Futbol

Jack Charlton: İrlanda’ya sokaklarda dans ettiren olağanüstü bir lider

Share this with
Copy
Share this article

Jack Charlton ist im Alter von 85 Jahren gestorben

Image credit: SID

ByEurosport Türkiye
12/07/2020 at 06:07

Kutlamalar maçlardan daha unutulmazdı ve Jack Charlton İrlanda futbolunda kalıcı bir etki bırakmıştı.

*Bu yazı ilk olarak The Guardian'da yayımlanmış ve Kerim Kılıç tarafından Türkçe'ye çevirilmiştir.

Pele, Brezilya için ne anlam ifade ediyorsa Jack Charlton da İrlanda Cumhuriyeti için öyleydi. O zamandan beri ülkenin tümünün bir şeyleri değerlendirirken daha iyi veya daha kötü diyerek andığı bir stil yaratarak İrlanda miili takımını dünyaya tanıttı. İrlanda’nın ilk yabancı menajeri olan Charlton toplumun değişmesine dahi yardımcı olmuştu.

Futbol

"Kai Havertz, Michael Ballack'tan daha iyi bir oyuncu"

BIR SAAT ÖNCE

Oyunun güzelliği seyirciye bağlıdır. Yaklaşık 10 yıl boyunca, Charlton’ın İrlanda’sını izlemek zordu ve onlara karşı oynamak asap bozucuydu ancak milyonlar için eşi benzeri görülmemiş bir sevinç kaynağı olmuşlardı. Görevde olduğu süre boyunca İrlanda’nın tarihindeki en iyi oyuncularla çalışacak kadar şanslıydı ama onları bir araya getirmek için bir lider gerekiyordu. Abuk sabuk bir seçme sürecinden sonra göreve gelen menajer Charlton, takıma eksik durumda olan karizmayı ve vizyon netliğini getirmişti.

En başında, bunu kendi tarzıyla yapacağını göstermişti. 1986’da, Dublin’deki tanıtımında Charlton, bir gazeteciyle tartışıp İrlanda Futbol Federasyonu’nun genel sekreterini azarladıktan sonra bir hışımla dışarı çıktı. Daha sonrasında, “Eğer fikirler açık açık ifade edilecekse, bunu ilk günden yapmak çok daha efektiftir.” açıklamasını yapmıştı. Onun tavrı, tıpkı oyun stili gibi, görüş ayrılıkları yaratmıştı ancak belirsizliğe mahal vermemenin değerlerine sahipti. Futbolcular ve seyirciler, bu deneyimin keyfini çıkarmak ya da bundan uzak durmak arasında bir seçim yapmak zorundaydılar.

Galler’e 1-0 mağlup oldukları Charlton’ın ilk maçına güç bela 15,000 seyirci gelmişti. Ancak görevinden ayrılışıyla Charlton, İrlanda’yı iki Dünya Kupası ve bir Avrupa Şampiyonası’na götürdükten sonra fahri vatandaşlık almıştı. Daha önce işitilmemiş, ilham veren coşkulu bir sevinç ve kültürel bir ilerleme vardı.

Kutlamalar maçlardan daha unutulmazdı. Charlton, hiç de pişmanlık duymadan, uzun topların ve amansız bir şekilde rakiplerini usandırmanın merkezinde olduğu bir strateji güttü. Gösteriş yapılabilecek bir futbol değildi ama iyi tasarlanıp planlanmıştı. Her oyuncu rolünü biliyordu ve eğer Charlton’ın beğenisine göre performans göstermiyorsa, prestijinin hiçbir önemi yokmuşçasına sepetleniyordu. Tüm zamanların en iyi İrlandalısı Liam Brady, Batı Almanya’ya karşı oynanan maçta 35. dakikada küçük düşürücü bir şekilde oyundan alınmış ve bu, onun milli takımda forma giydiği son maç olmuştu.

1987’de, Hampden Park’ta İskoçya’ya karşı alışılmışın dışında bir dizilişle çıktı ve İrlanda’nın son 40 yıldaki en anlamlı deplasman galibiyetini aldı. İrlanda’nın büyük bir turnuvada yer almasının zeminini hazırlıyordu.

1988 Avrupa Şampiyonası’nda en eski rakipleri İngiltere’ye, Charlton’ın futbolculuk kariyerinde Dünya Kupasını kazandığı ancak Leeds United’daki akıl hocası Don Revie’nin ayrılığından sonra menajer pozisyonu için başvurduğunda ona cevap verme nezaketini dahi göstermeyen İngiltere Futbol Federasyonu’nun İngiltere’sine, karşı aldıkları olağanüstü bir zaferle başlamıştı. Ray Houghton’ın galibiyet golü öç alma ve tan vakti işlevini görüyordu.

Charlton’ın taktikleri en iyi durumdaki takımları bile rahatsız edici konuma getiriyordu ancak onun en büyük başarısı birçok oyuncu kulüp takımlarında başarılı oldukları içgüdüleriyle oynamak istemesine rağmen onların bu planı haz alarak uygulamalarını sağlamaktı. Golcü oyuncu John Aldridge’in topu kazanmaya çalışan bir oyuncuya, Ronnie Whelan’ın bir pasörden ziyade koşan bir oyuncuya, Paul McGrath’ın tıpkı Mark Lawrenson gibi birinci sınıf bir merkez savunma oyuncusundan ziyade olağanüstü bir orta sahaya dönüşmesi gibi. Bu tür oyuncular Charlton’ın yönetimi altında oynamaktan zevk alıyorlardı. Çünkü onun sistemi kaskatı ve İrlanda Futbol Federasyonu’nun desteği kaotik olduğu kadar, oyuncuların uluslararası görevlerine başlamaları için olay yerine geldiklerinde eğlence parkına gidiyorlamış gibi hissettikleri bir ortamdı. Yeşil Çocuklar’ın etrafında baş döndürücü bir hava vardı.

Diğer takımlar inzivaya çekilirken İrlandalı oyuncuların taraftarların uğrak yeri olan bar ve kulüplerde parti yapmalarına izin verilmişti. Antrenman yaparken belli başlı amaçları vardı ancak biraz karmaşıktı: İtalya’daki 1990 Dünya Kupası’nda öngörülen sıcaklığa karşı yaptıkları hazırlıklarda üç eşofman ve bir de manto giymişlerdi.

Niall Quinn, otobiyografisinde “Jack’in yönetimi altındayken çoğunlukla harap durumdaydık ve bizi memnun eden şey bu düzensizlik ve eğlenceydi. Tüm dünyada ciddiye alınmamamız gerekiyormuş gibi davrandık.” şeklinde anlatıyor.

Çok çalıştıkları ve eğlendikleri görülüyordü; iyi sonuçlar alırken onları sevilebilir hâle getirmişti. Bir ulus onlarla özdeşleşmekten mutlu gözüküyordu.

Bu özdeşleşmenin özgürleştirici etkileri oldu. Charlton’ın gelişinden uzun bir süre önce, futbol, özellikle kentlerde, halkın oyunu olmuştu ancak otorite sahibi birçok kişi -okullarda ve kiliselerde- bu gerçekliği reddediyordu; futbolun bir düzenbazlık ve Gal sporu olduğunda ısrarcıydılar. Bu yalan Charlton döneminde ortaya çıktı. Tüm ülke, takımlarının maçlarını izlemek için durduğunda ve onları selamlamak için sokaklara döküldüğünde bu yalanı sürdürmek imkânsızdı.

Takımın popülaritesi, İrlandalılığın daha kapsayıcı bir tanımını başka yollarda yaymasına yardımcı oldu. Charlton, İrlanda kökenlerine sahip yabancı ülkelerdeki oyuncuları takımda ilk defa görev veren menajer değildi ancak birçok menajerden çok daha fazlasını yapmıştı. İngiliz aksanına sahip İrlanda’yı temsil eden oyuncularda sözünü kesme durumları yaşanıyordu fakat küçümseyerek bakanlar ve “Plastic Paddies”* diyenler hep İngiliz medyasındandı. Genellikle İrlanda'da, ülkeyi temsil etmeyi seçen yabancı ülkelerde doğmuş oyuncular, özellikle fırsatçılık iddaalarını geçersiz kıldıkları performanslarındaki ruhla, diasporanın oğulları olarak benimsendiler.

Daha sonraki yıllarda, Jack Grealish ve Declan Rice tarafından alınan kararlar İrlanda’da bazı zihinlerin daralmasını tetikledi ancak Charlton’ın ekibi, birçok İrlanda partisinde yer alan The Pogues’te çalan Londra doğumlu Shane MacGowan kadar İrlandalı görülüyordu.

1994 Dünya Kupası’ndaki ilk maçlarında, New York’taki peri masalıyla sportif ve kültürel olarak zirvelerine ulaştılar. Giants Stadyumu’nda, Birleşik Devletler’de büyük bir geçmişe sahip İtalya’yla olan randevuda bilet alma çabasındaki milyonlarca İrlandalıyla, New York o gün hemen hemen İrlanda’nın başkenti hâline gelmişti. Sonunda o gün 75,000 kişiyi ağırlayan statta çok büyük bir bölümü İrlandalılar oluşturuyordu ve Houghton bir kez daha bugün hâlâ konuşulan devreyi ateşleyen isimdi.

İrlanda, ’94 ABD’de bir maç daha kazanamadı; en nihayetinde sıcaklıktan ve birkaç önemli bölgedeki kalite eksikliklerinden muzdariptiler. Charlton birçok yaş almış oyuncusundan yararlanırken asla iyi bir kaleciye sahip olamamıştı ve daha da iyi sonuçlar alması gerektiği yönündeki telkinler, İrlanda'nın en iyi performanslarının -rakiplerinden daha iyi oynadıkları maçlarda onları pusuya düşürmeye çalışmak yerine daha iyi oynamayı seçmişlerdi- sadece beraberliklerde geldiği gerçeğiyle pekiştirilmiyordu: Euro 88’de Sovyetler’e karşı ve Euro 92 elemelerinde İngiltere ve Polonya deplasmanlarında aldıkları beraberlikler gibi.

Charlton, takımını kendi ülkesindeki turnuvaya götürerek kendi dönemini bitirmek isterdi ancak değerli oyuncularını kaybeden ve zayıflayan İrlanda Euro 96’ya gidemedi.

Daha kısıtlı oyuncularla Charlton’ın oyunu daha da kısıtlı hâle geliyordu. Gelişmek için çok az eğilim gösterdi, oysa beklentiler değişmişti. Aralık 1995’te Hollanda’ya karşı oynanan bir play-off maçında alınan mağlubiyetten sonra, taraftarlar ona veda edermişçesine bir şarkı söylemişlerdi. Daha sonrasında, Charlton’ı şaşırtan bir duygu noksanlığı sonucunda ve gönülsüzce onaylamış olabileceği bir şekilde İrlanda Futbol Federasyonu Charlton’ın milli takımdaki 10. yıl dönümüne kısa bir süre kala onu kovdu.

Yazının orijinal hâli için: https://www.theguardian.com/football/2020/jul/11/jack-charlton-republic-ireland-manager-exceptional-leader

*Plastic paddy kalıbı, İngiliz argosunda “İrlandalı olduğunu iddia eden tip” anlamına gelmekte, aşağılayıcı ve ayrıştırıcı bir ifade olarak kullanılmaktadır.

Eliteserien

Eliteserien : Molde vs Start (5-0)

14 SAAT ÖNCE
Futbol

İngiliz futbolunda neler oluyor?

YESTERDAY AT 15:05
Related Topics
Futbol
Share this with
Copy
Share this article