Barcelona’nın Tiki-Taka modeli nasıl bir değişim içerisinde?

Barcelona, 316 maç sonra mücadeleyi topa rakibinden daha az sahip olarak tamamladı (Rayo Vallecano deplasmanı, 21 Eylül 2013). Beş sene sonra karşılaşılan bu durumu nasıl okumalıyız?

Eurosport

Görsel kaynağı: Eurosport

Cruyff sonrası dönemde; topu rakibe vermek, Barcelonalı oyuncuların aklında hiçbir zaman olmadı.
Barcelona rakibinden daha fazla topa sahip olarak oynadığı 316 karşılaşmada 228 galibiyet, 58 beraberlik, 30 yenilgi aldı; 822 gol atarken, kalesinde 262 gol gördü. Fazlasıyla iyi değil mi?
La Liga’nın 6. hafta mücadelesinde Rayo Vallecano ile deplasmanda karşılaşan Barcelona karşılaşmayı 4-0 kazanmasına rağmen; o günün manşetindeki en önemli konu galibiyet değildi. Barcelona, o mücadelede alametifarikası olmuş bir özelliğini kaybetti (!) Maç sonu ortaya çıkan istatistiklerde Barcelona’nın topla oynama yüzdesi alışılagelmişin dışında bir değeri gösteriyordu: %45.7! Barcelona şaşırtıcı bir şekilde karşılaşmada sadece 263 pas yaparken, rakibi 345 pas yaptı.
Barcelona: Her şey top ile başlar, top ile biter
Tiki-Taka ile özdeşleşen, bildiğimiz Barcelona’nın sonu mu geliyor?
Barcelona’daki ‘değişime’ bir başlangıç tarihi koymak pek de kolay değil. Pep’in vedası, Şampiyonlar Ligi 2012 yarı finali, El Clasico’lar ya da Şampiyonlar Ligi 2013 yarı finali. Belki de bunların hepsi; fakat gerçek olan bir şey var ki Barcelona’yı son yıllarda futbolun zirvesini taşıyan oyun değişiyor.
Futbol biraz da değişimin mahkumudur, öyle de oluyor. Son yıllarda Avrupa kupalarında beklenilenin altında bir performans sergileyen Barcelona için ‘miadı doldu’ yorumları çoktan yapıldı bile.
Barcelona tarihinin en başarılı teknik adamı olarak anılan Pep Guardiola’nın Barcelona’daki yılları anlattığı röportajı hatırlayalım: ‘‘Burada ilk öğrendiğim şey; her şey topla başlar, topla biter. Bazen şunu unutuyoruz: Futbol 11’e 11; ama bir (1) topla oynanan bir oyundur’’ Barcelona bu felsefesinden vazgeçebilir mi?
Filmi biraz geriye saralım.
1970 yılların başında Hollandalı teknik adam Rinus Michels, bu sistemin öncülerinden kabul edilen hocası Jack Reynolds'tan öğrendikleriyle birlikte; ‘total futbol’ un gelişmesinde önemli rol oynadı ve teknik direktörlüğünü yaptığı Ajax'ta bu oyun felsefesinin temellerini attı.
Total futbolun yaratıcısı olarak görülen Rinus Michels, 1971 yılında Ajax'tan ayrılıp, Barcelona'nın başına geçerken bu felsefeyi Katalan ekibine taşıdı. Johan Cruyff 1988 yılında teknik direktörlüğe geldiği Barcelona’yı 1992 yılında Avrupa Şampiyonu yaptı. Cruyff’un Barcelona tarihini değiştirecek hamlesi ise bu başarıların yanında, kulübün futbol akademisi La Masia'yı yeniden şekillendirmesi oldu.
Cruyff ile başlayan, Hollandalı teknik adamlar Van Gaal ve Frank Rijkaard ile yeniden yorumlanan total futbol felsefesi; 2008 yılında Pep Guardiola ile evrilerek kusursuz (!) bir hal aldı.
Evrim, futbolun önemli bir parçası. Dolayısıyla, 80’li yılların total futbol anlayışını bugün beklemek doğru olmaz. Bu sistemi benimseyen her teknik adam oyuna mutlaka kendi yorumunu katmıştır. Aksi takdirde total futbol, zamanın ruhu karşısında yerinde sayan bir futbol felsefesi olurdu.
Her oyun anlayışında olduğu gibi, total futbolda da sistemin izin verdiği ölçüde varyasyonlar yapılabilir. Hiçbir oyun sistemi kusursuz değidir. Her sistemin kendi avantajı ve dezavantajları olduğu gibi, her dönemin kendi paradigmaları vardır. Futbol kültüründe, her oyun anlayışı bir sonrakini etkilemiştir. Sistemden çok; temel prensiplerle uyum içinde, sizin o sisteme neler katabildiğiniz önemlidir.
Geçmişten bağımsız yaşamak mümkün mü?
2012 yılı.
Guardiola’nın takıma vedasının ardından göreve Tito Vilanova geldi. Tito’nun, başarılarla dolu yılların arkasındaki teknik dahi olduğu biliniyordu. Guardiola ile B takımından bu yana beraber çalışan teknik adam, başarılı bir La Masia mezunuydu.
Barcelona’yı zirveye taşıyan oyun anlayışı; takımdaki her oyuncunun katılımıyla alan yaratılması ve bu alanın topa sahip olarak genişletmesi ve yapılan top kayıplarında, topun hızla geri kazanılması üzerine kurulmuştur.
Ancak son dönemde bu oyun durağanlaşmış, fazlasıyla tahmin edilebilir olmuştu. Günümüz futbolunda, sahada yaptığınız her hareket, benimsediğiniz her oyun planı kaydediliyor. Video analizler ve istatistik biliminden yararlanarak yapılan çalışmalarla oyununuzu adeta ezberliyorlar.
Guardiola, ‘‘Top, bizim ayağımızda olmadığında Barcelona çok kötü bir takım’’ demişti. Barcelona şüphesiz ki bir hücum takımı. Ancak tahmin edilebilir olduğunuzda, alternatif hücum planları yapamadığınızda sıradanlaşıp, oyunun ‘esiri’ haline gelebiliyorsunuz.
Tiki-Taka, Barcelona için bir takıntı mı?
Xavi: ‘‘Önemli olan nokta felsefemizi unutmamak. Başka türlü oynamayı düşünemiyorum.’’
Tito’nun takımda neler yapacağı merak ediliyordu. Aslında bu sorunun cevabı pek de zor değildi. Tiki-Taka felsefesi devam edecekti. Tito Vilanova, devraldığı miras ile kendi yorumunu katabildiği ölçüde Barcelona’ya, tarihindeki en başarılı sezonlardan birisini yaşattı. Ligi en fazla puanla kazanma rekorunu (100) egale ettiler, hem de +75 gol averajı yakalayarak.
Ancak talihsiz bir şekilde ortaya çıkan hastalığı, Barcelona adına tam anlamıyla bir yıkım oldu. Tito’nun tedavisi sürecini başarıyla yöneten Barcelona, bu dönemde hem teknik adam hem de takım adına çok zor bir dönemi geride bıraktı.
Tito, rahatsızlığı nedeniyle; sene boyunca istediği oyun planları üzerine, özellikle savunma konusuna çalışamadı. Takımın başına geçen Jordi Roura ile mümkün olan her an iletişimde olan -iki teknik adamın da fedakarlıkları ayrı bir makalenin konusu olur- Tito’nun -liderin yokluğu- Barcelona oyuncularını düşünülenden fazla etkilemişti. Yine de, Barcelona tarihindeki 22. lig şampiyonluğu sonsuza kadar Tito ve Abidal’in kupası olarak hatırlanacak.
Tito’nun nükseden rahatsızlığı nedeniyle görevi bırakmasının ardından Barcelona’yı büyük bir yol ayrımı bekliyordu. Takımın Bayern Münih karşısında iki maç sonrasında aldığı 7-0’lık mağlubiyet bir anlamda başka soruyu da gündeme getiriyordu: Tiki-Taka artık işe yaramıyor mu?
Barcelona’nın önünde iki yol vardı: Kaybetmeye başladıkları özellikleri geri kazanmak ya da yapılacak transferlerle yeni bir yola girmek. Katalan ekibi kendisinden beklendiği gibi, ilk yolu seçti. Atılacak en rasyonel adım; yeni kazanma yolları bulmak ve rakiplerin tiki-taka oyununu ezberlemesine imkan vermeyecek alternatifler bulmak olacaktı.
Gerardo ‘Tata’ Martino
Yeni sezona başlamadan önce Barcelona’da ilk sorulan soru şu oldu: Diğer takımlar bizi yenmenin yolunu nasıl buluyorlar; oyun planında nerede hata yapıyoruz?
Futbol oynamanın tek ve doğru bir yolu yoktur; sizi ileriye taşıyabilecek, elinizdeki kadroya uyan seçenekler vardır. Barcelona uzun süredir oynadığı oyuna yeni bir bakış açısı kazandıracak birine ihtiyaç duyuyordu. Tiki-Taka’nın prensiplerini iyi bilen; ama ona ‘farklı bir gözle’ bakmayı başarabilecek birisi.
Albert Einstein, ‘‘Karşı karşıya kaldığınız aşılması zor sorunları, mevcut düşünce yapınızla çözemezsiniz. Çünkü bu sorunlar, mevcut düşünce yapınızın ürünüdürler’’ demiştir. İşte tam da bu yüzden, Barcelona oyuna farklılık getirmeye çalışan bir hocaya ihtiyaç duyuyordu.
Estetik uğruna yeri geldiğinde etkin oyundan vazgeçen bu güzel oyunu, Tiki-Taka’yı durağan ve yavaş bir yapıya mahkum etmek, oyuna büyük bir ihanet olurdu. Oyunun temel prensiplerine bağlı kalıp, onu yeniden yorumlayan bir anlayışa ihtiyaç vardı.
Katalan ekibi kararını verdi. Yeni sezonda takımın başına Gerardo ‘Tata’ Martino getirildi.
Gerardo Martino, hocası Marcelo Bielsa’nın agresif-hücum odaklı felsefesini, teknik direktörlüğe başladığı günden bu yana benimsemişti. Tata, Bielsa kadar idealist biri değil; hatta ondan daha fazla pragmatik bir yönü olduğu söylenebilir. Arjantinli teknik adam, elindeki kadronun yapısına uygun futbol anlayışını başarılı bir sahaya yansıtan bir teknik adam.
Tata ile başlayan ‘değişim’
Iniesta: ‘‘İnsanlar pragmatik futboldan bahsediyorlar. Bizim için pragmatik olan da bu tarz oyundur’’
Gerardo Martino göreve ilk geldiği andan itibaren kendisinden bekleneni çok iyi bilen bir teknik direktördü. Takım, mevcut oyununa devam edecek; ancak son yıllarda oyunda aksayan yönler iyileştirilecekti.
Tata göreve geldiği ilk gün herkesin beklediği soruya açıklık getirdi: ‘‘Bu takımın sisteminin değiştirmeyeceğiz; derinleştireceğiz.’’ Burada sistemi derinleştirmekten kasıt, sıkıntı yaşanan bölgeler üzerine çalışıp, yeni oyun planları eklemekti.
‘Tiki-Tata’ mı geliyor?
Arjantinli teknik direktörün göreve gelmesinin ardından lakabından yola çıkarak Barcelona’nın yeni oyununa ‘Tiki-Tata’ yakıştırmaları yapıldı.
Peki, Martino ile başlayan bu değişim Tiki-Taka’nın sonu anlamına mı geliyor?
Arjantinli teknik adam ile birlikte takımın en parlak döneminde sıkça bahsedilen ‘6 saniye’ kuralı, tekrar geri getirilmeye çalışılıyor. Eskisi kadar etkin olmasa da geçtiğimiz yıllarda kaybedilmeye başlanan ön alan presi şu ana kadar oynanan maçlarda dikkat çekti. Zira pas oyunu rakibi fiziksel olarak düşürürken, pres yapmak rakibi mental olarak zorluyor.
Tata ile yeniden geliştirilmeye çalışılan noktalardan biri Barcelona’nın hücum planı. Katalan ekibi son dönemde çok fazla tahmin edilebilir olmak ve B veya C planına sahip olmamakla eleştiriliyordu.
Tata’nın hücum kurgusu; ne Bielsa kadar dikine oynayan ne de ‘çok fazla yan pas yapan’ bir plan. Barcelona’nın bu sezon Tata ile çıktığı ilk sekiz karşılaşmanın pas oranları bu durumu özetliyor: 774-721-728-764-688-706-666-417. Valdes’in gol yeme riski pahasına kısa pas yapıp, sonrasında gol yemesine sebep olan pozisyondan; Vallecano maçında 20 uzun top kullanmaya varan süreç, değişimi gözler önüne seriyor. Ancak uzun top kullanımında çok ciddi bir değişiklik yok. Nitekim bu sezon Avrupa’nın en iyi beş liginde şu ana kadar Barcelona’dan daha az uzun top kullanan takım yok. Barcelona maç başına kullandığı topların sadece %7’si uzun toplardan oluşuyor.
‘Sistemi değiştirmiyoruz, yeni fikirler katmaya çalışıyoruz’
Tata Martino, Bielsa’nın verticalidad(dikine oyun) felsefesini, elindeki kadronun özelliklerine göre uygulamaya çalışan bir teknik adam. Bu noktadaki en büyük değişiklik ise ‘topa sahip olma’ istatistiğine getirilen yeni anlayış. Tata göreve geldiğinde topu kaybetmenin neredeyse paranoyaya dönüştüğü bir takımla karşılaştı.
Aslında bu yeni yapıda, radikal bir değişiklik söz konusu değil. Barcelona’nın Rayo Vallecano deplasmanında rakibinden daha az topa sahip olmasıyla gündeme gelen konuyu Tata’nın kendi sözleriyle dinleyelim: ‘‘Benim görüşüm, Barcelona’nın oyun stilinin değişmediği yönünde. Barcelona geçtiğimiz sezon ligde %66 topa sahip olma oranı yakalamış. Bu sezon şu ana kadar oynanan maçlarda ise %65.8. %0.2’lik bir farkı, gerçekten bir değişim olarak adlandırabilir misiniz? Oyunculara baktığınızda, onları belli bir oyun stili olduğunu görüyorsunuz; fakat bu oyuna alternatifler bulmaya ihtiyaç da var. Örneğin; Koeman , Stoickhov’a uzun toplar atıyordu’’
İlginç bir istatistik daha: 13 Ekim tarihi itibariyle ligde en fazla topa sahip olan takımlar: Barcleona %68.21, Rayo Vallecano %62.89, Real Madrid %61.93, Celta Vigo %53.3.
Arjantinli teknik adam, oyun temposunu, değişken ve hızlı kısa paslar sonrasında kullanılan direkt/uzun paslar ile ayarlamaya çalışıyor. Takım geçtiğimiz yıllarda, özellikle Şampiyonlar Ligi’nde oynadığı kilit maçlarda çok fazla yan pas yaparak oyun temposundan ödün vermişti.
Barcelona’da, bu sezonki en önemli değişiklik ‘tahmin edilebilir’ olmamaya gösterilen özen oldu. İstenilen oyun anlayışı, takımın daha fazla alternatife sahip olması üzerine kurulu. Dolayısıyla Tata’nın oyun planında şu ana kadar yaptığı eklemeler rasyonel ve pragmatik bir özellik taşıyor. Martino ise konuyu şöyle özetliyor: ‘‘Kesin, hızlı ve hareketli olmalıyız. Topa sahip olmak ile dikey oyunu birleştirmeliyiz’’
Takımda gol yükünü çeken ismin hala -beklendiği üzere- Lionel Messi olmasına rağmen Barcelona’da gol dağılımı Arjantinli hocanın döneminde değişiklik gösterdi. Elinizde dünyanın en iyi oyuncusu varken, ona bağımlı oynamakla itham edilmek ne kadar doğru, tartışılır. Bu sezon gol dağılımının takımda daha iyi olduğunu görüyoruz. Sezon başında takıma katılan Neymar’ın, takımın son dönemlerde en çok ihtiyacı olan işleri yapmaya başladığı net bir şekilde görünüyor.
Tata, Neymar’ı takıma kazandırma takvimini oldukça başarılı yönetti. Konfedereasyonlar Kupası’ndan sonra bademciliklerinden amliyat olan ve ameliyat sonrası anemi teşhisiyle bir süre tedavi gören Neymar ile özel olarak ilgilendi. Kulüp doktorları Brezilyalı oyuncunun diyet programını değiştirdi ve basına mucizevi içecek olarak yansıyan karışımlarla Neymar’ı istenilen seviyeye getirdiler. Oyuncularla özel olarak ilgilen Tata; Alexis ve Cesc’i eski formlarına kavuşturmak için çalışıyor. Barcelonalı oyuncular röportajlarında sık sık Tata’nın kendilerine gösterdikleri yakın ilgiliden bahsediyorlar. Arjantinli hocanın, oyuncularına olan yakın ilgisi ve uzlaşmacı tavrı takıma önemli geri dönüşler sağlıyor.
Arjantinli hocanın takımda üzerinde durduğu bir diğer nokta ise savunma. Barcelona savunması geçtiğimiz sezon defans oyuncularının uzun süreli sakatlığı ve takım savunmasındaki pozisyon hataları nedeniyle ya birçok maça geride başladı ya da kritik dakikalarda gol yedi.
Gol atan ancak bir o kadar da savunma ritminden uzaklaşmış takımın, sezon öncesinde birçok defans oyuncusuyla görüştüğü yazıldı; fakat bu bölgeye bir transfer yapılmadı. Martino takım savunmasını tekrar istenilen seviyeye çıkarmak için sıkı bir çalışma yapıyor. Bu konuda yaptığı değişiklikleri oyuncularıyla tartışarak alıyor. Nitekim Barcelona yıllar sonra duran top organizasyonlarında özellikle kornerlerde maç genelinde yaptığı gibi alan savunması yerine adam adama savunmaya geçti. Bu sezon, La Masia’nın değerli üyesi Marc Bartra savunmanın önemli bir unsuru haline geldi. Kaptan Puyol’un dönüşü ise takıma hem oyun içinde hem liderlik konusunda katkı sağladı. Takım bu sezon oynadığı 14 resmi maçta sekiz kez kalesinde gol görmedi.
Rotasyon
Tata Martino’nun rotasyon planını başarılı bir şekilde uygulandığını görüyoruz. Özellikle ligin ikinci yarısında, hem lig hem de Şampiyonlar Ligi’nde kritik maçların oynanacağı dönemde, oyuncuları formda ve dinlenmiş tutmak isteyen Arjantinli teknik adam Alex Song’a daha fazla süre veriyor, Xavi ve Iniesta’yı ‘dinlendiriyor’, La Masia’dan yetişen genç oyuncularına daha fazla süre tanıyor. Hatta Tata, rotasyon konusunda o denli ısrarlı ki, Messi’yi son karşılaşmalarda oyundan alması İspanya’da haftalarca tartışıldı.
Arjantinli hocanın şu ana kadar oyun planı, etkili olmak için kimi zaman estetik olmayı feda eden bir anlayışa sahip. Tata, bu açıdan bir risk aldı ve bu oyunu takıma adapte etmeye çalışıyor; risk almamanın en büyük risk olduğunu bilerek.
Gerardo Martino: ‘‘Barcelona oyuncuları her zaman kazanmak zorundadır, bu bizim görevimiz’’
Tata ne kadar zor bir görevde olduğunu biliyor. Barcelona’nın katıldığı her turnuvada başarılı olmak gibi bir zorunluluğu var. La Liga’ya 6’da 6 yaparak, üstelik bunu +17 gol averajıyla yaparak Barcelona tarihine geçtiğinde herkes onu konuşuyordu. 8’de 8 yaparak lig rekoru kırdığında da. Ancak son oynanan lig maçında Osasuna karşılaşmasını gol atamadan tamamlayınca -64 maç sonra ilk kez- soru işaretleri tekrar kendisine yöneldi.
Sonuç olarak, Barcelona oyun anlamında bir dönüşüm içerisinde. Ancak bunu yaparken kulüp en iyi bildikleri oyunu oynamaktan vazgeçmiyorlar. Barcelona’da ‘Tiki-Taka’ devri kapandı mı? Kesinlikle hayır. Sadece bir dönüşüm içerisinde. Gerardo Martino yaratmaya çalıştığı alternatiflerle, oyuncularının en iyi oynadığı oyunu bir üst düzeye taşımaya çalışıyor.
Barcelona’nın 4 yıllık şampiyonluk serisine başlayacağı ligin son maçından önce Cruyff’un dediği gibi: ‘‘Sizden tek isteğim var, bugün kazansak da kaybetsek de kendi felsefemize uygun olarak oynayın. Bu gece kaybetsek bile bu felsefeye sadık kalırsak, gelecekte sürekli kazanan biz olacağız”
Uygulamada 3M+ kullanıcı'a katılın
En son haberler, sonuçlar ve canlı spor yayınları ile güncel kalın
İndir
Bu yazıyı paylaş
Reklam
Reklam