Sporda ırkçılık ve etnik köken üzerinden saha içinde ve dışında oyunun başaktörlerine yapılan tacizler devam ediyor. Teknoloji ve bilim büyük bir hızla ilerlerken, aynı ivmeyi ahlaki değerlerin gelişmesinde görmek maalesef pek mümkün değil. Henüz birkaç gün evvel, dünyanın en göz önündeki spor organizasyonlarının biri olan Şampiyonlar Ligi’nde, PSG-Başakşehir maçında dördüncü hakemin Başakşehirli Pierre Webo’ya karşı kullandığı ayrıştırıcı/aşağılayıcı dil kamuoyunda çok büyük tepki topladı. Elbette günümüzde ırkçılığa karşı oluşan toplumsal farkındalık, geçmişin çok çok önünde. Yine de geçen hafta yaşanan tarzdaki olayların ardından, “21. yüzyıla geldik, hala mı?” cümlesi birçoğumuzun dudaklarından dökülüyor. Şaşkınlık, hayal kırıklığı, umutsuzluk ve de bu öfkeli, nefret dolu dile karşı büyüyen başka bir öfke…

Öte yandan bugün bu ayrımcılığa maruz kalan mağdurların içinde bulunduğu organizasyonlarda ya da yaşananların ardından şiddetli tepki gösteren grupların bizzat içinde, daha evvel aynı suçlardan sabıkalı olan kişilerin olduğunu da hepimiz biliyoruz. Irkçılığı sadece ten rengi ayrımından daha fazlası olarak göremeyen sığ bakış açının ürünleri de diyebiliriz başka bir deyişle. Dolayısıyla ahlaki gelişim zaman ekseninde pozitif bir korelasyon göstermiyor, gösteremiyor. Yoksa yıllar evvel Elgin Baylor’ın, Althea Gibson’ın, Tommie Smith’in, John Carlos’un Jesse Owens’ın ve daha yakın zamanda Colin Kaepernick’in mücadeleleri şimdiye kadar sorunun toptan çözümünü sağlardı.

Tenis
Thiem'in Melbourne'deki gayesi şampiyonluk
BIR SAAT SONRA

Yukarıdaki sporculardan kimileri, sonraları ırkçılığa karşı mücadelenin simgeleri olacak tepkilerle, kimileri de kazandıkları başarılarla anılıyor. Bazıları ise öyle zor zamanlarda seslerini yükseltmişlerdi ki, söyledikleriyle ve cesaretleriyle hiçbir zaman unutulmayacaklar. Bugün o unutulmayanlardan birinin ölüm yıl dönümü. 70 sene evvel ırkçılığa karşı en önemli çıkışlardan birini yapan bir “beyaz” sporcunun ve aynı zamanda kazandığı başarılarla bir tenis efsanesi haline gelen bir yıldızın ölüm yıl dönümü.

30 yıl önce bugün Alice Marble 77 yaşındayken hayatını kaybetti. Ardında onlarca unutulmaz başarı, spordaki ayrımcılığa karşı tarihe düştüğü not ve belki de o not sayesinde tenis dünyasına kazandırdığı kendisi gibi başka bir efsane sporcu bırakarak…

Irkçılığa ilk başkaldırı

Tenis dünyasında ırk engelini aşan ilk sporcu Amerikalı tenisçi Althea Gibson olarak bilinir. Amerika Açık Tenis Turnuvası’nı kazanan ilk siyahi tenisçi olan Gibson’ın heykeli meşhur Arthur Ashe Tenis Stadyumu’nun hemen önüne dikilmiştir. O heykelin yanı başında ise ona ait olan “Umarım tenisi ve ülkemi şereflendirmeyi başarmışımdır” cümlesi yazar ki yaşadığı dönemde bunu fazlasıyla yapmıştı başarılı tenisçi. Gibson’ın bir tenis efsanesi haline dönüşmesinde ise Alice Marble’ın hayati bir rolü vardı. Kadınların katkıları genellikle tarihe, spor kitaplarına ve medyaya tam olarak yansıtılmaz. Ancak 1 Temmuz 1950’de “beyaz” bir kadın tenisçi olan Marble’ın American Tennis Magazine dergisine yazdığı tarihi makale, Althea Gibson’ın hikayesinin ayrılmaz bir parçası olduğu gibi spordaki ayrımcılık uygulamalarını halka açık bir şekilde ele alan ve adeta herkese meydan okuyan ilk çıkış olmuştu. Peki o makalede Marble ne diyordu?

“Eğer tenis hem kadınlar hem de erkeklerin içinde olduğu bir oyunsa biraz daha nazik insanlar gibi davranmamızın ve ikiyüzlülüğümüzü bir kenara bırakmamızın zamanı geldi. Althea Gibson, mevcut kadın oyuncular için bir meydan okumayı temsil ediyorsa, adil olan onların bu zorluğun üstesinden gelmeleridir. Bu da ancak Althea’nın turnuvada yer almasıyla mümkün…”

https://i.eurosport.com/2020/12/13/2954434.jpg

Bu mektup sayesinde, o yıla kadar ten rengi sebebiyle hiçbir büyük turnuvaya kabul edilmeyen Gibson, Amerika Açık’ta (o zamanki ismiyle Amerika Ulusal Tenis Şampiyonası) yer alan ilk siyahi sporcu olmuştu. Ardından da ilk şampiyon… Ardından 1957 yılında Wimbledon’daki ilk siyahi kadın şampiyon… Son olarak da Amerika’da yılın atleti… Tüm bu başarıların ateşini yakan ise Marble'ın cesur ve inatçı yazısı olduğu kadar, onun kazandığı 18 Grand Slam birinciliği ile tenis dünyasındaki saygın yeri olmuştu. Tenis dünyasındaki ırkçı ve ayrımcı bakış açısına karşı gelmişti efsanevi sporcu ve spor için bir devrim sayılabilecek bir kararın alınmasında öncü olmuştu. 30 yıl önce bu dünyadan göçüp giderken ardında bıraktığı nice başarılardan ve kupalardan daha fazlası, Gibson’ı ve belki bir çok siyahi sporcunun kariyerlerine devam etmesini sağlayan o makale olmuştu.

Teniste gücün simgesi

Alice Marble’ın hayatında bir de madalyonun öteki yüzü mevcut. Amerika Açık tekler şampiyonluğunu dört kez, Wimbledon'u 1939'da bir kez kazanan tenisçi, 1936-1940 yılları arasında dünyada bir numaraya çıkmıştı. 1939 ve 1940'ta o zamanın en prestijli ödüllerinden birini iki defa kazanarak AP tarafından yılın kadın sporcusu seçilmişti. 1939'da Wimbledon ve ABD Açık tekler, çiftler ve karışık çiftler şampiyonluklarını kazanarak ulaşılması zor bir rekorun da sahibi olmuştu. Bu göz kamaştırıcı başarıların ardında ise sıra dışı bir karakterin son derece dramatik bir hayat hikayesi yer alıyor.

Marble’ın spora karşı olan yeteneği ve ilgisi çok küçük yaşlarda ortaya çıkıyor. Doğduğu yer olan California’nın Plumas County kasabasında birçok spor dalı ile ilgilenirken beyzbolda ön plana çıkıyor ancak erkek kardeşi tarafından daha “kadınsı” bir spor olduğu için tenise yönlendiriliyor.

Kardeşinin yeteri kadar güçlü görmediği Marble, tenis dünyasında gücüyle oynayarak nice başarılar kazanan ilk kadın sporcu oldu ilerleyen yıllarda. Ne kadar ironik değil mi!

O, sadece kazandıkları ile değil, stiliyle de teniste bir devrim yaratmıştı. Öyle ki Wimbledon Tenis Müzesi’ne ait “Şampiyonların Cep Tarihi” isimli kitapta onun hakkında şu cümle yazar: “Kadın tenisi Alice Marble öncesi ve sonrası olmak üzere iki döneme ayrılır.”

Marble’ın hayat hikayesine göz atınca bu ifadenin ne kadar doğru olduğunu anlıyoruz. Marble sonrası dönem, teniste gücün ön plana çıktığı dönem olmuştu. Amerikalı tenisçinin atletizmi, durdurulamaz servisleri, oldukça güçlü servis-vole oyunu, modern olduğu kadar da agresif oyunu tenis izleyicileri için bambaşka bir döneme şahit olmaları anlamına gelmişti.

Tenisçinin emeklilik sonrası açtığı kariyerinin yeni sayfasında bambaşka bir hikaye de yer alıyordu. Vakti zamanında daha az güç istediği için bir “kadın” sporu olarak görülen tenise yönlendirilen Marble, kariyeri boyunca gücüyle öyle bir iz bırakmıştı ki, William Moulton Marston’ın yaratıcısı olduğu, güçlü ve cesur kadın karakterin karikatürleştirildiği Wonder Woman dergisinin editörü olacaktı. Derginin reklamını yapmak için yoğun uğraşlar veren Marble, Amerikalı kadınlara derginin ücretsiz kopyalarını göndermişti. İlerleyen sayılarda ise Florence Nightingale, Madame Curie ve Helen Keller gibi gerçek hayatta tarih yazmış önemli kadın figürlere yer verme fikri de eski tenisçi, yeni editörden çıkmıştı. Wonder Woman’da çalıştığı süre boyunca, Marble kadın bir süper kahraman yaratmasıyla genç kadınlar için de bir ilham kaynağı haline dönüşmüştü adeta.

https://i.eurosport.com/2020/12/13/2954438.png

Öncü

Sporun ötesindeki bu sıra dışı hayatın, kortlara tek yansıması güç değildi. Marble aynı zamanda bir nevi kıyafet devrimini başlatan sporcuydu. 1932’de geleneksel tenis kıyafeti olan uzun etek yerine kısa beyaz şort giyerek kortlara çıkmaya başlayan tensiçi, aldığı tüm tepkilere rağmen bu tarzından asla taviz vermedi. Hatta ilerleyen yıllarda "Tenis Kortlarının Garbosu" ve "Zamanının sarışın bombası" gibi lakaplarla anıldı ve dönemin ünlü İngiliz yazarlarından olan Charles Graves tarafından şöyle anlatıldı:

"Bayan Marble sahadan yeni çıktığında bile güzel görünüyor. Bunu çok az kadın yapabilir. Sahada onun ne kadar güzel gözüktüğünü fark ediyorsunuz. Ödüllü bir dövüşçü gibi yürüyor adeta."

Atletizmi ve gücüyle tenisini tamamlayan bir sporcunun estetik tarafının da bu kadar öne çıkması, Marble’ın sadece fiziksel özellikleriyle değil çağının ötesinde bir bakış açısına sahip olmasıyla da açıklanabilir olsa gerek.

Tenis dünyasının bu harika kadınının özel hayatı ise çalkantılarla ve drama ile doluydu. 1942 yılında Joe Crawley isminde bir pilotla evlenen Marble, kocasını İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanlar ile olan bir çatışma esnasında kaybetti. Bu olaydan günler önce ise, trafik kazası geçiren Marble o esnada ilk çocuğuna hamileydi ve maalesef kaza sonucunda bebeğini de henüz doğmadan kaybetmişti. İki ağır duygusal travmayı kaldıramayan tenisçi, o sıralarda kullandığı depresyon haplarıyla intihara kalkışmış ancak arkadaşları tarafından son anda kurtarılmıştı. Ancak onun tenis sonrası filmlere benzeyen bu hayatının son perdesinde yaşananlar, muhtemelen Marble’ın kurguya benzer bu sıra dışı yaşam öyküsünün de en garip tarafını oluşturuyordu.

1945 yılında Amerikan Ordusunun İstihbarat Birimi, Marble’dan daha evvel ilişkisi olduğu ve o yıllarda Nazilere çalışan İsviçreli bir bankacıya casusluk yapmasını istedi. Sonraki yıllarda hayatının bu dönemini şöyle tanımlayacaktı: “Başarılı olma şansı çok az olan bir görev için tenisi gizli bir araç olarak kullanmayı kabul ettiğimde, hayatımda kaybedecek bir şeyim kalmadığını hissettim. O zamanlar yaşamayı umursamıyordum."

Marble’ın casusluk denemesi az daha hayatına mal oluyordu. Bankacının evinin bodrum katında gizli belgeleri fotoğraflarken, Nazi subayları tarafından yakalandı. Her nasılsa onların elinden kurtulmayı başaran Amerikalı tenisçi, uzun bir kovalamacanın ardından sırtından vuruldu. Bu hikayenin detayları hakkında hiçbir kaynakta bahsedilmedi. Bu bilgi de onun ölümünün ardından yayımlanan Courting Danger isimli ikinci otobiyografisinde geçiyor. İnanılması güç bir hikaye olsa da Marble’ın hayatını ve kararlılığını düşündüğümüzde, bir yanıyla da olası bir hikaye gibi gözüküyor.

https://i.eurosport.com/2020/12/13/2954437.png

Alice Marble’ın hayatı kazandığı başarılarla ve tenis sonrası yaşadığı gizemli hikayelerle oldukça ilgi çekici. Ancak onu bugün farklı bir yere koyan şey ise, siyahi bir tenisçinin sporun içinde yer almasını sağlayan tavrıydı. Marble korttaki gücünü, kortların dışında da kullanacak kadar öncü birisiydi. Althea Gibson’a tenis dünyasının kapılarını açan o makalenin bugün halen spordaki ırkçılıkla mücadelede çok önemli bir yeri var. Onun spora katkısı hiçbir zaman unutulmayacak…

Yazar: Emrah Gölbaşı

Tenis
Iga Swiatek, beklentilere cevap vermeye hazır
BIR GÜN ÖNCE
Tenis
Rafael Nadal'dan karantina koşulları yorumu
DÜN - 09:02