Bu yazının orijinali the Guardian'da yayımlanmıştır.

Brezilyalıların çoğu için 1958’de Rasunda Stadyumu’nda yaşananlar o güne kadar zaten bildiklerinin keyifli bir gerçekliğe dönüşmesi anlamına geliyordu. Dünyanın en iyi futbol ülkesiydiler ve ev sahibi İsveç’i finalde yeniyorlardı. Maracanãzo’nun kefaretiydi bu, ‘Mongrel sendromu’ tarihe gömülüyor, insanlar mutluluk ve özgürlüğe kavuşuyordu. Minas Gerais eyaletindeki Barbacena’da bir akıl hastanesinde ise hastalar maçın son dakikasına girilirken gergin bir şekilde radyonun başındaydılar. Açılan ortaya kafayı vuran Pele’nin golüyle skor 5-2 olmuştu ve Dünya Kupası artık emin ellerdeydi. Odasında yalnız başına oturan Heleno de Freitas haricinde herkes zaferi kutluyordu. Heleno de Freitas ağzını sigaralarla doldurup hepsini aynı anda yakmıştı, kendisini sigara içerek öldürmeye çalışıyordu.
10 yıl önce, Heleno Brezilya’nın en iyi hücumcusuydu. Dünya Kupası’nda Brezilya forması giymeyi ve kupayı ülkesine getirmeyi düşlüyordu. Pelé’nin daha 17’sinde başardığı iş için gerekli yeteneğe sahipti ve bu uğurda çokça da emek harcamıştı. Onun için Pelé’nin başarısını duymak kaldırabileceğinden çok fazlaydı. İntihar etmesi engellenmişti ama demansı çok daha kötüleşmişti. Bir hemşirenin duvara yapıştırdığı, kendi başarılarını yazan gazete kupürlerini teker teker söküyor ve onları yiyordu. Heleno de Freitas bu olayların ertesi senesinde, henüz 39 yaşındayken vefat etti.
Tokyo 2020
Tokyo 2020 - Brazil ile Egypt - Futbol – Olimpiyatların Önemli Anları
DÜN - 14:17
Uruguaylı şair Eduardo Galeano, Heleno de Freitas açıkça bir çingeneydi. demişti. Rudolph Valentino'nun yüzüne ve bir köpeğin öfkesine sahipti. Sahada ışıldardı. Bir gece kumarhanede tüm parasını kaybetmişti. Başka bir geceyse, kim bilir nerede, yaşama isteğini...
Yakın zamanda ‘Westworld’ ve ‘Project Power’da rol almış olan Brezilyalı aktör Rodrigo Santoro, kendisine yönetmen Jose Henrique Fonseca tarafından Heleno de Freitas sorulduğunda bu ismi bilmiyordu bile. Heleno’nun bir fotoğrafını getirmişti. diyor. Fotoğrafın bende bıraktığı etki çok güçlüydü. Fotoğrafta gözüme takılan bir şey, bir zarafet vardı.
Aktör ve yönetmen birlikte çalışabilecekleri bir proje arıyordu ve Santoro daha senaryoyu görmeden aradıklarını bulduğunu anlamıştı. Emeklerinin sonucunda ortaya çıkansa alışılmadık bir futbol filmiydi. Film siyah beyaz olarak çekilmişti, içine kapanık bir sanat anlayışına sahipti. Kendi içindeki şeytanlar ve 1940’ların Rio de Janeiro’sunun hareketliliği tarafından unutulmuşluğa sürüklenmiş bir dâhinin durgun bir portresiydi film.
Fonseca ve Santoro, Marcos Eduardo Neves’in yazmış olduğu ‘Nunca Houve um Homem Como Heleno’ (‘Heleno isminde bir adam hiç var olmadı’) isimli biyografiyi temel aldılar ve Rio civarlarında Heleno’yu tanımış veya futbol oynarken Heleno’yu izlemiş insanları bulmaya çalıştılar. Santoro, 96 yaşındaki Botafogo taraftarı dedesinin de Heleno’yu izlemiş olanlardan olduğunu öğrendi. Elimizde o döneme ait herhangi bir kaset yok, sadece fotoğraflar var. diyor Santoro. İnsanların onu sevmiş ya da ondan nefret etmiş olması fark etmeksizin, Heleno kendi izini bırakmış. Santoro, konuştuğu insanların Heleno’nun değerlendiremediği yeteneği sebebiyle hayal kırıklığı duyduğunu, insanlara -özellikle kadınlara- son derece kötü davranması sebebiyle öfkeli olduklarını ve bir de futbolculuğuna ne kadar hayran olduklarını görmüş. Heleno bir efsaneymiş. diyor Santoro. Zaman içinde kaybolmuş ama zamanın en büyük ünlüsüymüş. 1940’lar gerçekten de futbolun doğuşuna sahne olmuş. O zamanlarda futbolcu olmak çok da havalı değilmiş, futbolun pek bir saygınlığı yokmuş. Heleno ise doğuştan varsıldı, Rio sosyetesinde bir prens olarak görülüyordu ama bunların hepsini futbolcu olmak için bırakmıştı.
Heleno, geleneğin gerektirdiği üzere, ayaklarındaki sihri sergilemeye plajlarda, topun portakal olduğu maçlarda başlamıştı ve 17’sinde Botafogo’ya imza atmıştı. İki yıl sonra as takımdaydı; gol atıyor, takım arkadaşlarını fırçalıyor ve rakiplere acımıyor, adım adım kendi efsanesini yaratıyordu. Avukat olmaya hak kazanmıştı ama 40’larda Botafogo’nun parlayan yıldızıydı. Taraftarlar karnaval şarkılarını Heleno için uyarlarlardı, o da sahada sergilediği sambayla ve tribünlere muz dağıtır gibi yaparak sevgiye karşılık verirdi. Tabii bir de gol atardı, çok sayıda.
Galeano her zamanki romantizmiyle 1947’de Flamengo’ya attığı bir golü şöyle anlatmıştı: Heleno kaleyi sırtına almıştı. Yüksekten gelen topu göğsüyle kontrol etmiş ve topu düşürmeden arkasına dönmüştü. Vücudu yay gibi gerilmişti, top hala göğsündeydi. Karşısındaki kaleyi ölçtü, biçti. Kendisiyle kale arasında ciddi bir kalabalık vardı. Flamengo’nun ceza sahasında tüm Brezilya’da olduğundan daha fazla insan vardı. Top yere değse değer değmez kaybedilecekti. Bu durumun farkına varan Heleno sakince yürümeye başladı ve topu göğsünde tutarak rakiplerini teker teker geçti. Kimse penaltı yapmadan topu ondan alamazdı. Kalenin ağzına varınca yay serbest kaldı. Top ayağına kaydı ve ağlarla buluştu.
Bu golü atan, düşüşteki bir Heleno’ydu. O sadece harika bir futbolcu değildi, tiryaki bir içici, bir kumarbaz ve bir kadın düşkünüydü. Ne de olsa büyük bir çekiciliğe ve umursamazlığa sahipti. Etere bağımlı olmuştu; kokladığı mendillerin etkisi geçici, zararı kalıcı oluyordu. Bir noktada frengi onu buldu ancak futboluna etki edebileceğinden korkarak tedaviyi hep reddetti.
Heleno, düşlerinde önemli yer tutan milli takım formasıyla kariyeri boyunca çıktığı 18 maçta 19 gol attı. 1945 Güney Amerika Şampiyonası’nda Şili’ye gitti ve turnuvayı en golcü oyunculardan biri olarak tamamladı. Lakin Brezilya şampiyonayı bir puan farkla Arjantin’e kaybetti. Şampiyonadan geri döndüğünde, Botafogo’nun antrenman sahasının ortasında motosiklet sürdü ve takım arkadaşlarıyla sezon öncesi konuşması yapması istendiğinde, onlarla konuşacağı yerde onlarla kendisi kadar iyi olmadıkları için kavga etti. Taraftarlar Heleno’yu takım arkadaşlarının onu sevdiğinden daha çok sevdi. Fluminense’ye karşı olan bir maçta karşı takımın taraftarlarının yuhalamalarına şortunu indirip testislerini taraftarlara sallayarak karşılık verdi. Skor tabelasını gösterdi, 1-1'di. Hemen sonra, Teixeirinha Botafogo’yu öne geçirdi. Golün tam olarak kime ait olduğu ise tartışılabilirdi.
Botafogo 1944 ve 1945’te Carioca Şampiyonası’ndan (Rio eyalet turnuvası) ikincilikle ayrıldı ve 1946’da bir ikincilik daha aldılar. Aynı yıl Heleno’nun hücum hattının bir parçası olduğu Brezilya, Güney Amerika Şampiyonası’nda ikinci oldu. Heleno iki hayale takıntılı hale geldi: biri iki defa 2. Dünya Savaşı nedeniyle ertelenen Dünya Kupası’nı kazanmaktı, diğeriyse Carioca Şampiyonası’nı...
Davranışları gittikçe dengesizleşmeye başladı. Rakip takım taraftarları onunla ‘Gilda’ diye alay etmeye başladı (Neves’in yazdığı biyografinin başlığı da bu filmin posterine bir gönderme), Rita Hayworth filmindeki güzel ama bir o kadar da sağı solu belli olmayan karaktere benzetiliyordu. 1947 sezonunun bitimine dört maç kalmışken Botafogo, maç fazlası olan Vasco de Gama’nın dört puan gerisindeydi. São Januário’da karşılaştıklarında 0-0 berabere kaldılar. O maçtan sonra hala biraz umut vardı ama sonraki maçta Fluminense karşısında Heleno bir penaltı kaçırdı ve 2-2 berabere kaldılar, Botafogo art arda dördüncü defa ikincilik koltuğuna mahkûm kalıyordu.
Eğer filmde gösterilenler gerçekleri yansıtıyorsa, buna çok kötü tepki vermişti: soyunma odasının duvarlarını elleri kanaya kadar yumrukluyordu, bonus ödemelerini reddediyordu, arkadaşlarını yeteri kadar efor sarf etmediklerinden dolayı suçluyordu, soyunma odasındaki dolaplara saldırıyordu... Botafogo’nun başkanı Carlito Rocha yıldız oyuncunun asıl problem olduğu kanısına vardı ve Heleno’yu Boca Juniors’a sattı. Botafogo için bu doğru karar gibi gözüküyordu: 1948’de şampiyon oldular. Yıllardır oyuncusu olduğu siyah beyazlılarla 200’ü aşkın maça çıkan ve neredeyse maç başına bir gol atan Heleno içinse yaşananlar tam bir felaketti.
Kendisini en azından bir nebze kontrol eden eşi Ilma (filmde Silvia ismi kullanılıyor) olmadan Heleno, Buenos Aires’te kontrolden çıktı. Arjantin’in soğuk kışından nefret etti, üstünde paltoyla antrenmanlara çıktı ve her ne kadar sosyal yaşamdan keyif almış olsa da -hatta Eva Peron’la ilişkisi olduğu bile söyleniyordu- bir türlü yerleşemedi.
Heleno, o sezon Carioca şampiyonu olacak olan Vasco da Gama’ya katıldı ama onun için şampiyonluğun pek bir anlamı yoktu, şampiyonluktan çok önce kadro dışı bırakılmıştı. Antrenmandaki umursamaz tavırlarından dolayı çokça eleştirilmişti. Olanlardan sonra Heleno stadyuma bir silahla geri döndü, silahın namlusunu takımın teknik direktörü Flavio Costa’ya yöneltti ve tetiği çekti. Neyse ki silahın içinde mermi yoktu.
Vasco de Gama’dan ayrıldıktan sonra Kolombiya’daki El Dorado döneminde (Kolombiya’nın FIFA’yla olan ilişkileri 1949-1954 yılları arası kestiği dönem) Barranquila temsilcisi olan Atlético Junior’a katıldı. Orada, o zamanlar henüz genç bir gazeteci olan Gabriel García Márquez’le tanıştı. Bir futbol oyuncusu olarak Heleno de Freitas bir anda parlayıp sönebilecek bir yapıya sahipti. diyordu Marquez. Ama o bir santrafordan fazlasıydı. Kendisi hakkında memnuniyetsizliklerini dile getirmek isteyenler içinse süresiz bir fırsattı.
Heleno, Brezilya’nın Dünya Kupası’na katılmak için gereken beraberliği Uruguay karşısında alamadığını öğrendiğinde Baranquilla’daydı. Uzun yıllardır bu Dünya Kupası’nı bekliyordu. Gerçi Kolombiya’dan formda dönmüş olsa bile kadroya seçilmeyecekti, ne de olsa Brezilya’nın teknik direktörü Flavio Costa olmuştu. Peki kadroda olsa bir fark yaratır mıydı? Santoro, yaratacağına inanıyor: Heleno Uruguaylı orta saha Obdulio Varela’yla Arjantin’deyken oynamıştı. Varela’nın nasıl alt edileceğini biliyordu. Belki de Santoro’nun dediği doğrudur ama, Heleno’nun yerini dolduran Ademir iyi bir futbolcu olmasa dahi, futbol çok nadiren mutlak cevaplar sunar.
Yeni Brezilya’nın görkemli sembolü Maracana’nın ve Brezilya futbolunun hayaliyle sürüklenen Heleno 1951’de Rio’ya geri döndü ve América’yla sözleşme imzaladı. Şampiyonluklar kazanmaktan bahsetti ve Maracana’da ilk maçına çıktı. Filmde Heleno’nun aklı bir karış havadaydı, yolunu kaybetmişti ve maç oynandıkça o da ışıkların arasında savruluyordu. Bu maç onun son maçıydı. İki yıl içerisinde akıl hastanesinin yolunu tutacaktı.
‘Heleno’, bazı yönlerden bir futbol filmi değil. Filmin içerisinde akış halinde futbol çok az var -ki sporu gerçekçilikle ekrana yansıtmanın zorluğu göz önüne alındığında bu muhtemelen iyi bir şey- ve bu az sayıdaki sahneler de gayet etkileyici. Filmde yağmur var, sahayı aydınlatan ışıklar var, kaçan fırsatlara yakınışlar var, topun ağlarla buluştuğu anda çıkan ses var ama filmin içindeki gerçek drama burada yatmıyor. Birçok durumda bilinmesine ihtiyaç duyulan maç skorları ya skorboardların fotoğraflarıyla ya da sonraki günün gazeteleriyle aktarılıyor.
Bu bir yerde pratik olan, bir yerde de sanatsal bir tercih. Futbol sahnelerini çekmek, sahayı ve tribünleri 1949’ların havasına sokmak fazlasıyla masraflı. diyor Santoro. Fakat yönetmen kararını çekimler başlamadan vermişti. Düşününce sahada olan Heleno’ydu ve çekimleri bu kadar da rüya gibi kılan da buydu. Santoro’nun da aynı görüşte olduğu üzere, Heleno’nun annesine yazdığı bir mektuba inanılacak olunursa piyanistlik ve avukatlık gerçekten yapmayı düşündüğü iki meslekti. Bu film, büyük bir yeteneğe sahip olan ve yeteneğin yanında getirdiği hem kendisinden hem de dışarıdan duyulan beklentilerin zorluklarını çeken bir adamın filmi.
Heleno’nun hayatı bir trajediye dönüşüyor, Rio’nun, Brezilya futbolunun prensi akıl hastanesinin kralı oluyor, zamanında takım arkadaşlarına itip kakmalarla ve zorbalıkla hükmetmeye çalışan Heleno bu sefer hastanedeki diğer hastalara aynılarını yapıyordu. Kendi egemenliğini kurmak için büyük bir isteği vardı. diyor Santoro. Hayatta sahip olabileceğinden daha fazlasını istiyordu. Bu hayalin peşinde, birçok başkası gibi, O da hayal kırıklığına uğramıştı.
Çeviri: Doruk Alp Mutlu
Çevirmen notu: Yazının özgün hali 2012’de yayınlanmış ve merkezinde Heleno filmi bulunmakta. Yazıyı hem güncel hem de Heleno de Freitas’a dair daha kapsamlı hale getirmek için çeviride birkaç düzenleme yapılmıştır.
Orijinal link: https://www.theguardian.com/football/blog/2012/dec/11/forgotten-story-heleno-de-freitas
Tokyo 2020
Tokyo 2020 - Japan ile New Zealand - Futbol – Olimpiyatların Önemli Anları
DÜN - 14:16
Tokyo 2020
Tokyo 2020 - Mexico ile South Korea - Futbol – Olimpiyatların Önemli Anları
DÜN - 13:52