Depresyonda olmak yorucu.

Bu akıl sağlığıyla alakalı en acımasız ironilerden biri. Siz karanlığın içindeyken çevrenizdeki herkes, bütün arkadaşlarınız ve aileniz, sizi sevdiğiniz şeyi yaparken ve mutlu olurken görmek istiyorlar. Ve elbette istedikleri şeylerden biri de “eski” sizi görmek.

Basketbol
Euroleague: Haftanın bilançosu #3
DÜN - 14:08

Bazen tüm dünya size bakıp "Hadi adamım, üstesinden gel. Böyle düşünme. Sadece devam et." diyormuş gibi geliyor.

Ancak sizin dışınızdaki insanların anlamadığı şey, var olabilmeniz için tüm gücünüzü ve iradenizi kullanmanız gerektiği. Sadece yola devam edebilmeniz için. Depresyonla, anksiyeteyle, herhangi bir ruh sağlığı rahatsızlığıyla mücadele edebilmeniz için. İşte bunların hepsi inanılmaz derecede yorucu.

Bu dünyada işini ve sevdiklerini kaybeden ya da 2020'de insan olmanın eşi görülmemiş kaygılarıyla uğraşan milyonlarca insanı düşündüğümde, bu son zamanlarda sıkça aklıma gelmişti.

Şu anda birçok insanın acı çektiğini biliyorum. Onlardan bir farkım yok. Hâlâ zor bir durumun içindeyim. Son iki buçuk yıldır kendi başıma yapmaya çalıştığım onca işten sonra bile, bazı günler çok acımasız.

Ne olduğunu açıkça dile getirelim. Bazı günler kesinlikle çok b*ktan. Değil mi?

Bunu dile getirebilmek iyi hissettiriyor.

En iyi durumda bile beni ben yapan özelliklerim zaman zaman berbat durumda oluyor. Ben çocukluğumdan beri böyle gerginim. Sabah uyandığım andan itibaren midemde devamlı, düşük seviyeli tehditkâr bir şey varmış gibi geliyor. Sanki arka planda vızıldayan bir beyaz gürültü var ve “Her an kötü bir şey olabilir” diyormuş gibi. Bu korku duygusu, genellikle haberlerde veya sosyal medyada gördüğüm herhangi bir şeyden sonra gücünü arttırır ve artık bir noktada beni bir sarmalın içine gönderirdi.

Benim kaçış yolum daima basketboldu. Ama bunun bir klişe hâline gelmesini istemiyorum. Parka gidip topu yerden yuvarlayacağım ve hayatımdaki her şey yoluna girecek demek istemiyorum. Tamamen farklı bir şey bahsettiğim.

Şimdiye kadar duyduğum en iyi yol, Robin Williams'ın ölümünden sonra yapılan HBO belgeselindeydi. İçinizdeki kötülüklerle savaşabilmenin tek yolunun sabah kalkıp tüm enerjiniz bitene kadar bisiklete binmek olduğundan bahsediyordu. Daha sonra, geceleri sahneye çıkar, iki saatlik bir stand-up yapar ve kendisin tamamıyla işine verirmiş. Zihinsel ve fiziksel olarak tamamen sıkılana kadar her zerresiyle bunu yaparmış.

Aklınızdan geçenleri durdurabilmeniz için herhangi bir şey. Çünkü aklınızdan geçenler rahatsız edici olabiliyor.

Bu beni çok etkiledi. Çocukluğumdan beri, zihnimi uyuşturma umuduyla sık sık kendime cehennem azabı çektirirdim. Bunu bir çeşit acı çekmem gerekiyor gibi düşünürdüm. Kendimi tükenme noktasına kadar yıpratırsam zihinsel olarak da boş olurdum. Çamaşırın suyunu sıkar gibi kendimi sıkmak zorundaymışım gibi hissediyordum ve böylece günün sonunda bembeyaz bir kâğıt gibi oluyordum.

https://imgresizer.eurosport.com/unsafe/0x0/filters:format(jpeg):focal(1354x545:1356x543)/origin-imgresizer.eurosport.com/2020/05/09/2816573.jpg

Akıl sağlığı sorunları yaşayan herkesin kendine mahsus bir hikâyesi var ama benim içinse bu durum - ki bence bu pek çok insan için de geçerli - kişiliğimin hakikaten sağlıksız bir şekilde tek bir şeye bağlı olmasıydı. NBA'e gitmeden önce, hatta üniversitedeyken kendime verdiğim değer, performansımla bağlantılıydı. Yaptığım şey benim kim olduğumdu. Bana kalırsa aşçı, avukat, hemşire veya mesleği her ne olursa olsun pek çok insan bununla ilişki kurabilir. Sadece basketbol oynuyordum.

Sahada iyi bir performans sergileyemediğimde bir kişi olarak başarılı olduğumu hissedemiyordum.

Kendi vücudumda nasıl rahat olacağımı gerçekten bilmiyordum. Bir odaya girerken asla pişmanlık duymadan sadece Kevin olamıyordum. O anda asla hayatta olamazdım. Her zaman bir sonrakini düşünüyordum. Bir sonraki şey, bir sonraki maç. Depresyondan kurtulmaya çalışıyormuşum gibiydi. Ve sanırım basketbol benim için birer koltuk değneği gibiydi ve onlar elimden kayıp giderken hayatımın en karanlık anlarından bazılarının yaşanması şaşırtıcı değil.

Bundan bahsetmek hâlâ çok zor ama şu anda bir şeyler yaşamakta olan insanlarda bunun yankı uyandırabileceğini hissediyorum. Bu kriz sırasında işini ve amaç sahibi olma duygusunu kaybeden insanlar. İnsanlar… Bilmiyorum… Belki sadece bunu duymaya ihtiyaçları vardır.

2018’de Atlanta’da geçirdiğim endişe nöbeti herkesin malumu. Zamanla bu konu hakkında konuşmak çok daha kolay hâle geldi. Özellikle aldığım çok büyük destek sayesinde. Bir bakıma, sadece bu tek olayla bilinir hâle gelmem neredeyse ironik. Çünkü Tanrı’ya şükür ki bu, herkesin gözü önünde yaşadığım, beni elden ayaktan düşüren ilk ve tek panik ataktı. Ama o an, her ne kadar korkunç olsa da, birçok yönden buzdağının sadece görünen kısmıydı. Yıllardır süren birçok sorunu içimde bastırmanın zirve noktasıydı. Depresyonla çok daha karmaşık ve çözümü çok zor bir mücadele gerektiren ruh sağlığı sorunlarımın diğer kısmı hakkında hiçbir zaman tam anlamıyla konuşmamıştım.

Herkesin malumu o panik ataktan beş yıl önce muhtemelen hayatımın en karanlık dönemini geçiriyordum. O sezon Timberwolves’la sadece 18 maçta forma giymiştim, üstüne üstlük sağ elimi iki kez kırmıştım ve tüm bu… Sanırım buna bir cephe veya benim inşa ettiğim bir karakter diyorsunuz. Her şey parçalanmaya başlamıştı. Bir alçının içinde gibiydim. Kişiliğim gitmişti. Duygusal olarak çıkış yolum tıkanmıştı. Elimde kalan yegâne şey kendim ve aklımdı. O zamanlar yalnız yaşıyordum ve sosyal kaygılarım o kadar kötü durumdaydı ki dairemden dışarı adım atmıyordum. Aslında yatak odamdan nadiren çıkardım. Günün çok büyük bir bölümünde evimin perdeleri, ışıkları ve televizyon kapalı olurdu. Hiçlik. Tek başıma ıssız bir adada gibi hissediyordum ve bunlar hep gece yarısında olurdu.

Sadece… Karanlık. Karanlık ve düşüncelerinle olan bir yalnızlık hissi. Allah’ın her günü bu böyleydi.

Ve çoğu insana kıyasla ne kadar şanslı olduğumu biliyorum, bunu açıkça belirtmek isterim. O zamanlar biliyordum ve şimdi de biliyorum.

Faturalarım, çocuklarım veya benzeri şeyler için endişelenmek zorunda değildim. Ama bunların hiçbiri önemli değildi. Belirgin bir amaca sahip olma duygum tamamıyla yaptığım işe bağlıydı ve bununla birlikte yanlış giden her küçük şey, ne kadar küçük olursa olsun, birleşmeye ve bir yığın hâline gelmeye başlamıştı.

Bu durumun dışında kalan insanların tam olarak anlamadığı şey bu işte. Bir sarmal başlatabilmeniz için büyük bir şeyin olması gerekmez. Dünyadaki en küçük şeyle de olabilir. Çünkü depresyonda olduğunuzda içinde bulunduğunuz koşullarla orantısız bir şekilde her an dağılabilirsiniz.

İşte o zaman sadece… Utanç.

https://imgresizer.eurosport.com/unsafe/0x0/filters:format(jpeg):focal(1120x385:1122x383)/origin-imgresizer.eurosport.com/2017/02/14/2025041.jpg

O yıl depresyonla âdeta felçli olduğum bir noktaya gelmiştim. Ve tabii ki zayıflığımı kimseye göstermeyecektim, değil mi? Evimde saklanıyordum ve kimse acı çektiğimi görmüyordu. Evimden ayrılacağım tek zaman antrenmanlar içindi. Çünkü dünyaya değer kattığımı hissettiğim tek yer burasıydı. Çevremdekilere karşı cesur bir yüz göstermeye çalışırdım.

Sahte, içini göstermeyip bir cephe hâline gelen yüzlere ayak uydurmak zordur.

Gelecek anlamsız gelmeye başlamıştı. Ve umudunuzu yitirdiğiniz noktaya geldiğinizde düşünebileceğiniz tek şey "Bu acıyı nasıl dindirebilirim?" oluyor.

Bundan daha fazlasını söylemem gerektiğini düşünmüyorum.

En yakın arkadaşlarımdan birkaçı olmasaydı, bugün burada hikâyemi anlatır mıydım bilmiyorum. Ve hayatımdaki insanların %99,9'u, bunun benim için ne kadar kötü olduğunu muhtemelen bilmiyor. Bunu duymak onlar için ne kadar zor olsa da şu anda benzer bir durumda olabilecek insanlar için bunu göğsümden çıkarıp atmam gerektiğini hissediyorum.

O karanlık odada otururken her şeyin nasıl daha iyi duruma geleceğini göremiyordum. Ve şu anda bunu okuyan biri varsa - tek bir kişi bile - aynı karanlık odada oturan, aynı düşüncelere sahip biri…

Sana söyleyebileceğim tek şey:

Biriyle konuş.

Sadece biriyle konuşmanın ve yaşadıklarına dair gerçekleri söylemenin nasıl bir özgürlük hissi verdiğine şaşıracaksın.

Ve dinle. Sana akıl sağlığını korumanın peri masalı yollarını satmaya çalışmıyorum. Yıllarım gitti. Neye ihtiyacım olduğunu anlamam gerçekten tam 29 yılımı aldı.

Meditasyona ihtiyacım vardı. Ve aynı zamanda terapiye.

Hâlâ bunlara ihtiyaç duyuyorum ve muhtemelen hep duyacağım.

Hâlâ sosyal medyaya baktığım veya haberleri gördüğüm günlerim oluyor ve bunlar endişemi tetikliyor. Ama bazen neredeyse hiçbir şey bana etki etmiyor. Basit derecede bir olumsuzluk, aşırı genelleştirme sarmalını başlatmak için yeterli olabiliyor.

Bu sabah kahvem çok mu kötü? O zaman ben de çok kötü olmalıyım. Ben korkunç bir insanım.

Yataktan kalkmak istemediğim günler oluyor. Bu bir gerçek. Bunu yazma sebebim de bu zaten.

Bazen bana verilen inanılmaz destek ve NBA oyuncusu olarak elimde bulunan platformum nedeniyle insanlar beni bir çeşit “Hazır Ürün” olarak görüyor. Ya da ruh sağlığı konusunda bir çeşit başarı hikâyesi gibi. Gerçek bir kişiyi değil, düzenlenmiş ve şekle sokulmuş Kevin Love’ı görüyorlar.

İşin doğrusu, gerçek kişi her Allah’ın günü hâlâ derine işlemiş bu durumla uğraşıyor. Gerçek kişi hâlâ öfkesini ve endişesini nasıl kontrol edeceğini öğrenmeye çalışıyor. Ve bu arada o gerçek kişi, bugün ligde herkes için bu yolu aydınlatan DeMar DeRozan'ın cesareti olmasaydı, hikâyesini ilk etapta anlatamazdı.

O gerçek kişinin hikâyesi, Cleveland şampiyon unvanını aldığında bitmedi. Ve bir anda her şey iyi duruma gelmedi. Kapanış jeneriğini izlemedik. Böyle bir şey yok.

Hayır. Gerçek şu ki, hayatımda elde ettiğim en büyük neşe ve huzur duygusunun basketbolla hiçbir ilgisi yok. Mutlak surette para, şöhret veya başarıyla uzaktan yakından hiçbir ilgisi yok bunun.

Depresyondan böyle çıkamazsın.

Hayır. Cleveland şehri için NBA şampiyonluğunu kazanmak her ne kadar güzel gözükse de benim için mutlu son değildi. Bu benim işimdi. Bu, şu an içinde bulunduğum durumda kim olduğumdan ve kendime duyduğum saygıdan farklı bir şey. Hayatımın en güzel günlerinden biri, sorunlarım üzerine bir terapistle konuşmaya başladıktan sonrasıydı. İlk kez öyle bir odaya girmiştim ve o odadaki kesinlikle gerçek Kevin’dı. İçinde bulunduğum vücutta kendimi rahat hissediyordum ve Kevin olma konusunda gayet iyiydim. Bir sonraki şeyi düşünmüyordum. Tam o ândaydım, capcanlı. Ve size deneyimlerime dayanarak yıllarca yaşayabileceğinizi söyleyebilirim. Ama bir seferde 30 saniyeliğine tam olarak capcanlı orada olamazsınız.

https://imgresizer.eurosport.com/unsafe/0x0/filters:format(jpeg):focal(1493x392:1495x390)/origin-imgresizer.eurosport.com/2018/04/06/2307580.jpg

2012’de psikolojik olarak en düşük seviyede hissettiğim dönemde bana gelip bir odaya gireceksin ve kendini huzurlu hissedeceksin deseydiniz size asla inanmazdım. All-Star ve All-NBA olduğum, aynı zamanda Londra’daki olimpiyat oyunlarından altın madalyayla döndüğüm bir sezondu. Ama beni tüketmek üzere bekleyen karanlığın, bilinmezliğin, o belirsizlik duygusunun farkında değildim.

Bak, sana mutlu bir son satmaya çalışmıyorum. Yapabileceğim tek şey, hayatımın gerçekten karanlık bir dönemi hakkında elimden geldiğince dürüst olmak.

İşte buradayım.

2018'deki endişe nöbeti geçirdiğim esnada masaj odasının zemininde yatarken… Muhtemelen hayatımın en korkunç ânıydı. Nefes nefese kalmıştım ve kalbim ağzımda atıyordu. Ölümün gerçekten mümkün olduğunu düşünmüştüm. Masörümüz Steve Spiro’nun “Kevin, neye ihtiyacın var? Neye? Kevin!” dediği ânı asla unutmayacağım.

Neye ihtiyacın var?

Soru bu aslında, değil mi?

Hepsi bu.

29 yıl boyunca bunu anlamaya çalışmıştım.

Neye ihtiyacın var?

Sanırım ihtiyacım olan tek şey biriyle konuşmaktı.

Benim için ihtiyacım olan şey yalnız olmadığımı bilmekti.

Şu anda mücadele ediyorsan bunun kolay olacağını söyleyemem.

Ama daha iyi olacağını söyleyebilirim.

Ve sana bunu da söyleyebilirim: Kesinlikle yalnız değilsin.

Basketbol
Yol
17/10/2020 - 21:11
Basketbol
Dönüm noktası
13/10/2020 - 22:33