Bu yazı BBC'de yayımlanmış ve Tifosi Blog ekibi tarafından dilimize uyarlanmıştır.

"Mükemmeliyetin yolu çalışmaktan geçer” düşüncesine adanmış bir oyuncuydum. Şimdi bir antrenörüm ve felsefem aynı. Fakat bir sonraki Dennis Bergkamp’ı aramıyorum, oyuncuları geliştirmek istiyorum. Ve kendi genç halimi çalıştırmak hiç de zor olmazdı.

Futbol
PREMIER LİG’DE BEŞİNCİ HAFTANIN ARDINDAN
6 SAAT ÖNCE

Kast ettiğim şu ki, ben problemleri kendim çözebilen bir oyuncuydum; bunu bir menajer ya da antrenörün yapmasına ihtiyaç duymazdım. Kendi işimi kendim görürdüm ama daima bir profesyoneldim. Menajerin felsefesi ve sisteminde oynamak için daima yeterince saygılıydım. Hiçbiri benden antrenman ya da oyun stilimi değiştirmemi istemek zorunda kalmazdı.

Elbette bazılarının -Arsene Wenger ve Johan Cruyff gibi- felsefesi aynı zamanda benim felsefemi de yansıtıyordu ve bunun yardımı dokunuyordu. Ama şimdi, oyuncuları çalıştırırken, zorluklara kucak açıyorum. Bir sebepten ötürü bana bozulmuş olan bir oyuncuyla ya da –teknik veya taktik olarak- ne yapacağını bilmeyen bir oyuncuyla ilgilenmeyi tercih ediyorum mesela. Yardımcı olabileceğimi hissediyorum.

2017’de Ajax’tan ayrıldığımdan beri tam zamanlı olarak çalışmadım ve şu anda iş arayışında da değilim. Ama gittikçe antrenman sahasına dönmeyi daha çok düşünür oldum çünkü bu, en sevdiğim şey.

Fakat sonraki hamlem ne olursa olsun teknik direktör olmak istemiyorum. Hırsım bu yönde değil ve özgürlüğüme çok düşkünüm. Ailemle zaman geçirmeyi, futbolun dışında bir hayatımın olmasını seviyorum ve bence bir yandan arada bir golf oynayıp bir yandan da kendini tamamen işine vermiş bir menajer olamazsınız.

Gerçekten de bazı takımların özel santrafor antrenörleriyle çalıştığını biliyorum (aynı eski zamanlarda bazı kulüplerin haftada iki-üç kez kulübe gelip seans bittiği anda ortadan kaybolan kaleci uzmanlarıyla çalıştığı gibi) ama bu, benim için çok kısıtlayıcı olur. Biri kendinde değil gibiyse onunla başka şeyler hakkında da konuşmak isterim, taktik ya da kişisel meseleleri konuşmak isterim.

Kafamdaki rol, Ajax’ta sahip olduğum ve başarıyla işleyen bir rol: aynı oyunculuğumdaki gibi; ne o, ne bu...

Ben ne bir orta sahaydım ne de bir santrafor. Bir koç olarak da kendimi böyle görüyorum. As takıma yakın olmak istiyorum ama bence benim asıl gücüm, asıl yeteneğim genç takımdaki oyuncuları as takıma çıkarmak.

Bazen genç takım ve as takım iki ada gibi olabiliyor. Benim bahsettiğim, ikisi arasında bir köprü görevi üstlenmek. Ama farkındayım ki sonuçlar da elde etmem lazım. Yaptım mı bu işin hakkını verirdim, sadece sabahları işe gidip akşamları eve dönmek olmazdı yaptığım. Bir meydan okuma isterdim, gerçekten de oyuncuların gelişimi ve as takıma çıkarılmasından sorumlu olmak isterdim.

https://imgresizer.eurosport.com/unsafe/0x0/filters:format(jpeg):focal(1515x610:1517x608)/origin-imgresizer.eurosport.com/2016/03/22/1821313.jpg

O baskıdan hoşlanıyorum. Bu rolde Ajax’ta başarılı oldum. Ne bir asistan menajer ne de ikinci asistandım, antrenman sahasındaydım. Ve bu sistemin Avrupa’nın diğer büyük kulüplerinde de işe yarayacağına inancım tam. Aslına bakarsanız, bunu yapan kulüplerin sayısının bu kadar az olmasına şaşıyorum bile. Çoğunun güçlü genç oyuncu sistemlerine sahip olduğunu görebiliyorsunuz. Önemli olan, sonraki aşamada ne olacağı.

Kendi oyuncularınızı yetiştirebilmeniz büyük bir avantaj demek çünkü aldığınız oyuncuların aksine yeni bir kulüp ya da ülkeye alışmak zorunda kalmıyorlar. Zaten rahat oluyorlar ve onlara ihtiyacınız olduğu zaman hazır oluyorlar.

Belki ileride bunun için Fifa’nın bir dönem tartıştığı, kadronuzda kulüpte yetişmiş beş oyuncu olmasını şart koşan ‘beş + altı kuralı’ gibi bir kural çıkar. Ama sanırım çok paranız varsa ilk seçiminiz daima gençlere yatırım yapmaktansa almak –ve aldıklarınıza çok da para harcamak- oluyor. Üzücü.

Bu, oyuncu olmak ile çalıştırıcı olmak arasındaki farklardan biri. Bir çalıştırıcı olarak felsefemin kökleri kariyerim ve hayatıma dayanıyor ama Arsenal’da oynarken verilmesini istediğim kararlar daha çok kişisel başarımı düşünmeme dayanıyordu. Eğer takımda bir eksik varsa hep bunun kısa zamanda değişmesini isterdim.

Lakin o zaman bile gidip çok pahalı oyuncuları alacak paramız yoktu ve sanıyorum ki günümüz Arsenal’ı için de durum aynı. Gidip her pozisyona büyük isimler alamıyorlar ama aşağıdan gelen büyük yeteneklere sahipler. Başarı istiyorlarsa yaratıcı olmak zorundalar ama zaten kulüp yeniden yükselişe geçmiş gibi gözüküyor ve bence taraftarlar gelişim görebildikleri sürece sabretmeyi sorun etmezler.

Sabretmek zorundalar da. Arsenal olsun, bir başkası olsun; büyük paralar harcamadan bir yapı inşa etmek zaman alıyor. Sekizinci bitirdiğinizde -geçen sezon bitirdikleri gibi- Thierry Henry veya Robert Pires seviyesindeki oyuncuları almak çok zor oluyor. Başka bir şey denemek zorundasınız. Biraz daha menajerinizin felsefesine ve oyun stiline dayanmalısınız. Ve evet, yeniden yapılanmalısınız.

Bu yeniden yapılanmanın bir kısmı da zaten elinizde olan oyuncuları geliştirmek. Oyuncuları yüzde kırk, yüzde elli değiştirebileceklerine inanan bir sürü menajer var ama ben buna inanmıyorum. Bence bir oyuncuyu -genç bir oyuncu olsa dahi- ancak biraz değiştirebilirsiniz. Ama zaten bu da yeterlidir, hele ki üst düzey futbolda.

Çoğu insan oyunculara bakıp “ne teknik ama” ya da “nasıl da sıkı çalışıyor” diyor. Fakat olay kesinlikle bundan ibaret değil. Ben bunu henüz bir çocukken Ajax’ta, Cruyff yönetimi altındayken öğrendim. Çok talepkârdı ve şimdi ben de aynı şekilde olmam gerektiğini hissediyorum.

Ajax’taki anlayışımız, bir oyuncunun dört kısımdan oluştuğuydu: taktik kısım, teknik kısım, fiziksel kısım ve zihinsel kısım. Eğer bir profesyonel futbolcu olmak istiyorsanız bu dört kısmınızın da güçlü olması gereklidir yoksa başarılı olamazsınız.

Eğer bunu aklınızda tutarsanız bir genç oyuncuyu geliştirebilirsiniz. Bunların hepsini antrenmanda sentezleyebilirsiniz. Yani mesela eğer oyuncunun hakemlerle bir sorunu varsa antrenmanda herkesin ona faul yapmasına karşın serbest vuruş vermeyebilirsiniz. Bununla başa çıkmak zorunda olur.

Bunların hepsi benim de başıma geldi. Cruyff’un düşüncesi, beni daha çetin yapmaktı. Gençken Ajax’ta genç takıma gönderilmiştim, beni ateşlemek istiyorlardı. Kaleciyle iletişim kurmam için beni barajın en kenarına koyarlardı ve kenarda oynadığım dönemde beni pozisyonumla ilişki içerisinde olan diğer pozisyonlarda oynatırlardı. Böyle bir sürü şey vardı.

https://imgresizer.eurosport.com/unsafe/0x0/filters:format(jpeg)/origin-imgresizer.eurosport.com/2014/02/22/1189392.jpg

Oyuncunun apaçık bir eksikliği olmak zorunda değildir, bazen bir özelliğini test etmek istersiniz. Bazen yalnızca oyuncunun kendisi için düşünmesini istersiniz, peki ya bunu yapabiliyorlar mı?

Günümüzde -her yaş grubunda ve her seviyede- futbol antrenörlüğü, ben büyürken olduğundan çok daha sistemli. İngiltere’de nasıl olduğunu tam olarak bilmiyorum ama burada, Hollanda’da, her şey çocuklara odaklanmış durumda. Antrenmanları için her yerde sahalar var ve tüm antrenman seansları planlı.

Bugünlerde onlara daha çok şey öğretiliyor ve görünüşe bakılırsa yaratıcılık biraz gitmiş durumda. Bazen alt yaş maçlarını izlerken benim “PlayStation antrenörü” dediğim türden menajerlerle karşılaşıyorum; oyuncuları kontrol ediyorlar ve oyuncular da yalnızca onların dediklerini yapıyor, kendileri düşünmüyorlar.

Eğer yaratıcılarsa iyi oyuncular kazanırsınız ama 18 yaşına dek bu şansı bulamıyorlar. Bazen antrenörleriyle yalnızca maçlarda bir arada oluyorlar. Şimdiki nesil ile benim gençliğimdekini karşılaştırdığınızda haftada 15-20 saat daha az futbol oynadıklarını görüyorsunuz. Bu çok ciddi bir miktar ve siz de o yaratıcılığı onlara başka şekillerde katmaya çalışıyorsunuz.

Futbolculuk kariyerimin en meşhur anlarında ayak becerisi, denge ve yeteneğe ihtiyaç duydum. Bunların hepsi öğrenebileceğiniz şeyler, bunların hepsi ihtiyacınız olan araçlar. Fakat bu araçları ne zaman, nerede kullanacağımı bilmem için yaratıcı da olmam lazımdı ve bunu kendim yapmalıydım.

Dokunuşum ile tekniğimi, arka arkaya yüzlerce kez duvarla paslaşarak, tekrar tekrar topu kontrol ederek ve her akşam saatlerce sokakta, toprakta, her yerde oynayarak öğrendim. Ajax’tayken bile bir pas antrenmanı, üstüne bir bitiricilik antrenmanı yapıp sonra da maç yapardık. Benim jenerasyonum ve önceki jenerasyonlar böyleydi. Topu alıp dışarı çıkar ve takılırdık. Şimdi hayatta telefonlar ve bilgisayar oyunları gibi çok fazla başka şey var ve çocuklar eskisi kadar dışarı çıkmıyor.

Modern oyundaki tek farklılık bu da değil. Ben oynamayı bıraktığımdan beri geçen 14 yılda futbol çok değişti. Saha dışında her şey daha büyük gözüküyor: para, yayıncılık, sosyal medya... Saha içindeyse her şey eskiden olduğundan daha hızlı gözüküyor.

Ama bazı şeyler hala aynı. Liverpool ve Manchester City gibi kulüplerin belli bir felsefe ile başarılı olduğunu ve diğer kulüplerin de onlara yetişmeye çalıştığını görebiliyorsunuz.

En çok değişen şeylerden biri, istatistiklerin kullanımı ve bir oyuncunun kalitesini göstermek için analiz ediliş şekli. Hala gelişmekte olan bir alan tabii.

Ben oynarken istatistikler basitti ve uzun süre onlara pek de dikkat etmedim. Bir keresinde, ben 30’larımdayken, Arsene ile bu konuda bir konuşmamız olmuş ve bana, “İstatistiklerinden görebiliyorum ki performansın maçın 60-70. dakikasında düşüyor, bu yüzden seni genellikle oyundan çıkarıyorum.” demişti.

Ben de “Peki hocam ama istatistikleriniz yüzde seksenle oynarken bile golden önceki önemli pası yapabildiğimi göstermiyor.” demiştim. Buna ‘pre-asist’ derdim: son pas olmasa bile defansı yaran ve golü başlatan pas.

Tabii o zamanlar bile rakamlardan bazı çıkarımlarda bulunabilirdiniz –genellikle kat edilen mesafe gibi fiziksel şeyler olurdu- ama ideal olarak bunu işin zekâ kısmı, teknik kısmı ile birleştirmelisiniz ve bu şimdi, işler ilerlemişken bile epey zor gözüküyor.

https://imgresizer.eurosport.com/unsafe/0x0/filters:format(jpeg)/origin-imgresizer.eurosport.com/2012/02/15/810187.jpg

Bazı oyuncuların yaptıklarını ifade etmek için rakamlar yetersiz kalıyor. Mesela Roberto Firmino’nun Liverpool’a kazandırdıklarını ancak onu izlerseniz anlayabilirsiniz. Pas kalitesi ve tempoyu ayarlayışı ile Manchester City’de oynarken David Silva da böyle bir oyuncuydu.

İstatistikler de bu oyuna açılan bir pencere fakat tek pencere değil. Ben hala belli başlı şeylerde kararı gözlerinizin verdiğini, istatistiklerin sonraki aşamada yardımcıolduğunu düşünüyorum; gördüklerinizin doğruluğunu kanıtlama konusunda mesela. Belki bir gün ihtiyacınız olan bütün istatistikler elinizin altında olacak ama şu an için hangi oyuncuları izlemeyi sevdiğimi biliyorum.

Geçtiğimiz sezonun sonunda Kevin de Bruyne Profesyonel Oyuncular Birliği tarafından yılın oyuncusu seçildiğinde evimde herkes rahat bir nefes aldı. Uzun yıllardır dört dörtlük oynamasına rağmen bireysel olarak hak ettiği takdiri görmüyordu. Artık görüyor.

Uzun zamandır De Bruyne’yi izlemekten büyük keyif alıyorum. Onu ilk görüşümü hatırlıyorum, Ajax’taydım ve bir sezon öncesi dostluk maçında Wolfsburg ile oynuyorduk. Devre arasında oyuna girdi. Topla çok rahattı, sahanın her yerine hakimdi. Daha o zaman bile her şeyi ve her yeri görebiliyordu. Bu, benim çok değer verdiğim bir şey.

De Bruyne, takımının ileri çıkmasına öncülük ediyor ve tekniği de kusursuz. Eğer daha önce bahsettiğimi yaparsanız, genç yaştan itibaren çok çalışırsanız, o zaman onun yaptıkları sizde doğal hale geliyor. Bazen Premier Lig maçlarında her hamlede topa bakmak zorunda olan oyuncuları görüyorum.

İyi oyuncular, en iyi oyuncular, daima topun nerede olduğunu bilir. Topa bakmak zorunda olmaz ve sahadaki boşlukları görürler ki bu da futboldaki en önemli şeydir. Bence bunu yapabilmelerinin sebebi, küçüklüklerinde topla çok haşır neşir olmalarıdır. Bu benim için işe yaradı ve bugün de her genç oyuncuya vereceğim tavsiye bu olurdu: çalışın, çalışın, çalışın.

Ben daima gelişebileceğimi düşündüm, siz de yapabilirsiniz. Bir antrenör olarak da öğrenmeyi bitirmedim. Sonsuza dek yeni fikirler ediniyor, gözlemliyor ve bana ya da bir başkasına yardımcı olabilecek şeyleri görüyor olacağım.

Futbol
Şampiyonlar, En İyiler, En Görkemli Takımlar
9 SAAT ÖNCE
Futbol
FA'den Pickford'a ceza yok
11 SAAT ÖNCE