Klopp'tan Aşırı Sağa Tepki

Eurosport on Google

Almanya Milli Takımı'ndaki ilk kadro seçimini açıklayan Jürgen Klopp, yeşil sahanın dışına çıkarak Alman siyasetindeki gelişmelere de kayıtsız kalmadı.

Jürgen Klopp, "83 milyondan biri" yazılı şapka ile kadro tercihini açıkladı.

Görsel kaynağı: Imago

Nazi Almanyası'ndan bu yana aşırı sağın en güçlü dönemine tanıklık eden Almanya, geçmişinin yarattığı tarihsel sorumluluk nedeniyle aşırı sağa ve milliyetçiliğe karşı özel bir hassasiyet taşıyor. Bu sebepten ötürü Alman siyasetinin dengeleri de bu dönemde köklü bir değişim geçiriyor. Sosyalist görüşleriyle bildiğimiz Almanya Milli Takımı Teknik Direktörü Jürgen Klopp da bu duruma sessiz kalmadı. Uluslar Ligi için kadro seçimlerinin açıklandığı toplantıda hem söylemleriyle hem kadro seçimiyle hem de giyimiyle aşırı sağa net bir tepki koydu.
AfD kimdir ?
Kimliğini, 1980'lerin Thatcher mirası olan ve "alternatifsiz" bir propaganda olarak sunulan liberal kapitalizme duyulan öfkeden alan "Almanya için Alternatif Partisi (AfD)", bugün Alman siyasetinin merkezine aşırı sağ düşünceleriyle yerleşerek devasa bir güce dönüşmüş durumda. AfD 2017 yılında yapılan seçimlerde, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana Federal Meclis’e giren ilk aşırı sağ parti unvanıyla üçüncü parti konumuna yükseldi. 2025'teki son genel seçimde de oyların %20,8'ini alan AfD, Almanya'nın en köklü iki partisinin koalisyon hükümeti karşısında ana muhalefet partisi haline geldi. Bu genel seçim, Alman siyasi tarihi için büyük önem arz ediyordu. Nitekim %82,5'lik bir katılım oranıyla Almanya'nın birleşmesinden bu yana en yüksek katılım oranı bu seçimde yaşandı. Merkel'in partisi olan CDU/CSU tarihinin en kötü ikinci seçim sonucunu alırken koalisyon hükümetinin diğer parçası olan Sosyal Demokrat Parti (SPD) tarihinin en düşük oy oranını aldı. 
6 Eylül'de yapılan Saksonya-Anhalt eyalet meclisi seçimini de açık ara farkla AfD kazandı. Bu zafer, partinin 2024'teki Thüringen zaferinin ardından İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana aşırı sağın hanesine yazılan ikinci eyalet başarısı oldu. Dolayısıyla AfD'nin elde ettiği bu sonuç, sadece bir yükseliş trendini değil, Alman siyasi konjonktüründe geri dönülemez bir kırılmayı simgeliyor.
AfD'nin bu yükselişi, halkı ikiye bölmüş durumda. Keza Jürgen Klopp da basın toplantısında Saksonya-Anhalt eyalet seçimi hakkında buna değindi: "Kısa süre önce akıl almaz şeyler yaşandı. Bir seçim oldu. Bazı insanlar sonuçların gayet normal olduğunu düşündü ama benim de aralarında olduğum pek çok kişi 'Aman Tanrım, neler oluyor burada?' hissine kapıldı."
Jürgen Klopp bu sözleri durup dururken bir manifesto gibi tek başına sarf etmedi. Basın toplantısında bir gazetecinin, son eyalet seçimlerinin ardından "Alman olmanın ve milli gururun ne anlama geldiğine" dair yönelttiği soru üzerine konuştu. Ancak Klopp soruyu geçiştirmek yerine son derece kapsamlı ve net bir cevap verdi. Siyaset uzmanı olmadığını belirterek konuşmasına devam etti:
"Umarım gelecekteki basın toplantılarında siyaset konuşmak zorunda kalmam ama bir spor adamı olarak bayrağı kendim ve hepimiz adına geri almak istiyorum. Birisi bayrağı salladığında kimsenin 'Senin neyin var böyle?' diye düşünmesini istemiyorum. Aksine insanların mutlu olduğunu ve bu güzel ülkede doğmanın, büyümenin ya da buraya taşınıp yaşamanın ne büyük bir şans olduğunu anladığını hissettirmesini istiyorum. Milli gururu yanlış ellere teslim etmek istemiyorum."
Milli gurur kavramı yerine pozitif vatanseverlik ifadesini tercih eden Klopp, şunları ekledi: "Açık fikirli, çeşitlilik yanlısı, nazik ve dost canlısı olurken de Alman olmaktan gurur duyabilirim."
Jürgen Klopp bu sözlerini, kadro seçimiyle birlikte daha sağlam bir zemine oturttu. Salona "83 milyondan biri" yazılı şapkasıyla çıkan Klopp, iki farklı kadro açıklayarak 44 oyuncuyu milli takıma çağırdı. Elversberg'den Felix Keidel, Frankfurt'tan Younes Ebnoutalib ve Köln'den Said El Mala gibi göçmen kimliklerden gelen genç oyunculara ilk defa milli forma çağrısını bu toplantıda yaptı. Dışlayıcı bir düşünce yapısının aksine toplumun her rengini kucaklayan anlayışını hem sözleriyle hem de kadro seçimiyle göstermiş oldu.
picture

Jürgen Klopp

Görsel kaynağı: Getty Images

Bir futbol figürünün politika hakkında demeçler verdiğine çok sık rastlamayız. Fakat söz konusu Jürgen Klopp'sa akıllara onun hiçbir zaman saklamadığı solcu kişiliği gelir. Nitekim onun en son sarf ettiği sözler, basın toplantısındaki anlık bir cevaptan fazlasını barındırıyor. Klopp, henüz Mainz 05'i çalıştırdığı 2004 yılında bir Alman gazetesine verdiği ve Raphael Honigstein’ın biyografisinde de yer alan röportajda politik çizgisini net biçimde şu sözlerle ortaya koymuştu:
"Tabii ki solcuyum. Hatta merkezden ziyade solun daha solundayım. Sosyal devlete tüm kalbimle inanıyorum. Özel sağlık sigortam yok, kamu sağlık sigortası ödemekten gocunmam. Asla en yüksek gelir diliminin vergisini düşürmeyi vadeden bir partiye oy vermem. Benim siyasi anlayışım şudur: Eğer benim durumum iyiyse, başkalarının da iyi olmasını isterim. Hayatımda asla yapmayacağım tek bir şey varsa, o da sağ partilere oy vermektir."
Futbol, kitleleri yönlendirme ve sosyal bağlar oluşturma yönüyle yalnızca bir spor olmadığını bizlere bir kez daha gösteriyor. Saha içinden taşan bu eşsiz ruh, kimi zaman farklı alanlara kayarak siyaset gündemine bile bir etki bırakabiliyor. Alman siyasetinin içinden geçtiği bu kırılma dönemi, Almanya Milli Futbol Takımı teknik direktörünün yorumuna dahi açık bir durum haline geldi. Öyle ki, Klopp'un yanı sıra Alman futbolunda önemli birçok isim de geçmişte aşırı sağcı AfD'ye karşıt demeçlerde bulunmuştu:
Peter Fischer (Eski Eintracht Frankfurt Başkanı): "Eintracht Frankfurt'ta AfD seçmenine yer yok. Kimse hem AfD'ye oy verip hem bu kulübün üyesi olamaz."
Christian Streich (Eski SC Freiburg Teknik Direktörü): ”Şimdi ayağa kalkmayan hiçbir şeyi anlamamıştır. Artık iş işten geçmek üzere.”
Uli Hoeneß (Bayern Münih Onursal Başkanı): ”Almanya'daki ve Avrupa'daki sağa kayış beni çok endişelendiriyor. Hepimiz tarihin tekerrür etmesini izlememek için harekete geçmeliyiz.”
Marco Rose (RB Leipzig Teknik Direktörü): ”Her biçimiyle aptallığa ve aşırı sağcılığa karşı ayağa kalkmanın çok önemli olduğunu düşünüyorum.”
Almanya'nın köklü partilerinin başta göç politikaları olmak üzere birçok alanda seçmenin beklentilerine cevap vermekte zorlandığı bir dönemde AfD'nin yükselişi, ülkenin siyasi dengelerini de yeniden şekillendiriyor. Jürgen Klopp ve Alman futbolunun sesi gür aktörlerinin susmayı reddetmesi bu yüzden tesadüf değil. Klopp, milli formayı ve bayrağı aşırı sağın esaretinden kurtarmak için öne atılırken son derece net bir mesaj veriyor. Geçmişinde ciddi bir faşizm lekesi bulunan Almanya'da bu yükseliş devam ederse Klopp ve diğer isimlerden daha fazla siyaset yorumu duyabileceğimizi söyleyebiliriz.
Hazırlayan: Bartu Doğan
Uygulamada 2M+ kullanıcı'a katılın
En son haberler, sonuçlar ve canlı spor yayınları ile güncel kalın
İndir
Bu yazıyı paylaş
Reklam
Reklam