Boks

Boksun efsaneleri #3: Altın çocuk

Share this with
Copy
Share this article

Oscar De La Hoya

Image credit: Eurosport

ByEurosport Türkiye
20/04/2020 at 16:13

Cihat Gemici, boks tarihinin efsanelerini yazıyor...

Profesyonel boksun tarihi gong sesinden sonra kanvasın üzerinde, iplerin arasında birbirlerine meydan okuyan cesur eldivenlerle yazılmıştır. Yayınlayacağımız yazı dizisinde boksun ilk dönemlerinden günümüze dek uzanan unutulmaz efsanelerin hayat öyküleriyle dünyanın farklı yerlerinde tarihi bir yolculuğa çıkacağız.

Altın Çocuk

Boks

Boksun efsaneleri #13 | Jack Dempsey

21 SAAT ÖNCE

4 Şubat 1973 tarihinde Los Angeles’ın doğusunda, daha çok hispaniklerin yaşadığı bölgede, orta sınıf bir ailenin Oscar ismini verdikleri ikinci çocukları dünyaya geldi. Çocuk çetelerin ve şiddet olaylarının sıradanlaştığı bir muhitte kaykay üstünde dolaşmayı severek ve resim çizmekten keyif alarak büyüdü. Resim konusunda el yeteneği yabana atılmayacak kadar iyiydi. Bir derginin düzenlediği yarışmayı kazanarak bu yeteneğini tescillemişti.

El yeteneğinin iyi olması ellerini tuval üzerinde tutmasına yetmedi. Bacaklarını dengede tutabilmesi onun kaykayın üzerinde kalmasına yetmedi. Babası küçük ellerini fırça tutarken değil, eldivenlerin içinde; sıska bacaklarını kaykayın üstünde değil, kanvasın üstünde görmek istiyordu. Eskiden profesyonel boksör olan baba Joel De La Hoya, altı buçuk yaşındaki küçük oğlunu ağabeyi Joel ile East Side Boxing Club’a gönderdi. Baba Joel’in sert bir mizacı vardı. İlk günlerde ringe adapte olamayan Oscar’a biraz zorla da olsa sonunda boksu sevdirmeyi başardı.

Babası küçük oğlunu zorlarken annesi Cecilia oğullarının dövüşmesini istemiyordu. Resim ya da kaykay belki de onun için daha uygun olurdu. Baba Joel ise kaykayın tehlikeli olduğunu ve Oscar’ın düşüp bir yerini incitebileceğini düşünüyordu. Boks onun için daha az tehlikeliydi. Dededen gelen bir gelenek olan boks, Joel’den önce büyük oğlu Joel Jr.’a sonra da Oscar’a geçti. Ortanca çocuk ellerinden hayli büyük olan ilk eldivenlerini takıp ilk maçına çıktığında oldukça heyecanlıydı. İlk rauntta rakibini durdurmayı başardı. Mutluydu. Sevincinin kaynağı babasını gururlandırmış olmasıydı.

Anneler bazen istemeseler de çocuklarının yanında olurlar. Cecilia, Oscar’ı ringlerde bir an bile yalnız bırakmadı. Oğlunun ringde dayak yemesinden hoşlanmasa da Oscar’ın en büyük destekçisi ve en özel hayranıydı. Her maç ring kenarındaydı. Tezahürat yaptı, cesaret verdi ve daima oğlunun yanında oldu.

Oscar boksa duygusal olarak bağlandığından beri amatör kariyerindeki her maçını kazanıyordu. Özel bir yeteneği olduğunu herkes anlamıştı. Okul hayatını boks nedeniyle ikinci plana attı. Antrenmanlar ve maçlar düzenli bir eğitim yaşamının olmasını engelliyordu. O da tamamen boksa odaklandı. 15 yaşına geldiğinde ulusal gençlik şampiyonasını, 17 yaşına geldiğinde ulusal altın eldivenler turnuvasını kazandı. Bunca başarının, kazanımın yanında bilmediği bir şey vardı: En büyük hayranı, her maçında ring kenarında ona cesaret veren biricik annesi kötü bir hastalığa yakalanmıştı. Cecilia de la Hoya meme kanseri olmuştu.

Bir gün eve döndüğünde annesini ağlarken buldu. Annesi oğluna bir annenin evladına söyleyebileceği en acı şeyi itiraf etti. Annesi ölüyordu. Oscar o an “yaşamak istemiyorum” diye düşündü. Ağzından bir teselli belki de bir mutluluk kıvılcımı olabilecek sözler döküldü. Annesine olimpiyatları kazanacağının sözünü verdi. Annesi o günden sonra kemoterapi tedavisi devam etmesine rağmen Oscar’ın maçlarına gitmeye devam etti. Oscar, 28 Ekim 1990’da Goodwill Oyunları’nda altın madalya kazandı. İki ay sonra annesi kansere karşı vermiş olduğu savaşı kaybetti. Oscar annesini ve en büyük hayranını kaybetmişti.

1991 yılında Oscar De La Hoya amatör sıralamaları domine ediyordu. Hızı ve sol direktleri çok etkileyiciydi. Önemli bir boksör olarak görülüyordu ama içinde bir endişe vardı. Annesine verdiği sözü tutamamaktan korkuyordu. Olimpiyatlar kolay bir iş değildi. ABD’de sporcuysanız olimpiyat takımına seçilmek dahi zor bir işti. Sonrasında kıta elemesini geçmesi ve sıkletinde dünyanın en iyilerini yenmesi gerekiyordu. Sydney’de yapılacak Dünya Şampiyonası, Olimpiyat öncesi önemli bir veri olacaktı.

Oscar ikinci turda Alman Marco Rudolph ile eşleşti. Maç içinde bir şeyler yolunda gitmiyordu. Gong çaldığında skor 17-13, Alman boksör lehineydi. Oscar yıllar sonra ilk kez kaybetmişti. Hem de bu yenilgiyi böylesine büyük bir sahnede tadıyordu. Uzun süre telefonlara çıkmadı. Aklında annesine verdiği o söz ve 1992 Barcelona Olimpiyatları’ndan başka bir şey yoktu.

O dönem masa hakemlerinin her yumruk isabetinde butona basarak puanlama yaptığı bir sistem vardı. Oscar için bu uygulama bazen bir dezavantaj dönüşüyordu. Çünkü Oscar o kadar hızlı yumruk atıp o kadar çok kombinasyon yapıyordu ki hakemlerin bu yumrukların hepsini yakalaması bazen çok zor oluyordu. Bu düşüncelerle Barcelona’ya gitti…

İlk turda Brezilyalı rakibini durdurmayı başardı. İkinci turda Nijeryalı’yı, çeyrek finalde Bulgar rakibini geçti. Yarı finaldeydi.

Koreli Hong Sun rakibimdi. Kalbim duracak gibiydi. Son raunttu sanırım. Onu düşürdükten sonra hakem puanını sildi ve finale çok yakındım son 10 saniye ringde dolaştım beni yakalamasına izin vermemeliydim.

Artık finaleydi. Hayalleri ile arasında duran sadece bir rakip vardı. Bir sene önce Sydney’de kaybettiği Alman boksör Marco Rudolp, finalde yine karşısına çıkmıştı. Babası ve kız kardeşi de salondaydı. Babası tribünden taktik vermeye çalışıyor, kız kardeşi endişeli gözlerle maçı takip ediyordu. Maç bitti. O yıl boksta ABD adına tek altını19 yaşındaki Meksika asıllı Oscar de la Hoya kazanmıştı. Bir elinde ABD bir elinde Meksika bayrağı ile ringi turladı. Tribünde babası ve kız kardeşi gözyaşlarını tutamıyordu. Oscar o an sadece olimpiyat şampiyonu olmamış aynı zamanda annesine verdiği sözü de tutmuş, annesinin rüyasını gerçeğe dönüştürmüştü. O güne dair en çarpıcı en dokunaklı sözler yine Oscar’ın dilinden kelimelere dökülüyordu.

Hayatımın üzerine yemin ederim ki annem o an orada benimleydi.

Kardeşi Cecilia Gonzalez de ağabeyinin ne başardığının farkındaydı. Bu zorlu yolculukta annesinden boşalan hayran koltuğuna o oturmuştu.

Ülkeye döndüğümüzde herkes onu karşılamaya gelmişti. Ağabeyim ilk benim yanıma geldi ve ‘başardık’ dedi. Madalyayı boynuma taktı; gözlerimin içine bakarak ‘annemiz için başardım’ dedi. O an ben de gözyaşlarımı tutamadım.

Ertesi gün madalyasını annesinin mezarına götürdü. Annesinin mezarını sarılmak istiyor ona bak madalyanı getirdim hayalimizi gerçekleştirdim demek istiyordu.

Profesyonel

Oscar De La Hoya, Los Angeles’ta gurur duyulan bir çocuktu. Ülkenin kalbini kazanmıştı. Sadece olimpiyat şampiyonu yetenekli bir sporcu değildi. Aynı zamanda son dönemin en yakışıklı boksörüydü. Hayran kitlesi çok büyüktü. Hispanik hayranları oldukça fazlaydı ve Latin pazarında yükselen bir değerdi. Altın Çocuk için artık ortam müsaitti profesyonele geçip para kazanmanın vakti gelmişti.

Dünya klasında amatör bir boksör olduğu açıktı (229 amatör maçın 224’ünü kazanmıştı) ama profesyonel başka bir arenaydı. Resmi olarak Golden Boy-Altın Çocuk lakabını aldı. İnsanların böyle seslenmesi hoşuna gidiyordu. Lamar Williams’ı ilk rauntta nakavt ederek profesyonel kariyerine iyi bir başlangıç yaptı. İlerleyen yıllarda ünlü promotör Bob Arum ile anlaşarak rakiplerinin daha kaliteli isimler olmasını sağladı. Kendi hedeflerini koymaya başladı. Unvan istiyordu. 1994 yılında Jimmy Bredhal’i mağlup ederek WBO süper tüy sıklet kemerini kazandı. Aynı yıl Jorge Paez’i yenerek bir üst sıklet olan hafif sıklette WBO kemerinin sahibi oldu.

1996 yılında idolü efsane Meksikalı boksör Julio Cesar Chavez ile karılaşmak için süper hafif sıklete çıktı. Chavez, Meksika’nın ve dünya boksunun yaşayan efsanesiydi. Chavez o kadar büyüktü ki Oscar kendi evinde yuhalanmıştı. Oscar’ın doğduğu yer olan Los Angeles’ta yaşayan Meksikalılar da Chavez tarafındaydı. Yaşayan efsanenin karşısında yakışıklı, güler yüzlü bir çocuk vardı. Her şeye rağmen Oscar rakibine büyük saygı duyuyordu. Favori genç Oscar’dı ve yaşlı aslanın devir teslim töreni dört rauntluk bir geçit töreni ile yapıldı. İlk rauntta Chavez’in kaşı açıldı. Dördüncü rauntta hakem maçı durdurdu. İkili 1998 yılında tekrar karşılaştılar ama sonuç değişmedi.

Bu netice ile Oscar WBC’nin super lightweight kemerinin sahibi oldu. Yüzünde çizik olmayan, hoş çocuk imajı devam ediyordu. Karizması ve aurası ile biraz Muhammed Ali gibiydi. Parasını kiliselere ve çocuklara harcamaya başladı. 1997 yılında P4P listesinde üst sıralardaydı. Yine de baskı devam ediyordu. Daha iyi rakiplerle karşılaşması isteniyordu.

Babasının kontrolünün kariyerini etkilediği düşünüldü. 1997’de welterweight sıkletinde çıktı. Bu sıklette zorlu Pernall Whittaker, Hector Camacho ve Wilfiredo Rivera maçlarını kazandı. Ardı ardına gelen zaferlerden sonra boksu bırakmayı ve mimar olmayı düşündü.

27 yaşında emekli olup, okula gideceğim ve mimar olacağım, diyordu. Bu içinden gelen naif ses annesinin kulağına fısıldadığı şeylerdi. Aklının köşesindeki baba tarafı ise ringin içindeydi dövüşe devam ediyordu. Bu arada özel hayatında da sorumlulukları artıyordu. Eski kız arkadaşından Jacob adında bir oğlu oldu. Aynı yıl eski ABD güzeli Shanna Moakler ile evlendi.

1999 yılında Felix Trinidad ile ringe çıktı. Milenyumun maçı olarak tanıtılan bu maçta Trinidad çoğunluk kararı ile kazandı. Bir hakem berabere vermişti. Diğer iki hakem 115-113 ve 115-114 Trinidad lehine puanlama yaptı. De La Hoya kazandığından emin olarak son rauntta yumruklardan kaçmayı tercih etti. Oscar 20 milyon doların üzerinde bir para kazandı ama profesyonel kariyerinde ilk kez kaybediyordu. Maç sonu partisinde kimsesi yoktu. Yalnız hissediyordu. Söylentiler kulağına geliyordu. “Kariyeri bitti” diyorlardı. Ona göre ise bu sadece bir mağlubiyetti ve hatta maçı o kazanmıştı. Bu tartışmalı bir mağlubiyetti.

Trinidad maçının ardından Derrel Colley’i mağlup ettikten sonra nişanlısı ve kızıyla zaman geçirdi. Annesinin adını taşıyan kanserle mücadele merkezini açtı. Hayır işleriyle meşgul olmaya başladı. Bokstan kazandığını topluma geri veriyordu. Haziran 2000’de Shane Mosley maçına hazırlanmaya başladı. İkisi de Los Angeleslıydı, amatörde de karşılaşmışlardı. 12 raunt dövüştüler. Kıran kırana bir maç oldu. Sonunda kazanan ayrı kararla Shane Mosley’di.

Oscar ikinci kez mağlup olduktan sonra biraz tatil yaptı. Katıldığı bir televizyon programında sunucu spontane bir şekilde “Oscar şarkı söyler misin” dedi.” Oscar canlı yayında şarkı söylemeye başladı. Ertesi gün kontratlar gelmeye başladı. Kontratlar boks maçı için değil şarkı albümü içindi. Oscar’ın içindeki sanatçı ruh yine ortaya çıkmıştı. Albüm yapmaya karar verdi. Bütün şarkıları CD’ye kaydetmek kolay olmadı. Şarkı söylemekte zorlanıyordu, bazı şarkılarda sözlerde yazılan o duyguları hissedemiyordu. Albümün yapımcısı Rudy Perez de bu durumdan endişeliydi iyi bir paraya önemli bir yatırım yapmıştı ve sonucun tatmin edici olması gerekiyordu. “Ona bir kızın kalbini kırdığını hayal et” dedim. Hangi kız” diye sordu. Millie Corretjer’in videosunu ona gösterdim bütün bir albümü Corretjer’e söyledi.

2000 yılına gelindiğinde hayatında köklü değişiklikler oldu. Antrenörünü değiştirdi, promotörü Bob Arum’u bıraktı. Ağustos ayında Shane ile ilişkisi bitti. Ekim ayında albümü piyasaya çıktı. İlk albümü ile Grammy ödüllerine aday oldu. Birçok sanatçı hayatı boyunca bu onura erişemezken bir boksör olarak ilk albümünde Grammy adayı olmuştu. Belli ki duygularını şarkılara geçirmeyi başarmıştı. Bu geçişin en önemli etkeni de şarkıları ona bakara söylediği Millie Corretjer’di. Videosunu izlediği kadına aşık olmuştu ve saygı bekliyordu. Millie ile ilişkileri başladı. O günlerde Millie’yi hayatının kadını olarak tanımlıyordu. Kariyeri ve kişisel hayatı çalkantılıydı eski karısı ve promotörü ile sorunları vardı. Bob Arum ile davasını kazandı. Jerry Parencheo ile yeni promotörü olarak anlaştı. 2001 Mart’ında mikrofonu bırakıp eldivenleri giyerek ringlere döndü. Las Vegas’ta on binler önünde Kanadalı Arturo Gatti’yi yenmeyi başardı. Oscar geri dönmüştü.

Profesyonel kariyerinin sonraki bölümünde Felix Sturm ve Mayorga’yı mağlup ederken, Shane Mosley, Bernard Hopkins, Floyd Mayweather Jr., ve Manny Pacquiao’ya mağlup olarak kariyerini sonlandırdı. Kariyeri bittikten sonra 2002 yılında kurduğu Golden Boy isimli promotörlük şirketiyle boksun içinde kalarak süper yıldız Meksikalı Canelo Alvarez ile çalıştı.

Altı sıklette dünya şampiyonu bugün hayır işlerine ve boks promotörlüğüne devam ediyor. Ve kulağında annesinin fısıldamaları eşliğinde…

Boks

Boksun efsaneleri #12 | Joe "Smoking" Fraizer

22/05/2020 AT 14:28
Boks

Boksun efsaneleri #11 | Ölümcül İçgüdü: Deontay Wilder

18/05/2020 AT 14:45
Related Topics
Boks
Share this with
Copy
Share this article

Latest News

Boks

Boksun efsaneleri #13 | Jack Dempsey

21 SAAT ÖNCE

Latest Videos

Boks

Boksör ringden böyle kaçtı

00:00:34

Most popular

Tenis

2020 Madrid Açık | CANLI YAYIN

28/04/2020 AT 10:07
View more