Grand Slam Turnuvaları Daha Öngörülebilir Hale Mi Geliyor?

Roland-Garros’taki Alcaraz–Sinner finalinin ardından Grand Slam’lerde beş setlik maçların giderek azalması dikkat çekiyor. Son bir yılda turnuvaların ikinci haftasında yalnızca iki karşılaşma beş sete uzarken, Avustralya Açık 2026’da da son 16 turu maçlarının büyük bölümü üç sette tamamlandı. Bu tablo, sürprizlerin ve uzun mücadelelerin neden azaldığına dair tartışmaları beraberinde getiriyor.

Jannik Sinner et Carlos Alcaraz

Görsel kaynağı: Getty Images

Beş set, 5 saat 29 dakika ve turnuva tarihinin en unutulmaz finallerinden biri… Roland-Garros’ta Carlos Alcaraz ile Jannik Sinner arasında oynanan o epik mücadele, tenis tarihinin en büyük karşılaşmaları arasına girdi. Ancak bu zirve, ne 2025 sezonunda ne de 2026’nın başlangıcında devam edebildi. Oldukça çarpıcı bir istatistik, bu düşüşü net biçimde ortaya koyuyor.
Son bir yıl içinde, Grand Slam turnuvalarının ikinci haftasında beş sete uzayan yalnızca iki maç oynandı. Bunlardan ilki Alcaraz–Sinner Roland-Garros finali, diğeri ise Wimbledon’da Cameron Norrie ile Nicolas Jarry arasında oynanan ve beş sete giden son 16 turu karşılaşması oldu. Bunun dışında, ikinci hafta maçlarının tamamı daha kısa sürede sona erdi.
Bu tablo, Açık Dönem’in (1968) başlangıcından bu yana bir ilk anlamına geliyor. X hesabı "Jeu, Set Et Maths"ın verilerine göre, Grand Slam’lerin ikinci haftasında bu kadar az beş setlik maçın oynandığı başka bir dönem yaşanmadı. Önceki en düşük seviye, 1986’da kaydedilmiş ve o yıl ikinci haftalarda altı maç beş sete uzanmıştı. 2026 sezonu da aynı çizgide başladı: Oynanan 68 maçın yalnızca ikisi beş set sürdü. Melbourne’de ise bu yıl son 16 turundaki sekiz maçın yedisi üç sette tamamlandı.
Elbette tenis yalnızca set sayısından ibaret değil. Ancak beş setlik maçların sunduğu epik atmosfer, oyunun heyecanını belirleyen temel unsurlardan biri. Salı günü Avustralya Açık’ta Carlos Alcaraz ile Alex de Minaur arasında oynanan maç da bu eğilimi bir kez daha gözler önüne serdi. Kariyerinin en iyi dönemlerinden birini yaşayan De Minaur, ilk sette direnç gösterse de mücadele sonunda üç sette elendi. Son iki set ise neredeyse tek taraflı geçti.
Maç sonrası konuşan De Minaur, yaşadığı çaresizliği, "Ne yapabilirim ki? Çok yüksek bir seviyede oynuyorum. Ama Carlos gibi bir oyuncuya karşı doğru çözümleri bulmak gerçekten çok zor." sözleriyle ifade etti.
Bu tabloya eşlik eden bir başka eğilim ise elit seviyedeki daralma. Erkeklerde ve kadınlarda zirve giderek daha belirgin hâle geliyor. Roland-Garros’ta 41 yıl sonra ilk kez, her iki tabloda da dünya sıralamasının 1 ve 2 numaraları finalde karşılaştı. Avustralya Açık’ta ise Açık Dönem tarihinde ilk kez, hem kadınlar hem erkeklerde ilk altı seribaşı çeyrek finale yükseldi. Daha az sürpriz, daha az beklenmedik sonuç ve daha az maraton maç…
Tenis yorumcusu Camille Pin, bu durumu şöyle değerlendiriyor: "Her şey giderek daha pürüzsüz hâle geliyor. Zeminler birbirine çok benziyor. Hava çok sıcak olduğunda çatı kapatılıyor. Oyuncular zorlandıklarında kenardan anında çözüm alabiliyor. Bu, mantığı ve düzeni koruyor ama sürprizleri de azaltıyor."
Pin’e göre elektronik hakem sistemi de bu sürecin bir parçası: "Eskiden bir oyuncu bir hakem kararına sinirlenip bir set kaybedebilirdi. Şimdi buna yer yok. Top ya içeride ya dışarıda. Bu profesyonelliği artırıyor ama oyuncuları daha az ‘insani’ hâle getiriyor."
Bu durum yalnızca alt sıralardaki oyuncularla üst düzey isimler arasındaki farkı değil, Alcaraz ve Sinner ile onları takip edenler arasındaki mesafeyi de büyütüyor. Zaman zaman sürprizler yaşansa da (Zverev’in Wimbledon’da Rinderknech’e, Fritz’in Roland-Garros’ta ilk turda elenmesi gibi), genel tablo değişmiyor. Son Roland-Garros’tan bu yana, final eşleşmeleri ve yarı finalistlerin büyük bölümü neredeyse önceden tahmin edilebiliyor.
Camille Pin’e göre asıl sorun da burada: "Eskiden Murray, Del Potro, Tsonga gibi isimler Big Three’i beş setlik savaşlara zorluyordu. Şimdi Sinner ve Alcaraz çok daha baskın. Avustralya Açık’ta endişe verici olan şu: Tüm seribaşları turnuvada ama buna rağmen heyecan veren maç yok. Aradaki fark fazla. Shelton ya da De Minaur gibi isimler bile bu seviyede karşılık veremiyor."
De Minaur’un Alcaraz karşısında yaşadığı net mağlubiyet bunun son örneği oldu. Ben Shelton ise çarşamba günü Jannik Sinner karşısında sahaya çıkacak. Artık beklenti sürpriz değil, adeta bir mucize.
Uygulamada 3M+ kullanıcı'a katılın
En son haberler, sonuçlar ve canlı spor yayınları ile güncel kalın
İndir
Bu yazıyı paylaş
Reklam
Reklam