Futbol

"Bütün Beyaz Kardeşlerime"

Share this with
Copy
Share this article

Kevin-Prince Boateng (Besiktas Istanbul)

Image credit: Getty Images

ByEurosport Türkiye
24/06/2020 at 13:14

Batuhan Herdem, Kevin Prince Boeteng'in The Players Tribune için kaleme aldığı yazıyı çevirdi.

Bu yeni bir şey değil.

Şaşırmış gibi davranmayın.

Futbol

HurriKane

7 SAAT ÖNCE

Yedi yıl önce, ben Milan forması giyerken oynadığımız bir dostluk maçında topa siyahi oyuncularımızdan biri her temas ettiğinde bir grup taraftar maymun sesleri çıkarıyordu.

26. dakikada hakeme "Eğer bunu bir daha yaparlarsa oynamayı bırakacağım," dedim.

Bana "Endişelenme, sadece devam et," dedi.

Daha sonra bir oyuncuya çalım attığım sırada onları tekrar duydum.

Topu aldım, tribünlere vurdum ve sahayı terk ettim.

İlk kez ırkçılığa maruz kalmıyordum. Ama bu kez patladım. Hakem beni oyuna devam ettirmeye çalıştığında "Kapa çeneni," dedim. "Bir şeyler yapabilme yetkin vardı ama sen hiçbir şey yapmadın." Rakip bir oyuncu devam etmemi söylediğinde "Sen de kapa çeneni. Bu konuyla ilgili ne yaptın? Yoksa yaptıkları şey hoşuna mı gitti," dedim.

Tünelde yürürken kaptanımız Massimo Ambrosini gelip "Ne yaptığından emin misin," diye sordu.

"Yüzde yüz eminim," dedim.

Size bunu neden yaptığımı açıklayayım. Bazıları bunu bir Şampiyonlar Ligi maçında takımımızın puana ihtiyacının olduğu bir durumda yapamayacağımı söyledi. Ama kontrolümü yitirdim. Çok fazla öfke ve acıyla dolmuştum ve o gün bardağı taşıran son damlaydı. Beyaz insanların bunu anlaması zor biliyorum ama bunun asıl sebebi daha önce hiç ten renkleri farklı diye onlardan nefret edilmemesi. Yine de açıklamama müsaade edin.

Dokuz yaşımdayken Doğu Almanya'da bir turnuvada oynamaya gittim. Berlin'de fakir bir mahallede büyümüştüm ve burası Rusya, Çin, Mısır, Türkiye ve dünyanın dört bir köşesinden insanın eviydi. Bir kavgaya tutuştuğumuzda bu, o anda birbirimize sinirlenmemizden ötürüydü, ayrımcılıktan dolayı değil. Orada hiçbir zaman ırkçılıkla karşılaşmadım.

Ama Doğu Almanya'daki turnuvada ebeveynlerin bana kenardan bağırdıklarını duydum.

"Düşür şu zenciyi!"

"Zenciyi oynatma!"

Gerçekten…kafam karışmıştı. Bu kelimeyi sadece bir şarkıda veya sanırım bir filmde duymuştum ama bunun benim rengimle alakalı olduğunu biliyordum. Ait olmadığım bir yerde bulunduğumu hissetmiştim — ama burası Berlin'e sadece altı saatlik sürüş mesafesindeydi. Nasıl oluyor da ülkenin bir tarafında beni severlerken diğer tarafında sadece rengim farklı olduğu için benden nefret ediyorlardı? Bir çocuk olarak bunu anlayamıyorsunuz.

Böyle bir durumla nasıl başa çıkılabileceğiyle alakalı kimseyle konuşmadım. Berlin'e dönerken otobüste gözyaşlarına boğuldum. Takım arkadaşlarım da benimle birlikte ağlamaya başladı. Hiçbirimiz ne olduğunu anlayamamıştık. Anneme yaşananları anlatmadım. Görmezden geldim ve hayatıma devam ettim. Dedim ki, geçecek.

Geçmedi. Ne zaman Doğu Almanya'da oynasam daha da ileri gitti.

"Attığın her gol için sana bir muz vereceğiz."

"Seni bir kutuya koyup ülkene geri yollayacağım koyduğumun zencisi (adi zenci)!"

Çok canım yandı. 14 yaşımdayken öğretmenime "Beni diğer çocuklardan farklı görüyor musunuz," diye sordum.

"Hayır. Neden," dedi.

"O zaman neden doğuda beni farklı görüyorlar. Burası benim ülkem. Ben bir Alman'ım. Annem de bir Alman. Öyleyse neden beni kovmak istiyorlar," dedim.

Dünyadaki bazı insanların sadece aptal olduğunu söyledi. Ama ben ağlamaya başladım. Hala daha anlayamıyordum. Ve zamanla kafa karışıklığı şüpheye dönüştü. İnsanları tanımasanız da onların sizden hazzetmediğini düşünmeye başlıyorsunuz. Almanya'daki her melezde bu vardır. Ne bakıyorsun? Ne o, beni sevmedin mi? Belanı mı istiyorsun? Peki gel o zaman… gibi.

Saldırgan birine dönüştüm. Dengesizdim. Durmadan kırmızı kart görüyordum. Tam bir deli fişektim.

Ama en kötüsü de neydi biliyor musunuz?

Kimse beni savunmadı.

Bana ne yapıldığını biliyorlardı. Irkçılığı duymuş ve sadece kabullenmişlerdi. Ebeveynler sessiz kalıyordu. Hakem? Hiçbir şey demiyordu. Antrenörler? "Boş ver gitsin."

Ben de boş verdim gitti. Öfkemi içimde tuttum. Hissizleştim.

Ocak 2013'te o maymun seslerini duyduğumdaysa bütün acı, bütün üzüntü — hepsi ortaya çıktı. Patladım. Başımın belaya girmesi umurumda değildi. Dünyanın en büyük kulüplerinden birinde oynamak için hayatım boyunca çalışmıştım ve şimdi bana çocukluğumdaki gibi mi davranılacaktı? Dedim ki: Hayır. Yetti artık. Bu heriflerle savaşacağım.

Dışarı yürürken bir sürü insan ayağa kalkıp beni alkışladı. Sonra — en önemlisi — takım arkadaşlarım da benimle sahayı terk etti. Sırf siyahiler değil. Bütün hepsi. Hala daha bununla alakalı konuşurken tüylerim diken diken oluyor. Soyunma odasına gittiğimde kıyafetlerimi çıkardım ve herkese sahaya geri dönmeyeceğimi göstermek istedim. Hakem geldi ve "Oynamaya devam edecek misiniz," diye sordu. O anda Ambrosini ayağa kalktı ve dedi ki, "Eğer Prince oynamıyorsa, kimse oynamıyor."

Kaptan, sana şapka çıkarıyorum.

Olay, dünyada büyük yankı uyandırdı. Bir gün içinde haberler Gana, Çin ve Brezilya'ya kadar ulaştı. Basın olayı mercek altına almıştı. Cristiano Ronaldo ve Rio Ferdinand gibi dev oyuncular beni destekliyor ve taraftarların yaptığının ne kadar utanç verici olduğunu söylüyorlardı. Telefonum gelen arama ve mesajlardan susmuyordu. Bir gece içinde ırkçılığa karşı savaşın temsilcisi haline gelmiştim.

Bunların hiçbiri siyahi biri sahayı terk etti diye gerçekleşmedi. Hayır.

Asıl sebep beyazların da onunla birlikte olmasıydı.

İşte asıl bu dünyayı değiştiren mesajdı.

En azından bir süreliğine.

O zamanlar ihtiyacımız olan değişimin bu olduğunu düşünüyordum. Cidden öyle. FIFA beni Joseph Blatter'le tanışmaya davet etti. Blatter bana "Bununla ilgili ne yapabiliriz," diye sordu. Sonra mart ayında FIFA ayrımcılık karşıtı bir görev timi oluşturdu ve onlara katılmamı talep etti. Her şey harikaydı. Aynı anda hem antrenmanlarımı yapıp oyunumu oynayacak hem de bu insanlara yeni kampanyalar, kurallar ve cezalar düzenlemeleri için bilgi verecektim. Ayrıca Blatter'e bir öneride bulundum: Stadyuma kameralar ve mikrofonlar koyun. Böylece eğer biri ırkçı bir marş söylerse — ÇAT, dışarı.

Blatter'e "Beni dinle, bunu dene. Eğer işe yararsa kahramansın. Yaramazsa, en azından denemiş olursun," dedim.

Daha sonra görev timi toplantılar düzenledi. Fikir alışverişinde bulunduk ve mailleştik.

Ama pek de bir şey olmuyordu. Ne zaman maça çıksam insanlar beni hedef alıyor, delirip sahayı terk etmemi bekliyorlardı. Hakeme gidip bir şeyler yapmasını söylüyordum, bir anons yapıyorlardı, bir dakikalık sessizlik ve ardından yine aynen devam ediyordu. Bir ay sonra medyada da bu mesele konuşulmamaya başladı.

Eylül 2016'da FIFA'dan bir e-posta aldım. E-postada yazanları asla unutmayacağım.

Kısaca şöyle diyordu: "Görev timi misyonunu tamamladı. İşimizi yaptık."

Konuyu kapatmışlardı.

Menajerimi arayıp "Şaka herhalde," dedim. Ne başardılar? Ne yaptılar ki? Sadece takımlara 30.000 Euro ceza mı kestiler? Hatta sonraki gün taraftarlar stadyuma geri döndü? Çocukları da bunu görüp örnek alacaklar? Bir kulüp için 30.000 Euro ne ki? Hiçbir şey. Bu mu yani verdikleri ceza? Sonuç bu mu?

Açıkçası FIFA'nın görev timini bir şeyler yapıyormuş görünmek için kurduğunu düşünüyorum. Bunu söylemekten de korkmuyorum. Bu bir gerçek. Neden daha fazlasını yapmadıklarını bilmiyorum. Onlara sormalısınız. Sanırım VAR'ın bize topun çizgiyi geçip geçmediğini söylemesi ırkçılığı defetmekten daha önemli. Çok fazla paraları var ve bunu kameralar, gol çizgisi teknolojisi gibi şeylere yatırıyorlar. Ya ırkçılıkla savaş? Yok. Daha yüksek sayıda insanı stadyuma çekmiyor ki. Ciddi paralar da kazandırmıyor. Sanırım bu yüzden.

Ve düşünün FIFA bu timi 2013 yılında kurdu. YEDİ yıl önce. Ve şimdi hala aynı yerdeyiz ve tıpa tıp aynı sorunları masaya yatırıyoruz.

Hiçbir şey değişmedi. Hiçbir şey.

Bilakis ırkçılık daha da beter hale geldi.

Ne zaman ırkçılıkla ilgili konuşsak gözlerimizi ABD'ye çeviriyoruz. Ama Avrupa'da da bunlar oluyor. Belki ölmüyoruz, öldürülmüyoruz ama durmadan bastırılıyoruz. Durmadan. Yalnızca biraz daha gizli saklı oluyor. Sokakta, insanların davranışlarında bunu hissedebiliyorum. Size bakıyorlar. Kaldırımlarını değiştiriyorlar. Arabamdayken ne düşündüklerini anlayabiliyorum. Nasıl olur da bunun gibi dövmeli siyahi bir adam böyle bir arabaya binebilir? Herhalde uyuşturucu satıcısı veya rapçidir. Belki de sporcudur.

Neden böyle? Çünkü ırkçılık toplumun en derinine işlenmiş. Sistem böyle. Ve beyaz insanlar bu sistemin en üstündeler, değişmesini istemiyorlar. Neden istesinler ki? İşler onlar için harika gidiyor, tıpkı 300 sene öncesi gibi.

Başka bir örnek vereyim. Geçtiğimiz yıl ağustos ayında eski takımım Schalke'nin başkanı Clemens Tönnies inanılmaz derecede ırkçı bir açıklamada bulundu. Alman hükümetinin çevreyi korumak için vergileri yükselteceğine Afrika'da enerji santralleri kurması gerektiğini böylece Afrikalıların gece vakti bebek yapıp ağaçları kesemeyeceğini söyledi.

Şok oldum. Bu adamın takımında siyahi oyuncuları vardı. Kovun şunu! dedim kendi kendime. Basın dedi ki "Evet bu çok yanlıştı." sonra kulüp de "Irkçılığa karşıyız" açıklaması yaptı.

Fakat ne yaptılar biliyor musunuz? Üç ay hak mahrumiyeti verdiler.

Üç ay.

Harika, uzun bir tatil. Sonra işine geri dönecekti.

İşte sistem bu. Ve bu tarz şeyler o kadar derine işlemiş ki adeta normalleşmiş. Ancak asıl mesele şu ki biz bu çarkı döndürenlerden sayıca çok daha fazlayız. Çok daha kuvvetliyiz. Sesimiz daha güçlü. Tüm dünyaya karşı bu savaşı kazanamazlar. Bu imkansız.

Eğer omuz omuza verirsek. Eğer hepimiz konuşursak. Eğer harekete geçmeye karar verirsek.

Başka bir gün Instagram'da bir üniversite hocasının sınıfına "Eğer size siyahilere davranıldığı gibi davranılmasını istiyorsanız ayağa kalkın," dediği bir video gördüm.

Kimse ayağa kalkmadı.

Özetle bu bir ırksal adaletsizlikti. Bunlar bize ne yapıldığını bilen, ama hiçbir şey yapmayan insanlardı. Ne zaman ırkçı bir marş söylendiğini duysam hemen yanı başlarında sanki hiçbir şey olmuyormuş gibi duran insanlar görürüm. Sanki "aman canım, o kadar da kötü bir şey değil" der gibi.

Eğer son zamanlarda pek fazla televizyon izlemiyorsanız söyleyeyim: O kadar kötü.

Bu yazıyı birçok sebepten ötürü yazıyorum. George Floyd videosunu izlediğimde ağladım. Ne olduğunu tam olarak anlayabilmem için beş kez izlemem gerekti. Eğer onun "Nefes alamıyorum, nefes alamıyorum," ve "Lütfen, annecim…" dediğinde sesine kulak kesilirseniz…gerçekten yürek burkan cinsten. Ölüme bu kadar yakınken kime seslenirsiniz? Onu görmek ve ondan af dilenmek istediğiniz için tanrıya. Ve annenize. O anda öleceğinden emindi. Biliyordu.

Düşününce hala duygulanıyorum…çünkü onda kendinizi görebiliyorsunuz, anlatabiliyor muyum? Şimdi çocuğuma bakıyorum ve düşünüyorum, Bunu oğluma nasıl açıklayabilirim? Bir adamın sırf ten renginden dolayı öldüğünü nasıl anlatabilirim?

Floyd'un kızının "Babam dünyayı değiştirdi." dediğini gördüm. Bu mesajı sevdim. Belki haklı olabilir, bu protestolar bir dönüm noktasıdır. Daha fazla insan siyahilerin düşüncelerini anlamaya başlıyor. Biz savaş istemiyoruz. Hayır. Biz sadece herkese vaat edileni istiyoruz. Ağabeyim geçen gün Berlin'den; Meksikalı, Arap, Türk, siyah, beyaz birçok insanın destek için sokaklarda yumruklarını havaya kaldırdığı bir fotoğraf gönderdiğinde çok hoşuma gitti. Aynı şeyler Paris, Milano, Londra, Stockholm, Amsterdam, New York ve daha birçok şehirde gerçekleşiyordu.

Beni endişelendiren tek bir şey var. Şu anda bir şeyleri anlıyor gibi gözüküyoruz. Bir şeyler öğreniyor gibiyiz. Ama birkaç hafta içinde dünyanın tüm bunları unutacağından endişe ediyorum.

Temmuz veya ağustos gibi protestoların dineceğinden, medyanın artık bu meseleden bahsetmeyeceğinden ve bütün davanın tekrar rafa kaldırılmasından endişe ediyorum.

Tıpkı 2013'teki gibi.

Bu yazıyı yazma sebeplerimden biri de bu.

Bunun yok olmayacağından emin olmalıyız.

Ve bunun için beyazların da bizimle olmasına ihtiyacımız var.

Şu anda Black Lives Matter güçlü bir hareket ama bunu tek başımıza sürdüremeyiz. Bu dünyayı beyazlar kontrol ediyor. Sistematik ırkçılığı beyazlar bitirebilir. Ama eğer beyaz eller bizim kafamıza bastırılırsa hiç şansımız kalmaz.

Bizimle olduğunuzu söyleyin. George Floyd'u hissettiğinizi söyleyin. Siyahi halkın acısını paylaştığınızı söyleyin.

Çünkü ancak bu şekilde dünyanın bizim tarafımızda olduğuna inanabiliriz. Ancak böyle insanların büyük çoğunluğunun bunun değişmesini istediğini düşünebiliriz. Asıl mesele bu.

Kendi üzerime düşeni yapacağım. Önce Berlin'le başlayıp sonra Almanya, Avrupa, ABD ve umarım tüm dünyaya açılacağım. Korkmuyorum. Eğer yarın öbür gün sırf eşit hakları savundum diye sponsorlarım veya kulübüm bana sırtını dönerse umurumda değil. Yalnızca gözünü açmış insanlarla çalışmak istiyorum. Siyah halkın ve siyahilerin mükemmelliğinin kutlanması için bir George Floyd Günü düşündüm. Berlin'de Black Lives Matter hareketine odaklı halka açık bir konser verilmesini istiyorum. Hatta bu konser için bir şarkı yazıyorum. İnsanlar bana "Sözleri paylaş," diyor. Olmaz. Temmuz ayında çıkaracağız ki insanlar unutmasın.

Eğer kendi paramdan harcamam gerekirse harcarım. Asla pes etmeyeceğim orası kesin. Ama yardımınıza ve desteğinize ihtiyacım var. Ben sadece iyilik için sesini çıkaran ve bazı fikirleri olan bir futbolcuyum. Gelecek ay Berlin'de bir protesto olacağını ve birçok ülkenin de protestolarla baskıyı sürdüreceğini biliyorum. Bu bana umut veriyor. En azından sadece bir hafta daha sürmeyeceğini biliyoruz. Bundan daha uzun sürmeli. Ve bunun olması için herkese ihtiyacımız var.

Özellikle birazdan sayacaklarıma:

Oyuncular

Halihazırda bunu yapan Colin Kaepernick, LeBron James ve Megan Rapinoe gibi sporcular var. Bunlar en büyüklerinden birkaçı, daha bir sürü harika iş çıkaran insan var.

Peki futbolcular, kulüpler, federasyonlar? Avrupa'dakiler? Bulunduğumuz konumu kullandığımızda nelerin mümkün olduğunu bize gösteren Marcus Rashford dışında pek fazla bir şey yapan kimse görmedim.

Bu yılın başında Avustralya yanarken herkes yangınla alakalı konuşuyor, gönderiler paylaşıyor ve çılgın paralar bağışlıyordu. Bunu görmek güzeldi. Peki ya şimdi? Ortada hiçbir şey yok. Herhangi bir röportaj veya futbolcu beyanı görmüyorum.

Neredesiniz çocuklar? Dünyanın en büyük oyuncuları neredeler?

Konuşmaktan korkan veya konuşacak kadar karakter sahibi olmayan çok fazla oyuncu var. Onlara beni ve hareketimi desteklemek için çağrı yapma sorumluluğu hissediyorum. Kendi sosyal medyamdan sadece sekiz milyon insana ulaşabilirim ama her gün tek tek her birini kullanacağım. Sizin onlarca milyon takipçiniz var. İşte şimdi yüzünüzü gösterme vakti — bir reklam panosu, parfüm veya yeni ayakkabı tanıtımında değil — Black Lives Matter hareketine farkındalık sağlamak için.

Bütün oyuncuların dinleme, öğrenme ve aksiyon almasına ihtiyacımız var. Blackout Tuesday? O çok kolaydı. IRKÇILIĞA HAYIR diyen bir t-shirt. Tamam ama daha fazlasını yapmak lazım: Siyahilerin tarihini ve idolünü olan siyahilerin ne gibi zorluklarla baş ettiğini araştırın. Bir video çekip, "Tüm dünyadaki siyahilerin yanındayım. Hepiniz benim kardeşimsiniz. Hepinizi seviyorum," diyin. Sistematik ırkçılık ve güç istismarına karşı savaşan programlara bağış yapın. Marka ve sponsorlarınıza slogan paylaşmaktan daha fazlasını yapmalarını söyleyin. Yapmazlarsa? Hadi bay bay. Tek istediğim bu. Ve önümüzdeki haftayı beklemeyin. Şimdi yapın. Şimdi, gelecek hafta, sonraki hafta hepsinde yapın.

Siz dünyanın en büyük oyuncularısınız. Sizin şansınız yoksa, kimin var?

Eğer siz kimseye ulaşamıyorsanız, kim ulaşabilir?

Medya

Gazeteciler ve editörler, bu anın öylece geçip gitmesine izin vermeyin. Her şeyi bir haftada unutmayın.

İnsanlar LeBron'un şut yeteneği ve Michael Jordan'ın Flu Game'ini konuşmak istiyor anlayabiliyorum. Kesinlikle anlıyorum. Ama şu anda çok daha önemli şeyler oluyor ve bunu korumak sizin elinizde.

Çıkın ırkçılığı gündeme getirin. Haberleri ön sayfalarda ve internet sitelerinin en üstünde tutun. İnsanları okumasını ve anlamasını sağlayın. Bunu yapmaya bu yıl, önümüzdeki yıl ve sonraki yıl devam edin. Buna ihtiyacımız var. İnsanlarla röportaj yapın. Irkçılıkla alakalı hisleri ve hikayeleri olan benim gibi çok fazla insan var. Belki onlar bize yeni bakış açıları kazandırabilir. Belki onların sesi, sessiz kalanlara da cesaret verir.

Beyazlar

Tekrar söylemek istiyorum. Beyaz kardeşlerim, sizler bu dünyayı değiştireceksiniz. Size şu anda ihtiyacımız var. Özellikle şimdi. Bize yardımcı olmalısınız.

Çünkü kendinize bizim gibi davranılmasını istemezsiniz.

Bazı insanlar diyor ki, "Evet, ama bütün yaşamlar önemli (all lives matter)." Tabii ki bütün yaşamlar önemli. Ama siyahlar bir yangının içinde. Bir düşünün benim evim yanıyor ve sizin eviniz yanmıyorsa hangi ev o an için daha önemlidir. Bildiniz. Öyleyse yangını söndürmeme yardım edin. Böylece hepimiz güzel evlerde oturabiliriz.

Bir şey yapamayacağını düşünenler bile bir şeyler yapabilir. Bir keresinde beyaz bir arkadaşım bana bunun bir trene biletsiz binmek gibi gözükeceğini söyledi. Ona dedim ki, "Ama bu senin binmek istediğin bir tren! Bu tren dünyayı değiştirecek."

Sizden tek isteğim bu trene binmeniz. Bazıları nefret etmeyi sürdürecek. Bazıları sizi durmadan eleştirecek.

Korkmayın. Susmayın. Biz sizinleyiz.

Sadece sizin de bizimle olduğunuzu bilmek istiyoruz.

Futbol

Mükemmel

YESTERDAY AT 12:37
Futbol

Premier Lig'de neler oluyor?

14/07/2020 AT 13:42
Related Topics
Futbol
Share this with
Copy
Share this article