Çeviri: Tifosi Blog ekibi

Yazının orijinal hâlini okumak için tıklayınız.

Futbol
PREMIER LİG’DE BEŞİNCİ HAFTANIN ARDINDAN
6 SAAT ÖNCE

“İlk yarıda bir korner kullandı, ilk savunmacıya çarpan berbat bir korner. Kendi yarı sahasına dönmesi 17 dakika aldı.”

Sir Bobby Robson, bir nevi Laurent Robert'in kariyerinin yarısını özetlenmişti bu sözlerle. Ama Newcastle ve ötesinde binlerce futbolseverin kalbini çalan, Robert’in somurtkanlığı ya da tembelliği değildi.

Yalnızca hiçlikten bir şans yaratabilme yeteneği sebebiyle aşık olduğunuz bir oyuncuydu. Robert, David Ginola veya Hatem Ben Arfa gibi, tüm maç görünmez olmasına rağmen aniden parlayarak maçı aydınlatabilen bir oyuncuydu. Maç alırdı. İstikrarsız ve bunalımlı bir kariyeri oldu. Sir Bobby Robson, onun “Romario’dan beri karşılaştığı en büyük mücadele” olduğunu söylemişti.

Kült kahramanlar Newcastle tarihinde özel bir yere sahip. Faustino Asprilla, Temuri Ketsbaia ve Philippe Albert verilebilecek en iyi örneklerden. Lakin Laurent Robert belki de sayısız Kuzeydoğulunun aklından kaçmış bir ‘kült kahraman’.

Fransız kanat, 2001’de Paris Saint-Germain’de geçirdiği düzgün bir sezonun ardından dokuz buçuk milyon sterlin gibi yüklü bir miktar karşılığında Newcastle’ın yolunu tuttu. PSG döneminde sicili epey olumluydu. Tyne Nehri kıyısına gelmeden önce üç maçta bir gol atıyor ve milli takıma düzenli olarak çağrılıyordu. Ancak bu tozpembe dönem, Luis Fernandez'in onu pek anlaşılamayan sebeplerle kadroya almamaya başlamasıyla sona erdi. Gerçi bu uyuşmazlığın tutarsızlık ve tembelliğe olan yatkınlığıyla bağlantılı olduğunu varsaymak, muhtemelen yanlış olmaz.

Sonuç olarak, pek de güçlü olmayan bir itibar ve uluslararası başarılarına rağmen çoğu kişi tarafından sorgulanan bir fiyat etiketiyle beraber, İngiltere’nin kuzeydoğusuna inmek üzere uçağa bindi. Milli takım kariyeri kısa olsa da başarılıydı. PSG döneminde Les Blues ile yalnızca dokuz maça çıkmış olsa da bu dokuz maç, 2001 Konfederasyonlar Kupası’nı beraberinde getirmişti. 2009’da bu kupayı kariyerinin anı olarak adlandırsa da kazandığı tek kupanın bu olduğunu düşünüldüğünde sözleri şaşırtıcı değildi.

https://imgresizer.eurosport.com/unsafe/0x0/filters:format(jpeg):focal(1365x262:1367x260)/origin-imgresizer.eurosport.com/2018/10/05/2434317.jpg

Robert, Newcastle’a beyaz bir sayfa açarak geldi. Devam ettirmesi gereken bir performans, hakkını vermesi gereken bir miras yoktu. Bu da ona kendi şöhretini, siyah beyaz formayla yine kendisinin oluşturmasına fırsat tanıdı.

Middlesbrough’ya karşı oynanan derbide forma giydi ve Teesside ekibini darmadağın etti. Newcastle maçta 1-0 geriye düştükten sonra gol arıyordu ve Boro’nun hücuma çıkarken topu kaptırmasıyla Robert sahanın bir ucundan diğerine sprint atmaya başladı, kendine atılan ara pası aldı, kaleci Mark Schwarzer’i geçti ve boş kaleyle karşı karşıyayken indirildi. Avustralyalı kaleci kırmızı kartla oyun dışı kalırken tribündeki Newcastle taraftarlarıda gördükleri karşısında coşmuştu.

Alan Shearer elbette penaltıyı kaçırmadı. Robert’in maçtaki etkisi de bu pozisyonla sınırlı değildi. Soldan açtığı ortaya Nikos Dabizas’ın dokunması hanesine bir asist eklerken bir kez daha kaleciyi çalımlayarak Newcastle’daki ilk golünü de kaydetmişti. Kalitesini ve yeteneklerini deplasmandaki Newcastle taraftarlarına göstermişti.

O maçtan sonra da Robert sahip olduğu kaliteyi göstermeye devam etti. Middlesborough galibiyetinden sonraki cumartesi Manchester United’a karşı frikik kullanmak için topun üçün adım gerisine geçti, adımlarını aldı ve direkler arasında çaresiz kalan Fabian Barthez’in yanından topu ağlara yolladı. Bir sanatçının fırçasını kullanışı gibiydi. O andan sonra insanlar bu adamın duran toplarda bir tehlike olduğunu anlamaya başlarken Robert de bu düşünceyi haklı çıkardı. Nolberto Solano’nun ustalığı veya Shearer fırtınası bile Robert’in Newcastle’da kurduğu duran top hükümdarlığına karşı koyamadı. Haklı olarak.

Robert her açıdan ve mesafeden gol atabilirdi. Sıklıkla şapkadan tavşanı çıkarmayı başarırdı. Bazen sol üst köşeye giderek kaleciyi aciz durumda bırakan kavisli bir top, bazen de barajın üzerinden geçerek ağları sarsan bir füze. Bunların hepsini yapabilirdi.

Sol ayağı ölümcüldü. O kadar ölümcüldü ki sinirlenip rastgele vurduğu bir top takım arkadaşı Olivier Bernard’ın kafasına isabet etmiş ve onu yere sermişti. Bernard çılgın bir cuma akşamı Bigg Market’ta oldukça fazla votka içen bir Geordie gibi önce sendelemiş, ardından da yıkılmıştı.

Duran toplar haricinde de Robert’in sahada sunabildikleri çok fazlaydı. Her türden golü üretebilecek kapasitedeydi. Bir kanat oyuncusu olarak son topları bitirebilir, füze gibi voleler vurabilir, bire birde kaleciyi etkisiz bırakabilirdi. Ve hatta akrep vuruşunu Olivier Giroud ve Henrikh Mkhitaryan gibiler daha yapmaya başlamadan çok önce sergilemişti. “Nasıl yaptı bunu..?” diye arkanıza yaslanıp hayretle bakacağınız goller atıyordu.

Sınır bu da değildi, sahadaki performansı sinemada ölümsüzleştirilebilecek kadar iyiydi. ‘Gol!’ filminde Robert’in gerçek hayatta Liverpool’a karşı attığı serbest vuruş, filmin kahramanı Santiago Muñez’in aynı fikstürde aynı golü atmasıyla beyaz perdeye yansımıştı. Kuno Becker’in hayat verdiği ana karakter Santiago Muñez serbest vuruştan golü bularak Meksikalı genç göçmenin Newcastle United’ın en iyi oyuncusu olma hikayesine bir ekleme yapıyordu.

Laurent Robert’in harika serbest vuruşu Muñez’in zirveye yükselişini simgeleyen an olarak kullanılmıştı. ‘Gol!’ün kayda değer başarısının Robert için de ciddi bir başarı sayılması gerekir, değil mi? Evet. ‘Gol 2! Bir Rüyayı Yaşamak’ filminin başlangıcında da Robert’in Fulham maçındaki röveşatası kullanılmıştı. Görünüşe bakılırsa filmin yönetmeni Danny Cannon da Laurent’e vurulanlardan biriydi.

https://imgresizer.eurosport.com/unsafe/0x0/filters:format(jpeg):focal(1641x295:1643x293)/origin-imgresizer.eurosport.com/2018/10/05/2434330.jpg

Robert gibi oyuncular, genellikle ‘mercurial’ sıfatıyla nitelenir. Bu sıfat “mental ve duygusal durumu ani ve tahmin edilemez şekilde değişebilen” şeklinde tanımlanır. Futbolda da bu, basitçe büyük maçlarda ortadan kaybolma eğilimi gösteren kaliteli oyuncu anlamına gelir. Ancak konu Robert olduğunda bu ifade geçerli değildi. Oturup maçlarını ya da maç özetlerini izlediğinizde Manchester United ya da Arsenal gibi takımlara karşı ne kadar etkili olduğunu görebilirsiniz.

Taraftarlara ve kulübe yaşattığı tüm harika anılara rağmen Newcastle kariyeri kötüye gitmeye başladı. Göründüğü kadarıyla Graeme Sounnes, Robson’ın aksine, Robert’in çalışma ahlakı ve huylarıyla baş edemiyordu. Souness, bu sebeplerle Robert’in yeteneğini sarfınazar etti ve iki taraf arasındaki ilişki, tam olarak çöktü.

Newcastle formasıyla çıktığı son maçın ardından Gallowgate tribününe doğru salınıp ardından birer birer üzerindekileri çıkarmaya başladı. Forması, şortu, çorapları, tekmelikleri ve kramponlarını çıkarmış; üzerinde yalnızca donu kalmıştı. Bir yılan gibi deri değiştiriyordu.

Newcastle taraftarlarının yetenekli ve tutarsız Fransız kanatlara özel bir zaafı var gibi görünüyor. Bakınız David Ginola, bakınız Hatem Ben Arfa, bakınız Laurent Robert. Bu üçü, siyah-beyazı giymiş en yeteneklilerden olsalar da yeterli derecede şey yapmamış oyuncular olarak görülüyorlar.

Ben Arfa’yı denklemden çıkardığınızda tartışma, Ginola – Robert karşılaştırmasına dönüyor ve kazanan asla Robert olmuyor. Ginola, Newcastle için harikulade bir oyuncu ve hakkını verelim, çok da yakışıklı bir adamdı. Kendisine Tyne kıyısında son derece yüksek itibar ediliyor olsa da maç başına attığı goller ve yaptığı toplam asistlerin daha fazla olduğu göz önüne alındığında Robert’in istatistiklerinin daha üstün olduğu savunulabilir. Ama neden istatistiklerin duyguların önüne geçmesine izin verelim ki?

Newcastle sonrası kariyeri, sıradanlığa doğru bir serbest düşüştü. Kiralık olarak Portsmouth’ta 17 maçta forma giydikten sonra Portekiz’e gönderildi. Benfica ve ardından dört başka kulüpte 44 kez forma giyip toplamda bir gol attı.

Robert gibi oyuncular, taraftarlar için son derece sinir bozucu olabilir. Bir dahiyane an, sayısız atalet anıyla gelir beraberinde. Ve belki de bu yüzden bu kadar büyüleyicidir Robert gibileri.

Her an karanlığı bir deha parıltısı yarabilir ve unutturabilir bize geçmişteki her şeyi. Bir sihir numarası, yarattıkları tüm hüsranı affettirebilir.

Laurent Robert’in Newcastle’da sevilmesinin nedeni, ayrıldıktan sonraki kariyeridir. Portsmouth, Benfica ve Levante’de yaptıkları önemsiz ve Newcastle’da yaptıklarıyla mukayese edilemeyecek düzeydedir. Kariyeri istikrarlı bir biçimde dibe giderken St. James’ çimlerinde sergilediklerini bir daha asla tekrarlayamayacaktır. Laurent Robert’den en iyisini alıp yaratmasını sağladığı şahane anlar için Sir Bobby Robson’a bir teşekkür borçluyuz. Laurent Robert: muhteşem bir yetenek, çalışma ahlakı ve isteğinden yoksun bir oyuncu. Newcastle sakinlerinin gözünde bir futbol tanrısı.

Futbol
Şampiyonlar, En İyiler, En Görkemli Takımlar
8 SAAT ÖNCE
Futbol
Arsene Wenger ile Soru-Cevap
17/10/2020 - 21:03