Boks

Boksun efsaneleri #12 | Joe "Smoking" Fraizer

Share this with
Copy
Share this article

Joe

Image credit: Eurosport

ByEurosport Türkiye
22/05/2020 at 14:28 | Updated 22/05/2020 at 14:34

Cihat Gemici, boks tarihinin efsanelerini yazıyor.

Profesyonel boksun tarihi gong sesinden sonra kanvasın üzerinde, iplerin arasında birbirlerine meydan okuyan cesur eldivenlerle yazılmıştır. Yayımlayacağımız yazı dizisinde boksun ilk dönemlerinden günümüze dek uzanan unutulmaz efsanelerin hayat öyküleriyle dünyanın farklı yerlerinde tarihi bir yolculuğa çıkacağız.

Three Billboards Outside Ebbing Missouri Filmi 2017 yılında izlediğim en iyi filmdi. Zaten Martin McDonagh’ın filmlerini çok seviyordum. White Men Can’t Jump tan Woody Harrelson’ın hastalığını öğrendikten sonra atların yanına gidip intihar mektubunu okuyuşu filmin en can alıcı yerlerinden birisiydi. O anda verdiği kararı uzun vadede yaşayacağı ve yaşatacağı zorluklardan bir kaçış olarak görmüştü. Kendisi cesur olduğunu düşünüyordu.

Boks

Boksun efsaneleri #13 | Jack Dempsey

25/05/2020 AT 15:08

“Bu bir bakıma bir cesaret meselesi… Kurşun yeme cesareti falan değil. Önümüzdeki birkaç ayda çekeceğim acı, o anlık patlamadan çok daha ağır olacaktı.” diyordu.

Ben öyle düşünmemiştim. O ayrılmanın kendi açısından cesur bir karar olduğunu iddia ediyordu. Keşke o zorluklara katlanma cesaretini gösterseydi. Belki de yavaş yavaş çöken aciz vücuduna gösterilecek ihtimam onun sonu olmayacaktı. Belki de o gün kazanan herkes olacaktı. Bazen bırakmak doğru bir karardır. Ama çoğu zaman bu yol ayrımının sonuçlarını bilemeyiz. Joe Fraizer’ın antrenörü Eddie Futch, Manila’da gerçekleşen boks maçında boksörünün omzuna elini koyup gelecekte çekeceği acıları önlemek için onu durdurduğunda bir yol seçti. Eğer Joe ayağa kalksaydı neler olurdu hiçbir zaman bilemeyeceğiz. Belki de Futch haklıydı.

Joe Fraizer on bir çocuklu ailenin en küçüğü olarak Güney Carolina’da büyüdü. Ailesi çiftliklerde yarıcı olarak çalışıyordu. Sabah altıda günün ışımasıyla başlayan iş, akşam güneşin batmasını umursamadan dokuza kadar sürüyordu. İşten kalan tek günde anne Fraizer, çocuklarını kiliseye götürürdü. Çocuklar hep birlikte “ilahi” söylerdi. Küçük Joe bu ilahi söyleme işini seviyordu. Sesi güzeldi. Bir gospel okusa sizi ağlatırdı. Sesinin güzelliği çevresine biraz neşe saçsa da o günlerde pek önemli bir konu değildi. İlgilenmesi gereken daha mühim şeyler vardı. Babası genç yaşta bir kolunu kaybedince Joe, babasının kaybettiği kolu oldu. Küçük yaşta araba kullanmayı öğrendi. Her yere gidiyordu.

Babasıyla birlikte eve dönüşlerin en güzeli cuma akşamlarıydı. Tüm aile bir arada boks maçlarını izliyordu. Dönemin meşhur boksörü Joe Louis her siyahinin olmak istediği adamdı. Ailede zaten bir Joe vardı ve fizik olarak da ünlü ağır sıklete benzetiliyordu. Joe da bu benzerliği sevdi. Zaman içinde bir sonraki Joe olmak için kolları sıvadı. Mısır koçanlarından kendisine bir kum torbası yaparak ağaca astı. İlk yumruğu attı. Mısır koçanlarını yumruklayan çocuktan işlerin bu denli ciddi seviyeye geleceğini kimse düşünmemişti. 15 yaşında okulu bıraktı. Şaka yapmıyordu, boksör olacaktı. O zamanlar boksun merkezi olan Philadelphia’daki akrabalarının yanına yerleşti. Police Athletic League Salonu’nda boks antrenmanları yapmaya başladı.

Joe ile birlikte çocukluk aşkı Florence Smith de Philly’e yerleşti. İkili, Joe 18 yaşındayken 1962 yılında evlendi. Joe’nun artık sorumlulukları vardı. Evin masraflarını karşılamak için mezbahada çalışmaya başladı. Sol kroşelerini güçlendirmek için etleri dövüyordu. Tanıdık bir sahne değil mi? Formunu korumak için sabahları dörtte şehrin sokaklarında koşuyordu. Bunu da bir yerlerden hatırlıyor olmalısınız. Evet, gerçek Rocky Balboa, Joe Fraizer’ın ta kendisiydi.

Philadelphia’nın arka sokaklarından ringlere uzanan, şehir müzesinin merdivenlerine çıkarak rutinini tamamlayan adam Joe Fraizer’dı. Rocky filmi Chuck Wepner maçından ilham alınmıştı. Evet, Apollo Creed Muhammed Ali’ydi. Peki, Rocky’nin kendisi kimdi? Rocky, Joe Fraizer’dı. Philadelphia müzesinde heykeli olması gereken kişi de Joe Fraizer’dı. Rocky heykeli de orada kalabilir ama Joe Fraizer’ın tam onun yanında bir heykeli olması en azından beni çok mutlu ederdi. Çünkü yaptıklarıyla bunu fazlasıyla hak etmişti.

Joe Fraizer üç yıl üst üste altın eldivenler şampiyonu oldu. Amatörde aldığı sonuçlar birbirine çok benziyordu. Nakavt, nakavt, nakavt... Başarılı amatör kariyeri 1964 yılında onu olimpiyatlarda ABD’yi temsil edecek ağır sıklet Buster Mathis’in antrenman partneri yaptı. Kaderin cilvesi, Mathis antrenmanda sakatlanınca 1964 Tokyo Olimpiyatları’na Joe Fraizer gitti. ABD kadrosunda 12 boksör vardı. Hepsi kaybetti. Birisi hariç. Joe Fraizer’ın yarı finalde başparmağı kırıldı. Ama bu kırık onu durdurmaya yetmedi. Sakatlığı resmi görevlilerden saklandı. Aksi halde diskalifiye olacaktı. Finale kırık parmakla çıktı. Joe Fraizer artık olimpiyat şampiyonuydu.

ABD’ye bir olimpiyat şampiyonu olarak dönse de fizik olarak ağır sıklet için çok küçük olduğu söylendi. Tecrübeli antrenör Yank Durham ise farklı düşünüyordu. Durham, Fraizer’ın ağır sıklette de başarılı olabileceğini düşünüyordu. Taktikleri basitti “rakibine yakınlaş ve gücünü ona göster” teoride kolay gözükse de pratikte bunu yapmak çok zordu. On beş raunt boyunca bitmeyen bir pil olmanız gerekiyordu. Eğer pil bitmezse ve Fraizer sol kroşesini konuşturabilirse işte o zaman işler değişirdi. Fraizer’ın sol kroşesinin mesafesine girmek güdümlü bir füzenin yıkımını kabul etmekle eş değerdi. Hiç durmuyordu. Rakibine sokulmak için sağa sola hareket ederek adeta bir lokomotif gibi gümbür gümbür geliyordu. Bu yüzden lakabı “smoking” (dumanı tüten) oldu. Rakiplerini tren raylarına bırakılmış bozuk paralar gibi ezdi geçti.

1967’de Muhammed Ali’nin kemeri malum sebeplerden ötürü elinden alınınca ağır sıkletteki boşluğu Joe Fraizer doldurdu. 1970’te Ali ringlere döndü. Ali’nin bokstan uzak kaldığı bu süre zarfında onun en önemli destekçilerinden birisi Joe Fraizer’dı. Kamuoyuna açık bir şekilde Ali’nin boksa geri dönmesi için demeç veriyordu. (Bu konudaki istekli tavrını Ali’yle yapacağı maçtan kazanacağı parayı düşündüğüne bağlayanlar da oldu ama Joe samimi bir adamdı.) Halkın bilmediği şey Fraizer’ın Ali’ye o zor günlerde maddi açıdan da destek olduğuydu. Kamuoyu tarafından Fraizer yedek şampiyon olarak görülüyordu. Her şey yoluna girip maç ayarlandığında Ali tüm bunları hiç yaşanmamış gibi bir kenara koydu ve kendisini siyah ırkın gururu Fraizer’ı ise beyazların yalakası olarak lanse etti. Fraizer’a Tom Amca diyordu. İnsanlar da bu yakıştırmalara gülüyordu. Hâlbuki Ali’nin savaş karşıtı mücadelesi nedeniyle elinden alınan boks lisansını geri almasında ve ringlere geri dönüşünde en büyük destekçilerinden birisi Joe Fraizer’dan başkası değildi.

Ali maçın tanıtımını yapmak için basının karşısına her geçtiğinde Fraizer’ı aşağılamaya başlıyordu. Bir şampiyon olamayacak kadar çirkin yakıştırmasını yapıyordu. Evet, Fraizer Ali kadar yakışıklı bir adam değildi belki ama çirkin bir adam da değildi. Belli bir karizması vardı. Ama bir insana kırk defa ne derseniz insanlar onun o olduğuna inanır. Ali de sürekli olarak gerçek şampiyonun kendisi olduğunu söyleyip duruyordu. Duygusal bir adam olan Joe Fraizer, eski dostundan kendisine yöneltilen bu hakaretleri duyunca ihanete uğramış gibi hissetti.

Fraizer o günleri, “Her gün rüyamda onu görüyordum. Sabah terler içinde uyanırdım. Bütün gece Ali ile dövüşmüştüm.” diyerek hatırlıyor.

Ali ve Fraizer ilk kez Joe’nun Philadelphia’daki salonunda ringe çıktılar. O akşam dövüşeceklermiş gibi burun buruna poz verdiler. Basına malzeme olsun diye ufak ufak birbirlerine vurdular. Ali, Fraizer’ı itti sonra Fraizer’ın hamlesi geldi ve Ali iplere doğru gitti. İşte o an Joe herkese dönerek, “İşte maç da tam olarak böyle geçecek.” dedi. Maç günü yaklaştıkça ikili arasındaki tansiyon da arttı. Fraizer’ın evine ölüm tehditleri geliyordu. Oğlu Marvis’e “aileni yok edeceğiz diyorlardı”. Fraizer o günleri, “Ailem hakkında endişeliydim ama bu işimi yapmamı engellemedi.” diyerek anıyordu.

8 Mart 1971’de Madison Square Garden’da, boksun merkezinde, “Asrın Maçı” dolu bir salon ve televizyon başında 300 milyon kişi tarafından izlendi. Herkesin hayalinde oynadığı maç sonunda gerçekleşiyordu. Fraizer ve Ali ringdeydi. Ali sürekli konuştu; altı raunt boyunca seni nakavt edeceğim diye sayıkladı. Uzun boyunun avantajıyla iyi direktler vurdu. Eskisi gibi dans edemiyordu ama hâlâ olağanüstü bir tekniği vardı.

Fraizer ise bir tank gibi Ali’nin üzerine geliyordu. Fraizer’ın sol kroşesi okyanusta avını avlamak için yüzeye çıkan katil balina gibi, gökyüzüne doğru yükselen bir roket gibiydi. Fraizer on birinci rauntta Ali’yi sendeletti. Ali iplere doğru geriledi ve yaslandı. O anki durum tıpkı Fraizer’ın fotoğraf çekiminde söylediği gibiydi. On beşinci rauntta Fraizer, Ali’yi yakaladı. Sol kroşesini tam Ali’nin hiç kapanmayan çenesine oturttu. Kırmızı şortuyla Ali ağır çekimde sırt üstü yere düşüyordu. Sonbaharda ağaçtan kopan yaprak gibiydi. Mart ayıydı ama salonu Kasım akşamından arta kalan bir güz hüznü kapladı. Ali süzülerek kanvasa düştü. Fraizer arkasını döndü. Kendisine bin bir hakaret eden adam yerde yatarken ona bakmadan işini layıkıyla yapmış bir asker gibi tarafsız köşeye geçti. Ali ayağa kalktı. Ama asrın maçını Joe Fraizer kazandı. Philadelphia’nın arka sokaklarından çıkan genç adam Muhammed Ali’yi yenmişti.

Joe, Ali’yi yendikten sonra yıllar boyunca yapmak isteyip yapamadıklarının, hayalini kurup gerçekleştiremediklerinin peşinden koştu. Dünyayı görmek istiyordu. Daha önce bunu yapmak için fırsatı olmamıştı. Ali maçından kazandığı parayla eşi Florence ve beş çocuğuyla Philadelphia’da satın aldıkları yeni eve taşındılar. Çocukları için iyi bir baba oldu. Onlara yanlış şeyi yapmak için doğru bir yol olmadığını öğretti. Çocuklarıyla arası iyiydi. Onlar da babalarını bir kahraman olarak görüyorlardı. Oğlu Marvis Fraizer arkadaşları arasında kendini şanslı hissediyordu. Bazen okulda çocuklar arasında benim babam senin babanı döver tartışması çıkıyordu. Başka bir çocuk benim babam da senin babanı döver diye lafa giriyordu. En son Marvis sözü alıp son noktayı koyuyordu. “Benim babam hepinizin babasını döver o Joe Fraizer.”

Fraizer, Ali’yi yendikten sonra yenilmez gibi duruyordu. O günlerde Fraizer’ı takip eden genç bir boksör “bu adam ölmeden ağır sıklet dünya şampiyonu olmam imkânsız” demişti. 1973 yılında Joe Frazier yapacağı maçı izlemesi için ilk kez oğlu Marvis’i yanında götürdü. Unvan koruma maçı Jamaika’da yapılacaktı.

Oğlu Marvis yıllardır televizyondan izlediği gazetelerden okuduğu kahramanını canlı izlemek için ring kenarındaydı. Bu onun için Örümcek Adam’ın çizgi romandan çıkıp Philadelphia sokaklarında ağ atıp binalar arasında uçması gibiydi. Ama örümcek adam bir binaya atlarken dengesini kaybetti. Düşüyordu. Fraizer ilk rauntta yere düştü. Toparlandı. Ayağa kalktı. Marvis bunun bir oyun olduğunu düşünüyordu. Kahramanı insanları eğlendiriyordu. Örümcek Adam’ın ağı bitmezdi sadece düşüyor gibi yapmıştı. Ama hayır Fraizer sallanıyordu. Marvis hâlâ gülüyordu. İkinci rauntta Fraizer yine düştü. Dördüncü düşüşten sonra Fraizer artık yerde kalması gerektiğini düşünmeye başladı. Karşısındaki adam gerçekten sert vuruyordu.

Marvis de artık bunun bir oyun olmadığını anlamıştı. Babası gerçekten kaybediyordu. O da diğerleri gibi bir insandı. Joe Fraizer o gece ağır sıklet unvanını kendisini bir süredir takip eden genç adama kaptırdı. Bu adam, “O ölmeden benim şampiyon olmam zor.” diyen George Foreman’dan başkası değildi.

Yedi ay sonra Fraizer’ın antrenörü Yank Durham 52 yaşında kalp krizinden vefat etti. 1974’te Ali ve Frazier tekrar karşılaştı. Ortada unvan yoktu. Maç ortadaydı. Kararla kazanan Ali oldu. İnsanlar bu ikiliyi sevmişti. Her hafta ikisinin karşılaşmasını istiyordu. Ali ile Fraizer’ın telefon konuşmaları reklam gibi sunuluyordu. Ali her zamanki gibi çok hızlıyım beni yakalayamazsın tarzında konuşuyor. Fraizer da dumanım tüterek üstüne geleceğim diye karşılık veriyordu. Ali’yi laf dalaşında yenmek imkânsızdı. Dünya üzerinde kimse bunu yapamazdı. Ali, “Dumanınla gelirsen üzerine bir su döker seni söndürürüm.” dedi.

Ali ve Fraizer, üçüncü randevularında, Filipinler’de karşılaştılar. Bu maça “Thrilla in Manila” ismi verildi. Ali yine isim takmalara ve alaylara başlamıştı. Fraizer’a goril ve cahil diyerek onu aşağılamaya çalışıyordu. Ali için tüm bunlar birer oyun gibiydi ama Joe bu tavrı kabul edemiyordu. Hatta Ali’nin neden böyle davrandığını anlamıyordu. Fraizer; saf, temiz ve duygusal bir adamdı. Ali için çok şey yapmıştı ve bu hakaretleri duymak ona ağır geliyordu. İşin tanıtım tarafı, Ali’nin insanları onun üzerinden yaptığı şakalarla eğlendirmesi ona dokunuyordu. Kontrat imzalanmıştı. Salon doluyordu. Maçın tanıtımı için bunları yapmasına gerek yoktu. Neden hâlen daha bu tip şeylere başvuruyordu?

Joe’nun tek endişelendiği Ali’nin sataşmaları değildi. Gözündeki kataraktı ilerlemişti. Sol gözü neredeyse görmüyordu. Tansiyonu yüksekti. Açıkçası eskisi gibi fit değildi. Antrenörü artık Eddie Futch’dı. Tüm zamanların en iyi antrenörlerinden birisiydi. İleride Ali’yi yenen boksörlerin antrenörü olması ile ünlü olacaktı. “Manila’daki Gerilim” yine yüksek tempoda başladı. Ali uzun kollarıyla Fraizer’ı yakalıyordu. Her raunt daha acımasız geçiyordu. Fraizer sol kroşesini Ali’nin yüzüne indiriyordu. Ali şimşek gibi kombinasyonlarını birbiri ardına Fraizer’ın yüzüne indiriyordu. İki boksör de izleyenlere tüm zamanların en iyi boks maçını izletmeye kararlıydı. On dördüncü raunt bittiğinde köşelerine geçtiler. İkisi de tıpkı rauntlar gibi ardı ardına bitmişti. İki tane yaşayan ölü taburelerde oturuyordu.

Antrenör Eddie Futch adamına dönerek

“Joe, bu maçı durduruyorum”dedi.

Frazier:

“Hayır Eddie! Bana bunu yapamazsın.” dedi. Joe’nun dili şişmişti. Ne dediği zar zor anlaşılıyordu.

Eddie: “Son iki raunt boyunca hiçbir şey göremedin. “

Fraizer: “Onu istiyorum patron diyerek kalkmaya yeltendi.”

Eddie elini Fraizer’ın omzuna koyarak:

“Otur evlat.” dedi. “Her şey bitti. Bugün burada yaptığın şey hiçbir zaman unutulmayacak.”

Eddie Futch’ın dedikleri doğruydu. Fraizer’ın o gece yaptıkları unutulmadı. İkili o gece tarihin en önemli spor olaylarından birisine imza attı. Başrolde Fraizer ve Ali vardı. Ali olmasaydı Fraizer, Fraizer olmasaydı Ali olmazdı. İkisi o gün birbirlerinin limitlerini sonuna kadar zorladı. Bu iki adam soğuk savaşın ABD ve Sovyetleri gibiydi. Ringde olan şey yıldız savaşlarıydı. Boks izleyicileri o gün birbirine çarptıkça etrafa insanları büyüleyen ışıklar saçan iki muhteşem yıldızın göğe yükselişine tanıklık etti. O geceden sonra boks artık hiçbir zaman eskisi gibi olmayacaktı. Seviye arşa çıkmıştı.

Manila’dan sonra Ali, Frazier’ın oğlu Marvis’ten özür diledi. “Babana söylediklerim için üzgünüm” Marvis babası Joe’ya Ali’nin bu dediklerini ilettiğinde aldığı cevap netti. “Söylediği tüm o çirkin şeyleri tüm dünyanın önünde direkt olarak bana söyledi. Şimdi neden özrünü benden dilemiyor. Sen, ben değilsin.”

Joe Fraizer kariyerinin ilerleyen yıllarında George Foreman ile tekrar ringe çıktı. İkinci maçta Joe’nun gözünde kontakt lens vardı. Maç içinde lens gözünden çıktı. Foreman, Fraizer’ı toplam iki maçta 14 kez yere düşürdü. Marvis artık babasının eldivenleri asma vaktinin geldiğini düşünüyordu. Joe da öyle yaptı.

1976’daki ikinci Foreman maçından sonra 1981’de son kez Floyd Cummings maçına çıktı ve kariyerini noktaladı. Bokstan sonra Las Vegas’ta güzel sesiyle sahne şovları yaptı. Sevdiği şeyleri yapmaya devam etti. Oğlu Marvis’in köşesinde boksla iç içeydi. Şarkı söyledi ve eski arabaları adam etmekle ilgilendi.

Ali’yle yaptığı üç maçtan ona kalan çürükler ve yaralar çabuk iyileşti. Ali’nin ona söylediği şeylerin geçmesi için daha uzun bir süreye ihtiyacı oldu. 2002 yılında Ali ve Fraizer, Philadelphia’da düzenlenen NBA All-Star maçında bir araya geldiler. İkili beş dakika boyunca birbirine sarılı olarak kaldı. İkisi de tüm duygularını dışa vurdu. Çözülmüşlerdi. Her şey geride kalmıştı.

Joe boks kariyerinden sonra Kuzey Philadelphia’da evim dediği salonda verdiği boks dersleri ile birçok çocuğu sokaklardan kurtardı. Joe Fraizer’ın salonunda duvarda bir tabela asılıydı. O tabelada şunlar yazıyordu. “En iyi kim? En iyi biziz. Neden en iyiyiz? Çünkü çok çalışırız. Neden en iyiyiz? Çünkü fedakârlık yaparız. Neden çok çalışırız? Çünkü disiplin sahibiyiz. Neden fedakârlık yaparız? Çünkü bir şey vermeden bir şey alamayacağımızı biliriz.” Fraizer hayatını bu soru-cevapta özetliyordu. Tek bir kelime ile onu tanımlayacak olursak “Fedakâr” bir adamdı.

Joe Fraizer, Ali’nin rakibi olmaktan daha fazlasıydı. Üşüyen birisini gördüğünde montunu veren, ayakkabısı olmayan adam için ayakkabılarını çıkaran, aç bir insan için tabağını paylaşan bir adamdı. Dürüst, samimi ve sevgi doluydu. Tarihin gelmiş geçmiş en büyük boksörlerinden birisiydi.

Boks

Boksun efsaneleri #11 | Ölümcül İçgüdü: Deontay Wilder

18/05/2020 AT 14:45
Boks

Boksun efsaneleri #10 | Wladimir Klitschko: Devir teslim

15/05/2020 AT 16:13
Related Topics
Boks
Share this with
Copy
Share this article

Latest News

Boks

Boksun efsaneleri #13 | Jack Dempsey

25/05/2020 AT 15:08

Latest Videos

Boks

Boksör ringden böyle kaçtı

00:00:34

Most popular

WEC

The Race All-Star - 16/05

16/05/2020 AT 13:47
View more