Tenis

Fransa Açık: Sue Barker’ın 1976’daki zaferi ve farklı bir zamanın tenis hikâyesi

Share this with
Copy
Share this article

Sue Barker thinks tennis needs to make changes

Image credit: PA Sport

ByEurosport Türkiye
30/07/2020 at 01:22

Yükselişte olan Britanyalı bir tenis yıldızı için Grand Slam kazanmak rüya gibiydi. Televizyon kameraları, koçlar veya sizi izleyen ebeveynleriniz olmayabilirdi

*Bu yazı BBC'de yayımlanmış ve Kerim Kılıç tarafından çevirilmiştir.

Eğer Sue Barker 1976’da kazandığı Fransa Açık Finali’nin sahip olacağı tek unvan olduğunu bilseydi -bu aynı zamanda Roland Garros’ta bir Britanyalının teklerde kazandığı son kupaydı- bazı şeyleri biraz daha farklı yapmaya çalışacağını söylemek kesinlikle doğru olur.

Tenis

Roger Federer: Olağanüstü bir adam

BIR GÜN ÖNCE

Evine girdiğinde madalyasını kaybettiğini ve geriye dönüp bakabilecek hiçbir fotoğrafının olmadığını fark etmişti.

Tenisin dört büyük turnuvasından birini kazandığında henüz 20 yaşında olan Barker, “Korttan her şeyi toplayarak ayrılacaktım; Roland Garros’tan bir miktar toz ve hakemin benim kazandığımı ilan ettiği kağıt parçası gibi. Ama ben sadece bir kadeh şampanya içmek için acele ediyordum.” diyor.

50 yaşın altındakiler için, Barker şu an 64 yaşında ve muhtemelen onu dünya üç numarası bir tenis oyuncusundan ziyade televizyon sunucusu olarak biliyorsunuz.

Ama Barker’ın hayranlık uyandırıcı forehand’i turdaki birçok oyuncu tarafından ‘oyundaki en iyi vuruş’ diyerek nitelendiriliyordu. Barker; Martiona Navratilova, Chris Evert ve Billie Jean King gibi bu oyunun en iyi isimlerine karşı galibiyetler almış bir isim.

Barker, yazının devamında netleşecek detaylar sebebiyle tenis hikâyesinin başlangıcını, bir Hollywood filminden alıntı yapar gibi tasvir ediyor. Bu yolculukta bazı acı verici yenilgiler aldı ve aynı zamanda büyük acılar duyduğu sakatlıklar yaşadı. Ancak gizemli bir telefon görüşmesi emekliliğinde yepyeni bir sayfa açacaktı. Yaptığı spora ve yaşadığı hayata benzersiz bir perspektifle bakmasına yol açtı.

Devon’da büyüyen Barker, İngiliz tenisini hızla aştı ve 17 yaşında koçundan Birleşik Devletler’e gitmesi yönünde tavsiye aldı. Böylelikle oradaki profesyonel turda oynayabilecek ve dünyanın en iyi oyuncularıyla antrenman yapabilecekti.

Hayatı bir gecede değiştiğinde 1973 yazıydı.

“Yaklaşık bir ay önce ehliyet sınavından geçmiştim. Los Angeles Havalimanı’nda bir araç kiraladım ve üstü açılabilen bir arabayla 405 otoyolundan Güney’e, Newport Sahili’ne gittim. Yeni evimin anahtarlarını almıştım."

“Kız kardeşimle paylaştığım odamdan çıkıp Los Angeles’taki iki yataklı yeni evime gelmiştim. Gerçekten garip bir duyguydu.”

Barker, turdaki diğer oyuncularla bir komplekste kalıyordu ve yakın zamanda emekli olmuş 11 kez Grand Slam şampiyonu Rod Laver’la sık sık tenis oynuyordu.

“Bir Hollywood filmine girmiş gibi hissetmiştim.” diyor. “Devon’da Palace Hotel’in tenis kortunda oynuyordum ve şimdi John Wayne Tenis Kulübü’nde Rod Laver’la oynamaya başlamıştım. Ne yapıp edip hayali topraklara girmiştim.”

“Onunla oynadıktan hemen sonra annemi arayıp ‘Anne! Rod Laver’la tenis oynadım.’ demiştim. Gerçekten idolüm hâline gelmiş biriyle oynamak heyecan vericiydi.”

Amerika’ya taşınması başarıyı getirmişti. Barker, gelecek sene iki tane üst düzey şampiyonluk kazandı. Ertesi sezon, o şampiyonluklardan üç tane daha aldı ve 1975 Avustralya Açık’ta ilk Grand Slam yarı finaline çıktı.

Mayıs 1976’nın son günlerine gelindiğinde toprakta harika işler çıkarıyordu. Bournemouth’ta finale çıkmış ve o ay Hamburg’da şampiyonluk kazanmıştı.

Paris’e seri başı olarak geldi ve son iki senenin şampiyonu Chris Evert, Billie Jean King ve Navratilova gibi yüksek profilli oyuncuların yokluğunda nispeten avantajlı olduğu bir kurayla karşılaştı. Eğer yüksek profilli oyuncular olsaydı bir fark olur muydu? Barker, kariyeri boyunca bu oyunculara karşı aldığı galibiyetlere ve o zamanlar toprak kortun en formda oyuncusu olmasının önemine işaret ediyor.

Finaldeki rakibi, o yılın başında Avustralya Açık’ta finalde mağlup olan Çek oyuncu Renata Tomanova’ydı. Barker, onu Hamburg’daki finalde mağlup etmişti ve bu yüzden özgüvenle dolu olmalıydı. Bunun yerine, önceki akşam dağılmıştı.

“Ben her zaman gerçekten çok çalışırdım ve herkes bana ‘kötü antrenman yaparsan iyi oynarsın’ derdi; halbuki benim kariyerimdeki en büyük sorun buydu. Daima çok iyi antrenman yapardım ancak maçlarda antrenmanlardaki kadar performans gösteremiyordum.” diyor Barker.

“Gerçekten tuhaftı. Finalden önceki gün yakın arkadaşım Glynis Coles’la antrenman yapmaya gitmiştim ve berbat durumdaydım. Beni çok açık ve temiz bir şekilde mağlup etmişti, bu yüzden ‘Ne yapabilirim ki? Yarın âdeta hezimete uğracağım.’ diye düşünüyordum.

“Bu konuda gerçekten endişelenmiştim ve oldukça moralim bozulmuştu çünkü normal şartlarda antrenmanlarda kendime çok güvenirdim.”

Barker, 6-0’lık skorla ağır bir darbe aldığı ikinci setten önce kazandığı 6-2’lik sette kendisine karşı duyduğu şüpheleri bertaraf etmiş gözüküyordu.

O günlerde oyuncular, Barker için hayati derecede önemli olan karar setinden önce 10 dakikalık bir mola alabiliyorlardı. O gün farklı bir oyuncu için Roland Garros’ta olan milli antrenör Tony Mottram’la bir moral konuşması yaptı.

“Dışarı çıktım ve kendime çeki düzen vererek geri döndüm. Eğer koçumla konuşacak 10 dakikam olmasaydı panik yapar mıydım merak ediyorum.” diyor.

Tomanova maç puanında çift hata yaptığında Barker el sıkışmak içi fileye koştu. Çılgınca kutlamalar, oyuncunun box’una koşup herkesi öptüğü sahneler yoktu. O günlerde oyuncular kendi başlarınaydı.

Maç televizyonda yayınlanmamıştı ve bu yüzden Barker’ın ailesinin şampiyonluk seremonisi bitene kadar kızlarının kazanıp kazanmadığı konusunda en ufak bir fikirleri yoktu. Barker doğrudan turnuva bürosuna gittiğinde ‘İngiltere’ye telefon açabilir miyim?’ diye sordu.

Annesi ve babası, Barker’la kutlayabilmek için uzunca bir süre beklemek zorundaydılar.

“Birkaç kadeh şampanya içip uçağa bindiğimi ve Heathrow’a geri döndüğümü hatırlıyorum. Çok hastaydım. Anne ve babamı görmeye gidecektim ancak o kadar rezil durumdaydım ki havalimanı otellerinden birine gidip orada uyudum. Çünkü araba kullanamayacağımı düşünmüştüm, zil zurna sarhoştum.” diyor.

Otelin madalyayı kaybettiği yer olabileceğini düşünüyor. Yıllar sonra Barker, o gün orada olan bir Fransız’dan kendi fotoğrafını ve Birleşik Devletler’de onun galibiyetinin haberini kaydeden bir Amerikalıdan bir video kaset aldı. En azından şimdi o güne dair birkaç hatırası vardı.

O tarihten çok daha uzun bir süre sonra, 2019 şampiyonu Ashleigh Barty kupanın üzerindeki isimleri kontrol ederken Barker’ın uyruğunun yanlış yazıldığı ortaya çıktı. Şampiyonların isimlerinin kazındığı kupada onun Avustralyalı olduğu yazıyordu.

“Bence bu durum, zamanında Avustralya’da çok maç oynamamdan kaynaklandı. İnsanlar benim Avustralyalı olduğumu düşündüler. Toprak kortta oynayan çok fazla İngiliz oyuncu yoktu.” diyor Barker. “Ama bu beni gerçekten rahatsız etmiyor, kazandığımı biliyorum.”

Bu galibiyetle Barker’ın kariyeri görünüşe bakılırsa yükselişteydi ancak üzücü hayal kırıklıkları hemen kendini gösterecekti.

Barker, o yıl iyi formunu Wimbledon’da, kendi seyircisi önünde çeyrek finale çıkarak sürdürdü. 19 yaşındaki Martina Navratilova’yla karşılaşmıştı ancak Navratilova o turnuvada 18 Grand Slam şampiyonluğunun ilkini henüz kazanamayacaktı.

“Final setinde 3-1 önde olan taraftım ve onun servisinde 15-40’lık bir üstünlüğüm bulunuyordu. O sette ikinci kez servis kırabilmek için iki puan avantajım vardı ama batırmıştım ve oradan sonra maçı kaybettim. Koçum maçı televizyondan takip ediyordu ve telefonda âdeta çıldırmıştı.” diye anlatıyor Barker.

“Elime gelen fırsatı tepmiş gibi hissediyordum. Çok iyi bir yaz geçiriyordum ve bu bulunmaz bir fırsattı. Çok iyi oynuyor ve kendime çok güveniyordum ama birdenbire duraksamıştım. Bir sonraki sene yarı finalde aldığım mağlubiyet kadar içime dert olmuştu.”

Ah, o yarı final.

Kraliçe Elizabeth’in tahta çıkışının 25. yıl dönümünde, 1997’de Wimbledon elbette Virginia Wade’in kendi seyircisi önünde aldığı zaferle hatırlanıyor. Ama başka bir İngiliz de rahatlıkla şampiyon olabilirdi.

“Kız kardeşimle paylaştığım odamdan çıkıp Los Angeles’taki iki yataklı yeni evime gelmiştim. Gerçekten garip bir duyguydu.”

Barker, turdaki diğer oyuncularla bir komplekste kalıyordu ve yakın zamanda emekli olmuş 11 kez Grand Slam şampiyonu Rod Laver’la sık sık tenis oynuyordu.

“Bir Hollywood filmine girmiş gibi hissetmiştim.” diyor. “Devon’da Palace Hotel’in tenis kortunda oynuyordum ve şimdi John Wayne Tenis Kulübü’nde Rod Laver’la oynamaya başlamıştım. Ne yapıp edip hayali topraklara girmiştim.”

“Onunla oynadıktan hemen sonra annemi arayıp ‘Anne! Rod Laver’la tenis oynadım.’ demiştim. Gerçekten idolüm hâline gelmiş biriyle oynamak heyecan vericiydi.”

Amerika’ya taşınması başarıyı getirmişti. Barker, gelecek sene iki tane üst düzey şampiyonluk kazandı. Ertesi sezon, o şampiyonluklardan üç tane daha aldı ve 1975 Avustralya Açık’ta ilk Grand Slam yarı finaline çıktı.

Mayıs 1976’nın son günlerine gelindiğinde toprakta harika işler çıkarıyordu. Bournemouth’ta finale çıkmış ve o ay Hamburg’da şampiyonluk kazanmıştı.

Paris’e seri başı olarak geldi ve son iki senenin şampiyonu Chris Evert, Billie Jean King ve Navratilova gibi yüksek profilli oyuncuların yokluğunda nispeten avantajlı olduğu bir kurayla karşılaştı. Eğer yüksek profilli oyuncular olsaydı bir fark olur muydu? Barker, kariyeri boyunca bu oyunculara karşı aldığı galibiyetlere ve o zamanlar toprak kortun en formda oyuncusu olmasının önemine işaret ediyor.

Finaldeki rakibi, o yılın başında Avustralya Açık’ta finalde mağlup olan Çek oyuncu Renata Tomanova’ydı. Barker, onu Hamburg’daki finalde mağlup etmişti ve bu yüzden özgüvenle dolu olmalıydı. Bunun yerine, önceki akşam dağılmıştı.

“Ben her zaman gerçekten çok çalışırdım ve herkes bana ‘kötü antrenman yaparsan iyi oynarsın’ derdi; halbuki benim kariyerimdeki en büyük sorun buydu. Daima çok iyi antrenman yapardım ancak maçlarda antrenmanlardaki kadar performans gösteremiyordum.” diyor Barker.

“Gerçekten tuhaftı. Finalden önceki gün yakın arkadaşım Glynis Coles’la antrenman yapmaya gitmiştim ve berbat durumdaydım. Beni çok açık ve temiz bir şekilde mağlup etmişti, bu yüzden ‘Ne yapabilirim ki? Yarın âdeta hezimete uğracağım.’ diye düşünüyordum.

“Bu konuda gerçekten endişelenmiştim ve oldukça moralim bozulmuştu çünkü normal şartlarda antrenmanlarda kendime çok güvenirdim.”

Barker, 6-0’lık skorla ağır bir darbe aldığı ikinci setten önce kazandığı 6-2’lik sette kendisine karşı duyduğu şüpheleri bertaraf etmiş gözüküyordu.

O günlerde oyuncular, Barker için hayati derecede önemli olan karar setinden önce 10 dakikalık bir mola alabiliyorlardı. O gün farklı bir oyuncu için Roland Garros’ta olan milli antrenör Tony Mottram’la bir moral konuşması yaptı.

“Dışarı çıktım ve kendime çeki düzen vererek geri döndüm. Eğer koçumla konuşacak 10 dakikam olmasaydı panik yapar mıydım merak ediyorum.” diyor.

Tomanova maç puanında çift hata yaptığında Barker el sıkışmak içi fileye koştu. Çılgınca kutlamalar, oyuncunun box’una koşup herkesi öptüğü sahneler yoktu. O günlerde oyuncular kendi başlarınaydı.

Maç televizyonda yayınlanmamıştı ve bu yüzden Barker’ın ailesinin şampiyonluk seremonisi bitene kadar kızlarının kazanıp kazanmadığı konusunda en ufak bir fikirleri yoktu. Barker doğrudan turnuva bürosuna gittiğinde ‘İngiltere’ye telefon açabilir miyim?’ diye sordu.

Annesi ve babası, Barker’la kutlayabilmek için uzunca bir süre beklemek zorundaydılar.

“Birkaç kadeh şampanya içip uçağa bindiğimi ve Heathrow’a geri döndüğümü hatırlıyorum. Çok hastaydım. Anne ve babamı görmeye gidecektim ancak o kadar rezil durumdaydım ki havalimanı otellerinden birine gidip orada uyudum. Çünkü araba kullanamayacağımı düşünmüştüm, zil zurna sarhoştum.” diyor.

Otelin madalyayı kaybettiği yer olabileceğini düşünüyor. Yıllar sonra Barker, o gün orada olan bir Fransız’dan kendi fotoğrafını ve Birleşik Devletler’de onun galibiyetinin haberini kaydeden bir Amerikalıdan bir video kaset aldı. En azından şimdi o güne dair birkaç hatırası vardı.

O tarihten çok daha uzun bir süre sonra, 2019 şampiyonu Ashleigh Barty kupanın üzerindeki isimleri kontrol ederken Barker’ın uyruğunun yanlış yazıldığı ortaya çıktı. Şampiyonların isimlerinin kazındığı kupada onun Avustralyalı olduğu yazıyordu.

“Bence bu durum, zamanında Avustralya’da çok maç oynamamdan kaynaklandı. İnsanlar benim Avustralyalı olduğumu düşündüler. Toprak kortta oynayan çok fazla İngiliz oyuncu yoktu.” diyor Barker. “Ama bu beni gerçekten rahatsız etmiyor, kazandığımı biliyorum.”

Bu galibiyetle Barker’ın kariyeri görünüşe bakılırsa yükselişteydi ancak üzücü hayal kırıklıkları hemen kendini gösterecekti.

Barker, o yıl iyi formunu Wimbledon’da, kendi seyircisi önünde çeyrek finale çıkarak sürdürdü. 19 yaşındaki Martina Navratilova’yla karşılaşmıştı ancak Navratilova o turnuvada 18 Grand Slam şampiyonluğunun ilkini henüz kazanamayacaktı.

“Final setinde 3-1 önde olan taraftım ve onun servisinde 15-40’lık bir üstünlüğüm bulunuyordu. O sette ikinci kez servis kırabilmek için iki puan avantajım vardı ama batırmıştım ve oradan sonra maçı kaybettim. Koçum maçı televizyondan takip ediyordu ve telefonda âdeta çıldırmıştı.” diye anlatıyor Barker.

“Elime gelen fırsatı tepmiş gibi hissediyordum. Çok iyi bir yaz geçiriyordum ve bu bulunmaz bir fırsattı. Çok iyi oynuyor ve kendime çok güveniyordum ama birdenbire duraksamıştım. Bir sonraki sene yarı finalde aldığım mağlubiyet kadar içime dert olmuştu.”

Ah, o yarı final.

Kraliçe Elizabeth’in tahta çıkışının 25. yıl dönümünde, 1997’de Wimbledon elbette Virginia Wade’in kendi seyircisi önünde aldığı zaferle hatırlanıyor. Ama başka bir İngiliz de rahatlıkla şampiyon olabilirdi.

“Artık kortun yanında durduğumda ‘Vay canına, biz hiç böyle oynamıyorduk.’ diye düşünüyorum. Ahşap raketlerimiz ve yeşil parıltılı ayakkabılarımızla oynarken tamamen farklı bir oyundu bu.”

“Ama bugün çok farklı. Oyuncular ve basın arasında bir güvensizlik var. Eskiden biz hepsiyle iyi geçiniyorduk.”

Barker, 1970'lerde ve 80’lerde Evert-Navratilova hakimiyeti gibi büyük rekabetlerin yaşandığı bir dönemde oynamaktan gurur duyuyor ve kadınlar tenisinin en çok ihtiyaç duyduğu şeyin tam da bu olduğunu düşünüyor.

Yeni jenerasyonun gelişini gördükten sonra onların bunu başarabileceğini düşünüyor.

“Amerika Açık şampiyonu Bianca Andreescu, Coco Gauff, Avustralya Açık şampiyonu Sofia Kenin gibi oyuncuların olduğu genç jenerasyon bana bu işin erbabı olacakmış gibi geliyor. Uzunca bir süre bu oyunun zirvesinde kalacaklar gibi hissediyorum.” diyor.

"Gauff gelmiş geçmiş en büyük oyuncu olma yeteneğine sahip, Serena Williams'tan bile daha iyi daha iyi olabilir ve böyle bir şeyi telaffuz edeceğimi hiç düşünmezdim. Serena şu ana kadar tartışmasınız en iyisi ama Coco fiziksel ve zihinsel olarak tüm özelliklere sahip, komple bir oyuncu. Büyük bir yıldız olacak.”

“18 yaşına gelene kadar bir Grand Slam kazanmaya başlarsa gelecekte kaç tane kazanacağını kim bilebilir ki? Serena’nın ümitsizce Margaret Court’un 24 Slam’lik rekorunu yakalamaya çalıştığını görüyoruz. Coco bundan çok daha fazlasını yapabilir ve böyle bir şeyin olabileceğini asla düşünmezdim.”

Tabii ki tenisin herhangi bir şey olmadan önce ilk olarak koronavirüs arasından geri dönmeye ve devam etmeye ihtiyacı var. Barker, sezonun askıya alınmasının oyuncuların momentumuna veya rekabetçiliğine zarar vereceğini düşünmese de başka değişiklikler olabilir.

WTA, geçen hafta yaptığı açıklamada, turnuvalar tekrardan oynanmaya başladığında turnuvalarda olabilecek kişi sayısını azaltmak ve enfeksiyon riskini en aza indirmek oyuncuların yanlarında bir kişinin seyahat edebileceğini söyledi.

“Demek istediğim, hayal edebiliyor musunuz?” diyor Barker. “Kimi seçecekler? Koçu mu, masörü mü, yoksa hayat arkadaşını mı? Eğer bu bir kuralsa oyuncular için zorlu bir seçim olacak. Sizin için en önemli kişi kim?”

“Daha önce hiç duymadıkları bir durumla karşı karşıya kaldılar ama bu bizim tam da yaşadığımız şeydi.” diyerek kahkaha atıyor. “Benim yanımda hiç kimse yoktu!”

Ve bu gerçekten çok güzeldi.

*Yazının orijinal hâli için: https://www.bbc.com/sport/tennis/52798565

Tenis

Amerika Açık'a kimler katılıyor kimler katılmıyor?

YESTERDAY AT 12:42
Tenis

"Fransa Açık'ta olmayabilirim"

YESTERDAY AT 15:47
Related Topics
Tenis
Share this with
Copy
Share this article