external*Yazının orijinal hâli için tıklayınız.https://thesefootballtimes.co/2020/08/14/tugay-the-players-player-who-became-a-premier-league-legend/None

24 Mayıs 2009'da, Ewood Park tribünleri normalde Blackburn Rovers’ın pek aşina olmadığı bir renge boyanmıştı. Taraftarlar stada Lancashire tribünüyle özdeşleşmiş olan mavi ile beyazın yerine kulüpte geçirdiği sekiz yılın ardından veda etmekte olan kahramanları Tugay Kerimoğlu’nun şerefine Türkiye’nin kırmızı beyazıyla gelmişlerdi.

Futbol
Marcelo Bielsa’nın aykırı zihnine bir yolculuk
14 SAAT ÖNCE

West Brom'la karşılaştıkları ve West Brom'un ligden düşmesiyle sonuçlanan maçın ardından Tugay, tünelden sahaya adım attığında kendini bir alkış fırtınasının ortasında bulmuştu. Stadın dört bir yanında Türk dinamoya hizmetleri için teşekkür eden pankartlar açılmıştı.

Kızıyla el ele tutuşmuş, Ewood çimlerinde son bir kez yürürken o da taraftarlara el sallayarak onlara teşekkür etti. Yüzünde alametifarikası olmuş o gülümsemeyle sahada yürümeye devam ederken gözyaşlarıyla boğuşuyordu. İngiliz futbolunun en çetin orta sahalarından biri olarak nam salmış bir adam için bile gözyaşları anlaşılırdı, herkes için duygusal bir gündü.

Tugay, çıktığı 270’ten fazla maçla, kalbi ile ruhunu Blackburn’e adamıştı ve taraftarlar da bunu takdir ediyordu. Premier Lig’de geçirdiği yıllara baktığımızda onu gençlik yıllarından itibaren izleyememiş olmamızdan kaynaklanan bir hüzün de bize eşlik ediyor. 2001’de Rangers’tan Blackburn’e transfer olduğunda 30 yaşındaydı. Yaşattıkları için taraftarlar sonsuz minnet duysa da Ada’ya 25’inde gelmemiş olması, onu daha da uzun süre izleyememişolmamız üzücü.

Blackburn taraftarları Graeme Souness’a birçok sebeple minnettar: 1999’da küme düşmelerinin ardından onları yeniden Premier Lig’e çıkardı, Damien Duff ve David Dunn gibi genç yeteneklerin gelişiminde rol oynadı ve 2003’te takımı ligde altıncılığa taşıdı. Fakat belki de en büyük mirası, Tugay’ı Rangers’tan getirmesiydi.

İskoç teknik adam, Tugay ile Galatasaray’da beraber çalışmış ve 2001 yazında onu Blackburn’un orta sahasını güçlendirmek adına ideal bir aday olarak belirlemişti. Transfer pazarında daima isabetli hamleler yapmamıştı -akla Ali Dia ve Corrado Grabbi örnekleri geliyor- lakin Tugay’a 1.3 milyon sterlin karşılığında imza attırması, adeta dehasının bir yansımasıydı.

Tugay Kerimoğlu

Görsel kaynağı: Reuters

Aslında Tugay transferi Blackburn için küçük çaplı bir kumardı. Ülkesinde Galatasaray ile dikkat çekici bir kariyeri olmuş; altı lig şampiyonluğu ve dört de Türkiye Kupası kazanmasının yanı sıra 1992-93 sezonunda, henüz 22 yaşındayken de İstanbul devinin en genç kaptanı olmuştu.

Buna rağmen Ibrox’ta zor zamanlar yaşamıştı. İstikrarsız formu sebebiyle Dick Advocaat’ın 11’ine bir girip bir çıkıyordu. Ta ki Souness telefonunu çaldırana kadar. Blackburn taraftarları şanslıydı ki Sounness Tugay’ı yakından izlemişti.

Tugay’ın Rangers’tan ayrılığı, Glasgow kulübünün soyunma odasındaki sorunları da açığa çıkaracaktı. Kulübün dağınık, çatışmalı, hastalıklı hali Tugay’ı yeni bir maceraya itmişti. Şanslıydı da, Ewood Park’ta çok daha coşkulu bir atmosfer tarafından karşılanmıştı. Formayı ilk kez Sunderland’i 1-0 yendikleri maçta son dakikalarda oyuna girerek giydi. Taraftarların gözdesi haline gelmesi de pek zaman almayacaktı.

Bundan bir ay sonra, Blackburn taraftarlarına olağanüstü gol atma yeteneğinin ilk ürününü sundu. Tugay, durmadan üreten bir golcüden ziyade tekrar tekrar hatırlanacak goller üretmek gibi olağanüstü yeteneği olan bir oyuncuydu. Bu gol koleksiyonunun ilk parçası da evlerinde West Ham’ı 7-1 ile ezip geçtikleri maçta gelmişti.

80. dakikada ceza sahasının kenarında topla buluştuğunda zaten maçı garantilemişlerdi. West Ham kalecisi Shaka Bislop ve savunma dörtlüsü, Rovers’ın üretken oyunu karşısında perişan olmuştu.

O öğleden sonra alınan ezici galibiyette merkezi bir rol üstlenen Tugay, üst köşeye mükemmel bir şut yollarken acıma, hissettiği duygulardan biri değildi. Tribünlerin tepkisi, kulakları sağır ediciydi. Tugay, kabuğundan çıkmıştı. Gol sevincinde, “Daha durun, size neler göstereceğim” dercesine küstahça dilini çıkarmıştı.

İlerleyen haftalarda bir yandan takımın başmimarı rolüne geçerken bir yandan da Blackburn ailesine iyice ısındı. Taraftarların adını haykırması, ona -bu onun suçu olmasa da- Rangers’ta yaşayamadığı duyguları yaşatıyordu; doğru yerde olduğunu, kabul gördüğünü, sevildiğini.

Galatasaray’dayken idolleştirilmişti ve Rangers ile tamamen farklı bir kültüre gidişi cesurca bir karardı. Rangers’ın ardından Türkiye’ye dönmüş olsa, bu gayet anlaşılabilir olurdu. Ancak Souness, Blackburn’deki sisteminin ayrılmaz bir parçası olacağına ikna olmuştu. Tugay, oyun kurma ve gol atma yetenekleriyle bir defansif orta saha olarak çok şey vadetse de Rangers’ta altyapıdan yetişen genç yıldız Barry Ferguson tarafından gölgelenmişti.

Kendisi gibi 22 yaşındayken takım kaptanı ilan edilen İskoç’la empati kurabiliyor ve ikisinin bir arada sahada kusursuzca bulunamayacağını anlıyordu muhakkak. Ferguson’un takımın altyapısından yetişmiş olması sebebiyle feda edilen, Tugay oldu. Yine de kariyerini yurtdışında inşa etmeye devam etmek konusundaki iştahından bir şey kaybetmemişti ve Sounnes’ın teklifini kabul etmek, belki de kariyerinin kararıydı.

İlk sezondan uyum sağlamıştı. Sürekli olarak Rovers’ın orta sahasında bulunuyordu ve takımın Lig Kupası Finali’ne ulaşmasına yardımcı olmuştu. Cezası sebebiyle Millenium Stadium’daki finali kaçırsa da Blackburn 10. Sırada bitirirken ligde kendini göstermeye devam etmişti.

Sonraki sezon işler daha iyiye gitmiş, Blackburn yakın gelecekte büyük ihtimalle yaklaşamayacağı bir başarıya imza atarak Premier Lig’i altıncı sırada tamamlamıştı. Tugay ve Dunn, müthiş bir denge halinde olan, her parçası yetenek ve sihir esintileri sunan bu kadronun omurgasını oluşturuyorlardı.

Brad Friedel kaleyi küçük gösterirken Lucas Neill, Nils-Eric Johansson, Martin Taylor ve Craig Short sağlam bir savunma hattı oluşturuyorlardı. Tugay ve Dunn’a kanatlarda iki hızlı ve yaratıcı oyuncu, Damien Duff ve Gary Flitcroft eşlik ediyordu. İleride de Souness, Manchester United’ın üçleme kazanan hücum ikilisi Dwight Yorke ve Andy Cole’u yeniden bir araya getirmişti.

Blackburn taraftarları için bu, 1995’te Kenny Dalglish yönetimi altında Premier Lig’i kazanmalarından beri yaşadıkları en heyecan verici sezondu. Şampiyonluk ihtimal dahilinde olmasa da takım, kalite ve karakter doluydu. Tugay da bu kalite ve karakterin harika bir temsiliydi.

Türk, Blackburn’e Premier Lig’in en nahoş takımlarından oldukları düşüncesini haksız çıkarır nitelikte bir çeşitlilik ve özgür bir ruh getirdi.

Tugay Kerimoğlu

Görsel kaynağı: Eurosport

Yıllar boyunca Tugay, Blackburn’deki hayati quarterbackvari görevini yerine getirmeye devam etti. Souness’ın yerini alan Mark Hughes yönetiminde de makinenin en mühim dişlilerinden biri olmayı sürdürdü. Tekniği ve vizyonu dikkat çekiyor, fark ediliyordu. 2006 Kasım’ında, United’ın Ewood’da Blackburn’ü 1-0 yendiği maçın ardından Sir Alex Ferguson, 10 yaş daha genç olsa Old Trafford’da istediği ideal oyuncu olacağını belirtmişti. Bu, ne denli değerli bir oyuncu olduğunu ifade ediyordu.

Ferguson’un bu övgü dolu sözlerinin bir hafta sonrasında Tugay, Spurs ağlarını 23 metre mesafeden bir vole ile sarstı. Manchester’ın kozmopolit bir köşesinde, Günün Maçı’nı izleyen Fergie viskisini ağzından püskürtmüştü.

Tugay, düzenli olarak gurur verici övgüler alıyor ve sürekli olarak bu övgülerin altını kusursuz tekniğiyle dolduruyordu. Tottenham’a attığı o golü örnek olarak gösterebiliriz. Videoyu tam topa temas ettiği anda durdurduğunuzda gördüğünüz şey; teknik, denge ve kusursuz uygulamanın bir portresi oluyor.

Yükseklerden düşen bir topa vurmak, fazlasıyla zor bir şey olsa da Tugay yeteneğine güveniyor ve vuruşu yapıyor. Genç forvetlerin hayallerini süsleyen fakat pek azının yapabileceği bir vuruş. Tugay ise bunu defalarca yaptı.

Blackburn yıllarında, topu en zekice kullanan orta sahalardan biri olarak tanındı. Gol atma yeteneğinin yanında uzun, ivmeli paslar da atabiliyordu. Aynı zamanda üstün kapasitesi, oyunun temposunu dikte edebilmesine de yarıyordu. “İnsanlar bana ‘on yaş daha genç olmasını ister miydin’ diye soruyor. Ben de ‘hayır, çünkü o zaman Barcelona’da olurdu’ diyorum.” demişti Hughes 2006’da.

Elbette Tugay’ın yarattığı etki oynadığı kulüplerle sınırlı değildi. Milli formayla 94 maça çıkmıştı ve 2002 Dünya Kupası’nda üçüncülüğe ulaşan Şenol Güneş yönetimindeki takımın bir parçasıydı. Takımda yalnızca Tayfur Havutçu ondan daha yaşlıydı, takımdaki ağırlığıinkâr edilemezdi.

Genç oyuncular oyun olarak onu ve Hakan Şükür’ü örnek alıyorlardı. Yazılanlara göre soyunma odasında dinsel inançlara dayalı bir ayrılık varken bile bu değişmemişti.

Din, fazlasıyla kişisel ve bireysel bir konuydu. Tugay da bu durumu gayet iyi anlıyordu ve bu onu soyunma odasında sevilen bir figür yapıyordu. 2003’te Telegraph ile yaptığı röportajda “Tecrübeli bir oyuncu olarak gençlere örnek olmaya çalışıyorum. Onlara takımda devamlılığı sağlama, kendilerini ispatlama ve ekibin bir parçası olma fırsatı sunmak istiyorum. Ben Müslüman’ım, bu kalbimde olan bir şey ve bunu diğerlerine açıklamak zorunda değilim.”

Japonya – Güney Kore’deki sürpriz dolu Dünya Kupası’nda Türkiye, en öne çıkan takımlardandı. Tugay ve takım arkadaşları için, Hakan’ın 10. saniyede attığı golden İlhan Mansız’ın çeyrek finalde Senegal karşısında attığı altın gole kadar, heyecan dolu bir turnuvaydı.

Tugay, Ewood Park’a döndüğünde bir kahraman gibi karşılanmıştı, zira daha önce hiçbir Blackburn oyuncusu Dünya Kupası’nda üçüncü olmamıştı.

Tugay’ın Ewood Park’a duygusal bir veda edip kramponlarını asmasının üzerinden 11 yıl geçti. Maestro, genellikle Alan Shearer ile beraber kulüp tarihinin en efsane oyuncusu olarak anılıyor. Buna cevabı da hep olduğu gibi mütevazı: “Bu büyük bir onur. Ama sadece benim için değil, kulüp için. Çalışanlar, taraftarlar... Hepimiz bunun bir parçasıydık. Her şey doğru zamanda doğru yerdeydi. Bu yüzden de buradaki zamanım için minnettarım. Blackburn Rovers kalbimde ve aklımda, daima benimle olacak.”

Tugay’ı kariyeri boyunca böylesine sevilen bir karakter yapan; bu mütevazı, düşünceli ve dürüst tavrıydı. Fakat bu karizmatik orta sahaya olan hayranlık, Blackburn taraftarlarıyla sınırlı değildi.

Yeteneği, yaptıkları, omuzlarına düşen saçları, inanılmaz golleri, klas tekniği ve üstün pas yeteneği onu herkes tarafından sevilen biri yaptı. ‘Sezonun golü’ videolarında sonsuza dek yaşayacak ve daima Premier Lig tarihinin en muhterem orta sahalarından biri olarak anılacak.

Futbol
Asker
BIR GÜN ÖNCE
Futbol
Video oyunlarının altın çağı
18/09/2020 - 16:31