Şüphesiz tarihin en büyük teknik direktörlerinden biri Sir Alex Ferguson. Minicik bir takımda başlayan serüveninde attığı her adım, sadece yeşil sahalarda yazılan bir destanın sayfası olmasa gerek. Mucizeleri peygamberleri andıradursun, yetmişini deviren inatçı İskoçun bugünkü vedası futbolda bir devrin kapandığı anlamına geliyor.
Milyarları peşinden sürükleyen oyunun beşiği İngiltere olsa da Ada'daki futbolun tarihini İskoçlar yazar: Sir Matt Busby, Manchester United'ı, Bill Shankly ise Liverpool'u yaratır; Jock Stein 11 Glasgowlu çocukla Celtic'e Şampiyon Kulüpler Kupası kazandırır...
Mahşerin dördüncü atlısı Alex Ferguson ise 1941'in sonunda Glasgow'da doğmuştu. Queen's Park'ta başladığı futbolculuk kariyerinde kısa Rangers durağını saymazsanız, ufak takımlarda forma giymişti. Karısı Katolikti, kim bilir Protestanların takımında tutunamamasının esbab-ı mucibesi de birçoklarının iddia ettiği gibi bundan ibaretti.
Futbol
“Adaletin hedef ve gayesi eşitliği sağlamaktır”
09/12/2021 - 05:16
32 gibi oldukça genç bir yaşta başlıyordu hocalık macerası, hem de elinde megafonla. East Stirlingshire'ı çalıştırırken, sokak sokak dolaşıp taraftarı maça davet ediyordu çiçeği burnunda teknik adam. St. Mirren'den gelen teklifle aklı karıştıysa da danıştığı İskoçların futbol filozofu Stein'ın tavsiyesini dinlemiş, ikâmetgâhı Paisley'e aldırmıştı.
Kısa sürede kadro yapısını değiştiren Ferguson, iki sene içinde muradına eriyordu. St. Mirren'ı 1977'de birinci lige çıkardığında, takımın yaş ortalaması 19'du. Tam ezber bozmaya başlamıştı ki yönetimle papaz olmuş, kovulmuştu. Hikmetinden sual olunurken adımını attığı Aberdeen'de kısa süre içinde mucizeler yaratan teknik direktör üç lig, dört Federasyon Kupası zaferine imza atmıştı. 1983'te Real Madrid'i uzatmalarda devirerek Kupa Galipleri Kupası'na uzanan Aberdeen'in altın çağı onun gidişiyle son bulmuştu.
Stein'ın ölümünden sonra emanetçi sıfatıyla başına geçtiği İskoçya'yı 1986 Dünya Kupası'na götüren futbol adamı 6 Kasım'da Manchester United'ın başına geçiyordu. O günlerde hayalet görüntüsü çizen Kırmızı Şeytanlar, Ferguson'ın disiplini ve kendine has yöntemleri sayesinde küllerinden doğacaktı...

Alex Ferguson Aberdeen

Görsel kaynağı: Eurosport

1990'da gelen ilk Federasyon Kupası'nı, 1991'deki Kupa Galipleri Kupası kovalamıştı. 1992'deki Lig Kupası ise bir hanedanın doğumunu müjdeliyordu. Yeni kurulan Premier Lig'i tahakkümü altına alan camia, her gün daha da büyüyordu. Taraftarlar Old Trafford'da rüyalar aleminde yaşayadursun, rakipler Düşler Tiyatrosu'nda sonu aynı olan kâbuslar görüyordu.
Yazılmaya başlanan destanın şahikası 1999'du. Premier Lig'i doksanlardan itibaren ezeli rakibi halini alan Arsenal’in bir puan önünde zirvede tamamlayan United, kupalarda iki ayrı mucizeye imza atmıştı. Federasyon Kupası yarı finalinin son dakikasında Arsenal'in kazandığı penaltıyı kullanan Bergkamp'a Schmeichel hayır demiş, Giggs uzatmalarda kendi sahasından kaptığı topu elli metre sürükleyip tavana asarak bir kişi eksik oynayan takımını finale taşımıştı. Yetmemiş Şampiyonlar Ligi finalinde ilk doksan dakikayı geride götürdükleri Bayern maçının uzatmalarında 91 saniyeye sıkıştırdıkları iki golle zafere imza atmışlardı. Haliyle de İngiltere Tacı, Ferguson için araya bir Sir unvanı sıkıştırmıştı.

Kazanılan zaferlere rağmen asla gevşemiyordu Ferguson. Kendi eliyle yarattığı yıldızlarına gereğinde acımıyordu. Scholes, Giggs, Neville Biraderler ile birlikte altyapıdan takıma kazandırdığı İngilizlerin güneşi Beckham'ın gözyaşına bakmamış, sadece futbol ikonunun suratına değil, belki de sayısız markanın yüzüne krampon fırtlatmıştı. Sezon sonunda Beckham'ın Real Madrid'e gidişine kimse şaşırmamıştı, tıpkı 2009'da sahada tartıştığı Cristiano Ronaldo’ya aynı filmi izlettirdiği gibi.
Önceki sezon apoletleri söktürdü bir bir Sir Alex. Önce Busby'nin Manchester United tarihinin en uzun süre görev yapmış teknik direktörü unvanına son verdi, ardından hep geçeceğini söylediği Liverpool'u şampiyonluk sayısında geride bıraktı.
Bu sezon 13. Premier Lig şampiyonluğuna imza atan deneyimli hoca, ayrıca İşçi Partisi'ne verdiği büyük destekle biliniyor. Meşhur “Benim babam 65'inde emekli oldu, ertesi yıl da öldü” sözü kulaklarda çınlayadursun, dünyanın en hızlı sakız çiğneyen adamının kalbindeki futbol ateşi hiç küllenmeyeceğe benziyor. Onun aşkı, yıllardır öğrencilerine gençlik iksiri oluyor.
Bundan sonra halefi kim olacak, o kulübün idari şemasının başına mı geçecek soruları çok sorulacak. Gelen tabii ki de devamlı onunla karşılaştırılacak. Fakat son nefesini verinceye kadar onu Old Trafford’da izlersek şaşırmamalı.
Elinde megafonla dolaşarak taraftar kovalamaktan bir hanedan yaratmaya uzanan serüveni yeşil sahaların gördüğü en büyük destanlarından biri olsa gerek. Zaten onun öyküsü, futbolun da bizim de hikâyemizi biraz anlatmıyor mu...
FERGUSON EFSANESİ
Futbol
Kırmızıya Dönüş
19/09/2021 - 17:46
Futbol
"Sir Alex Ferguson benim futboldaki babam"
01/09/2021 - 15:13