Herkes Ferrari hayranıdır."

Bir satır üstte uzun bir demecin kısa bir cümlesi olarak alıntılanan üç kelimelik bu cümle Ferrari markasının motorsporlarındaki anlamını niteler vaziyette ve bu sözün 'Esas Ferrari' Enzo'ya ait olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Bu söz, Ferrari'ye unutulmaz iki şampiyonluk getiren ‘Fare’ lakaplı Niki Lauda'ya veya unutulmaz kırmızı tulumuyla beş kez dünya şampiyonu apoletinin sahibi Michael Schumacher'e de ait değil. Bu söz, kariyerinin ikinci dönemini Ferrari tulumuyla geçirmiş olan ve önce grid'in, daha sonrasında ise kendi takımının ikinci adamı olan Sebastian Vettel'e ait.

Formula 1
Kıl Payı
16/01/2021 - 09:51

2010’lu yıllara yaklaşılırken Sebastian Vettel ismini gördüğünüz mecralarda şu tarz kelimelerle karşılaşmanız oldukça olasıydı: Beklenti, hayal ve elbette gelecek… Henüz 11 yaşında sponsorluk anlamında Redbull tarafından desteklenmeye başlayan ve Redbull Akademi’nin bir parçası olan Vettel, Formula 1 için bir aday olduğunu daha küçük yaşlarda göstermişti. Mevzubahis adaylığın ardından onunla ilgili çıkan tüm haberler bu beklentiler üzerineydi. 2006 yılında BMW-Sauber takımının test pilotu olarak adım attığı Formula 1’de ait olduğu takımla, Redbull’la yollarının kesişmesi için bir süre beklemesi gerekecekti. Sponsorluk olarak bağlı olduğu Redbull ve kontratının devam ettiği BMW-Sauber takımı arasında bir süre gidip gelmek zorunda kalan genç Vettel, o dönemki BMW yönetimin tercihini takımın tecrübeli sürücüsü Nick Heidfeld’den yana kullanmasıyla Redbull’un pilot takımı Toro Rosso’nun yolunu tutar. Toro Rosso’da tek bir hafta sonu içinde tarihin en genç pole pozisyonu alan ve aynı zamanda tarihin en genç yarış kazanan ismi olmayı başaran Vettel, bu başarılara Monza’da imza atmış ve ‘Bebek Schumi’ lakabını almaya âdeta hak kazanmıştı. Alman olması, sürüş stili, sahnenin arkasında, bizlerin çoğunlukla görmediği yerlerde mühendislerle kurduğu yakın ilişki ve bunun gibi birçok detay; Vettel soy isminin ardından neden ‘gelecek’ veya ‘beklenti’ gibi kelimelerin geldiğini kanıtlıyordu. İtalya’da Toro Rosso aracıyla gelen zafer, ana takım Redbull için karar niteliği taşıyordu. David Coulthard’ın emekliye ayrılmasıyla boşalan koltuğa oturan Sebastian Vettel, artık griddeki iki Redbull aracından birinin sürücü koltuğundaydı.

https://i.eurosport.com/2020/11/28/2945617.jpg

2009’da sil baştan yazılan aerodinamik kurallar, Mclaren ve Ferrari gibi köklü takımları gafil avlarken aradan sıyrılan Redbull, Toyota ve Brawn GP gibi takımlar, damalı bayrağı en ön sırada göğüsleme konusunda en büyük adaylardı. İlk sezonunda kural kitapçığının sınırlarını zorlayarak çift katmanlı difüzörü geliştiren Toyoto ve Brawn GP sezon sonunda ilk iki sırada yer alırken Redbull, grid’in geleneksel araçları arasında performans anlamında en iyisi ve en hızlısıydı. Rekabetçi bir aracın koltuğuna oturduğunda yarış ve hatta yarışlar kazanabileceğini gösteren Vettel ise şampiyonluğa göz kırpmakla yetinecekti.

2010’da, son yılların en rekabetçi ve en gözde sezonunda şampiyonluğun adayları arasında anılıyordu. Ferrari koltuğunda oturan iki kez dünya şampiyonu Fernando Alonso, McLaren’le oldukça rekabetçi bir konumda olan Lewis Hamilton, 2009’a göre daha da hızlanan Redbull’uyla Sebastian Vettel ve elbette takım arkadaşı Mark Webber, şampiyonluk mücadelesinin paydaşlarıydı. O sezon Vettel, çoğu zaman yarış içinde yapamadığı bir şeye imza attı ve şampiyonluğu geriden gelerek kazandı.

2011’de son yılların en dominant performanslarından birini gösteren Vettel, Interlagos’a dört kala Suzuka’da şampiyonluğunu ilan etmiş ve tarihin en kısa sürede iki şampiyonluğa ulaşan ismi olmayı başarmıştı. Yıllar önce ne zaman bahsi açılsa ardından gelen ‘gelecek’ lafları, artık karşılığını bulmuştu. 2012’deki Redbull aracı, bir önceki yıl olduğu gibi güle oynaya şampiyonluğu alacak seviyede değildi ancak sezona iyi başlayamayan Vettel, ilerleyen hafta sonlarında aldığı puanlarla önce Suzuka’da puan farkını dörde indirmiş, ardından sezonun son yarışı olan Interlagos'ta zor da olsa üst üste üçüncü zaferini ilan etmişti. Fakat o da ne? Grid’de başka bir Alman daha var ve neredeyse az önce dünya şampiyonu olmuş genç çocuk kadar ilgi çekici. Yaklaşık bir buçuk ay önce Suzuka'daki basın toplantısında artık yarışmayacağını açıklayan Michael Schumacher elbette. Sezonun son yarışı, son turlar ve art arda üçüncü dünya şampiyonluğu. Vettel şampiyonuk yolunda arka sıralardan altıncı sıraya tırmanırken Schumacher Formula 1 kariyerinin son turlarını atıyor. Buna bir devir teslim töreni gibi bakmamız ise oldukça olağan bir durum. Fernando Alonso Brezilya’da tarihin en hüzünlü bakışlarından birini atarken Vettel ile Schumacher yarış bitiminde birbirlerine sarılıyorlardı ve bayrak artık tam anlamıyla ‘Bebek Schumi’ye geçmişti.

2013’te de son derece dominant bir performansla şampiyonluk ipini göğüsleyen Vettel, tarihin en büyük Formula 1 pilotlarından aşağı kalır bir yanı olmadığını göstermiş, Malezya’da pit duvarını duymazlıktan gelerek takım arkadaşı Webber’i geçmişti. Bu vurdumduymaz ve podyumun en üst basamağı için ortaya konulan aşırı açlık hissi, onu takımına ve en yakınındakine dahi saygı duymayan biri yapmıştı. Şımarık bir çocuk veyahut galibiyet için her şeyi göze alacak bir şampiyon? Hâlihazırda şampiyonluklara ambargo koymuş, geçmişi ve geleneği olmayan bir takımın şampiyon pilotuydu ve bir nefret objesine dönüşmesi işten bile değildi.

2014, turbo hibrit çağına geçiş anlamına geliyordu ve Redbull’un motor tedarikçisi Renault, çağı yakalayamayan tarafta kalmıştı. Genç ve herkesin malumu kanı kaynayan takım arkadaşı Daniel Ricciardo’nun dahi gerisinde kalan Vettel için o sezon büyük bir hayal kırıklığıydı. Bir an önce unutmak istiyordu, unutturacak bir şeylerin ihtiyacını hissediyordu ve Sebastian Vettel, çok sevdiği Ferrari’siyle sözleşme imzaladığında Tifosi’nin aklında tek bir düşünce vardı: Alman ve İtalyan ulusal marşlarının arka arkaya okunduğu o güzel günler.

Herkes Ferrari hayranıdır. İsterseniz Mercedes’tekilere gidin. ‘Mercedes dünyanın en iyi markası’ deseler dahi onlar da aslında Ferrari hayranıdır. "(Sebastian Vettel, 2016 Kanada)

Mercedes, turbo hibrit çağını yakalayan değil, yazan takımdı âdeta. Padokta Ferrari’nin 2000’li yılların başında kurduğuna benzer bir hegemonya vardı. Vettel turbo hibriti ıskalayan, lastik kullanımı konusunda sınıfta kalan ve çok sevdiği Ferrari’nin koltuğundaydı. 2015’te Ferrari, Mercedes’in kurduğu dominasyona baş kaldıramamıştı ve hem takım hem de sürücüler anlamında geri planda kalınmıştı. Ancak bu zaten beklenen bir senaryoydu. İlerleyen sezonlarda Vettel ve ‘gelecek’ kelimeleri tekrar bir aradaydı. Tarihin en köklü ve başarılı Formula 1 takımı ile henüz 26 yaşında dördüncü dünya şampiyonluğuna ulaşmış bir ismin birlikteliklerinin zaferle sonuçlanamaması, ihtimal dahilinde görülmek dahi istenmiyordu. 2016, bürokratik yapısıyla nam salan Ferrari’nin yeniden yapılanmasıyla gündemdeydi ve Ferrari bu dönemde yalnızca Mercedes’in değil, Redbull’un da gerisine düşmüştü. Bu esnada Mercedes’in hegemonyasına kafa tutmaya ve rekabetçi kalmaya çalışan Sebastian Vettel ise artık yavaş yavaş grid’in ikinci planına itiliyordu. 2017’de yenilenen aerodinamik kurallar ve performans olarak birbirine yaklaşan araçlarla rekabetçi bir konuma yükselen Ferrari-Vettel birlikteliği, beklenen ve ‘gelecek’ denilen bir birliktelikti. Sebastian Vettel araçtan maksimum performans almaya çalışıyordu. Hızlı, uyumlu ve mutluydular.

Bir sporcunun, herhangi bir takımla olan birlikteliğini bazen bir, bazen de birkaç gün değiştirebiliyor. O gün muhtemelen kimse farkında değildi ancak birkaç yıl sonra geri dönüp baktığımızda Vettel adına Singapur’da bir şeyler değişmiş gibi gözüküyordu. Daha sonrasında yarış içinde yapacağı tüm basit hataların başlangıç noktası olarak Singapur gösterilecekti. 2017’de Singapur’dan, 2018’de de Hockenheim’dan sonra performans olarak yeterli seviyeye çıkamayan Vettel, şampiyonluk mücadelesinin ikinci adamı hâline gelmişti. İlerleyen yıllarda Singapur ve Hockenheim, Vettel-Ferrari birlikteliğinin bahsi geçtiğinde akla gelen ilk iki pisti olacaktı.

Bütün bunların ardından Sebastian Vettel, dört kez dünya şampiyonluğuyla Fangio, Schumacher ve Prost’un olduğu elit bir sınıfa dahil olmuş ancak daha sonraki yıllarda çok sevdiği Ferrari’siyle ikinci plana düşmüştü. Dünyanın sonu muydu? Veya Sebastian Vettel berbat bir pilot muydu? İşler kötüye gittiğinde yapılan basit hataların yanı sıra geçmişte kurcalanacaktı. Sebastian Vettel eğer cumartesi günü ilk çizgiden start almaya hak kazanamamışsa ve yarışa arka sıralardan başlıyorsa oldukça kötü performanslara imza atıyor, hatta o yarışı asla kazanamıyordu. Peki bunu günbegün konuşmalı mıydık? İtalyan basınına göre öyle olsa da David Foster Wallace aynı fikirde değil. String Theory yazısında bundan bahseder mahir kalem. String Theory, profesyonel turda herhangi bir şampiyonluğa sahip olmayan, kariyerinde yalnızca dört kez Grand Slam’lerde boy göstermiş ve bunların mütemadiyen hepsine ilk turda veda etmiş Michael Joyce hakkındadır. İlk olarak Wallace’ın harika tasviriyle Kanada Açık elemeleri için Montreal’e gideriz. Ardından, bize bu sporu icra eden insanların yaptıkları işin ne kadar zor olduğunu hatırlatır, yakın zamanda ilk 100’e giren ismini duymadığımız birkaç oyuncudan bahseder ve yıllar sonra DWF’in paltosundan çıkmak isteyecek kimilerine ilham verecek o cümleyi kaleme alır:

"Sizleri dünyadaki herhangi bir şeyde en iyi 100 kişi arasına girmenin nasıl bir his olduğunu düşünmeye davet ediyorum. Herhangi bir şeyde. Ben hayal etmeye çalıştım, bu çok zor."
https://i.eurosport.com/2020/11/01/2927014.jpg

Singapur ve Hockenheim’ın ardından bir nevi gözden düşen ve şampiyonluk mücadelelerini son haftalara taşıyamayan Vettel, yakın geçmişte takımının ikinci adamı konumuna gelir. Kimi Raikkonen’in yerine takıma katılan Charles Leclerc, yakın zamanda tarihin en genç yarış kazanan üçüncü pilotu oldu ancak bu, Ferrari’nin DNA’sında olmayan bir şeydi. Geleceğin aktüelden daha cezbedici olduğu bir dünyada, onlar da aradıklarını Leclerc’te bulmaya çalışıyorlardı en nihayetinde.

İki taraftan birinin seçmenin zorunluluk hâline geldiği bir dünyada bir sonraki jenerasyon da yeni pazarlama stratejileri sayesinde gözümüzün odağında. Yeni jenerasyonu takip etmeli ve onlar hakkında bir şeyler düşünmeliyiz. En nihayetinde bir fikir sahibi olmalı ve onu dile getirmeliyiz. İmzaladıkları reklam anlaşmaları, sponsorları, giyim tarzları, magazinsel ilişkileri ve diğerleri… Her şeyiyle hayatımızın odak noktasındalar. Gelecek ve geleceğin vadettikleri, kameranın merceğine olabildiğince net bir şekilde yerleşiyor ve sonunda gözlerimizi devam eden sezonun anlamsızlaştığı bir dünyaya açıyoruz.

Beklentiler, hayaller ve geleceğe dair projeksiyonlar... Henüz 20 yaşını doldurmamış çiçeği burnunda bir çaylağın Formula 1'in 20 koltuğundan birine oturması ve dört kez dünya şampiyonu unvanına sahip birinden daha fazla göz önünde olması, belki de yalnızca günümüzün halet-i ruhiyesiyle açıklanabilecek bir şey. Beklentilerin ve geleceğin hakim güçler olduğu bir dünyada Sebastian Vettel, zamanla bu dünyanın iki numaralı adamına dönüştü. Belki de geçmişte bunu kendisi de yaşamıştı. Yalnız arada bir fark var: Bugünlerde kendisi 33 yaşında ve grid’in deneyimli isimleri arasında gösteriliyor. Kısacası, 10 yıl öncesine göre hikâyenin diğer tarafında yer alıyor. Kimi zaman onu geçmişin bir parçası olarak gördük, kimi zaman koşulların ağırlaştığı ve pilotajin aracın önüne geçtiği yarışlarda podyuma çıkarken. Devam eden sezon bitmeden bir sonraki Avustralya Grand Prix'sinin konuşulduğu bir dünya burası artık. Bir de sezonu dördüncü bitiren Meksikalı bir pilotun, ‘Geleceğe yatırım yapmalıyız’ veyahut ‘Asya pazarını dikkate almalıyız’ çılgınlığının kurbanı olarak henüz 2021 sezonu için herhangi bir takımla sözleşme imzalayamadığı bir dünya.

Vettel’in de dediği gibi bu, zorlu bir sondu ve Ferrari-Vettel birlikteliğinin sonuna gelmiştik. Sebastian Vettel, geçtiğimiz Pazar günü çok sevdiği, hatta hayranı olduğu Ferrari’sinden indi, ekip arkadaşlarına biralarını dağıttı ve takım arkadaşı Charles Leclerc’le kasklarını değiştirdikten sonra yeni takımı Aston Martin için hazırlıklara başladı. Sezona son noktayı koymadan bir sonraki Avustralya Grand Prix’sinin konuşulduğu bir dünyada artık o da sıradaki yarışı düşünmek zorunda kalmıştı.

https://i.eurosport.com/2020/11/05/2929389.jpg

Yıllar sonra hafızanız sizi 2020'ye götürdüğünde bu kaotik atmosferin içinde hatırlayacaklarınızdan biri de Sebastian Vettel olabilir. Yarım kalan Euroleague sezonu, Disney'deki NBA bubble'ı veya Ağustos ayında oynanan Şampiyonlar Ligi maçları. Bunların yanı sıra bir de yıllar sonra Tuzla'ya dönen Türkiye Grand Prix'si ve uzun bir aranın ardından podyuma çıkan Alman pilot. Dört kez dünya şampiyonu Sebastian Vettel, kariyerinin kırmızı tulumlu yıllarını önce Lewis Hamilton'ın ardında, daha sonrasında ise genç takım arkadaşının arkasında ikinci planda geçirdi ve Hockenheim’dan eve dönerken babasıyla beraber o mütevazı motorsikletine binmeyi ihmal etmedi.

Hollandalı yazar Harry Mulisch’ten bir alıntı yapmak gerekirse kendisi yıllar önce “Yazıyorum çünkü ne yazacağımı merak ediyorum.” diyerek içinde bulunduğu uğraşıyı özetlemişti. Sebastian Vettel, Aston Martin aracı ve Formula 1 izleyicisi üçgeninde de işler bu minvalde ilerleyecek gibi duruyor. Mart’ta Sebastian Vettel tekrar Avustralya’da, biz de ekranlarımızın başında olacağız. İzliyoruz çünkü ne yapacağını merak ediyoruz.

Sanırım tüm bu yazının ve bütün bu hengamenin ardından tekrar Wallace'a ve String Theory'ye dönme vakti: "Sizleri dünyadaki herhangi bir şeyde en iyi 100 kişi arasına girmenin nasıl bir his olduğunu düşünmeye davet ediyorum." Davete icabet etmemiz ve düşünmemiz gerek, en azından Vettel ve Vettel’in geleceği için. Beş kırmızı ışık, bu sefer Aston Martin için sönüyor ve başlıyoruz.

Yazı: Kerim Kılıç

Formula 1
Charles Leclerc'in Testi Pozitif Çıktı
15/01/2021 - 22:36
Formula 1
Claire Williams: "Satmak Zorundaydık"
11/01/2021 - 15:32