Anka kuşu ya da Farsça ismiyle Simurg öleceğini anladığı zaman ağacın kuru dallarından kendisine bir yuva yapar, bir yapışkanla yuvayı sıvar ve yuvanın içinde ölümü bekler. Ardından güneş ortaya çıkar ve kuru dalları yakar. Simurg yuvasında yanarak ölür ve küllerinden yeniden doğar. Tıpkı 1982 ve 2006 Dünya Kupaları’na şike ve bahis skandalları sebebiyle başları önde giden ancak her iki turnuvada da adeta küllerinden doğup şampiyon olan İtalyanlar ve ilkinde başlarında olan hocaları Enzo Bearzot gibi…

1982 Dünya Kupası hakkında aklıma ilk gelen şey her zaman Enzo Bearzot'dur. Bana göre o milli takım tarihindeki en iyi teknik direktör. Önemli değerlere sahip dürüst bir adamdı. Bize adeta kendi çocuklarına davrandığı gibi hiçbir ayrım yapmadan davrandı.
Futbol
Mario Mandzukic, Milan'a hazır
14 DAKIKA ÖNCE

Geçtiğimiz ay hayatını kaybeden İtalya’nın efsane oyuncularından Paolo Rossi, 1982 Dünya Kupası’nı birlikte kazandıkları hocası Enzo Bearzot için bu ifadeleri kullanmıştı verdiği röportajların birinde. Dünya Kupası sahibi bir teknik direktörü birilerinden dinlerken, ne kadar büyük bir taktik dehası olduğundan ya da nasıl bir motivasyon ustası olduğundan bahsedilmesini bekleriz. Oysa Bearzot için listenin başında yazan tanımlar bambaşkaydı. Dürüst, erdem sahibi ve samimi…

Pozzo’dan Bearzot’a…

İtalyanlar tarihlerinde Dünya Kupası’nı dört kez kazandılar. En sonuncusu olan 2006’da turnuvaya Calciopoli’nin artçı sarsıntıları ve biraz da utanç içinde gelmişlerdi. Hiç kimse onlara şans vermezken, adeta küllerinden doğan takım finalde Fransa’yı geçerek kupaya uzanmıştı. 1990’da evlerinde fazlasıyla hak ettikleri ancak yarı finalde Maradona ve arkadaşlarına takıldıkları o dramatik kupanın ardından Azzurriler bu kez psikolojik olarak dezavantajlı geldikleri Almanya’da büyük bir sürprize imza atmışlardı. Ne var ki bu İtalyanların ilk “Anka Kuşu” hikayesi değildi. Bundan yıllar evvel 1982’de İspanya’da düzenlenen Dünya Kupası’na yine başka bir bahis skandalı olan Totonero’nun gölgesi altında gelmişler ve yine küllerinden doğarak şampiyon olmuşlardı. İşte Rossi ile birlikte o şampiyonluğun mimarlarından birisi de 10 yıl evvel hayata gözlerini yuman unutulmaz teknik direktör Enzo Bearzot idi…

İtalya’nın futbol tarihine şöyle bir göz attığımızda futbol tarihine yön veren teknik direktörler çıkardıklarını görürüz. Özellikle 90’larda Arrigo Sacchi’nin Milan ile yaptıkları, sonraki dönemde birçok teknik adama ve onların takımlarına ilham vermişti. Efsane hocanın klasik İtalyan savunması olan adam adama markajdan alan savunmasına geçmesi, defans çizgisini alışılmadık şekilde derinden öne çekmesi, libero kavramını ortadan kaldırması ve Gullit, Rijkaard, Van Basten eşliğinde oynattığı akıcı ve yoğun oyun İtalyan futbolu için bir devrim niteliğindeydi. Daha yakın zamanda Marcello Lippi, Fabio Capello, Carlo Ancelotti ve Antonio Conte bu bayrağı günümüze taşıyan isimler oldu.

https://i.eurosport.com/2021/01/14/2970892.png

Soldan sağa: Vittorio Pozzo, Enzo Bearzot, Marcello Lippi

Takvim yapraklarını daha da geriye çevirdiğimizde 1930’larda Vittorio Pozzo ile başlayan, Gipo Viani, Fulvio Bernardini ve Nereo Rocco gibi tarihte iz bırakan teknik adamlara rastlarız. Bu isimler Metodo ile başlayan ve ardından meşhur Katenaçyo’nun oluşumunda yer alan ve zaman içinde taktiksel evrimin halkalarına yenilerini ekleyen futbol düşünürleriydi. Onları aynı noktada buluşturan bir başka şeyse hemen hepsinin nevi şahsına münhasır karakterler olması ve Katenaçyo’nun kendisi gibi sert ve disiplinli mizaçlarıydı.

Bearzot da Pozzo ile başlayan bu efsane isimlerin içinde yer alıyor. Aynı Vittorio Pozzo gibi o da Dünya Kupası şampiyonu etiketli bir teknik adam. Ancak Bearzot’u seleflernden ayıran şey başarı ve kupa değil, Paolo Rossi’nin yukarıdaki anlatımında gizli olan karakteriydi. Dürüst, erdem sahibi ve samimi…

Yaşlı adam

İtalyan teknik adam kariyeri boyunca doğru bildiği yoldan şaşmadı. Futbol adına gerçekleştirmek istediği hayalleri vardı ve bu yolda ona yapılan baskılara karşı asla boyun eğmedi. Teknik direktörlük anlayışı da futbolculuk zamanlarına benziyordu. İnter ve Torino’da geçirdiği yıllarında orta sahada yorulmayan ve bitmek tükenmek bilmeyen bir enerjiye sahip olan inatçı bir oyuncu olarak tanınmıştı.

Emekliliğinin ardından başlayan kulübedeki kariyerinin start noktası ise oyuncu olarak yıllarını verdiği Torino’ydu. Çok geçmeden milli takım kariyeri başladı İtalyan hocanın. 1970 ve 1974 Dünya Kupaları’na Ferruccio Valcareggi’nin yardımcısı olarak katıldı. 1978’de Arjantin’de düzenlenen kupanın hemen öncesinde ise birkaç sene içinde başında şampiyonluk yaşayacağı İtalya Milli Takımı’nın başına getirildi.

https://i.eurosport.com/2021/01/14/2970891.jpg

Milli Takım’daki yardımcısı Cesare Maldini ile

Bearzot görevi devralması ile birlikte eleştirilere maruz kaldı. Üstelik bu eleştirilerin dozu da bir hayli fazlaydı. İtalyan medyası ve taraftarlar, bu “yaşlı adamın” milli takım için yeterli birikime ve derinliğe sahip olmadığını düşünüyorlardı. Ancak İtalyan teknik adamın tüm bu mesnetsiz eleştirilere ilk cevabı, elindeki son derece genç ve tecrübesiz kadroya rağmen 1978 Arjantin’de takımını dördüncü yapmasıydı. İki sene sonrasında düzenlenen Avrupa Şampiyonası’nda İtalya yine yarı finaldeydi.

İtalyanlar her zaman kupa ister. Ellerinde kadroya bakmaksızın sonuç onlar için her zaman önemlidir. Tüm bu beklentiler eşliğinde Bearzot 1982’ye gelene kadar herhangi bir kupa kazanamamasına rağmen, İtalya’ya oynattığı futbol ve oyun anlayışındaki değişiklik dikkat çekiciydi. Katenaçyo’nun sert ikliminden, sonraları daha da popüler hale gelecek 4-3-3 dizilişine sahip esnek ve hücumu daha fazla düşünen bir anlayışa geçiş yapmıştı Azzurriler. Bu geçişin arka planında ise Bearzot’un 1974 Dünya Kupası’nda Hollandalıların Total Futbol’undan oldukça fazla bir biçimde etkilenmesi yatıyordu. Elbette bu kolay bir değişim değildi. Sadece saha içinde değil, İtalyanların genlerine işlemiş bir biçimde sahip çıktıkları Katenaçyo’nun saha dışındaki hakimiyeti ile de mücadele etmek zorundaydı Bearzot.

https://i.eurosport.com/2021/01/14/2970893.jpg

Zico, Gentile’nin yakın markajında (1982 Dünya Kupası 2. Tur maçı İtalya-Brezilya)

Futbolun öldüğü, İtalya’nın doğduğu gün

Öyle ki tarih yazacakları İspanya’daki 1982 Dünya Kupası’nın ilk tur maçlarında alınan kötü sonuçlar hocayı topun ağzına getirmişti. Zaten turnuva öncesi Totonero’dan sabıkalı olan ve iki yıldır neredeyse topa dokunmayan Juventuslu Paolo Rossi’yi kadroya alıp, o sezonu Serie A’da gol kralı olarak tamamlayan Roberto Pruzzo’yu dışarda bırakması bir hayli tepki toplamıştı. Şimdi de grupta üç maçta alınan üç beraberlik ve atılan sadece iki gol İtalyanları küplere bindirmişti. Bearzot’un ekibi grupta iki sırayı alarak bir üst tura çıkmasına rağmen, Kamerun’u sadece bir gol farkı ile geçmiş olmaları hayal kırıklığıydı. Öfkenin boyutunu o dönemde İtalya Ligi’nin tepesindeki isim olan Antonio Matarrese’nin sözleri çok net anlatıyordu: “Bu takım tam bir rezalet. Soyunma odasına gidip kıçlarına tekmeyi basmak istiyorum."

Özellikle Rossi suçlamaların merkezinde yer alan isimdi. Grup maçlarında neredeyse sahada yoktu İtalyan golcü. Üstüne üstlük takım arkadaşı Antonio Cabrini ile kamp sırasında ilişki yaşadığına dair iddialar ortaya atılmıştı. Suçlamalar sadece bununla kalmayıp, gece yarılarına kadar süren partiler ve uyuşturucu kullanımına kadar varıyordu.

İtalyanlar teslim bayrağını çekmek üzereydi. Bu kadar yıpratıcı ve küçültücü eleştirilerin ardından bir de üstüne üstlük ikinci tur grubundaki rakipleri Brezilya ve Arjantin’di. Herkes onların birkaç gün içinde evlerine dönmesini beklerken futbolun en büyük mucizelerinden ve en güzel hikayelerinden biri gerçekleşti.

Önce Arjantin’i 2-1 ile geçtiler ve ardından futbol tarihinin en yetenekli takımlarından biri olan Socratesli, Zicolu, Falcaolu Brezilyayı o efsanevi maçta 3-2 ile elediler. Maç boyunca İtalyanların “Kaddafi” lakaplı gaddar savunma oyuncusu Claudio Gentile’nin yakın markajında yıpranan Zico maçın ardından “futbolun öldüğü gün” olarak anlatacaktı 5 Temmuz 1982’yi. Kimilerince Brezilya’nın o kadrosu Peleli Dünya Şampiyonu apoletli 1970 kadrosundan bile daha öndeydi. Ancak onlar adına tarihe geçme fırsatı İtalyanların sert savunmasının içinde kaybolup gitmişti. Azzurrilerin üç golü de eleştirilerin en acımasız tarafından payını alan Paolo Rossi’den gelmişti. Üstelik ilk golün asisti de haklarında türlü dedikodu çıkarılan Cabrini’den gelmişti.

Bu maça dair çok fazla yazı ve hikaye var ve bunların da hemen hepsi Brezilya’nın sahadaki şovunun İtalyanların anti-futboluna kurban gittiğini anlatır. Ancak maçın 90 dakikasını izlediğimde benim karşımda bu son derece yetenekli Brezilya takımına karşı muhteşem bir taktik disiplin ile sahada yer alan İtalya vardı. Yine bilinenin aksine genelde “beleşçi” golcü olarak yaftalanan Rossi de attığı 3 golün yanı sıra hem sırtı dönük oyunu hem orta sahada yer yer pas bağlantısına ve oyun kurulumuna katılmıştı.

https://i.eurosport.com/2021/01/14/2970890.jpg

Enzo Bearzot ve Paolo Rossi

Bearzot ise kariyerinin başından beri en güvendiği oyuncu olan Rossi’den vazgeçmeyişinin karşılığını almıştı. Ama hikaye burada sona ermiyordu elbette. Yarı finalde Rossi, hocasına bir hediye daha vermiş ve attığı 2 gol ile bu kez Boniekli Polınya önünde takımını finale taşımıştı.

Totonero’nun gölgesinde, güvenilmeyen bir hoca ve sözde skandallarla dolu bir kadro ile İspanya’ya gelen İtalyanlar finaldeydi işte. Karşılarında son Avrupa Şampiyonu ve kupaların her daim favorisi Batı Almanya vardı. İtalya finalde Almanya’yı adeta ezdi. Kadronun en önemli isimlerinden oyun kurucu Giancarlo Antognoni’nin yokluğunu hissetmemişlerdi bile. Rossi, Tardelli ve Altobelli’nin golleri onları üçüncü kez Dünya Kupası zaferine taşıyordu. Rossi ise kazandığı kupanın yanına bir de altı gollü Altın Ayakkabı’sını ekliyordu.

https://i.eurosport.com/2021/01/14/2970889.jpg

Enzo Bearzot ve ağzından hiç düşürmediği piposu

Futboldan kopuş

Kaderin bir cilvesi mi denir bilinmez ancak Bearzot’un takımdan ayrılması da eski alışkanlıklara geri dönmesi sebebiyle gerçekleşmişti. Dünya Şampiyonu, 1986 Kupası için Arjantin’e geldiğinde favorilerden biri olarak gösteriliyordu. Elbette hiç kimse Maradona gibi bir futbol tanrısının ortaya çıkıp turnuvayı nerdeyse tek başına kazanacağını beklemiyordu ancak İtalyanların ikinci turda Fransa’ya elenmesi de içinde bir miktar sürpriz barındırıyordu. Bearzot bu maçta Platini’nin üstüne Guiseppe Baresi’yi adam markajı yapması için gönderiyor ancak Fransız oyuncunun yaratıcı oyunu efsane hocanın planlarını alt üst ediyordu. En nihayetinde maçı 2-0 kaybeden İtalyanlar evlerine erken dönerken bu karşılaşma da Enzo Bearzot’un son maçı olarak kayıtlara geçiyordu.

Bearzot, İtalya Milli Takımındaki yaklaşık 12 sene içinde oldukça fazla yıpranmıştı. Bildiğinden şaşmayan bir karakter olması ve bazı alışkanlıkları kökten değiştirme iradesini ortaya koyması ona bir Dünya Kupası kazandırmıştı. Ancak tüm bu eleştiriler ve yıpranmışlık, emeklilik döneminde efsane hocanın futbol ile arasına oldukça fazla bir mesafe koymasına sebep oldu. Özellikle 1982’de yaşananların faturası çok kabarıktı. Dino Zoff o turnuvada neredeyse her basın toplantısının bir mahkeme oturumuna dönüştüğünü söylemişti. Bearzot da yargılananların başında geliyordu. İşte tüm bu kaos, onu futboldan yavaş yavaş soğutan ve hatta koparan etkenlerin başında geliyordu.

Geçtiğimiz haftalarda ölümünün onuncu yıl dönümünde anıldı İtalyanın efsane hocası. Mezarının başında evladı gibi sevdiği Paolo Rossi bu kez yoktu. Şimdi 1982’nin bu iki unutulmayan ismi, bu iki Anka Kuşu başka bir evrende belki de küllerinden doğdukları o unutulmaz günleri birlikte anıyorlar.

Yazı: Emrah Gölbaşı

Futbol
Frank Ribery'den Leroy Sane'ye destek
DÜN - 18:13
Futbol
FIFA Kulüpler Dünya Kupası'nda Eşleşmeler Belirlendi
DÜN - 07:46