Her finişte üç beş saniye çalma denemeleri ve uzun mesafe ataklar, ona meşhur Finestre etabında pahalıya patlamıştı.
Hezimete uğramasına rağmen o edisyon Yates’in bisikletçi profilini çizdi. İnatçı, kendi kafasına göre yarışan, biraz da saplantılı. 2019’da yeniden Giro’ya geldi, “rakiplerimin yerinde olsam altıma yapardım” demecini verdi, güçsüzdü ve genel klasmana erken veda etti. 2020’de COVID sebebiyle yarıştan ayrılmak zorunda kaldı. 2021’de son hafta toparlandı ama geç kalmıştı, üçüncü oldu. 2022’nin ilk tırmanış etabındaysa on dakika fark yedi ve yarışı bitiremedi.
2018 edisyonu, Yates’te bir Giro saplantısı oluşturmuştu. Kariyerinin en güçlü yıllarında her sene buraya geldi, her sene en acı verici şekilde hayal kırıklığı yaşadı. Yates için bardağı taşıran, bir dağın zirvesindeki bariyerlere yaslanarak ağladığı 2022’deki Blockhaus etabı oldu. Diz ağrıları yüzünden ilk tırmanış etabından genel klasmana, bir süre sonra da yarışa veda eden Yates, Giro’ya bir kez daha dönmeyebileceğini söyleyerek İtalya’dan ayrıldı.
İki senelik Fransa Turu tecrübesinin ardından 2025’te Yates takım değiştirdi, İtalya Turu’na geri döndü ve gençliğinin en büyük saplantısı olan bu yarışı altıncı denemesinde nihayet kazandı. Ancak Yates’in zaferini bir inadın ve adanmanın sonucu olarak mı değerlendirmeliyiz yoksa oluruna bırakmanın sonucu olarak mı emin değilim. Evet, 2018 ile kıyaslayıp Finestre’ye baktığımızda kendi geçmişini yenen, gençliğini adadığı bu inadından 32 yaşında kurtulan birinin portresini görüyoruz. Fakat 2025 Giro, bir yandan da Yates’in bisikletçi karakterindeki bir değişimi gösterdi. Yates bu yarışta Finestre hariç hiç atak yapmadı, yapılan ataklara da kendi temposunda çıkmak dışında cevap vermedi. Sabırsız görüntüsü yoktu, hiçbir zaman iddialı da konuşmadı. Bu yüzden, Giro’ya verdiği iki senelik aranın ve takım değiştirmenin Yates’in Giro’ya yaklaşımını değiştirdiğini düşünüyorum. Giro’nun ve bisiklet tarihinin cumartesi günü Finestre’de kapattığı bu bölüm, belki de Yates’in kafasını zaten çoktandır kurcalamıyordu. En büyük zaferi olduğu ve onunla yapılacak her röportajın ilk sorusu olacağı kesin, ama bence bir intikam olmayabilir.
picture

Simon Yates, Visma Lease a Bike

Görsel kaynağı: Eurosport

Yates geçmişte onu mağlup edenlerin taktiğini kullanarak şampiyonluğa giderken Carapaz’ın başına tam tersi geldi. Favoriler Nibali ve Roglic’in çatışmasından yararlanıp bir Giro kazanan Carapaz, bu kez çatışmanın içinde kalarak en iyi tırmanışçı olduğu Giro’yu sürpriz bir adaya kaybetti. Finestre ve sonrasında del Toro’yla yaşadıkları tartışmaya dair Geraint Thomas’ın kendi podcastinde söyledikleri mantıklı geldiği için burada da paylaşmak istedim. Geraint, pembe mayoyu kaybetmek üzereyken çalışma yükünü hâlâ tamamen rakibe yıkmanın tecrübesizlikle alakası olamayacağını söylüyor. Carapaz’ın tekerinde bekleme kararı yüzünden del Toro pembe mayoyu savaşmadan kaybetti, hatta teslim etti bile denilebilir. İkinci olması değil, ama sonuna dek çabalamadan ikinci olması canını yakacaktır.
Giro'yu kapatırken eski günlere ve eski dostlara da bir selam verelim. Uzaktan atak yapınca “yarış zaten bitti” diye televizyonu kapatmanın aksine heyecanlanıp yarışa odaklandığımız bisikletçiler, bütün gün takımını çalıştırıp ilk atakta kendisi geriden kalan liderler, kendini lider sanan domestikler, takım içi çatışanlar, aynı Yates gibi bir Giro şampiyonluğu ile ödüllendirilmeye ihtiyacı olan Landa, Papa’yı görene kadar yarıştaki varlığından şüphe ettiğimiz Nairo, Napoli’deki çizgiyi sarılarak geçerek Giro tarihine selam duran boynu bükük kaçışçılar Enzo Paleni ve Taco van der Hoorn, son olarak da bir zamanlar uyku getiren düşmanımız Sky/INEOS treninin artık en iyi dostumuz olması… Hepsine selamlar, çok teşekkürler.
Yazı: Emre Köseoğlu
picture

Enzo Paleni - Taco van der Hoorn

Görsel kaynağı: Eurosport

Uygulamada 2M+ kullanıcı'a katılın
En son haberler, sonuçlar ve canlı spor yayınları ile güncel kalın
İndir
Bu yazıyı paylaş
Reklam
Reklam