Avrupa’nın beş büyük liginde hem geçen sezon hem de bu sezon ortalama yüzde 59’un üzerinde topa sahip olan dokuz takım var: Manchester City, Liverpool, Chelsea, Bayern Münih, Borussia Dortmund, Bayer Leverkusen, Barcelona, Real Madrid ve Paris Saint-Germain. Bu grubu ‘dominant devler’ diye adlandırabiliriz, bu adlandırma da zaten yazı boyunca işimize yarayacak.

Bu dokuz takımdan sekizi bu sezon, geçtiğimiz sezona oranla maç başına akan oyunda daha az gol buldu. Ortalamasını 1.34’ten 1.40’a yükselterek tek istisna olan Liverpool’u istisna kılan da iki hafta önce ikinci yarıda tamamen dağılan Crystal Palace deplasmanında aldıkları 7-0'lık galibiyet. Öte yandan Bayern Münih’i düşüştekiler grubuna sokan da 0.01’lik aşırı küçük bir fark. Tabii onlar da Ağustos’ta Barcelona karşısında sekiz atmanın tadını alıp Şampiyonlar Ligi Şampiyonu unvanıyla kısa bir tatil yaptıktan sonra ilk lig maçlarında sezonun flaş takımı Schalke’ye sekiz atmasalardı -bu maç ile üç buçuk yıl sonra ilk kez bir Bundesliga maçında sekiz gol atmayı başarmışlardı- fark bu denli küçük olmayacaktı.

Futbol
Mario Mandzukic, Milan'a hazır
3 SAAT ÖNCE

Bu istatistiğin açıkça ifade ettiği ve eminim seyircilerin maçlarda fark etmiş olduğu üzere, topa sahip olma oyunu oynayan takımlar akan oyunda -özellikle de set oyununda- gol bulmakta sıkıntı çekiyor. Peki ya bunun sebebi ne? Oyun ve VAR’ın iyice kaynaşmasıyla artan penaltı sayıları ve takımların bu duruma alışması olabilir mi? Eğer kusursuz derecede ayrıntılı bir denklem kuracak olursak... yani, mümkün. Zira beş büyük ligde penaltı sayıları beş sezon öncesine oranla maç başına 0.14 artmış durumda. Ya da takımların artık penaltılar haricindeki duran toplardan da daha fazla gol buluyor olması? Hayır, istatistikler en azından henüz böyle bir duruma işaret etmiyor.

Bence başlıca iki sebepten bahsedilebilir. Bir bölgede iç içe geçtikleri söylenebilecek iki sebep. Bunlardan ilki, futbolda genel anlamda bir sanat olarak görülen hücumun karşısında savunma biliminin mükemmeliyete giden sonsuz yolda önemli mesafe kat ediyor oluşu; bilhassa da derinde savunma yapan takımların hem taktiksel anlamda hem de teoriyi pratikte uygulama konusunda gösterdikleri gelişim.

Bulundukları liglerin kadro değeri en düşük iki takımı arasında bulunan, yetenek bakımından pek donanımlı olmadıklarını söyleyebileceğimiz West Brom, Union Berlin ve Cadiz, derinde yaptıkları başarılı savunma ile dominant devlere bu sezon büyük sıkıntı yarattılar. Öyle ki bu sezon dominant devler, bu üç takım ile oynadıkları yedi maçta yalnızca dört puan toplayabildiler.

https://i.eurosport.com/2020/10/17/2916897.jpg

La Liga’ya bu sezon yükselen Cadiz, hem Barcelona hem de Real Madrid’i mağlup etmesini bildi.

Emre Özcan, geçtiğimiz hafta tardini.co’da kaleme aldığı ve bu konuya da değindiği ‘Futbol çirkinleşiyor mu?’ başlıklı yazısında “Topa sahip olma oyunu, dünyadaki etkisini kapsamını artırarak devam ettiriyor ve bunun nereye kadar gideceğini kestirmek de şu anda mümkün değil. Fakat bu oyunu yüksek yoğunlukla oynamaya çalışan takım arttıkça derinde savunma yapan takımlar da topsuz kalesini daha iyi savunmaya başladı. Set oyununu nitelikli bir şekilde oynamak muhtemelen futbolun en zor konularından biri ve gün geçtikçe daha kompleks bir hale geliyor. %70'le topa sahip olan takımların sayısı arttıkça temposu düşük, üretimi sınırlı hücumcuların ve sette çok iyi savunma yaparak kalesini iyi savunan takımların maçlarını daha fazla görmeye başladık.” diyor.

Futbolda bir taraf kanat değiştirerek, dribbling ile savunmayı delmeye çalışarak, hatlar arasında oynayan oyuncuları topla buluşturmayı deneyerek ceza sahasına girip kendine gol fırsatı yaratmaya çalışırken öteki tarafın ceza sahasının önünde duvar örüp hatalardan sakınarak bütünlüğünü korumaya çalıştığı maçlar son on yıldır muhtemelen daha önce hiç olmadığı kadar yaygın hale geldi. Birçok maçta bu senaryoya rastlayabiliyoruz. Saldıran daha iyi saldırmayı, savunan daha iyi savunmayı hedefliyor. Taktik tahtalarında teoride ve antrenman sahalarında pratikte sanatlarında yahut zanaatlarında daha üstün hale gelmeye çalışıyorlar.

İkinci sebep, asıl sebep. Mevzubahis akan gol sıkıntısında bence ana neden, fikstür sıkışıklığından doğan yorgunluk. Pandemi nedeniyle futbola dünya çapında verilen ortalama iki aylık ara dolayısıyla zaten milli maçlar, milli ligler, Avrupa kupaları ve milli kupalar ile yoğun olan fikstür iyice sıkıştı, oyuncular neredeyse hiç dinlenemez hale geldiler. Takımlar her hafta iki maç yapar hale geldiler ve oluşan yorgunluk ile de doğal olarak duvar ören savunmacılar - boşluk arayan hücumcular senaryosunda savunmacılar daha avantajlı hale geldi. Set hücumunda dar alanları ve kanatları kullanmak daha zor hale geldi.

Avrupa’nın beş büyük liginde de takımların çok büyük bölümü koşullara uyum sağlayabilmek adına yaptıkları presi azalttılar. Kısa da olsa bir yaz tatilinin ardından sezon bol gol ile yüksek perdeden başladı fakat geçtiğimiz haftalarda tempo düşüşü ile beraber kıta çapında oynanan futbol geniş kitlelerce “sıkıcı” olarak tanımlanır hale geldi.

Maç yorgunluğunun futbol üzerinde sahip olduğu etkiyi gösteren örneklerden biri, geçtiğimiz yılın Şampiyonlar Ligi çeyrek finalleriydi. Dört eşleşmede de önceki haftalarda daha fazla dinlenmiş olan takımlar kazandı.

Topa sahip olmanın -gerçi bu yanlış bir tabir, ‘topu alarak rakip yarı sahaya yığılıp rakibe hızlı hücum fırsatı vermenin’ dersek daha doğru olur- adeta dezavantajlı hale geldiğini ise iki tarafın da topu rakibe itelediği maçların sayısının artışıyla görüyoruz. Özellikle Premier Lig’den üç kulüp, bu durum hakkında iyi emsaller oluşturuyorlar. Bu sezon ortalama %48.7 ile topla oynayan Tottenham, kazanamadığı sekiz maçın beşinde topla daha fazla oynayan takımdı. Aslında bu sezon biraz daha toplu oyun oynama niyetindeki Nuno Espirito Santo’nun Wolverhampton’ı ve kompakt savunma - etkili hücum oyununu bazı maçlarda ders niteliğinde oynayan Crystal Palace ise topla daha fazla oynadıkları hiçbir maçı kazanamadılar. Aldıkları toplam 11 galibiyette de topla daha az oynayan taraftılar.

En başta bahsettiğim akan oyun golü istatistiği, derinlemesine incelendiğinde şaşırtıcı derecede fazla konuya açılan bir pencere olabiliyor. Bunlardan biri de Project Big Picture, Avrupa Süper Ligi ve Avrupa futbolunun geleceği. Yoğun fikstür, dev kulüplerin yüz milyonlar verdikleri yeteneklerden aldıkları verimi azaltıyor. Project Big Picture ile İngiltere’nin devleri, yardıma muhtaç durumdaki EFL takımlarına parasal yardım teklif ediyor ancak bunun karşılığında Premier Lig’in 18 takıma indirilmesi ile sezondaki maç sayısının azaltılmasını istiyorlar. Bunun yanında zaten büyük kulüpler pek haz etmedikleri Lig Kupası’nı an itibariyle bir hazırlık turnuvası olarak görüyorlar. Avrupa Süper Ligi de kıtanın devlerinin kendi kendilerini yönetme isteğini ve UEFA’ya duydukları bıkkınlığı ifade ediyor. Fikstür düzenlemeleri de merkezinde elbette zenginlerin daha da zenginleşme arzusu olan planın önemli bir parçası.

Dünya bir başka ekstrem durumla karşı karşıya kalmaz ise şu anki ağır fikstür önümüzdeki aylarda biraz hafifleyecek. Lakin Euro 2021 ve kışın yapılacak olan 2022 Dünya Kupası da hesaba katılınca aslında 2023 yazına dek normalin üstünde bir maç sıklığı olacak. Yani bu yoğunluktan futbolun oynanış biçiminde büyük, kökten, kalıcı değişiklikler yapmasını beklemek abartı olur ama özellikle yakın gelecekte bazı etkileri olmasını bekleyebiliriz. Bunlardan biri, dominantların sağlam savunmalar tarafından zorlandıkları uzaktan şutlarda daha etkili olmaya çalışması. Dokuz dominant devden sadece ikisi ortalama şut mesafesinde kaleye yaklaşabilmiş durumda. Bir ihtimal hücumda basketbolvari, daha planlı setlerin yaygınlaştığını görmemiz de mümkün.

Uzmanların zaten futbolun sonraki adımı olarak tanımladığı gelişmelerin de pandemi ile hız kazanmasını bekleyebiliriz: kulüplerin duran toplar üzerine daha fazla çalışmaya başlaması ve oyuncuların beslenmeleri, sahada olup bitenler gibi bilimsel ve istatistiksel konularda daha fazla bilgi sahibi olanların öne çıkması.

https://i.eurosport.com/2020/11/21/2940625.jpg

Peter Bosz yönetimindeki Leverkusen, çok etkili kullandığı duran toplarla geleceğin habercisi olabilir. Leon Bailey’nin Hoffenheim'a attığı müthiş gol de bunun bir uzantısıydı.

Son olarak, tüm bunlar futbolun sürekli değişim süreci çerçevesinde -kimileri buna tezler ile antitezlerin daimi çarpışması diyor, kimileri oyunun bilgi birikiminin üzerine zamanla farklı zihinlerin farklı düşünceler koyması- de değerlendirilebilir. Geçtiğimiz yıla damga vuran tatsız sürprizi hesaba katmazsak futbolun taktiksel evrim sürecinde neredeydik? 2000’lerin sonu ve 2010’ların başında kulüpler düzeyinde Guardiola’nın Barcelona’sı ve milli arenada İspanya Milli Takımı ile başarısını ispatlayan oyun stili zirveye çıktı. Genelleme yapıp tiki-taka demek doğru olmaz diye düşünüyorum çünkü tiki-taka daha ziyade Xavi-Iniesta orta sahasından oluşan İspanya ve Barcelona’nın oyunuydu, bu oyunun dünya çapındaki tezahüründen ‘sıklıkla 4-3-3 ile oynanan, bekler başta olmak üzere savunmacıların oyuna katıldığı, hücum hattının pres ile topsuz oyunda sorumluluk aldığı ve total futboldan esintiler ile oyuncuların sahada çizgilere çakılı kalmayarak devamlı pas opsiyonları oluşturduğu baskın bir topa sahip olma oyunu’ diye bahsedebiliriz

Elbette tez ile beraber antitez de geldi. Mourinho’nun 2010’da üçleme yapan Inter’inin Barcelona karşısında oynadığı Şampiyonlar Ligi yarı finali, 2012’de %27 topla oynayan Celtic’in Barcelona’yı yendiği maç (bugün oynansa muhtemelen o kadar yankı uyandırmazdı) ve 2015-16 sezonunda ligin topla en az oynayan 3. takımı olan Leicester City’nin Premier Lig şampiyonu olması; futbol bir ders olsa her üniversitede öğretilecek örneklerdi. İlerleyen yıllarda, söylediğimiz üzere, bu duvar ören savunmacılar - boşluk arayan hücumcular teması çok sık karşımıza çıkar oldu. Sonra, gegenpress geldi (çok uzatmaya gerek yok, bu da özünde tiki-taka gibi medyatik bir isim tabii). Bundesliga’da doğduğunu söyleyebileceğimiz bu sistem; Jürgen Klopp’un Liverpool’u ve Hansi Flick’in Bayern’i ile zirveye çıktı. Liverpool’un Şampiyonlar Ligi yarı finalinde 3-0'ın rövanşında geçerliliğini kaybetmekte olan “tiki-taka”nın bir numaralı temsilcisi olan Barcelona’yı 4-0 yenmesi, destansıydı. Şampiyonlar Ligi’ni müzelerine götürdüler ve 30 yıl sonra Premier Lig’i kazandılar. Düşene tekme vurmayı karakteri bilen Bayern Münih’in geçtiğimiz sezon Şampiyonlar Ligi çeyrek finalinde Barcelona’yı 8-2 mağlup etmesi ise daha beş yıl önce dünyanın zirvesinde olan Katalan ekibinin dibe vuruşunu temsil ediyordu.

Geçtiğimiz yıl Bayern, beş kupa kazanarak tarihin en başarılı sezonlarından birini yaşadı. Jonathan Wilson’ın geçtiğimiz günlerde The Guardian’da yazdığı yazıdan alıntı yapacak olursak, “Klopp’un Liverpool’unun Son 16’da Atletico Madrid’e yenilmesine karşın geçtiğimiz yıl Şampiyonlar Ligi yarı finallerinde pres öğretisinin yurdu Almanya’dan dört teknik direktör vardı: Flick, Nagelsmann ve Tuchel. Bir başka dikkat çekici nokta da 2007’den beri ilk kez yarı finallerde bir İspanyol takımının olmayışıydı. Fakat pandeminin beraberinde getirdiği pres sakıncaları, bu sezonu geçmişe yapılan bir yolculuğa dönüştürdü.

Premier Lig’de Big Six takımlarının karşı karşıya geldiği maçların büyük bölümünde iki taraf da rakibe kontra şansı vermeyi göze alıp rakip yarı sahaya yüklenme konusunda gönülsüz göründü. Birçok kişinin, düşüncelerinin çağın gerisinde kaldığını söylediği Mourinho’nun Spurs’ü, oyunlarının sınırları açığa çıkana kadar birçok beklenmedik puan almayı başardı. Fakat bu şartlar altında dahi konu tek bir şeyi çok iyi yapan takımlar, kupaları kazanmaya daha bilgili ve her konuda donanımlı takımlardan daha uzak gözüküyorlar.

Bu şartlar altında dahi dominant devler arasında bu sezon akan oyunda gol bulma hususunda geçen yıla göre gerilemeyen iki kulüp olan presin iki kalesi Liverpool ve Bayern, Şampiyonlar Ligi gruplarını ilk sırada bitirdiler ve kendi liglerinde de en üst basamakta bulunuyorlar. Bunun ana sebebi, pandemi arası başladığında zaten oynamakta oldukları oyunun teorik olarak gol atmayı tamamen gözden çıkarmamış her takıma karşı gol fırsatı yaratan bir oyun olması. Topu kaptıklarında hemen doğru kararlar alıp uygulayabilen, hızla kanat değiştirebilen, hatlar arasında oynayabilen oyunculara sahipler, ne istediklerini biliyorlar ve istatistiksel olarak kolektif pres düşüşüne rağmen hala Avrupa’nın beş büyük liginde en çok hücum presi yapan üç takımdan ikisi, Liverpool ve Bayern.

https://i.eurosport.com/2020/12/27/2962072.jpg

Geçtiğimiz Pazar West Brom karşısında Liverpool, tek golünü Matip’in iki hat arasında başarıyla oynayan Mane’ye attığı güzel pas ile buldu.

Zamanla bu pres oyunu da son derece yaygın hale gelecek mi? Bu tezin antitezi ne olacak? Bunlar çok ilgi çekici sorular ancak cevapları, bir yazı daha yazmayı gerektiriyor.

Covid-19’un beraberinde getirdiği şartların futbol tarihinin akışının yönünü değiştirmesini beklemek, abartılı bir yaklaşım olur. Fakat bu akışta ufak bir sapmaya neden olabilirler. Kesin olan bir şey var: tarihte bir benzerini daha yaşayıp yaşamayacağımız muamma olan bu tuhaf zamanlar, bize futbol anlamında da birçok şey öğretiyorlar.

Yazı: Ege Sanlav

*İstatistikler, 28.12.2020’de fbref.com ve whoscored.com’dan alınmıştır.

Futbol
Frank Ribery'den Leroy Sane'ye destek
DÜN - 18:13
Futbol
FIFA Kulüpler Dünya Kupası'nda Eşleşmeler Belirlendi
DÜN - 07:46