1 Ağustos Pazar günü, Tokyo tarihi bir erkekler yüksek atlama finaline sahne oldu. 2.39 atlanırken, o yüksekliğe dek çıta düşürmemiş iki isim bulunuyordu: İtalya'nın hiperaktif çocuğu Gianmarco Tamberi ve tarihin en yükseğe atlayan ikinci sporcusu, Katarlı Mutaz Essa Barshim.
İki sporcunun yaşamış oldukları ve Tamberi'nin üç buçuk yıl önce kaleme aldığı, Mutaz'ın onda yol açtığı önemli aydınlanmayı konu alan yazı, pistteki çekişmeyi daha bir anlamlı kılıyordu...


Dostum Mutaz

2020 Yaz Olimpiyatları
Zharnel Hughes'tan Ujah için "ön yargı" çağrısı
24/08/2021 - 12:15
Çoğu kişi, yüksek atlamada gerçekten de çok yakın olduğumuzun farkında değil.
https://i.eurosport.com/2021/08/01/3190289.jpg
Eğer dönüp 2016'da, Monako'da bileğimi kırdığım fotoğraflara bakarsanız herkesin hemen yanıma gelip beni sakinleştirmeye çalıştığını göreceksiniz. Bugün hala o günün videosunu izlediğimde... inanılmaz bir şey... rakip de olsam özünde onlar için bir dost olduğumu görüyorum. O gün işte bunun kanıtıydı. Fakat asıl kanıt; bir sonraki gün, iki sonraki gün ve bir ay sonra başlayıp yıl boyu süren rehabilitasyonla geçen günlerimdi.
Sonunda 2017'de tekrardan yarışmaya başladığımdaki ilk büyük turnuvamı hatırlıyorum, Ostrava'da 2.20 atlayışım. İnsanların arkamda durup beni desteklemesine alışkın olsam da o turnuvada, rakiplerimi de arkamda, insanların arasında hissettim. Gerçekten de beni desteklemeye çalıştılar.
Biraz büyüklerle yarışan bir bebek gibi hissediyordum. Bilirsiniz, bazen bir çocuk büyüklerle oynar ve herkes ona çok iyi olduğunu söyler, topu ona verip "Hadi, hadi, hadi..!" yaparlar. Ben o çocuktum. Her seferinde topu bana atıyorlardı. Takım olarak çalışıyor gibiydik. Bundan o zaman ve şimdi ne kadar minnettar olduğumu kelimelerle tarif etmem mümkün değil.
Özellikle Mutaz'la harika bir ilişkimiz oluştu. Hatırlıyorum, Ostrava'dan Paris’e gittim ve Paris'te kötü iş çıkardım, gerçekten berbattım. İlk yükseklikte takıldım. Bitkin hissediyordum çünkü bir daha 2016'daki formuma dönüp dönemeyeceğimi bilmiyordum.
Atlıyorsunuz ama tam anlamıyla da atlamıyorsunuz. Mindere dalıyorsunuz. Ve o ilk Elmas Lig hakikaten moral bozucuydu.
Öteki atlamacılar sonradan yanıma geliyorlardı ama kimseyle konuşmak istemiyordum. Doğrudan odama gittim.
Sonraki gün, Mutaz kapımı çalmaya başladı ve gitmek bilmedi. Başta sadece gitmesini istedim. Israr edip bağırmaya başladı: "Gimbo. Gimbo, lütfen, seninle konuşmak istiyorum." Pes edip onu içeri aldım.
Konuştuk. Önünde ağladım. Beni sakinleştirmeye çalışıp söyleyeceğini söyledi.
"Acele etme" diyip durdu bana. "Büyük bir sakatlık geçirdin ve Elmas Lig'e şimdiden döndün. Bunu kimse beklemiyordu. Küçük adımlarla ilerlemelisin şimdi, bu kadar kısa sürede bu kadar çok şey bekleme yani kendinden. İşte, ne olacak bitecek bir gör."
Farkına varmamı sağladığı en önemli şey; kendim için yapmam gerektiğiydi, başkaları için değil.
Son birkaç yılda insanlardan çok destek gördüm. Neden bilmesem de sokakta karşılaştığım çoğu insan elini omzuma koyup veya bana sarılıp piste döneceğimi zaten bildiklerini, bana inandıklarını söylediler. Bu sebeple sezona kendim için değil, onlar için yaptığımı düşünerek başladım. Kendime baskı yapıyor, bana yardımcı olan insanlar için atlamam gerektiğini hissediyordum.
Ve işte Mutaz da bana bunu söyledi: onlar için atlamıyorsun, kendin için atlamalısın. Kendin için. "Çok şey yapıyorsun. Sıkı çalıştığını biliyorum. Her gün çalışıyorsun. Her sabah, her öğlen... havuzda, elastik bantla... tüm yıl. Ama öyle bir sakatlıktan dönmek kolay değil. Kendin için yap sadece, kendi zamanında."
Üç faul yaptığım Paris'teki o konuşmadan sonra, stadyuma doğru uzun bir yürüyüş yaptım. Oraya varınca telefonumu çıkarıp sonraki günlerde nerede erkekler yüksek atlama içeren bir yarışma var diye baktım.
Budapeşte civarında bir yarışma buldum, direktörü aradım ve ona yalvardım. "Lütfen izin verin yarışmama. Biliyorum iki gün sonra olduğunu ama beni de dahil etmelisiniz". Ona kim olduğumu söyledim, "gerçekten ihtiyacım var, lütfen bana yardım edin" dedim. Bana yardımcı olmak için elinden geleni yapacağını söyledi ve ona teşekkür ettim, dedim ki: "Gerçekten karşılığında hiçbir şey istemiyorum, para istemiyorum, 2.40 atlasam bile bana bir şey vermenize gerek yok. Sadece bana bir oda verin, bir dörtgen, başka şey istemeyeceğim."
Telefonu bırakıp uçuş aramaya başladım. Her şeyi kendim ayarladım, daha katılma izni gelmeden bilet aldım ve otele döndüm. Kimseyle konuşmadım, direkt odama gittim.
https://i.eurosport.com/2021/08/01/3190464.png
Beni arayıp "tamamdır, yarışıyorsun" dedi. Teşekkür ettim. "Bir iyilik daha isteyeceğim. Kimseye söyleme. Beni start listesine koymayın. Yarışmada görürler." dedim. "Tamam, ismini 24 saat kala, listeyi yayınlamamız gerekene kadar koymayacağım." dedi.
Sonraki gün İtalya'ya dönmem gerekiyordu ama uçağa binmedim. Kimse nerede olduğumu bilmiyordu; kız arkadaşım, babam, annem, arkadaşlarım... kimse. Telefonumu kapattım, üç gün kimseyle konuşmadım.
Benimle konuşan iki insan, direktör ve o odaya girene kadar yakamı bırakmayan Mutaz'dı.
Budapeşte'ye gittim ve müthiş bir yarışma çıkardım. Kimse orada olduğumu bilmiyordu çünkü kimse için atlamak istemiyordum. Kendim için atlamak istiyordum. Oradaydım, sadece ben, konsantre oluyordum. Ve 2.28 atladım, o yıl o zamana kadarki en iyi derecemdi. 2.21 ve 2.20 atlamıştım -yüksek bile sayılmazdı- ve sonra orada 2.28 yaptım. İçimde bir şeyler değişmişti, işte orada yeniden tam anlamıyla yaşamaya başladım. Yeniden bir yüksek atlamacıydım.

2.39'da hem Tamberi hem de Mutaz çıtayı düşürdüler. Fakat oraya kadar hatasız gelmeleri, onları diğer rakiplerinin önüne koyuyordu. Hakem, ikiliyi yanına çağırdı. Kurallar çerçevesinde, durumu izah ediyordu. Ancak o henüz lafını bitirmemişken Mutaz sordu, "İki altın alabilir miyiz?"
https://i.eurosport.com/2021/08/02/3190948.jpg
Atlamalar bitmiş, hoplamalar ve zıplamalar başlamıştı. Madalyadaşıyla benzer bir kaderi paylaşarak 2018'de bileğinden sakatlanan ve en iyi formuna hala tam olarak ulaşamamış olan Barshim, zafer kasılmaları eşliğinde tribünlerdeki Katar kafilesine ilerliyordu. Tamberi ise yerde bir öfori krizi geçirmekteydi. Hayatın geri kalan her anında kim olurlarsa olsunlar -ve bundan kastettiğim ne din, ne dil, ne ırk; ne kadar boş insanlar olabileceklerini kastediyorum- ince uzun kemikli insanların çok, çok yükseğe atlayabilmelerini kutlayan köklü ritüel, olimpiyat tarihine hoş bir enstantane bıraktı.
https://i.eurosport.com/2021/08/02/3191253.jpg
Ve elbette en önemlisi, Tamberi'nin derin anlamlar da ifade etmeyen berbat hipster imajının tarihe kazınmasıydı. Tokyo Olimpiyat Stadyumu'nda, Tamberi'nin bir yarısı sakallı, diğer yarısı sakalsız çenesinin yerini; podyumdaki bir yarısı Katarlı, diğer yarısı Katarsız altın basamağı almıştı.
Çeviri ve düzenleme: Ege Sanlav
Tamberi'nin yazısının orijinal hali için: https://spikes.worldathletics.org/post/gianmarco-tamberi-my-friend-mutaz
2020 Yaz Olimpiyatları
"Yaşadıklarımı dünyada hiçbir şeye değişmem"
21/08/2021 - 01:34
2020 Yaz Olimpiyatları
"Beni güldürdü"
15/08/2021 - 17:04