Haftanın oyuncusu: Walter Tavares
Haftanın takımı: Alba Berlin
Haftanın koçu: Georgios Vovoras
Basketbol
En yüksek maaş Popovich'in
18/11/2021 - 13:04
Haftanın hayal kırıklığı: Anadolu Efes
Asvel-Panathinaikos
Ligin üçüncü haftasında oynanması gereken maç, Fransız ekibindeki koronavirüs vakaları sebebiyle ileri bir tarihe ertelenmişti. Geçtiğimiz hafta Barcelona karşısında alınan galibiyetin ardından kendi evinde Panathinaikos’u da mağlup edip hava yakalamak isteyen Asvel, maça top kayıplarıyla başladı. Ancak üç sayı çizgisinin gerisinden yakaladıkları ritim, onları ilk çeyrekte öne taşıdı. Beş top kaybı yapmasına rağmen skorda önde kalmayı başaran Asvel, ikinci çeyrekte de savunmadan ziyade hücumuyla ve üç sayı çizgisinin gerisinden yakaladığı ritimle Pao’yu raydan çıkarttı. Maç içinde düşüş yaşayan koç Vovoras’ın ekibi, top kayıplarını sınırlayıp hücumda daha fazla şut deneyen taraf olmasına rağmen işin savunma kısmında topun üstündeki baskıyı arttıramayınca ikinci çeyrek Asvel kısaları için güle oynaya geçti. İkinci yarıda da üç sayı çizgisinin gerisinden boş üçlükler bulmaya devam eden Asvel, David Lighty’nin de hücumda aktör olmasıyla farkı açtı ve Panathinaikos karşısında rahat bir galibiyet aldı. Üç sayı çizgisinin gerisinden 17/24’yle oynayan TJ Parker’ın takımı, kulüp rekorunu kırdığı akşamda galibiyet sayısını üçe çıkardı.
Olimpia Milano-Alba Berlin
Altıncı haftada oynanması gereken Olimpia Milano-Alba Berlin mücadelesi, Alba’daki koronavirüs vakaları sonrasında ileri bir tarihe ertelenmişti. Geçen hafta Maccabi deplasmanında aldığı galibiyet sonrası kendi oyununu yavaş yavaş bulmaya başlayan Olimpia Milano, maça Kevin Punter’ın üçlükleriyle başladı. Punter’ın kendi şutunu yaratabilmesi ve Jeff Brooks, Zach LeDay gibi uzunlarının üçlük çizgisinin gerisinde pozisyon alabilmesini fırsata çeviren ev sahibi ekip, ilk çeyreği 19-13 önde geçti. Brooks ve LeDay’ın açtığı kanallardan penetre edip pozisyon opsiyonları yaratan Milano, ikinci çeyrekte de oyun anlamında fark yaratan taraf oldu. Alba Berlin’in tam sahada koşmasına ve tempo yapmasına müsaade etmeyen ev sahibi ekip, yarı sahada da topa yaptığı baskıyı arttırıp, teması arttırınca Aito Garcia Reneses’in ekibi ikinci çeyrekte yalnızca dokuz sayı atabildi. Çeyreğin son iki dakikasına 10-2’lik bir seri sıkıştıran Milano, ilk yarı bitiminde farkı 20’ye çıkardı. İkinci yarıya da iyi başlayan ev sahibi ekip, Alba Berlin’in yaklaşmasına ve kendi oyununu oynamasına izin vermedi. Pota altında Kyle Hines, kanat rotasyonunda LeDay, Brooks ve Shavon Shields gibi oyuncularıyla takım savunmasında iyi iş çıkaran Olimpia Milano, bu maçta Alba Berlin’i 55 sayıda tuttu.
CSKA Moskova-Olimpiakos
12. haftanın açılış mücadelesinde CSKA Moskova, evinde Olimpiakos’u ağırladı. Başa baş geçen ilk çeyrekte Olimpiakos adına fark yaratan isim Kostas Sloukas oldu. Sloukas’ın hücumdaki skor katkısı ve takımı çekip çeviren görüntüsü, Olimpiakos’un sığınacağı limanlardan biri gibi gözüküyordu. Mike James’in kenardan oyuna dahil olmasıyla tam sahayı daha rahat geçen ve hücumlarda daha tehditkâr olan ev sahibi ekip, Tornike Shengelia’nın sekiz sayısıyla skorda önde kalmayı başardı. Sloukas, ikinci çeyreğin başında bench’te kalınca Olimpiakos hücumları topun yere vurulmadığı ve en fazla üç pasın döndüğü hücumlara dönüştü. Hücumda ilk çeyrekteki ritminden uzaklaşan ve çemberi görmekte zorlanan Olimpiakos, CSKA’nın tam sahayı hızlı geçişlerine önlem alamayınca soyunma odasına çift haneli farkla geride gitti. Üçüncü çeyrekte ribaundları almaya ve ikinci şans sayılarını değerlendirmeye devam eden ev sahibi ekip, savunmada da, başta Daniel Hackett’ın Sloukas savunması olmak üzere, guardlara baskıyı arttırınca çeyrek sonunda farkı 20 bandına çekti. Son çeyrek öncesinde farkı 20 sayıya çeken CSKA, Georgios Bartzokas’ın da atılmasıyla farkın erimesine izin vermedi ve rahat bir galibiyet aldı.
Zenit-Fenerbahçe Beko
Son haftalarda İspanyol ekipleri karşısında galibiyet yüzü göremeyen Fenerbahçe Beko, bu hafta Zenit deplasmanında bir çıkış yolu arıyordu. İlk çeyrekte kendi oyununu oynamanın yanı sıra Zenit’in de istediği ritme girmesine engel olan temsilcimiz ilk dakikalarda bu yönüyle fark yarattı. Zenit kısalarını üç sayı çizgisinin gerisine püskürtme, perde çıkışlarında şuta izin vermeme ve topun boyalı alana girmesine müsaade etmeme temelli oyun; Fenerbahçe’yi Zenit karşısında bir adım öne taşıdı. Boyalı alanda kurduğu üstünlükle sonuca giden ve yedi farklı oyuncudan katkı alan temsilcimiz, ikinci çeyrekte de Zenit’i ana oyun planının dışında tutmaya çalıştı. Hücumda ve savunmada iletişimsizlik sıkıntısı yaşadığı belli olan Zenit karşısında doğru şutu bulmaya çalışan Fenerbahçe, Danilo Barthel’in hücumda bir opsiyon hâline geldiği düzende Jan Vesely’nin etkili oyunuyla soyunma odasına 32-45 önde gitti.
Üçüncü çeyrekte hücum ribaundlarını toplayıp ikinci şans sayılarını yaratan Zenit, hücumda daha agresif ve daha kararlı durunca işler Fenerbahçe için yolunda gitmedi. 18-2’lik seriyle üçüncü çeyreğe başlayan ve Ponitka-Hollins-Thomas üçlüsünü skora dahil eden düzende Fenerbahçe’yi sindirdi. İşi hücumda çözmek isteyen temsilcimiz, ilk yarıdakinin aksine sabırsız ve aceleci kararlarla sonuç almak istedi ve çeyrek sonunda Zenit hem oyun anlamında hem de skorda Fenerbahçe’yi yakaladı ve son çeyrek öncesinde maç ortaya geldi. Maç boyunca Zenit’in 16 top kaybına karşılık sekiz top kaybı yapan ve son çeyrekte Bobby Dixon’ın da katkısıyla hücumda daha üretken olan temsilcimiz, savunmada da topun karşısında iyi kalarak uzun bir aranın ardından ilk galibiyetini aldı. Barthel’in hücumda opsiyon hâline gelmesi, sağlıklı bir Vesely’nin yapabilecekleri ve en önemlisi Zenit’in geri dönüşüne rağmen temsilcimizin ayakta kalabilmesi; bu haftanın kazançlarındandı.
Maccabi Tel Aviv-Kızılyıldız
Küçük farklarla kaybedilen maçların ardından evinde Kızılyıldız’ı ağırlayan Maccabi Tel Aviv, maça pek istediği gibi giremedi. Karşılaşmaya Ante Zizic’in üzerine hücum ederek giren Kızılyıldız istediğini skorda öne geçerek almayı başardı. Birçok oyuncusundan, perimetrede veya boyalı alanda, skor katkısı alan konuk ekip iyi bir görüntü çizdi. Ancak Othello Hunter’ın oyuna dahil olmasıyla işler Maccabi adına değişti. Hunter’la savunmada Zizic’e oranla daha agresif kalmayı başaran Maccabi, kaptığı toplarla da tam sahayı kullanmaya başlayınca başa baş geçen ilk çeyrek sonunda önde olan taraf oldu. İkinci çeyrekte de Kızılyıldız’ın hücumdaki kötü tercihlerini hızlı hücumlarla cezalandıran Maccabi, Jordan Loyd-Corey Walden ikilisinin skorda aktör olamadığı periyodu pek de iyi değerlendiremedi. Çeyrek sonunda serbest atış çizgisinde skora tutunan konuk ekip için soyunma odasına 41-38 geride gitmek, olabilecek en iyi senaryoydu.
https://i.eurosport.com/2020/12/03/2948779.png
Soyunma odasından dönüşte Kızılyıldız’ı savunmada iyi karşılayan ev sahibi ekip, hücumda istediği üretkenlik seviyesine çıkamadı. Guard rotasyonunun hiçbir şekilde maçın içine giremediği bir akşamda da farkı açmakta oldukça zorlandı. Kızılyıldız, ilk beş dakikasında saha içi isabet bulamadığı üçüncü çeyrekte Jordan Loyd’un skorda yükü çekmesiyle son çeyreğe 56-55 geride girmeyi başardı. Jordan Loyd, üçüncü çeyreğin sonunda silkelenip kendine gelse de dördüncü çeyrekteki hücumların beklenildiği gibi Jordan Loyd üzerinden kurgulanmaması onları mağlubiyete götürdü. Yakın giden maç sonlarını oynama konusunda kötü tecrübelere sahip Maccabi’de Scottie Wilbekin kendi şutunda ısrarcı olmayıp, Elijah Bryant’ı bulunca işler yoluna girdi. Bryant’ın son çeyrekte kaydettiği 14 sayıyla karşılaşmadan 81-76 galip ayrılan taraf Maccabi oldu.
Olimpia Milano-Panathinaikos
Zalgiris Kaunas ve Maccabi Tel Aviv karşısında alınan galibiyetlerden sonra kendi evinde de yenilgi yüzü görmeyip galibiyet serisini sürdürmek isteyen Olimpia Milano, bu hafta kendi evinde Panathinaikos’u ağırladı. Maça topun kıymetini bilerek giren Milano, tek top kaybı yaptığı ilk çeyrekte 22-18 önde olmayı başardı. Kısa oyuncularının orta mesafe şutları ve boyalı alanda kurdukları üstünlük ikinci çeyrekte de devam etti. Savunmada da Panathinaikos kısalarının kendilerine alan açmasına izin vermeyen ve topa baskı konusunda iyi iş çıkaran Milano, soyunma odasına 42-30 önde gitti. Malcolm Delaney’in 12 sayıyla en skorer isim olduğu ilk yarı sonunda rüzgarı arkasına alan ekip, Milano gibi gözüküyordu.
Üçüncü çeyrekle birlikte savunma dozajını arttıran ve Milano kısalarına baskı getiren Panathinaikos kaptığı toplarla hızlı çıktı ve farkı yavaş yavaş eritmeye başladı. Sergio Rodriguez’in eksikliğinde hücumda organizasyon anlamında sıkıntı yaşamaya başlayan Milano’da bir sorun çözücü ortaya çıkmayınca konuk ekip, çeyrek sonunda hem skor hem de oyun anlamında maçın içine girdi. Milano, guardların üzerindeki baskıyı azalttıkça başta Nemanja Nedovic olmak üzere Panathinaikos kısaları rahat hareket etmeye ve birbirlerine boş şutları hazırlamaya başladılar. Dördüncü çeyrekte savunmadaki baskılı oyununu sürdüren ve hücumda Nedovic-Papapetrou- Mitoglou üçlüsüyle aradığı ritmi yakalayan Panathinaikos, geriden gelerek kazandı ve Milano’dan galibiyetle ayrıldı.
Valencia-Alba Berlin
Üst üste üç galibiyet alarak üst sıralardaki yerini sağlamlaştırmaya çalışan Valencia, bu hafta evinde Alba Berlin’i ağırladı. Ancak maçın öyküsü beklenenin aksine Valencia üzerinden değil, Alba Berlin üzerinden yazıldı. Bu hafta öncesinde Euroleague’in en skorer ve en çok asist yapan takımı konumunda olan Valencia, Alba Berlin karşısında maça ritimsiz başladı. Saha içi isabet konusunda zorlandığı çeyreği, serbest atış çizgisinden bulduğu sayılarla geçiren Valencia, ilk çeyrek sonunda 21-27 gerideydi. Alba Berlin, hâlihazırda ligdeki neredeyse her takım karşısında hücumuyla üstün gelebilecek bir seviyede ve oyun anlayışına sahip. Valencia karşısında da sahaya bu mantaliteyle çıkan Alba Berlin, yay gerisinden 10/17’la oynadığı ilk yarı sonunda önde olan taraf olmayı başardı. Üçüncü çeyrekte de Valencia’nın hücumda teklemesini fırsata çevirmeleri malumun ilanının habercisiydi. Kendi potasının altındaki ribaundlarda agresif kalan konuk ekip, tam sahayı hızlı geçtiği her hücumda avantaj yakalama peşindeydi. Ters eşleşmeyi bul ve hemen kullan üzerine kurulu basketbollarını sahaya yansıtan Aito’nun ekibi, üçüncü çeyrek sonunda farkı 18 sayıya kadar çıkarmayı başardı. Ribaundları toplayıp asist üzerinden sonuca gitmeye başladığında tehlikeli bir takım hüviyetine bürünen Alba Berlin, Valencia deplasmanından galibiyetle ayrıldı. Valencia ise kendi oyununu oynamanın yanı sıra rakibinin zaaflarına hücum etme konusunda hiçbir girişimde bulunmayınca işler onlar adına pek yolunda gitmedi.
Anadolu Efes-Baskonia
Khimki ve Kızılyıldız deplasmanlarında alınan galibiyetlerinden ardından evinde Baskonia’yı da mağlup edip galibiyet serisini uzatmak isteyen Anadolu Efes, maça iyi bir giriş yaptı. Hücumda topu paylaşan ve tempoyu kontrol eden taraf olan Lacivert Beyazlılar, ilk çeyrek sonunda 20-17 önde olmayı da başardı. İkinci çeyreğin ikinci bölümüyle birlikte Baskonia’nın hücumda ritim kazanması ve Efes’in parkeye hücum anlamında bir şey koyamaması, soyunma odasına geride gidilmesi anlamına geliyordu. Pierria Henry’nin topa yön verdiği düzende kanatlarda Alec Peters’ı, boyalı alanda ise Tonye Jekiri’yi aktif kullanan Baskonia, soyunma odasına 37-42 önde gitmeyi başardı.
İkinci yarıda Efes, hücumda ritmini hiç bulamazken Baskonia kendi oyununu sahaya yansıtmaya devam etti. Konuk ekip kendi oyununu oynamaya devam ederken Efes adına işler sarpa sardı ve bir yerden sonra kontrol dışı bir noktaya ulaştı. Hazır olmadığınızda ve kendinizi maça veremediğinizde her an sizi avlayabilecek bir takım görüntüsü çizen Baskonia, tam bir Dusko Ivanovic takımı olduğunu ikinci yarıda kanıtladı. Shane Larkin’in skor üretmekte zorlandığı, Vasilije Micic’in ve Krunoslav Simon’un topa yön veren oyuncu rolünde Efes formasıyla gösterdikleri belki de en kötü performansların aynı güne denk gelmesi, Efes’i Ergin Ataman döneminin en ezici mağlubiyetlerinden birine götürdü. 59 sayıyla Ergin Ataman döneminin en az sayı üretilen üç maçından biri olan Baskonia mücadelesi, hiçbir oyuncunun çift haneli skora ulaşamaması açısından da önemini koruyor. Ergin Ataman da maç sonu röportajında oyuncularının makine gibi görülmemesi gerektiğini ve sakatlıklardan dönen oyuncuların antrenmanlarda tam olarak hazır görülmediklerini dile getirerek son yıllarda gittikçe uzayan lig maratonunda böyle galibiyetlerin yaşanabilmesinin normal olduğuna dikkat çekti.
Zalgiris Kaunas-Barcelona
Bu sezonun favori ekiplerinden biri olan Barcelona, Cuma akşamı son haftalarda işleri yoluna koymakta zorlanan Zalgiris Kaunas deplasmanındaydı. Maça hücum potansiyelini ve savunmadaki fizikselliğini hissettirerek başlayan Barcelona, daha ilk çeyrekte işlerin Zalgiris için zorlu geçeceğinin mesajını verdi. Konuk ekip, ikinci çeyrekte Kyle Kuric’in etkili oyunuyla önde kalmayı başarsa da top kayıpları yüzünden farkı açmakta zorlandı ve 10 top kaybına rağmen soyunma odasına 33-39 önde gitti. Nikola Mirotic, Pierre Oriola ve Roland Smiths üçlüsünden toplam 20 sayı katkı alan Barcelona, boyalı alandaki baskın oyununu göstermiş oldu. İlk yarı boyunca Marius Grigonis’ten katkı almakta zorlanan Zalgiris, aradığı katkıyı Rokas Jokubaitis’te buldu. Genç oyuncu, ilk yarıda hem skor hem de organizasyon anlamında takımını ayakta tutan isim oldu.
Üçüncü çeyreğe 9-2’lik seriyle başlayıp rakibine motivasyon olarak maçın dışına itmek isteyen Barcelona’da top kayıpları buna engel oldu. Üçüncü çeyrekte yapılan tam dokuz top kaybının birçoğu canlıydı. Canlı top kayıplarını değerlendirerek sonuca giden Zalgiris Kaunas, geçiş hücumlarıyla çeyrek sonunda maçın içinde kalmayı başardı. Dördüncü çeyrekte top kayıplarını biraz olsun sınırlayan ve hücumda doğru şutu bulmaya çalışan Barcelona, yarı saha savunmasında da geçilmeyince farkı çift hanelere çekti ve Zalgiris Kaunas deplasmanından da galibiyetle ayrılarak zirvedeki yerini korudu.
Bayern Münih-Khimki
CSKA Moskova ve Panathinaikos karşısında alınan mağlubiyetlerinden ardından kendi evinde galip gelerek yeni bir seri inşasına girişmek isteyen Bayern Münih, bu hafta Khimki’yi ağırladı. Maça iyi hücum ederek başlayan Bayern Münih, çeyreğin ikinci bölümünde hücumlardan boş dönerken Khimki’nin de tempoyu yukarı çekmesine ve geçiş oyunlarında üstünlük kurmasına engel olamadı. Boyalı alandan 6/8’yla, üçlük çizgisinin gerisinden de 3/6’le oynayan Khimki, ilk çeyrek sonunda bir adım önde olmayı başardı. İkinci çeyreğe de iyi başlayan Khimki, Greg Monroe’nun da etkili oyunuyla farkı çift hanelere kadar çekse de çeyreğin ikinci bölümünde 15-2’lik bir seri yakalayan Bayern Münih, soyunma odasına 43-40 önde gitmeyi başardı. Wade Baldwin’in maç içinde tutturduğu ritmi, Paul Zipser’in içeriden ve dışarıdan bir opsiyon hâline gelmesi Bayern Münih’i ayağa kaldırdı. Hücumdaki yüzdeli oyun sonrası Khimki’nin hızlı çıkmasına müsaade etmeyen Bayern Münih, yarı sahada da adam takibini doğru yapınca kendi oyununu maç içinde buldu. Üçüncü çeyrekte Alexey Shved’in 12 sayısı Khimki’yi ayakta tuttu ancak dördündü çeyrekle birlikte Bayern Münih, tekrardan tempyu kontrol etmeyi başaran taraf oldu. Oyunu dikte eden ve pozisyon sayısını olabildiğince azaltarak konuk ekibi çıkmaza sürükleyen Andrea Trinchieri’nin ekibi karşılaşmadan 80-77 galip ayrıldı.
Real Madrid-Asvel
Geçen hafta Barcelona karşısında alınan sansasyonel galibiyetin ardından Salı akşamı erteleme maçında Panathinaikos’u mağlup eden Asvel, Real Madrid deplasmanına da oldukça moralli geldi. 12. haftanın kapanış mücadelesinde galip gelen taraf Real Madrid olsa da Asvel son haftalarda üzerine konuşulacak seviyede bir basketbol oynuyor. Barcelona ve Panathinaikos maçlarında çizginin gerisinden 30/45’le oynayan Asvel, Real Madrid karşısında da maça ilk çeyrekte 6/7 üçlük atarak girdi. Guerschon Yabusele’nin hücumda aktör olduğu ilk çeyrekte yay gerisinden oldukça yüzdeli oynayana ve savunmada guardlara baskıyı ön plana çıkaran konuk ekip, ilk çeyrek sonunda 19-26 öndeydi. İkinci çeyrekte de yay gerisinden yüzdeli atmaya devam eden Asvel, Sergio Llull’un oyun kurucu pozisyonuna geçip rollerin net dağıtıldığı Real Madrid beşini de savunmada iyi karşılayınca soyunma odasına çift haneli farkla önde gitmeyi başardı.
Üçüncü çeyrekte de, tıpkı Barcelona ve Panathinakos maçlarında olduğu gibi, final maçına çıkmışçasına bir konsantrasyon seviyesinde olan Asvel, sabırlı olup, doğru şutu bulmaya çalıştığı hücumlarla farkı korumayı başardı. David Lighty ve Norris Cole’un da üçüncü çeyrekte hücumda ağırlığını koyması, rüzgarın tamamen Asvel’in arkasından esmesi anlamına geliyordu ancak son çeyrekte işler değişti. Son çeyrekte yüzdeli hücum etmekte zorlanan Asvel, savunmada Real Madrid’in yaklaşmasını engelleyemedi. Çeyrek başında Rudy Fernandez’in attığı iki üçlükle başlayan Real Madrid fırtınası, Fabien Causeur’ün penetreleri ve Llull’un organizasyon becerisiyle birleşince Real Madrid sahadan 91-84 galip ayrılan taraf oldu. Cuma akşamı özelinde Asvel sahada yüzdeki hücum eden bir beş yakalamış ve TJ Parker iyi giden beşi bozmak istememiş olabilir veyahut Salı akşamı oynadıkları erteleme maçının yorgunluğunun etkisi, artık kendisini son çeyrekte hissettirmiş olabilir. Zira bu hafta Asvel için çift maç haftasıydı.
Basketbol
Vanessa Bryant’tan Yürek Burkan İstek
25/10/2021 - 05:20
Basketbol
Curry'den Lebron için süreklilik övgüsü
10/10/2021 - 06:37