Bu içerik The Guardian'da yayımlanmış ve Tifosi Blog ekibi tarafından dilimize uyarlanmıştır.

Arsene Wenger, sık sık öldüğünde Tanrı’ya ne diyeceğini düşünüyor. Bu hayali laf alış verişlerinin çoğunda Tanrı, Wenger’e yeryüzündeki zamanını nasıl geçirdiğini, kendisi ve başkalarının hayatını nasıl anlamlandırdığını soruyor. Futbol maçlarını kazanmaya çalıştım! diye açıklıyor Wenger. Tanrı, kuşkulu bir ifadeyle ona bakıyor: Hepsi bu mu? Wenger devam ediyor: Maçları kazanmak gerçekten de zor bir şey. Eğer işini iyi yaparsan milyonlara neşe, kolektif bir coşku, bir arınma imkânı veriyorsun. Eğer yapmazsan... Bu noktada Wenger gerçekliğe dönüyor.

Futbol
AZ Alkmaar: 13 pozitif teste rağmen galip
16 SAAT ÖNCE

Bazen hayatım boyunca yaptığım tek şeyin futbol olduğundan korktuğumu hissediyorum diyor Zürih’ten görüntülü aramaya katılan Wenger. Bu yüzden Tanrı’yla konuştuğumda biraz kasıntı oluyorum. Yani, eğer Tanrı varsa ve cennete mi cehenneme mi gideceğini belirleyen bir sınava tabi tutuluyorsan, hayatını futbol maçlarını kazanmaya adamış olmak gülünç gözükebilir. Bu fikrimin sebebi de o. Bazen tüm hayatını ona adamış olman anlamsız gelebilirmiş gibi hissediyorum.

Wenger 1949’da doğup Alsace, Doğu Fransa’daki bir kasabada büyümüş ve küçükken annesiyle babasının işlettiği bistronun müdavimlerini izleyerek insan psikolojisi hakkındaki ilk içgörülerini edinmiş. Alkol, kavga, şiddet, çocuk halimi iğrendiren her şey... diye anımsıyor o günleri yeni otobiyografisi ‘My Life in Red and White’ta. Sonuç olarak Fransa’nın en üst liginde, Strasbourg’da forma giyen çalışkan bir orta sahasına dönüştü. Ama daima oyun hakkında derin, hatta takıntılı bir şekilde düşündü ve 30’larında doğal olarak teknik direktörlüğe geçti; sırasıyla Fransa’da Cannes, Nancy, Monaco ve Japonya’da Naguya Grampus Eight’'te çalıştı.

1996’da Wenger, Arsenal tarafından başa getirildi ve tanınırlığı önemli ölçüde arttı. İngiliz birinci ligleri tarihindeki dördüncü yabancı teknik direktör olmuştu ki ilk üçünün sonu iyi olmamıştı. 2018’e kadar, 22 yıl boyunca görevde kaldı; bu sürede Arsenal Premier Lig’i üç, FA Cup’ı yedi kez kazandı. Manchester United’daki büyük rakibi Alex Ferguson oyuncularını ‘hairdryer treatment’ diye anılan agresif soyunma odası konuşmalarıyla motive ederken Wenger, ‘görünmez’ antrenmanlarıyla nam saldı; bu kapsamlı yaklaşım, fiziksel ve teknik antrenmanlarının ötesine geçip oyuncuların yaşam stilleri ve beslenmelerine uzanıyordu. Oyunculara yiyecekleri nasıl çiğnemeleri gerektiği dahi anlatılıyordu. Oyuncular devre arasında alışılageldik çikolata-gazlı içecek takviyesi yerine üzerine kafein damlatılmış şeker alıyorlardı.

Her şeyi sağlam temeller üzerine inşa etmek; Wenger’in engin, saplantılı kazanma isteğinin özüydü. Ve klas şekilde kazanmak istiyordu. ‘My Life in Red and White’ta futbol ve Arsenal için üç kez ölüm kalım meselesi ifadesini kullanıyor. Gerçekten de bunu mu kastediyor? Evet, en üst düzey futbol tecrübesi için bu geçerli diyor. Çünkü eğer ölüm kalım meselesi değilse sizin için yeterince şey ifade etmez ve görevinizde uzun süre kalamazsınız.

Wenger’in rekabetçiliği bazen gerçekten de taşkın olabiliyordu, Ferguson’un United’ı ve Jose Mourinho’nun Chelsea’si ile olan maçlarda özellikle. Ama otobiyografisinde insanlara çamur atmasını bekleyen biri, Wenger’i yanlış tanımış demektir. Ferguson’un İngiliz futbolu üzerindeki ezici otoritesinin bahsi geçse de daha sert bir ifadeden kaçınıyor, Mourinho’nun ise hiç bahsi geçmiyor. İntikam, hüsran ve adaletsizlik temalı bir kitap olsun istemedim diyor Wenger. ’O bana bunu bunu yaptı, bu bana şunu yaptı’ demek istemedim. Hayatınızda neler olduğunu bir biliyorsunuz ve bunun üstesinden siz gelmelisiniz. Pozitif bir yaşam tecrübesi olmasını istedim. Benim şu ana dek sahip olduğum hayata sahip olup da negatif olmanız mümkün değil zaten.

https://imgresizer.eurosport.com/unsafe/0x0/filters:format(jpeg):focal(1099x459:1101x457)/origin-imgresizer.eurosport.com/2020/10/11/2911908.jpg

Ayrıca Wenger, muharebe meydanı durulduğunda daima ortada saygı olduğunu da açıklığa kavuşturmak istiyor. Her menajer iyi ve kötü dönemlerden geçer. Onlar da insan sonuçta. Yaptığımız işin kalitesini ölçmek çok zordur. Mesela geçen sezon Liverpool şampiyon oldu ve dolayısıyla Klopp bolca övgü aldı. Hakkıydı da. Ama Sheffield United’daki adamın da (Chris Wilder yönetiminde takım, dokuzuncu bitirdi) hakkını vermek zorundasınız. Hangisi daha iyi iş yaptı? Bilemiyorsunuz.

Arsenal’dan ayrıldığından beri saha kenarına dönmedi ama kasımdan beri ondan bekleneceği üzere FIFA’daki Küresel Futbol Gelişim Sorumlusu görevinin epey üzerine titriyor. Eşi Annie Brosterhous’dan 2015’te ayrıldı, kızları Lea ise Cambridge’de nöroloji doktorasını tamamlıyor. Zamanını Londra, Paris ve FIFA’nın merkezi Zürih’e bölüp genellikle otellerde kalıyor ve Covid-19'un kendisi için en zor yanının dünyada futbolun neredeyse tamamen durması olduğunu açıkça söylüyor. Neden bilmiyorum ama futbol maçları benim hayatım ve bunun hiç değişeceğini de düşünmüyorum. Dolayısıyla onu oldukça özledim.

Yine de bu öğleden sonra Wenger’de bir hafiflik var; sık sık o kendine özgü ‘he-he-he' gülüşünü yapıyor ve hiçbir soru da hadsiz kaçmıyor. Arsenal’daki genellikle savaş halinde olduğu, acımasızca neden henüz kenara çekilmediği sorgulanan ve Emirates Stadyumu’na taşınan kulübün saha içi ve dışını dengelediği için hakkının verilmediğini düşündüğü son döneminden farklı gözüküyor. Tabii yüzeyi kazıdığınızda o duyguların hala orada olduğunu anlıyorsunuz ve kesinlikle Wenger hala çoğunun onun en büyük kusuru olduğunu düşündüğü durumu, futbolun nasıl oynanması gerektiğine dair ısrarlarının neticede Arsenal’daki başarısız sonunun sebebi olduğunu, kabul etmiyor.

Arsenal’ın eleştirilen bir oyun stili vardı ama bir oyun stili vardı. İnsanların sadece kazanmayı istemesini anlayabiliyorum ancak takımınızın ortaya koyduğu ifadeyi sanata dönüştürmeyi arzulamalısınız. Taraftar, sabah uyandığında ‘Belki de bugün unutulmaz bir tecrübe yaşarım!’ demeli. Maçı kazanmanın yanı sıra güzel bir şey izlemeyi de istiyor çünkü.

Bu ‘Siz Sorun O Cevaplasın’ röportajında rekor sayıda -800’den fazla- soru aldık. Bunların yanı sıra dünyanın dört bir yanından Wenger’in karakteri ve insanların hayatındaki etkisi üzerine hayranlık ve sevgi içerikli mesajlar da bize ulaştı. Ben bunların bazılarını okurken açık bir şekilde duygulanıyor. Kim bilir, belki Tanrı ile konuşurken delil olarak bunlardan bazılarını da araya sıkıştırır.

https://imgresizer.eurosport.com/unsafe/0x0/filters:format(jpeg):focal(1010x591:1012x589)/origin-imgresizer.eurosport.com/2019/05/24/2595002.jpg

Kültürel Figürlerden Sorular

Mark Strong (Aktör)

Arsenal’ı 22 yıl yönetmiş biri olarak öğrendiğiniz en önemli şey neydi? Ve bugün görevi tekrardan alıyor olsanız genç halinize hangi tavsiyeyi verirdiniz?

Öğrendiğim, tüm dünyada tanınıp sevilmemizin sebebinin davranış biçimimiz olduğuydu. Ve şunun farkına vardım ki sporda -özellikle de futbolda- tüm dünyada saygı gören, taşıdığımız değerlerdi. Tüm olay kazanmak değildi; elbette Arsenal’ı popüler yapan bir numaralı şey şampiyonluklar kazanmış olmamızdı ama bundan fazlası vardı. İnsanlar kulüplere değerleri ve kulübün kimliği için de saygı duyuyor.

Ve ikinci kısım, genç halime ne tavsiye verirdim? Daha iyisini yap! (Gülüyor) Yaptığından daha iyisini yap!

Diane Abbott (Politikacı)

Sizi ne motive etti; kaybetme korkusu mu, kazanma sevinci mi, güzel oyunun kendisi mi?

Hepsi. Ama şunu söylemeliyim ki özümde, beni daha iyi olmayı denemeye iten bir motivasyon var. Ve kendimden daha büyük bir şeye hizmet ettiğime inandığım gerçeği var. Bunlar bir yana, elbette hepimiz kaybetme nefreti ve kazanma arzusunun bir birleşimiyiz. Ama yenilgiye uğrama nefretinin daha baskın olduğunu söylerdim. Bu, yüreğinizde derin yaralar açıyor. Bir gün biri kalbimi açtığında sanırım her yenilgiyi orada görebilir.

Michael Rosen (Yazar)

Sizce futbolda sizin seviyenizde rol almak insanı biraz filozof yapıyor mu?

Evet, bir felsefeniz olmadan o seviyede çalışamazsınız bence. Rehber, sizsiniz. Ve ilk olarak rehber, nereye gittiğini bilmelidir, değil mi? Bu yüzden insanlardan ne istediğinizi tam olarak bilmeniz ve bunu oyuncularınıza açıkça anlatabilmeniz önemlidir. Neden oyuncular bazı kişileri dinleyip bazılarını dinlemezler? Bilmiyorum. Ama net bir felsefeye ihtiyacınız vardır çünkü bu size istikrar da sağlar. Neden buradayım? Neden bunu yapıyorum? Bunları daima bilmelisiniz. Zor zamanlarda size bu güç verir.

Nines (Rapçi)

Ben de dâhil olmak üzere birçok sanatçı oyun stili ve siyahi oyuncuları sahaya sürüyor olmamız sebebiyle Arsenal’ı desteklemeye başladı. Siz zamanında taraftar kitlesinde çeşitliliği arttırdığınızın ve bir nesli etkilediğinizin farkında mıydınız?

Bütün dünyaya hayatta önemli olanın ne kadar iyi olduğunuz olduğunu göstermek istedim, evet. Diğer bütün sorunların üstesinden gelmemiz gerektiğini göstermek istedim. Sporun büyük bir meritokrasi olduğunu hep söylerim. Yalnızca liyakat ve yeterliliğe dayanır. Yani eğer yapabildiysem, ben de buna katkıda bulunmuş olmaktan memnunum. Benim için hayatta yalnızca ne kadar iyi olduğunuz ve ne kadar iyi davrandığınız önemlidir, cildinizin rengi değil.

Patrick Marber (Oyun yazarı)

Hangi tiyatro, oyun ya da müzikal sizin için en önemli olandı?

Tiyatro için hiçbir yere gitmediğimi itiraf etmek zorundayım. Bir müzik uzmanı da değilim. Müziği severim ama hayatımı tamamen spora adamış durumdaydım. Bunu söylemekten epey utanıyorum. Ama üzerinden 20 yıl geçmişken arkadaşlarım evime gelip Londra’da nereleri ziyaret etmeliyim? diye sorduklarında hep Yalnızca antrenman tesislerine ve Arsenal’a, Emirates’e gitmeyi biliyorum derdim. Londra’da ne olduğunu bilmiyorum. Benim için hiç açılmamış bir kutu. Akşamları maç seyrediyorum.

Jose Mourinho (Teknik direktör)

Seni UEFA ve FIFA’nın toplantı ve akşam yemeklerinde tanıma imkânı buldum. Sahip olduğun kültür ve vizyon ile en iyisinden bir yönetici olabileceğini düşünüyorum, bir kulüpte CEO ya da futbol direktörü olmak gibi. Arsenal’da böyle bir rolü düşünür müydün yoksa istediğin daima sahada olmak mıydı?

Hayır, Arsenal yönetim kurulunda danışman olarak görev almayı düşünürdüm. Büyük kulüplerin gerçekten de bilgi eksikliği yaşadığını düşünüyorum. Ve inanıyorum ki yakın zamanda futbolda başarılı olmanın birçok yolu olduğunu gördük. Tüm başarı ve devamlılığın kulübün değerlerini bilen insanlara dayandığı Bayern Münih örneği var mesela. Ve bunu nesilden nesle aktarıyorlar: Beckenbauer, Hoeness, Rummenigge... Ya da İngiltere’de çabuk para ve çabuk başarı örnekleri var. İkisi de işliyor. Bir kulübün bir kimliğe sahip olup birikimi nesilden nesle aktarmasını seviyorum. Bakış açımın sebebi de bu.

Simon Armitage (Şair)

Hiç kadınlar ve erkeklerin aynı Premier Lig takımında oynadığını görecek miyiz?

Premier Lig’de ve genel olarak futbolda son 10 yıldaki trendin daha çok fiziksel olduğunu söylerdim. Yani bu senaryoda mevzubahis kadının istisnai bir fiziğinin olması gerekir. İstisnai bir tekniğe sahip bir 100 metre koşucusu da olabilir. Neden olmasın? Kesin olarak olmaz demiyorum ama istisnai olur, asla rutin olmaz.

Paul Gilroy (Akademisyen)

Japon hayatıyla iç içe olmak spor ve estetik anlayışınızı nasıl etkiledi?

Yararlıydı çünkü beni daha açık görüşlü yaptı. Alsace’tan gelip Monaco’da çalıştığımı da unutmayalım; Monako, Alsace’la karşılaştırıldığında farklı bir ülke. Bunun ardından Japonya’da ve sonra İngiltere’de çalıştım, yine çok farklıydı. Bu tür deneyimler sizi daha sabırlı ve insanları anlamaya daha istekli yapıyor. Ve sonuç olarak her ülkenin kültürünün çocukluğumuzda oluşan reflekslerden oluştuğunun farkına varmanızı sağlıyor. Yeni biriyle tanışmak, kendinizden çıkıp kendinizden önce karşınızdakinin kim olduğunu görmeniz anlamına geliyor. Ve bu da bir menajerin işinin parçası.

Japonya’dayken yapmaya çalıştığım da buydu. Dili öğrenmeye çalıştım. Nasıl davranmam gerektiği konusunda bir Japon asistanım olsun istedim. Çok ilginç ve heyecan verici bir tecrübeydi. Büyük bir iş teklifi almasam Avrupa’ya dönmemeye karar verebilirdim bile.

Jazzie B (Müzisyen)

İkisinde de bir yabancı olarak, Londra’da yaşamak ile Japonya’da yaşamanın farkları neler?

Japonya’dan İngiltere’ye döndüğümde daha çok ‘evimde’ hissettim çünkü Japonya çok farklı bir ülke. Birçok yönden hoşlansanız da İngiltere’ye döndüğünüzde kültürünüze daha yakın oluyorsunuz. Ama oyunculara hep derdim ki; eğer bir yerde yabancıysanız elbette insanların sizi kabul etmesini istersiniz ama aynı zamanda da Burada olduğuma göre yerlilerden daha çok şey vermem gerekiyor diye düşünmelisiniz. Bu yüzden yabancı ülkelerde çalışmayı yararlı buldum, beni daha titiz ve daha talepkar yaptığı için. Oranın insanlarından fazlasını yapmam gerektiğini hissettim.

Jeremy Deller (Sanatçı)

Okuduğunuz son futbol dışı kitap neydi ve hakkında ne düşünüyorsunuz?

An itibariyle Sapiens’i (Yuval Noah Harari’nin kitabı) bitiriyorum. İnsanoğlunu daha iyi anlamama yardımcı olacak her şeyi okumaya çalışıyorum. Toplumun işleyişini ve demokrasinin nasıl gelişebileceğini anlatan şeyleri de. Çünkü bana öyle geliyor ki, dünyanın başı biraz dertte. FIFA’da bununla karşı karşıyayız. Ve İngiltere, özellikle de şu anda, bu konudaki birçok sorunla karşı karşıya.

Asif Kapadia (Yönetmen)

En sevdiğiniz film hangisi?

Geceyarısı Ekspresi olabilir belki çünkü öğrenciyken bu konuda ve Amerika-Türkiye ilişkileri konusunda bir çalışmam olmuştu. Yakın zamanda Bohemian Rhapsody ve Rocketman’i izledim. Ama biraz daha düşünmem gerekir, belki bazı Visconti filmleri olabilir.

Philippe Sands (Avukat)

Sizin zamanınızda futbol, ırkçılık ve milliyetçilik ilişkisinde bir değişim oldu mu?

Daima futbolun ileriden gidip dünyaya işlerin nasıl olabileceğini gösterebileceğini hissettim. Neden mi? Çünkü futbolda iletişim kurmak için dili kullanmak zorunda değilsinizdir. Duygularınızı oynayış şeklinizle paylaşırsınız. Bu yüzden farklı ülkelerden oyuncuları bir araya getirip beraber bir şeyler başarabileceğinizi gösterirsiniz.

Yani, bu manada, futbolun geleceğin toplumunun önünde olup örnek olabileceğini düşünüyorum. Hiç zerre milliyetçi hissetmedim. Ülkemi seviyorum, ülkeme saygı duyuyorum ama bunun sebebi bu ülkeden olmam ya da bu ülkenin diğerlerinden üstün olduğunu düşünmem değil.

Jeremy Corbyn (Birleşik Krallık Parlamento Üyesi)

Her zaman bir menajer olarak felsefenizin yerli insanların değerlerini yansıttığını düşünmüşümdür. Zor zamanlarda nasıl bu prensiplere sadık kalmayı başardınız?

Genel olarak günümüzde bir futbolseverin milli takımını sevdiğini biliyoruz. Büyük kulübü seviyorlar ve doğdukları yerin, şehirlerinin takımlarını tutuyorlar. Arsenal hem büyük hem de yerel kulüp olma avantajına sahip. Ama bu yerel ruhu beslemelisiniz. Emirates Stadyumunu inşa ederken avantajımız, taraftar kitlemizle beraber kalabilmemizdi. Ama birçok kulübün aldığı yerel destek azalıyor, özellikle de alt liglerdeki kulüplerin. Günümüzde İngiltere’de 20’si Premier Lig’de olmak üzere 92 profesyonel kulübümüz var ve kalan 72’sinden 65’i yerel desteğin azalmasından dolayı para kaybediyor.

Spike Lee (Yönetmen)

Efendim, tarihin en iyi Arsenal oyuncusu, Thierry Henry, hiç Gunners’ı yönetmek için iyi bir şans bulup bizi ihtişamlı günlerimize döndürebilecek mi? Teşekkürler ve Tanrı sizi kutsasın, Spike

Umarım. Umarım Thierry Henry menajerlik kariyerinde başarılı olabilir ve başarılı olursa da bir gün Arsenal’a dönebilir. Ama asıl umarım bu gerçekleşmeden önce de şampiyon olabiliriz. Mesela şimdi, Mikel Arteta yönetiminde neden olmasın? Bir kulüp, kimlikle alakalıdır. Kimlik, değerlerle alakalıdır ve değerler de bu değerleri taşıyan insanlarla alakalıdır. Yani benim için bu cephede bir devamlılık olması önemli.

Ken Loach (Yönetmen)

Çoğumuz futboldaki büyüyen eşitsizliğe üzülüyoruz. Premier Lig kulüpleri milyonlar kazanırken alt liglerdeki ya da yarı profesyonel kulüpler hayatta kalma mücadelesi veriyor ki bu da diğer endüstri ve sektörlerdeki durumu yansıtıyor. Ekonomik sistem zengini daha da zenginleştirirken yoksulu daha da yoksullaştırıyor. Taraftarlar, oyuncular ve teknik direktörler beraberce nasıl bu durumu değiştirebilirler?

Bir keresinde Ken Loach ile Paris’e giden bir trende karşılaşmıştım, filmler hakkında biraz konuşmuştuk ve evet, zengin-yoksul probleminden de çok bahsediyor. Hayatta insanlar şanslı ve insanlar şanssız. Ve futbolda yoksula yardım etmeden bu mevcut zengin-fakir probleminin üstesinden gelemeyecek. Küçük kulüplerin ölmesine izin verip de kalite beklememeliyiz. Ve bence yardım etmezsek bazı küçük kulüpler ölecek.

Bir yerde bir futbol sahası ve etrafında da evler varsa orada yaşam vardır. Bir futbol sahası olmadan hayat da yoktur. Hepimiz farklı seviyelerde futbol oynadık ama futbol, toplumun bir parçası. İnsanların hayallerinin bir parçası. Her köşede bunu devam ettirmelisiniz.

Adrian Dunbar (Aktör)

Manu Petit’nin 1998 Dünya Kupası Finali’nde Brezilya karşısında durumu 3-0'a getiren golünü izlerken neler hissettiniz?

Mutluydum çünkü ilk olarak benim ülkemdi. İkinci olarak da golü atan, uzun zaman milli takımda oynamayan Manu Petit’ydi. Zamanın Fransa menajeri Aime Jacquet -çok zeki bir adamdır- benim Onu takıma al, pişman olmayacaksın sözlerimi dinlemişti. Benim için Petit ‘98 Dünya Kupası’nın adamıydı ve bu onun için mükemmel bir ödüldü. Patrick Vieira gibi o da Arsenal’la duble yapıp Dünya Kupası’nı kazanmıştı. Yani, elbette o gece aşırı mutluydum.

Saffron Burrows (Aktris)

Arsenal’dan ayrılıyorken hayatınızın işini bırakıyormuş gibi hissettiniz mi?

Evet, elbette. Bir aşk hikâyesinin sonuydu. Ve sevdiğinizle artık konuşamadığınızda artık antrenman tesislerine gidemezsiniz, stadyuma gidemezsiniz. Yalnızca olduğunuz yerde durmalısınızdır. Ve hayatımda daha önce bunu hiç yapmamıştım. 22 yılın ardından bir anda duruyorsunuz. Çok zordu.

Kulüple bağımı tamamen koparmak istemiştim çünkü kulüp de bunu istiyordu. Dolayısıyla maçları izlemek üzere stadyuma dönmemeye karar verdim. Ama hala Arsenal’ı aynı tutkuyla destekliyorum. Sıkı çalışıyorsunuz, yapabildiğinizin en iyisini yapıyorsunuz. Ve sonrasında ağlamıyorsunuz, şikâyet etmiyorsunuz, önünüze bakıyorsunuz. Sessizce acı çekiyorsunuz, ben de bunu yaptım.


Okurlardan sorular

Hangi dilde konuşmayı ve okumayı tercih ediyorsunuz? (Andrew Gogarty, Londra)

Fransızca. Almancam ve İngilizcem de iyi ama Fransızcam çok iyi (gülüyor). İtalyanca, İspanyolca ve biraz olsun Japonca da biliyorum ama o kadar iyi konuşamıyorum. Yine de bir süre oralarda yaşasam çözerim.

Arsenal teknik direktörü Mikel Arteta’ya nasıl bir öneride bulunurdunuz? (Stephen, Fransa)

Şu anda olduğu gibi, takımda söz sahibi olarak kalmasını tavsiye ederdim. İnandıklarını sonuna kadar takip etmesini. Bence iyi bir takım ruhu var ve başarı ihtimalleri yüksek. Geçen sezon topladıkları puanın üzerine çıkmak zor olmayacaktır. Arsenal’ın en azından ilk dörtte bitirebileceğine inanıyorum. Daha fazlası bile neden olmasın? Bu senenin sürprizi olabilirler: İyi transferler yaptılar, defansı sağlamlaştırdılar ve oyuncuları ellerinde tutmayı başardılar. Mesela son yılımda transfer ettiğim Aubameyang’ı takımda tuttular. Ellerinde her türlü malzeme var ve büyük bir zayıflıkları da bulunmuyor.

Hiç sosyal medyaya katılmayı düşündünüz mü? (Anthony Thomas, Oxford)

Hayır, sosyal medyaya karşı bir çeşit bağışıklığım oluşsun istedim. Bence sadece gerekli olan şeylere odaklanmalısınız ve sosyal medya sadece bir şey öğrendiniz zaman ilgi çekici. Ben çocukken bilgi için savaşmanız gerekirdi. Kütüphanede doğru bilgiye ulaşınca mutlu olurdum. Şimdi ise çok fazla bilgiye sahibiz. Bu yüzden artık sadece önemli olan bilgilere ulaşmak gerekiyor. Karşı değilim ama sosyal medyanın büyük kısmı zaman kaybından ibaret. Bir de konulara fazla kesin, siyah-beyaz olarak yaklaşıyor. Hayat bundan daha karmaşık.

Kariyerinizde birçok eleştirinin hedefi oldunuz, özellikle Arsenal döneminizin sonunda. Sizi özellikle etkileyenler oldu mu? (Samrat, Hindistan)

Hangilerinin temellendirilmiş eleştiriler olup hangilerinin olmadığını analiz etmeniz gerekiyor. Ben de, elbette, eleştirilerden etkilendim. Kimse eleştirilere karşı duyarsız kalabileceğini iddia edemez, özellikle de yapabileceğinizin en iyisini yapıyorsanız. Eleştiriler 2016’da, ligi ikinci bitirdiğimizde, şampiyon olamadığımız için başladı. Bugün ikinci olsak muhteşem bir başarı olarak kabul edilirdi fakat o sene Leicester şampiyon olduğundan diğer herkes suçlu duruma düşmüştü. İşin aslı çok iyi bir takıma sahiptiler ve sadece üç maç kaybettiler. Sonuç olarak, bir yerde uzun zaman geçirince bunlar yaşanabiliyor.

Hiç İngiltere Milli Takımı’nı çalıştırmanız için bir teklif geldi mi? Eğer geldiyse niye reddettiniz? (Gavin Stamp, Kingston upon Thames)

Birçok kez teklif geldi ama iki sebepten dolayı reddettim. İlk olarak bir İngiliz’in çalıştırmasının daha iyi olabileceğini düşünmüştüm. İkincil olarak, bulunduğum yerden memnundum. Severek çalıştığım bir kulüpteydim.

Bayern, Juventus, Barcelona... birçok kulüp bana tekliflerde bulundu. Ve bugün baktığımda, hayatımı yönlendiriş şeklimden gurur duyuyorum. Stadyumun maliyetinin kulübe yansıdığı zor zamanlarda hizmet ettim ve tek hedef şampiyonluk kazanmak değildi. Kulübü bu hassas zamanlardan düzlüğe çıkarana kadar devam etmek de önemliydi. Ben de bunu yapmaya çalıştım. Sonra insanlar Çok fazla kaldın. demeye başladı. Belki de öyle yaptım, ama ben hiç öyle hissetmemiştim (gülüyor).

Arsene, bir sosyalist misin? (Nabhas, Hindistan)

Sizin için ‘sosyalist’ ne anlama geliyor? Bana sorarsanız bir sosyalist, toplumun sorunlarını çözmek için birlikteliğe güvenendir. İlk olarak bireysel ifadelere destek çıkabilen, birlik olmuş bir toplumsal yapıya ihtiyacınız var. Bence bu noktadan sonra yapacaklarınız herkesin kendisine, bireysel kararlara bağlı. Ama kilit nokta, aynı düşünce etrafında birleşebilen bir yapı.

Güzel futbol tutkunuzun sizi daha az başarılı yaptığını düşünüyor musunuz ve bu sizin için bir sorun mu? (Matt, Highbury)

Bence futbol savunma organizasyonlarına daha çok ağırlık vermeye başladı çünkü bilim de işin içine girdi ve oyuncuların fiziksel kaliteleri arttı. Fakat sporda inisiyatifi ele alanları her zaman ödüllendirmelisiniz yoksa kısa sürede sıkılacağız.

Britanyalı futbolcuların diyet ve kondisyonları üzerine bir devrim yaptınız. Psikoloji ve farkındalık ise şu anki trendler. Sizce sıradaki devrim ne olacak? (Dan Graham, Melbourne)

Sıradaki devrim, sinirbilim dalında gerçekleşecek. Niye mi? Çünkü fiziksel hızı geliştirebileceğimiz kadar geliştirdik zaten. Bir sonraki adım karar verme hızını arttırmak olacak. Uygulama hızı artarken uyum yakalamak için gereken süre azalacak. Sinirbilimi de burada devreye girecek. Son 10 yılda oyuncuların hızı ve gücü artınca herkes sprinter kesildi. Sıradaki adım kesinlikle fiziksel hızdan ziyade beyin hızını arttırmak olacak.

Tottenham hakkında ne düşünüyorsunuz? (Jasmine Baba, Londra)

Düşmanlık, hayır; rekabet, evet. Arsenal’ın başındayken Tottenham’ı yenmek kulübün saygınlığı için hayatiydi. Rekabet, çılgın seviyelere ulaşmadıkça gereklidir. Tottenham’la maç yapacağımız hafta herkes normalden biraz daha gergin olurdu.

Fırsatınız varken transfer edemediğiniz için en pişman olduğunuz oyuncu kim? (Ross Hamilton, Belfast)

Off! Bir değil, 50 tane falan var! Yine de buna en uygun cevap Manchester United’a giden Cristiano Ronaldo. Sporting’le anlaşmıştık ama United Carlos Queiroz’u asistan teknik direktör olarak aldı ve bizim teklifimizin üstüne çıkıp Ronaldo’yu kaptılar. Aslında bir anlaşma yapmıştık! Arsenal formasını çoktan giymişti, annesiyle üçümüz antrenman tesislerinde bir öğle yemeği bile yemiştik.

Bu sadece bir örnek, büyük takımların tarihi kaçırılmış yıldız oyuncularla doludur!

2006 Şampiyonlar Ligi finaline, Barcelona maçına geri dönseniz neyi farklı yapardınız? (Robert Pires’in kaleci Jens Lehmann’ın kırmızı kart görmesi nedeniyle kenara geldiği ve Arsenal’ın 2-1 kaybettiği maç) (Ade Solarin, Kopenhag)

(İç çekiyor) Kendime bu soruyu çok defa sordum. Belki 2-1 gerideyken son 13 dakikayı sadece iki stoperle oynardım. Fakat o seneki Şampiyonlar Ligi’ndeki asıl üzüntüm Zidane’lı, Ronaldo’lu Real Madrid’i ve Ibrahimovic, Trezeguet, Vieira’lı Juventus’u yenerken, üç eleme turunda da gol yememişken finalde kaybetmemiz. Tüm maçı 10 kişiyle oynarken son 20 dakikanın zor olacağını biliyorsunuz, özellikle de Barcelona’ya karşı. Her şeye rağmen ikinci golü atmak için elimize iki fırsat geçti ama değerlendiremedik.

Sonuç olarak karışık hislerim var. Her mağlubiyet aklınızda yer edinir. Sormanız gereken soru ise Ne yapmalıydım? değil Ne yapabilirdim? olmalı.

FIFA’nın küresel futbol gelişim departmanın başında olduğunuzu göze alarak, Dünya Kupası merkezli tüm tartışmalardan sonra, taraftarların güveninin geri kazanılmasına nasıl katkıda bulunabilirsiniz? (Matthew Chong, Malezya)

Şeffaf olarak. FIFA tamamen açık olmalı, hesapları da aynı şekilde. FIFA, yöneticilerinin malı değil; futbolu sevenlerin malı. FIFA’nın eğitim görevini yerine getirmesi gerektiğine inanıyorum ve bu bölümün başkanı olduğumdan dünyanın dört bir yanındaki insanlara ulaşmak istiyorum. Futbol Avrupa’da iyi organize ediliyor ama dünyanın tamamı için bunu söylemek mümkün değil. Dünyadaki herkes bir şansı hak ediyor ve FIFA da bize önderlik etmeli.

Sonbahar yaklaşırken, balıkçı yaka kazak mı tercih edersiniz yoksa hırka mı? (Gary McAreavey, İrlanda)

Balıkçı yaka. Çünkü doğada bulunmayı, ormanlarda ağaçlarla vakit geçirmeyi ve hareket özgürlüğüne sahip olmayı seviyorum.

Futbol
PREMIER LİG’DE BEŞİNCİ HAFTANIN ARDINDAN
20/10/2020 - 15:08
Futbol
Şampiyonlar, En İyiler, En Görkemli Takımlar
20/10/2020 - 12:16