Boks

Boksun efsaneleri #2: Sugar Ray Robinson

Share this with
Copy
Share this article

Sugar Ray Robinson

Image credit: Eurosport

ByEurosport Türkiye
17/04/2020 at 15:40

Cihat Gemici, boks tarihinin efsanelerini yazıyor...

Profesyonel boksun tarihi gong sesinden sonra kanvasın üzerinde, iplerin arasında birbirlerine meydan okuyan cesur eldivenlerle yazılmıştır. Yayınlayacağımız yazı dizisinde boksun ilk dönemlerinden günümüze dek uzanan unutulmaz efsanelerin hayat öyküleriyle dünyanın farklı yerlerinde tarihi bir yolculuğa çıkacağız.

“Boksta ritim her şeydir. Yaptığınız her hareket kalbinizden başlar ve bir ritim içerisindedir. Kalbinizde ritim yoksa bir sorun vardır.”

Boks

Boksun efsaneleri #13 | Jack Dempsey

21 SAAT ÖNCE

Sugar Ray Robinson

Telefonun diğer ucundaki isim Cleveland’dan arkadaşı Rodgers Price’tı. Cleveland Arena’da yapılacak maç öncesinde şampiyon boksöre kendi evinde kalabileceğini söylüyordu. Robinson arkadaşının nazik teklifini geri çevirmedi. Maçın tarihi 24 Haziran 1947 olarak belirlenmişti. Robinson yarı orta sıklet unvanını kendisinin dahi unuttuğu bir sayıda bir daha korumak için ringe çıkacaktı. Rakibi Los Angeles’tan 22 yaşında genç bir boksör olan Jimmy Doyle’dı. Doyle genç yaşına rağmen 52 profesyonel maça çıkmış, bu maçların 42 tanesini kazanmıştı. Bu maç genç Doyle için hayatının fırsatıydı. Birçoklarına göre dünyanın gelmiş geçmiş en iyi boksörüne karşı unvan maçına çıkacaktı. Sugar Ray Robinson Jimmy Doyle maçına kadar 82 maçta sadece bir kez yenilmişti. Doyle maçının ardından da 52 maçta yenilgi yüzü görmeyecekti. Günümüzde yenilgi yüzü görmemek çok önem taşırken o dönem Sugar Ray Robinson’ın yenilmezlik serisi istatistikçileri zorlayacak, matematikçileri sıkıntıya sokacak sayıdaydı.

Rüya

Robinson eşyalarını Price’ın misafir odasına yerleştirdikten sonra rahat bir uyku çekmek için yatağına uzandı. Yarınki dövüş aklından geçiyordu. 82 maçlık kariyerinde sadece Jake LaMotta’ya mağlup olmuş onu da üç hafta sonra zamanı geri alarak ilk maçta yenildiği salonda, Detroit Olympia’da mağlup etmeyi başarmıştı. Böylece insanların hafızasında Detroit Olympia’da son kazanan isim Robinson olarak kalmıştı. Genç Doyle LaMotta kadar sağlam bir boksör değildi. Robinson üstün tekniği ile kolay bir galibiyet alabilirdi. Maçın başlarında çok da zorlamaz altıncı raunttan sonra Doyle’ın guardı düşünce direktleriyle maçı koparırdı. Tecrübeli eldiven bu düşüncelerle uykuya daldı.

Robinson gecenin ortasında kendi çığlığına uyandı. “Ayağa kalk”, “ayağa kalk” diye bağırıyordu. Rüyasında maçın içindeydi. Doyle’u fena halde hırpalamıştı. Sekizinci rauntta genç boksörü yere indirmiş ve nakavt etmişti. Doyle ayağa kalkamıyordu. Hareketsiz bir şekilde kanvasın üstünde uzanmıştı. Robinson avazı çıktığı kadar bağırıyor, Doyle’un ayağa kalkması için çırpınıyordu. Ama Doyle yerden kalkamadı. Kanvasın üstünde cansız bedeniyle öylece kalakalmıştı.

Robinson terler içinde uykusundan uyandıktan sonra gece boyunca uyuyamadı. Odada, yatağın çevresinde dolanıp durdu. O zamanlar ünlü yönetmen Wes Craven Elm Sokağı Kabusu’nu henüz çekmemişti ama insanların kabuslarının gerçeğe dönüşmesi fikri her dönem için yeterince korkutucuydu. Robinson gün boyunca aklından bu kâbusu atamadı. Doyle’ın cansız bedeninin kanvastaki duruşu onun bu maça çıkma isteğini tamamen yok etmişti.

Sonu korkunç bir sonla biten bu trajik rüya Robinson’ı çok etkilemişti. Maçtan çekilmek istediğini yetkililere bildirdi. Bu ani ve beklenilmeyen karar maçı gerçekleştiren ve bu maçın gerçekleşmesi için hatırı sayılır miktarda para yatıran promotörlerin hiç hoşuna gitmedi. Unvan maçının gerçekleşmesi gerekiyordu. Promotörler, küçüklüğünde bir kilisenin bodrum katında boks yapmaya başlayan Robinson’ı ikna etmek için Katolik bir papazı kampa getirerek şampiyon boksöre bunun sadece bir rüya olduğunu anlatmasını istediler. Robinson papazla konuştuktan sonra maça çıkmaya karar verdi.

Celeveland’da binlerce kişi önünde sekizinci rauntta müthiş bir solla Doyle’u yere serdi. Doyle hızla yere düşerken bilincini kaybetmişti. Kafasının üzerine kanvasa düştü. Bir daha bilinci yerine gelmedi. Ring görevlileri onu sedyeyle dışarı aldılar ve acil bir şekilde hastaneye götürdüler. Robinson da maçın ardından hemen hastaneye gitti. Beyin cerrahı Dr. Spencer Braden’ın dediğine göre beynine kan pıhtısı atmıştı. 22 yaşındaki genç boksör Jimmy Doyle nakavt gerçekleştikten 17 saat sonra beyin kanaması geçirerek hayatını kaybetti.

Freud’a göre rüyamızda gördüğümüz semboller ya da olaylar evrensel anlamın dışındadır. Bireysel olarak bizi betimlerler. Rüyalar, rüyayı gören kişinin iç dünyasındaki değerlere göre düzenlenmiştir. Robinson, Doyle maçına kadar ringde 1 maç dışında hep üstün olan taraf olmuştu. Zaman zaman rakiplerinin canını fazlasıyla acıtmış onları iplerin arasında çaresiz bırakmıştı. Boks her ne kadar “tatlı bilim” olarak adlandırılsa da sonu acı bir şekilde bitebiliyordu. Tatlı Bilim terimi ilk olarak Britanyalı gazeteci Pierce Egan tarafından ortaya atılmıştı. Terim tam olarak “Sweet Science of Bruising” yani “Morarmanın Tatlı Bilimi” olarak yazılmıştı. Egan ilk serisi 1813’te yayımlanan ve 1828’de biten beş ciltlik “Boxiana” makalesinde bu terimi yazarken boksörlerin rakiplerinin canını yakıp, vücütlarını deformasyona uğratırken metodik, sistemli ve sert bir yöntem uyguladığının altını çizmişti.

Egan’ın makaleleri saygı görse de terimin asıl popülerliğini kazanması 20. yüzyıl’da AJ Libeling’in 1951’den 1955 yılına kadar New Yorker adına yazdığı boks makaleleriyle oldu. Koleksiyonunun adını “Sweet Science” olarak belirlemişti. Makalelerin toplamını 1956 yılında bir kitap olarak yayımladı. Bu kitap 2002 yılında Sports Illustrated dergisi tarafından “tarihin en iyi kitabı” olarak seçildi. Bu kitapta Libeling tarihin en iyi boksörlerinden Rocky Marciano, Joe Louis, LaMotta ve Ray Robinson gibi isimlere iyi bir gözlemci olarak değinmişti.

Sugar Ray efsanesi doğuyor

Walker Smith Jr. 3 Mayıs 1921’de Georgia, Vidalia’da doğdu. Henüz hatırlayamayacağı bir yaştayken babasının daha iyi koşullar sunması nedeniyle Detroit, Michigan’a taşındı. Walker burada Joe Louis ile komşu oldu. Efsane ağır sıkletin antrenman çantasını taşıyarak onunla vakit geçirdi. Tarihin gördüğü en büyük boksörlerden ikisi aynı mahalleden çıkmıştı. Sonrasında Floyd Mayweather ve ailesi, Claressa Shields, Chris Byrd, J’Leon Love, Dirrell Kardeşler gibi isimler de bu bölgeden çıkarak dünya boksuna adını altın harflerle yazdıracaktı.

Walker Smith Jr. Detroit’te çok uzun süre kalamadı. Annesi babasının ilgisizliğine daha fazla dayanamayarak Walker 11 yaşındayken iki kızı ile birlikte Harlem’e taşındı. Robinson, Harlem’deki ilk zamanlarında Times Meydanı’nda sokak dansları yaparak para kazanıyordu. Dans konusundaki idolü Bojangles Robinson kadar iyi olmaya çalışıyordu. Dansçı Robinson’ın ayakları tıpkı Detroit’ten tanıdığı ağır sıklet Joe Louis gibi çok hızlıydı. Walker da bu isimler gibi hızlı ayaklara sahip olmak için dans etti. Dans dışında da sokaklarda bazı dümenler çevirerek yolunu bulmaya çalışıyordu.

Walker’ın annesi sokaklarda çok fazla zaman geçiren oğlu için endişelenmeye başlamıştı. Walker’ın kendisini korumasını öğrenmesini istiyordu. Düzenli olarak gittiği Kilise’nin bodrum katında George Gainford isimli bir adam tarafından işletilen boks salonuna oğlunu yazdırdı. Walker burada kendini geliştirdi. İlk maçına 15 yaşındayken çıktı. Yaşı tutmadığı için başka bir boksörün Amatör Athletic Union lisansını kullanmıştı. Lisansını aldığı boksörün adı Ray Robinson’dı. Ray Robinson ismi o günden sonra Walker Smith Jr.’ın yeni adı oldu. Antrenör Gainford bu çocuğun ringde hareketleri, dövüş stili bir şeker kadar tatlı dedikten sonra Sugar (Şeker) lakabını aldı. Sugar Ray Robinson efsanesi işte böyle doğdu. Gazeteciler de bu ismi benimsediler. Onlara göre Sugar Ray Robinson, Sugar Walker Smith Jr.’dan kulağa daha hoş geliyordu.

Yeni adıyla Sugar Ray Robinson, 1939 yılında 18 yaşındayken tüy sıklette Altın Eldivenler turnuvasını kazandı. 1940’da aynı başarıyı hafif sıklette tekrar edince amatörde misyonunu tamamladığını düşünerek aynı yıl profesyonele geçti. Profesyonel olma kararını aldığında amatör kariyerinde 85 maçta yenilgi yüzü görmemişti.

Profesyonel Sugar-Sevgililer Günü katliamı

19 yaşındayken 100 dolar için çıktığı ilk profesyonel maçında Joe Escheverria’yı nakavt etti. İlk 40 maçının hepsini kazanırken yenilgiye uğrattığı bu rakiplerin yedi tanesi geçmiş ya da gelecek Dünya Şampiyonu boksörlerdi. Bu dönemde kendisine taçsız kral lakabı takıldı. Çünkü savaş sonrasına kadar unvan maçına çıkmasına izin verilmemişti. Bu denli başarılı olmasına rağmen unvan maçına çıkamamasının nedeni o dönemin boks ve mafya ilişkileriydi. Sugar bu mafya işlerinden ve bağlantılarından uzak durmaya çalışıyordu. Bu nedenle de unvan maçına çıkması yıllarca ertelendi.

1946’da İkinci Dünya Savaşı bittikten sonra 15 raunt sonunda Tommy Bell’i puanla yenerek yarı orta sıklet unvanını kazandı. Bell o nakavtı hatırlarken: “Bana ikili kombinasyon yaptı. Sol ya da sağ hangisini önce vurdu bilmiyorum. Canım da acımadı. Sonrasında hareket etmek istedim fakat bacaklarımın benimle gelmediğini fark ettim ve kafamın üstüne düştüm”demişti.

30 yaşından önce sadece bir kez yenilmişti. Çıktığı ilk 131 maçta bu sayı hiç değişmedi. Sadece bir yenilgisi vardı. O isim Jake La Motta’ydı. Motta’ya mağlup olduktan sonra intikamın soğuk değil sıcak yenmesi gereken bir yemek olduğunu düşünerek 3 hafta sonra LaMotta’yı ezici bir şekilde yendi. Sonra o ilk mağlubiyetin acısı tam olarak geçmemiş olacak ki LaMotta’yı kariyerinde dört defa daha yendi. LaMotta’nın elinden orta sıklet unvanını aldı. 14 Şubat 1951 günü yapılan Robinson’ın orta sıklet unvanını aldığı ve LaMotta’yı perişan ettiği bu tarihi maç literatüre “Sevgililer Günü Katliamı” olarak geçti. LaMotta bir röportajında: “Hayatım boyunca Sugar’dan o kadar çok dayak yedim ki nasıl şeker hastalığına yakalanmadım anlamıyorum” demişti.

Boks tarihçisi Herb Goldman iki boksörün birbirinin tam zıttı olduğunu ve birinde olan özelliklerin diğerinde olmadığını ifade etmiştir. Ona göre LaMotta sokakların adamı, Sugar ise klas ve ideal bir boksörün sembolüdür.

LaMotta beş yer bir vururdu. Ona isabet ettiremediğinizde bunu hakaret olarak algılardı. Bu klasikler arasına girecek bir eşleşmeydi. Adeta sokak dövüşçüsü bir boksöre karşıydı.” -Goldman

Boks yazarı Thomas Hasuer “Sevgililer Günü Katliamı” ile ilgili olarak şu yorumu yapmıştır. Sugar Ray Robinson o gece LaMotta’yı bir boksör nakavt edilmeden ne kötü dövülürse o şekilde dövdü.”

LaMotta ise o maçı iyi hatırladığını ve inadı yüzünden başına gelenlere dair şunları söylüyordu: “ İyi ki maçı durdurdular; yoksa ölecektim. İnatçılığım yüzünden yere düşmüyordum o da beni düşürmüyordu ama sonsuzluğa inanmamı sağlayacak bir dayak yiyordum. Bitmiyordu.”

Herkesi yenmişti. Rocky Graziano, Olsen ve diğerleri… Yeni hedefler gerekiyordu. 1952 yılında hiç düşünülmemiş bir şey yaptı. Joey Maxim ile 175 pound yani 79,3 kiloda hafif ağır sıklet unvanı için yani kendi sıkletinin iki sıklet yukarısında yedi kilo fazla bir adamla dövüşmeye karar verdi. Bugün alt sıkletten orta sıklete gelen bir boksörün Kovalev ile dövüşmesini hayal edin. (Canelo’nun yaptığı gibi) Ve o zamanlar unvanlar gerçekten önemliydi. Sugar 14. raunda çıkamadı. 13 raund boyunca skor kartlarında öndeydi ama salonun sıcaklığı önemli bir etkendi. Hayatındaki ilk teknik nakavtlı yenilgisini aldı.

Goldman’a göre Sugar o günden sonra bir daha asla eskisi gibi olmadı. Pratik olarak gidebileceği en üst noktaya gitmişti. Bu maçtan sonra emekli oldu. Sonrasında şov dünyasında şarkıcılık yaptı ama işin ekonomik tarafı beklediği gibi gitmedi. 1954 te para için geri döndü yedi maç sonra orta sıklet unvan maçına çıktı. Gene Fullmer’a ilk maçı kaybettikten sonra hem rövanşı hem de unvanı aldı. Bitirici içgüdüsü ve refleksleri hala yerindeydi ama artık daha kırılgan bir yapıdaydı. Yaşı 36 olmuştu. 44 yaşına kadar dövüşmeye devam etti. 19 yaşından 44 yaşına kadar 25 sene dövüştü. Fullmer’ı dördüncü raund sırasında nakavt ederken arttığı sol kroşe literatüre “mükemmel yumruk” olarak geçti. LaMotta gibi İtalyan-Amerikalı bir boksör olan Basilio’yu rövanş maçında yenerken beşinci Dünya şampiyonluğu unvanını kazandı.

1951 yılına dönersek o yıl 11 maça çıktı. O yılların özelliği Sugar’ın bir ağır sıklet gibi Avrupa Turnesi yapmasıydı. Bu turnede Türkiye’nin ilk profesyonel boksörü Garbis Zakaryan ile de sparring yaptı. LaMotta’yı yenip, orta sıklet kemerini aldıktan sonra kendisine ABD’de rakip kalmamıştı. Almanya, Belçika, Fransa, İsviçre, İtalya ve Britanya’da maçlara çıktı. Avrupa’nın lüks, insanı büyüleyen şatafatlı hayatına kendini kaptırınca Britanyalı rakibi Randy Turpin’e yenildi ve kariyerindeki ikinci mağlubiyetini aldı. Tıpkı LaMotta yenilgisinde olduğu gibi arayı hiç açmadan 2 ay sonra New York’taki rövanşta adamakıllı çalışarak Turpin’i insafsız bir şekilde yendi. Yeniden zirveye çıktı. Bu süre zarfında eski ya da gelecekte unvanı kazanacak 23 Dünya Şampiyonu’nu mağlup etmeyi başardı. 1958 yılında tarihte beş sıklette Dünya Şampiyonu olan ilk boksör oldu.

1962 yılında 41 yaşındayken hala unvan peşindeydi altıncı kez unvanı kazanmak istiyordu. 1965’te son maçında yenilerek boksa veda etti. Hayatının son dönemlerinde Alzaymır ile mücadele etti. 67 yaşında Los Angeles’ta vefat etti. Arkasında 200 profesyonel maç 108’i nakavt olmak üzere 173 galibiyet ve tarihin en iyi yarı orta sıklet boksörü olma onuruna erişmiş bir mirası bıraktı. Thomas Hauser’in ifadesiyle “Onun mirasını açıklamak çok kolay “Sugar Ray Robinson ringde her şeye sahip olan tarihin en iyi boksörüydü”.

Emeklilik

Bokstan kazandığıdört milyon doları hiç ederken hiç de çekingen değildi. Bu nedenle boks kariyeri olması gerekenden daha uzun sürdü. Biyolojik yaşlanmanın makûs talihinin bir sonucu olarak normalde yenilmeyeceği rakiplere kaybetti. Ring dışında da oldukça popüler bir isimdi. Pembe, Cadillac marka üstü açık arabasıyla New York caddelerinde boy göstermeye bayılırdı. Yüksek profilli gece kulüplerinde görünmeyi severdi.

1965 yılındaki emeklilik kararının ardından şov dünyasında çalışmaya başladı. Televizyon programlarına çıktı. Kaliforniya’ya taşındı. Bu işler ekonomik olarak toparlanmasına yardımcı oldu. 1967 yılında Boksun Onur Listesi’ne seçildi.

Robinson’ın sıkletler arasındaki başarısı ona gazeteciler ve boks severler tarafından pound for pound yani sıklet fark etmeksizin en iyi boksör yakıştırmasını beraberinde getirdi. Bu terimin ilk kez ortaya çıkmasını sağlayan boksör oldu. Yıllar geçse de bugün bu yakıştırma devam etti. 1984 yılında efsane Ring Dergisi Robinson’ı “Tarihin En İyi 100 Boksörü” sıralamasında birinci sıraya yerleştirdi.

İdol – Üstün insan

Muhammad Ali, Robinson için “kral, usta, idolüm” tabirlerini uygun gördü. Ali’nin 1964’te Sonny Liston’ı yenerken kullandığı meşhur matador stilini Robinson’dan aldığı söylendi. Ali’nin antrenörü Angelo Dundee küçük yaşlardan itibaren Robinson’ı New York ringlerinde izlemeye başlamış ona hayran olmuş bir isimdi. Robinson’ın ringdeki adeta yere dokunmadan uçuyormuşçasına hareket etmesini hayranlıkla izlemişti. Yıllar sonra Muhammed Ali’de gördüğümüz şey, bu stilin ringe yansımasıydı. Angelo Dundee Sugar Ray Robinson’dan gördüklerini Ali’ye aktarmıştı.

Helbert Randolph Robinson’ın bokstaki standartları belirlediğini ve diğer tüm boksörlerin bu standartlara göre değerlendirildiğini ifade etmiştir. Robinson’ın bokstaki en iyi olma durumu Nietzsche’nin -Böyle Buyurdu Zerdüşt- kitabındaki “üstün insan” terimini anımsatmaktadır. Nietzsche’ye göre “İnsan aşılması gereken bir varlıktır. Her varlık kendisinden üstün bir şey yaratmıştır: insanın da kendisini aşması gerekir.” Robinson kendisini aşmış diğer boksörlerin yapamadıklarını yapabilen üstün boksördür. Nietzsche’nin belirttiği üstün insan daha önceki değer yargılarını yıkarak kendi değerlerini ortaya koymalıdır. Robinson bir boksör olarak bunu başarmış ve bilinen tüm standartları bir kenara koyarak kendi standartlarını belirlemiş ve diğerlerinin bu standartlara göre hareket etmesini sağlamıştır. Nietzsche’ye göre üstün insan’ın nihai arzusu güce ulaşmadır. Robinson 40 yaşını geçtikten sonra altıncı kez unvan peşinde koşarken tam olarak bunu yapmaktadır. Nietzsche’ye göre “insana yakışan güçlü, korkusuz ve acımasız olmaktır. Üstinsan insanlığa yeni değerler, yeni hedefler ve yeni düşünceler getirecektir.” Robinson ringde nakavtlı galibiyetler alırken güçlü, kendinden iki sıklet yukarıdaki bir boksörle karşılaşırken korkusuz ve rakibinin ölümüyle sonuçlanan maçtan sonra polise verdiği “rakibimin canını acıtmak benim işim” ifadesiyle acımasızdır.

Bütün bu benzetmeler güzel dursa da önceki değer yargılarından bağımsız bir ahlak ya da boks standardı oluşturmak imkânsızdır. Robinson ringdeki hareketlerini, geriye kaçışlarını, yumruk atma stillerini kilisenin bodrum katındaki antrenörü Gainford’dan öğrendikleri ve Joe Louis’ten gördükleri ile şekillendirmiştir. Rakiplerini nakavt ederken güçlüdür ama LaMotta’yı indirememiştir. Evet LaMotta’dan daha iyidir ve onu rauntlar boyunca dövmüştür ama LaMotta’nın iradesi güce karşı koyabilmiştir. İnsan iradesi en iyinin ve gücün önüne geçmiştir. Evet, Robinson Doyle’a o son öldürücü yumruğu vurmuştur ama bunun olmaması için maçın iptalini isteyen, hastanede saatlerce rakibinden güzel bir haber duymak için bekleyen ve yıllarca Doyle’un ailesine para gönderen şefkatli insan da odur. Sadece güce ulaşma arzusuyla ortaya çıkan acımasız ve şefkatten yoksun bir üstün insan kabul edilemez. Sugar Ray Robinson her şeye rağmen üstün boksördür. Tarihin en iyisidir. Güce değil ama en iyiye ulaşma arzusuyla bu hedefini gerçekleştirirken standartları belirlemiş ve bunu bazen güçsüz bir şekilde, bazen korkarak, bazen de şefkatli bir yürekle yapmıştır.

En İyisi

Boks otoriteleri tarafından tarihin en iyisi olarak gösterildi. Bugün Floyd Mayweather’ın kendisi için kullandığıTBE” yani The Best Ever” terimini sporcular, yazarlar ve antrenörler Sugar Ray Robinson için kullandı.

“Onu izlemiş olanlar için ikinci bir isim yoktu. Sugar Ray Robinson tarihin en iyisiydi. Solu inanılmazdı, geriye giderken nakavt yapardı. Defansı mükemmeldi. Vs. vs. vs. işte bu vs.’ler tam beş sayfa daha devam ediyordu.” –Helbert Randolph (Boks Yazarı)

“Bazıları beni ve Sugar Ray Robinson’ı kıyaslıyor. İnanın ortada kıyas falan yok. Robinson en iyisiydi.” –Sugar Ray Leonard (Beş Sıklette Dünya Şampiyonu, Boks Onur Listesi Üyesi)

“Birçok boksör ikili ve üçlü kombinasyon denerdi. Sugar dörtlü beşli kombinasyonlar yapardı o herkesten farklıydı.” –Thomas Hauser (Boks Yazarı)

“Ona rövanş şansı vermeyin. Onu bir kez yendiğinizde buna adapte olur. Ne yapacağını iyi bilir. 40 yaşına gelene kadar kimse onu iki kez yenemedi. Çenesi kuvvetliydi. 25 yıllık kariyerinde gerçek bir nakavt yaşamadı.” –Jack Newfield (ABD’li Boks Yazarı)

“Muhammad Ali dâhil bütün yeni jenerasyon boksörler onu kopyaladı.” –Archie Moore (Eski Hafif Ağır Sıklet Dünya Şampiyonu)

Boks

Boksun efsaneleri #12 | Joe "Smoking" Fraizer

22/05/2020 AT 14:28
Boks

Boksun efsaneleri #11 | Ölümcül İçgüdü: Deontay Wilder

18/05/2020 AT 14:45
Related Topics
Boks
Share this with
Copy
Share this article

Latest News

Boks

Boksun efsaneleri #13 | Jack Dempsey

21 SAAT ÖNCE

Latest Videos

Boks

Boksör ringden böyle kaçtı

00:00:34

Most popular

Tenis

2020 Madrid Açık | CANLI YAYIN

28/04/2020 AT 10:07
View more